تخطٍ إلى المحتوى

Beyaz

الفصل 1 · قراءة 8 دقيقة

Beyaz

الفصل 1

Raxeria.

!Uyarı!

Bu kitap, şiddet ve küfür vardır.

-Minho anlatımı-

"Ne demek dosya ortalıkta yok?!"

Sinirden kalp krizi geçirebilirdim. Bir dosya emanet etmiştim onu da kaybetmişler.. Aptallar ben niye güveniyorsam zaten.

Derin nefes alıp karşımda duran kardeşime baktım. Sanırım kendini suçlu hissediyordu. Oflayıp göz işaretleri ile yanıma gelmesini istedim.

Kardeşim yanıma geldiği gibi saçını karıştırdım ve memnuniyet bir ifade ile ona baktım.

"Çillerin ortaya çıkmış Yongbok."

"Onları sevmiyorum.."

Gülümseyip ayağa kalktım ve yanaklarını okşadım.

"Ama ben seviyorum. Hem, kendini üzme. Senin bir suçun yok. Kimin iyi kimin kötü bir çalışan olduğunu bilmiyordun."

Diyip karşımdaki adama baktım ve yüz ifadem yine değişti. Elim bu sefer silahıma geçti.

Silahımı aldığım gibi adam konuşmadan vurmuştum. Yongbok ise titreyerek kan için de yatan adama bakıyordu ve evet kan gördükçe korkuyordu.

"Artık buna alışman gerek Yongbok. Korkak gibi davranmayı bırak." Diyip sigaradan bir dal alıp yaktım.

"Çık ve ilaçlarını iç. Ben gel diyene kadar da gelme." Demem ile Yongbok başını eğip ofisten çıktı. Ben ise yan koltukta oturan Hyunjin ve Changbin'e baktım.

"Siz niye öyle manken gibi oturuyorsunuz?" Dedim bıkkınlıkla.

"Ne, dosyayı bulmamızı falan mı bekliyorsun? Biraz da sen yardım etsen ölür müsün?" Hyunjin bunu demesi ile Changbin de konuştu.

"Cidden, bir kerecik bile olsa yardım etsen.."

Göz devirip ikiliye baktım ve bilgisayarı kapatıp sigarayı söndürdüm. Silahımı alıp ayağa kalktım.

"Yürüyün gidiyoruz,"

Hyunjin şaşkınlıkla Changbin ile kalktı ve cevap verdi. "Nereye gidiyoruz?"

"Chan'ın yanına, dosyanın için de flash bellek vardı. Chan, flash belleğin nerede olduğuna bakabilir. Otomatikman dosyayı da buluruz."

Hyunjin sırıtıp yanıma geldi ve birşey istercesine bana baktı. Ben ise bıkkınlıkla "Hayır." Dedim

Hyunjinin de yüzü düşüp yürümeye devam etti. Daha sonra karşı binaya geçip en üst kata çıktı. Kapıyı tıklatma zahmetinde bulunmadan hemen açtım.

Chan ise bilgisayardan birşeylere bakıyordu ve zafer gülümsemesini yapıp not aldı. Fotokopiyi bana verdi.

"Bune?" Dedim kağıda bakarken.

"Dosyanın nerede olduğunu ile ilgili bilgiler."

Şaşkınlıkla Chan'a baktım ve kağıda bakmaya devam ettim.

"Sen nereden öğrendin-"

"Yongbok söyledi"

Sırıtarak kağıdı cebime attım ve Chan'a sağol diyecesine başımı sallayıp odadan çıktım.

"Evet.. Bakalım neredeymiş bu dosya.."

Göz gezdirirken kaşımı çattım ve fotoğrafa baktım. Bir ev, kimin eline geçti bu..

"Sikeyim.."

Sinirle kağıda bakmaya devam ettim. Dayanamayıp Hyunjin'i çağırdım.

"Hwang!"

Hyunjin koşturarak yanıma geldi. "Soy adımı söylediğine göre önemli birşey var herhalde. "

Kağıdı ona verdim ve, "Bu evde kim oturuyorsa bul onu bana." Diyip ofisime gittim.

-Jisung Anlatımı-

Yine bir gün ve yine kütüphane versiyonu. Çantamı alıp kütüphaneye gittim. Orada biraz çalışıp yorgunluk üstüne biraz kahve içmek istedim ve bir kafeye gidip kahve aldım.

Bir masaya oturup telefona bakarken bir adam karşıma oturup dik dik bana baktı ve bir dosyayı bana verdi.

"Bu dosyayı sana hediye olarak veriyorum. İyi ki doğdun Han Jisung."

Diyip hemen kalkıp gitti. Nereye gittiğine bakmak için onu takip edeceğim sırada arabaya binip gitmişti. Bu dosya ne ya.. Siyah renkli, iğrenç.

Ama dosya da ne var merak ediyordum. Dosyayı açıp içindekilere baktım. Bunlar kim böyle, bir sürü isim ve fotoğraf. Kanıtlar falan vardı..

Kağıtlara göz gezdirdikten sonra dosyanın diğer sayfalarına bakmaya devam ettim. Bir sayfa da Flash Bellek vardı ama üstünde önemli yazan bir Flash bellekti..

Hadi ama, içinde ne olabilir ki? Saçma sapan şeylerdir öyle değil mi? Ama bakmak için can atıyorum şuan. Eve gidip bakmak en iyisi. Eşyalarımı toplayıp dosyayı da aldıktan sonra hemen eve gitmek için otobüs'e bindim.

~Evde~

Eve vardığım gibi çantamı bırakıp hemen odama geçtim. Bilgisayarı açıp flash belleği taktım ve içindekilere baktım.

"Fotoğraf, fotoğraf, ve yine fotoğraf.. Of ne saçma sapan fotoğraflar böyle! Hep belgelerin fotoğrafı var.."

Biraz daha göz gezdirdikten sonra bir fotoğraf gözüme dikilmişti.

"Lee Minho kim ya.." Biraz daha aşağı kaydırdım belgenin fotoğrafı,

"Dostum şaka olmalı.. Cidden bir adamın Lee Minho'ya Tonlarca dolar bir borcu mu var?"

Sıkıldığım için biraz da videolara bakmak istedim. Videolara bakarken bir videoda ses kaydı vardı.. Merak edip ses kaydını açıp dinlemeye başladım.

"Bir yer var doktor.. Kapkaranlık, kapıları kilitli, dış dünya yok.. Zinciri kafasına dolanmış bir köpek gibi ezdim onu. Dövdüm, aç bıraktım, öyle şeyler yaptım ki.. Aklının sınırlarını kırdım."

"Sen.. Sen nasıl yapabildin bunları? Yoksa.. Zamanın da aynılarını sana da mı-"

"Saçmalama! Bana kim ne yapabilir? Hem geç bunları.. Jeongin'e bunları yapan.. Senin ailene, neler yapar? Onu düşün."

"Jeongin yarın hastaneye sevkedilecek.. Tamam? Beni de daha fazla tehdit etmene gerek yok.."

"Aşk olsun doktor ya.. Tehdit yok, ben sadece olacakları söylüyorum.. Hani Jeongin sevk olmazsa yarın.. Ne yaşayacağını anladın.."

"... Evet, evet anladım."

"Çok güzel.. İşte bu, görmek istediğimiz bu.. Bakın modern tıp eğitimi almış insan böyle olur işte.. Harika doktor, bravo.. Görüşmek üzere.."

(Kapı sertçe kapanır)

Ses kaydını dinlediğim gibi hemen bilgisayarı kapatmıştım, ama flash belleği çıkarmamıştım. O kimdi ve Jeongin denen kişiden ne istiyordu?..

Bunları düşünürken kapının sesini duydum. Odadan çıkıp kapıya gittim ve kapıyı açtım.

Kapıyı açtığım gibi silahlı adam silahı bana doğru tuttu bende panikle ellerimi havaya kaldırıp geri çekildim. "Ne oluyor!.. Savaş alanı gibi giriyorsunuz!"

Adamlar dinlemeden eve girip etrafı aramaya başlamıştı. Eve en son 3 kişi daha girdi. Çok korkunç duruyorlardı.. Adamlardan biri yanıma gelip çenemi tuttu ve, "dosya nerede?" Dedi.

"Ne.. Ne dosyası?"

"Aptal numarası yapmayı kes Han Jisung!" Bunun üstüne yumruk atmıştı.. Tek attığı yumruk ile dudağım patlamıştı.. Sikeyim..

"Üst katta yemin ederim ki üst kattaki ilk odada.."

Adam dik dik bana baktı daha sonra yanındaki adama işaret verdi. "Git al dosyayı ve içindekilere bakmış mı kontrol et."

Evet şimdi hapı yutmuştum. Adam üst kata, odama çıkıp etrafa baktı, bulmuştu da.. Herşeyi kontrol ettikten sonra dosya ile yanımıza gelip bana baktı. Dosyayı havaya kaldırıp, "Cidden, herşeye baktın mı? Canına mı susadın sen?"

Evet susasım sanki polise vercem bunları. Aptallar.

"Bu dosyayı isteyerek almadım. Bir adam ben kafedeyken yanıma gelip doğum günü hediyesi olarak verdi ve ben cevap vermeden gitti-"

"Bu bizi ilgilendirmez Han." Demesi ile sözümü kesti.

"Götürün şunu, bir süre misafirimiz olacak."

-Minho Anlatımı-

Tam olarak 2 saat olmuş hâlâ onları bekliyordum. Telefonumda gezinirken Hyunjin aramıştı. Pekala sanırım buldular. Derin nefes alıp telefonu açtım.

"Söyle"

"Minho dosyayı aldık ama çocuk herşeyi kurcalamış."

"... Odama getirin."

Telefonu yüzüne kapattım. Biraz boş boş bilgisayara bakıp elimdeki kalemi fırlatmıştım. Gözlerimi kapatıp sakin olmak için tanrıya dua ediyordum sadece.

Bir süre sonra kapı açılma sesi ile gözlerim o tarafa döndü ve karşılaştığım manzara ile soğuk ifadem daha da belirginlendi.

"Yongbok, çık dışarı." Diyip silahı elime aldım ve bu han jisung'a hedef aldım. Yongbok bu sefer inkar edip silahı kavrayıp indirdi.

"Herşeyi böyle öldürerek çözemezsin abi.."

"Sen karışma, onları görmemesi gerekirdi."

"Ceza verirsin. Yanında tutarsın abi olmaz mı?" Derken Hyunjin'e baktı Yongbok. Bunun üstüne Hyunjin öne atılıp, "Yongbok haklı. Herşeyi böyle can kıymakla çözemezsin.."

Sinirle ikiliye baktım ve iç çekip silahı masaya bırakıp önüdeki çocuğa baktım.

"Kaç yaşındasın sen."

"24 yaşındayım.."

Kaşımı çatıp daha keskin bir şekilde baktım. 24 yaşında birinin bu kadar saf olması çok garipti.

"Dosyadaki herşeye baktın mı?"

"Evet baktım"

Net cevaplar veriyordu, sanki hiç korkmuyormuş gibiydi.

"O ses kaydı ve videolar?"

"İzledim."

"Peki izlerken korktun mu?"

"..."

Garip, buna cevap vermemişti. Sadece bana bakıyordu. Derin bir nefes alıp çocuğun karşısına geçip çenesini kavradım.

"Cevap ver."

Bana bakması, beni daha da sinir ediyordu. Sakin kalkıp kalmamak ile gidip geliyordum sadece. Çocuğun çenesini bırakıp dosyayı aldım ve kasaya bıraktım.

"Alın şunu, Yongbok'un odasına götürün."

-Felix Anlatımı-

Jisung ile odama geçmiştik, kapıyı kapatıp yatağa oturdum. "Burası artık ikimizin odası," Diyip gülümsedim.

"Ben Felix, sen de Jisung olmalısın?"

"Evet.. Jisung ama senin adın Yongbok olduğunu sandım."

Gülümseyip başımı hayır anlamda salladım. "Hayır, adım Yongbok değil. Abimler ve iş arkadaşları bana öyle der, ama sen Felix diyebilirsin"

"Anladım.."

Gülümseyip dolaba yöneldim ve iki toka aldım. Mavi olanı Jisung'a, pembe olanı ise kendi saçıma taktım.

"Çok güzel olduu" Dedim neşeyle, Jisung bana çok garip bakıyordu.

"Daha yeni tanışmış olduğun bir insana nasıl bu kadar samimi olabiliyorsun?"

Bu sefer gülüp saçımı düzelttim ve cevap verdim.

"Ben hemen herkese güvenirim, tabi abim bu konuda hiç memun değil ama olsun."

"Sen abini seviyor musun?"

"Tabi kii! Abim olmasaydı sanırım ne yapardım bilmiyorum"

"Anladım.."

-Hyunjin Anlatımı-

Yongbok ile Jisung odasına gittiğin de Minho ve Changbin'le tek kalmıştık. Changbin bir dosyayı karıştırıyor, Minho ise İmzalanması gereken evrakları imzalıyordu.

Sıkıntıdan Changbin'in yanına oturup hangi dosyaya göz gezdirdiğine baktım ve kaşımı çattım.

"Sen ciddi misin?"

Chsngbin sesimi duyması ile hemen dosyayı kapattı. "Aptal mısın lan, ne öyle sessiz sessiz yanıma geliyorsun?"

"Sen neden hâlâ onun olduğu dosyaya bakıyorsun?"

"Uzun süredir ona bakmıyoruz.. Ya öldüyse? Chan'a ne diyeceğiz."

"Yang Jeongin mi?" Dedi Minho bize bakarak. Yerinden kalkıp yanımıza geldi ve camdan dışarı baktı.

"Ölme imkanı yok, o kadar aç bıraktık ama hâlâ yaşıyor. Kaç canı varsa artık.."

"Minho.. Gidip bakalım."

-Minho Anlatımı-

Changbin'in gidip bakalım demesi ile başımı olumlu anlamda sallayıp açılmamış su şişesini aldığım gibi depoya gittik.

Kapının kilidini açıp içeri girdiğimiz de Jeongin yatağın da yatmış bir şekilde uyuyordu ona yaklaştığım da dehşet derece de kilo vermiş, kemikleri belli oluyordu artık.

Su şişesini masaya bırakıp Jeongin'in saçını kavrayıp çektim ve tabiki de uyanmıştı. Korkuyla bana bakış gözleri dolması beni o kadar mutlu etmişti ki..

"Abi.. Yemin ederim özür dilerim vurma!"

Gerileyip duvara yaslanmıştı. İnce eski ve yıpranmış battaniyesini kendine çekmişti. Gözleri dolmuştu neredeyse ağlayacaktı.

"Özür dilerim lütfen!!"

Hyunjin ve Changbin, Jeongin'e dik dik bakarken ben su şişesini alıp Jeongin'e uzattım.

O almaktan korkmuştu. Sanırım içine birşey koyduğumdan şüphe ediyordu.

"Açılmamış su şişesi al."

Tekrar uzattığım da bu sefer titreyerek elimden su şişesini almış zor da olsa açıp içmişti. Başını eğip ağlamak istedi ama ben birşey yaparım diye ağlayamadı.

Biraz bekledikten sonra Jeongin'e tokat attım. Bunun üzerine Jeongin başını duvara çarpmıştı. Sesi titreyerek bana bakmıştı.

"Jeongin.. Seni küçük aptal!"

Bir tokat daha atmıştım. Jeongin ağlamaya başlaması ile daha da sinirlenip bir tokat daha da attım. Yanağın da el izim çıkmıştı.

"Sen hatırlamazsın.. Ama ben sana yine hatırlatayım, sen daha 10 yaşındayken senin baban! Benim ailemi ateşe verdi!" Demem ile yumruk yedirdim ona defalarca.

"Sen 16 yaşındayken.. Sana dedim ki, 'Ailemin intikamını.. Senden alacağım' demiştim!."

Bir yumruk daha atmıştım. Saatlerce dövmüştüm onu, artık yeni morarık ve kızarıkları vardı. Kravatımı düzenleyip Hyunjin ve Changbin'i beklemeden şirketten çıkıp Jeon Şirketine gittim.

.
.
.
.

𐙚⚡︎

İlk bölümün sonuna geldiniz efendim kendimi tanıtmak isterim. Ben Ecrin, yeni bir sayfa açıp kitap yayınlamaya başladım. Eski hesabım kapandığı için buradan yeni kitaplar yayınlayacağım artık. Umarım 'Beyaz' kitabını beğenirsiniz iyi okumalar dilerim efendim 🙌🏼

(Bu kitabı wattpad hesabımda da bulunmakta, TikTok ve instagram hesabım blooddflowerr)

~Ecrin

07.12.2025

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.