Skip to content

BERCESTE

Chapter 18 · 11 min read

BERCESTE

Chapter 18

18

•

Ayça hanımın geleni müşteri sanıp Fransızca karşılamasıyla ancak kıpırdayabildim.

Ayaklarıma tonlarca kütle bağlanmış gibi adım dahi atamadım.

-"Monsieur...?"

Var gücümle yutkunup gözlerimi kırpıştırdım. Gözlerimiz öyle kenetlenmişti ki sanki ikimizde soyutlanmıştık.

-"Hoşgeldin." dedim ruhumda çiçekler yeşerirken.

Sert kemikli çehresi bir ifade barındırmazken ben gözlerinin parıldamasına bitiyordum.

-"Tanışıyor musunuz ?"

Yandan Cihangir'e bakmak o an öyle zor gelmişti ki ! Gözlerimi bir saniye bile Kuvars'tan çekesim yoktu.

-"Evet.." dedim duraksayarak.

-"Ah hoşgeldiniz öyleyse." Ayça hanım öne doğru bir adım attığında Kuvars bakışlarını ona çevirdi.

-"Teşekkür ederim." dedi nezaketli ancak soğuk tavrıyla.

Kokusu şimdiden ciğerlerime yer etmeye başlamıştı. Bunca çiçeğin arasında kokusunu ayırt etmek benim için özeldi.

-"Bir şey içer miydiniz ? Kusura bakmayın etrafı toparlıyorduk." diye sordu Ayça hanım.

Kuvars kabanını düzeltip başını salladı.

-"Hayır sağ olun."

Ortamın gergin bir ip gibi olmasından dolayı usulca yürüyüp ellerimi çiçeklerin olduğu tezgahta bulunan küçük muslukta yıkadım.

-"Loya'cım ben kapatırım sen arkadaşına eşlik et. Oğlum sende gidebilirsin." Ayça hanım dükkanın arka tarafında bir odada kalıyordu. Bu yüzden biz çıktığımızda içeriden kilitliyordu.

-"Tamam anne." Cihangir kalktığı masadan askılığa ilerledi.

Ellerimi kurulayıp oradan geçtim. Askıdan aldığı montumu ve çantamı bana uzattığında titreyen ellerimle aldım.

Başımı kaldırıp tam yanımda duran adama döndüm. Gözü üstümdeydi.

Başımla dışarısını işaret edince bir şey söylemeden kapıyı açtı ve kenara çekildi. Yanından yürüyüp çıktım. Cihangir de arkamızdan gelirken Ayça hanım kapıyı kapattı.

Ne yapacağım hakkında en ufak fikrim yoktu. Artık saat geçti ve Kuvars yanımdaydı. Böylece sokakta mı duracaktık ?

Yanından ayrılmak istemiyorum !

-"Şey...yukarı çıkalım mı ?" dedim utana sıkıla parmaklarımla oynarken.

Cihangir otelin yeşil kapısının önünde durmuş bir bana bir Kuvars'a bakıyordu. Kuvars da onu fark etmiş gibi ters bir bakış attı.

-"Ben kalacak bir yer ayarladım. Gel gidelim."

Kalbim avucunda sıkışıyormuş gibi nefesim kesildi.

-"Burada boş yer vardır. Var mıdır Cihangir ?" Başımı çevirdiğimde bana alttan alttan baktı.

-"Vardır vardır." diye geveledi ağzının içinde.

Buraya kadar gelmişken başka yere ne gerek var değil mi ama ?

Kuvars sert bir soluk alıp binaya öylesine baktı. Şuan ki durumumuzdan ötürü araftaydım. Kuvars kalbime ne kadar yakınsa bana bir o kadar yabancıydı. Ne diyeceğime karar veremiyordum. Yüzünden de bir şey anlaşılmıyordu.

-"Gel." dedim en sonunda.

Cihangir kapıyı açınca ilk ben girdim. Peşimden Kuvars girdi.

Bizimle git gide yakın olan amcayla Cihangir konuştu. Alt katımızda boş olan odanın anahtarını vermişti.

-"Teşekkür ederim." dedim Cihangir'e. Sonra Kuvars'a döndüm.

-"Bu taraftan." diyerek merdivenleri işaret ettim.

-"Kim bu herif ?" Merdivenleri çıkarken yanımda olan Cihangir dudak hareketleriyle sessizce sordu.

-"Anlatırım." dedim fısıldayarak.

Kuvars'a tuttuğumuz odaya hiç uğramadan bizim kata çıktık. Kuvars da sessiz sakin takip ediyordu. İçim içime sığmıyor resmen. Bir nefeslik yakınımda.

Benim için geldi !

-"Ben yatıyorum. Bir sıkıntı olursa söylersin. Sabah kahvaltıda görüşürüz bu sefer sen kaldır ben yoruldum."

Cihangir kapısını açarken ister istemez gülümsedim. Durumdan hiç hoşlanmadığı somurtan yüzünden öyle belli ki.

-"İyi geceler görüşürüz." dedim arkasından.

Sonrasında hala varlığına inanamadığım adamla yüz yüze kaldım.

Yerimde heyecandan kıpırdanıyordum.

Yanaklarımın içini ısırmaktan yer etmeye başlayacaktı. Ayaklarıma güç bela hareket yetisini kazandırıp odamın kapısına yürüdüm.

İçeri birlikte girdiğimizde burada onsuzluğa ağladığımı düşünüp içimden gülümsedim.

-"Eğer-"

Tam böyle bir soluklanmış ona dönmüştüm ki dip dibe kaldık. Hızla inip kalkan göğsüm göğsüne olan yakınlığıyla sıkışmaya başladı.

Gözleri hemen değişmişti. Usul usul parmağı çeneme değdi. Oradan yanağıma çıktı.

Yüzünü eğdiği için onu net göremiyordum. Ama o ılık nefesi yüzümün her bir yanına değiyordu.

-"Etrafımda olmana çok alıştım." dedi kısık etkileyici bir sesle.

Ölecek miyim ?

Bakıyım.

Yok atıyor.

-"Loya bana ne yaptın ?" Sesi git gide boğuklaştığında gözlerim kendiliğinden kapandı.

Yalnızca hissettim.

Soğuk ellerini , sigarayla harmanlanmış güzel nefesini. Ve sonsuz huzurunu.

Tenimi karıncalatıyordu ancak çok hoş bir histi. Söyledikleri ise cabası.

Yarı uyuşuk halde avuçlarımı destek almak için sert göğsüne yerleştirdim.

-"Kuvars..." Sesimi ben bile zor duyarken o duyup bir mırıltı çıkardı.

Burnu tam yanağımdaydı. Değmiyordu ama nefesi yetiyordu.

Yakınlığı...ah soluk kesiyor.

İnanamıyorum. Tek kelimeyle inanamıyorum.

-"Bunun ne olduğunu çözmeme izin ver. Belirsizlik , sensizlikle birleşince çok çaresiz oluyormuş."

Tanrım şaka mı bunlar ?!

Kuvars neler diyordu neler hissediyordu ?!

Şimdi düşeceğim.

-"Seni almaya geldim. Gelir misin benimle ?"

Dünyanın öteki ucuna bile gelirim.

Birleşen sıcak nefeslerimizin kuruttuğu dudaklarımı ıslatıp kirpiklerimi kaldırdım.

Çok utanıyordum. Fazla fazla çekiniyordum. Hatta çoktan yüzüm yanıyordu.

-"Sen varsan...gelirim." diye fısıldadım dudaklarına doğru.

Dudağının kenarı yukarı doğru kıvrıldı. Karnıma bir sancı saplandı.

Bir kaç santim geri çekilir gibi oldu ama yeniden yaklaştı.

-"Kesinlikle iyi değilim. Bana tuhaf şeyler yaşatıyorsun ufaklık." derken kendi kendine alay ediyor gibiydi.

Göğsüne değen ellerimin altında ateş varmış gibi yanmaya başlamıştı.

Ne kadar da sıcak ?

-"Kötü şeyler mi ?" diye sordum başımı biraz daha yukarı kaldırıp.

Az kalsın dudaklarım yüzüne değecek , kalbim de duracaktı. İhtimali bile vücudumu dondurdu.

-"Göreceğiz." derken dilini dudağında gezdirdi.

Bacaklarımda derman kalmadı.

Öyle uzun dakikalar boyunca sessiz durduk. Birbirimizi dibine kadar yaşıyorduk.

Sonra geri çekilmesiyle büyük bir boşluk oluştu.

-"Geç oldu. Şimdi yat yarın konuşuruz." dedi ve elini de yanağımdan ayırdı.

Üzülmüştüm.

Orada durmasını seviyordum.

-"Uykum yok." dedim direk.

Çok mu belli ettim ?

Çenesini sıkıp gömleğinin yakasını çekiştirdi ve bir adım geri çıktı.

-"Dinlenelim yine de."

Ayrılmak istemediğimi söyleyemem. Mecbur uzak kalacağım.

-"İyi geceler." dedim odamdan ayrılışını izlerken.

Başını hafifçe eğip ağır adımlarla alt kata indi.

Uzun zaman üstüne güzel bir uyku çekmenin vakti geldi.

'

Sabah olduğumdan , hatta sandığımdan daha fazla enerjiyle uyandım. Çok çok iyi görünme isteğiyle sabahın erken saatlerinde duşa girdim.

Saçlarımı özenerek dalgalandırdım ve yüzüme doğal ama hoş bir makyaj yaptım.

Olmuştu sanki. Oldu oldu.

Bir heves ayağa kalkıp dolaba ilerledim. Giyecek kıyafetim kalmamıştı. Bütün kalın ve kapalı parçalarımı giyinmiş kirletmiştim.

Bu yüzden mecburen kışlık elbisemi askıdan çekip giyindim. Otelden olur da çıkarsam kendime bir iki parça kıyafet alırdım.

Getirdiğim kemeri belime taktıktan sonra elbiseyi düzelttim.

Altına diz üstü koyu kahverengi çizme geçirip son kez kendimi kontrol ettim.

Tamam hazırım.

Sakinim ve iyiyim.

Yalnızca kalbim fena çarpıyor.

Titremeden duramayan ellerimle kapının anahtarını alıp odadan ayrıldım. Nefeslerimin saniyeler geçtikçe hızı artıyordu.

Saçma sapan sevincimle ilk önce Cihangir'in kapısına yöneldim. Kapıyı çaldığım gibi açıldı.

Hemen kapının önüne bir büyük bavul duruyordu.

Şaşırıp kaşlarımı çattım.

-"İşler iyice sarpa sarmış acilen dönmem gerekiyor." dedi şaşkınlığımı görünce.

-"Kötü bir şey mi oldu ?" diye sordum.

-"Daha kötü ne olabilir dedikçe bir yenisi ekleniyor. Halledeceğim. Numaram sende var. Döndüğünde beni aramazsan bozuşuruz."

Dışarı çıkıp kapıyı kapatırken kenara kaydım. Bavulunu kaldırdı ve apar topar merdivenlere yöneldi.

-"Tabiki arayacağım."

-"Lan siktir " O aceleyle bavulu bir anda merdivenlerden düşünce gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

-"Üstümde bir cenabetlik var."

Alta inip bavulunu kaldırırken söylediği şey üzerine bu sefer küçük bir kahkaha attım.

-"Söyleme öyle." dedim hala gülerken.

Otel sahibi merdiven boşluğundan bakınca Cihangir sorun yok dercesine elini salladı.

Tam o sırada yandaki kapı geri açıldı. Muhtemelen çıkan gürültüye bakmak için çıkan Kuvars gözlerini gözlerime dikince gülümsemem düz bir çizgi haline döndü.

-"Rahatsız ettim kusura bakma bavul kaydı." dedi Cihangir çıkarttığı sesten dolayı.

-"Önemli değil." dedi Kuvars ve kapıyı tamamen açarak kapının önüne çıktı.

Üzerinde dün geceden kalma pantolonuyla üstten düğmeleri açılmış gömleği vardı.

-"Cihangir...gidiyordu. Dün tanıştıramadım. Kuvars...Cihangir. " dedim her iki tarafa da göz gezdirip.

Cihangir elini bavulundan çekip Kuvars'a uzattı.

-"Memnun oldum. "

Kuvars da uzattığı elini geri çevirmeden sıktı.

-"Bende öyle." dedi soğuk halini takınıp.

Cihangir yeniden bana baktı. İç çekip gülümsedi.

-"Sayende çok sevdiğim bir seyahat oldu. Kendine iyi bak ve söylediklerimi unutma."

Kollarını açtığında ona kısa sürede beslediğim sevgiyle çekinmeden sarıldım. Ellerini sırtıma koyup sıkıca sardı.

-"Benimde öyle. Benden bıkmadığın için teşekkür etmeliyim." diyip kıkırdadım ve devam ettim.

-"Güçlü ol...her şeyin üstesinden geleceğine eminim." dedim inanarak.

Geri çekilip göz devirdi.

-"Ne bıkması deli ? Asıl ben sana teşekkür ederim.Çok az vaktim var. Ben kaçıyorum."

-"İyi yolculuklar." dedim peşinden.

Böyle kardeşimi yolcu ediyormuş gibi hissettim. Aldığım derin solukla sağıma döndüm.

Kuvars çenesini sıkmış boş gözlerle bakıyordu.

-"Duş alacağım." Başka söz söylemeden arkasını dönüp odasına girince ağzım aralık kaldı.

Ne yani o kadar mı ?

Gücümü toplayıp kapısını tıklattım. Saniyeler içerisinde açılmıştı açılmasına ama benim nutkum tutulmuştu.

Ağzımı son anda kapatıp kuruyan boğazım için güçlükle yutkundum.

Ahşap kapıya omzunu yaslamış bana soru sorarcasına bakıyordu.

Ben mi ? Ben yokum şuan.

-"Bir şey mi diyeceksin ?"

Sen böyle altında yalnızca boxer ile dururken ne diyeceğimi hatırlayabilir miydim ?

-"Kahvaltı...evet şey kahvaltı diyecektim." Aptal.

Ama alışık değilim ki ! Öyle bir vücudu vardı ki nefes bile nasıl alacağımı unuttum.

-"On dakikaya gelirim dışarıda yaparız. " diyince başımı sallayıp kapıdan uzaklaştım.

Kapattığı gibi ellerimi küt küt atan kalbimin üstüne koydum.

Bu adama yürek dayanmaz.

'

Yakınlarda bir restoranda karşılıklı oturmuş kahvaltı yaparken bu ortamda olmaktan huzursuzdum. Her şey normalmiş gibi oturup bir şeyler yerken boğazımdan aşağı gitmiyordu.

-"Arkadaşın mı ?"

O kadar uzun zaman konuşmamıştı ki bir anda sesini duyunca irkildim. Başımı öylece baktığım tabaktan kaldırdım.

-"Kim ?" diye sordum saf saf.

Biçimli kaşını sinirli sinirli kaldırıp tabağını ileri itti ve sigara paketine uzandı. Ardından bir sert bakışıyla aklım yerine geldi.

-"Cihangir mi ?" derken yüz ifadesiyle onayladı.

-"Adı her neyse." dedi umursamazca.

Yanaklarımın içini ısırıp oturduğum yerde dikleştim ve elbisemin kayan yakasını düzelttim.

-"Uçakta tanıştık. Evet arkadaşım." diye sorusunu yanıtladım.

Niye sormuştu anlamadım.

Sigarasını yakıp çakmağı masaya neredeyse vurarak koydu. Fazla sinirli.

Zaten otelden çıkarken de yüzü beş karıştı.

-"Yeni tanıştığın her adama sarılır mısın ?"

Ne ?

Yüzünün her bir köşesini inceleyip düşüncelerime çeki düzen verdim.

-"Ne demek istiyorsun ?" Hafiften sinirlenerek onu anlamaya çalıştım.

-"Soruyorum." Aynı terslikle beni sorguluyordu.

Bir şeyler ima ediyordu ve bu benim canımı sıkmıştı.

-"Oradan bakınca öyle mi görünüyorum ?" diye sordum kaşlarımı çatıp.

Sigarasını içmeden küllüğe fırlattı ve masada bana doğru eğildi.

-"Gördüğümü soruyorum." dedi inatla.

Heyecandan ayılıp bayıldığım adam beni sinirlendirmeyi başarmıştı.

Yan koltukta duran beyaz kürklü kabanımı ve çantamı aldığım gibi kalktım.

-"Evet o kadar adamla tanışıyorum ki bazılarına sarılmayı bile unutuyorum !" diye kızdım ona ilk kez.

Sinir şey !

Ayaklarımı vura vura restorandan çıkarken soğuk havadan vücudum donunca giymeyi unuttuğum kabanımı üstüme geçirdim.

Yol kenarında sinirli sinirli söylenerek yürürken titreyip ellerimi kabanımın cebine soktum.

-"Bekle !"

Arkamdan seslenince bir kalbim tekledi ama umursamamış gibi yürümeye devam ettim.

Tam köşeyi dönüyordum ki kolumdan çekmesiyle sırtım binanın duvarına yapıştı. Önümde heybetli bedeniyle durdu ve hem yolumu hem nefesimi kesti.

-"Nerden geliyor bu sinir ?" dedi bir de alay edercesine.

Kaşlarımı çatıp başımı yukarı kaldırdım.

-"Senden !" diye karşılık verdim.

Dik başlılığım kendi içimde beni bile şaşırtıyordu ama bu adam zaten dengemi bozdu.

Nefesini sert sert yüzüme soluyup aramıza biraz mesafe koydu. O saniyeler sanırım ikimizin adrenalini durulttu.

-"Kıl oldum anladın mı ?! Ne sarılıyorsun elin adamına ?!"

Bir anda bağırınca benimle birlikte sokaktan geçen iki adam daha ürkmüştü. Sıçrayıp duvara sindim.

Şey mi oldu...kıskandı mı bu ?

Dudaklarımı aralayıp ne söyleyeceğimi düşündüm.

-"Senin de evinde kaldım." dedim aklıma ilk geleni söyleyerek.

Sinirli bir halde güldü. Yapmacık gülüşü bile ah muhteşem.

-"Benimle o lavuk bir mi ? Başlatma şimdi soyundan sopundan !" Öfkesi artık ürkütmeye başlayınca sessiz kalmayı seçtim.

-"Üşüdüm." dedim geçen dakikalarda öyle kalmaya devam edince.

Hala öfkeli şekilde tepemde dikiliyordu.

Sert göğsünden iteleyerek baskısından kurtuldum ve adımlarımı attım.

-"Taksiyle gidelim."

Omuzlarımı silktim. Yürürken uzun adımlarıyla yanımdaki yerini aldı.

-"İnatçı. " diye homurdandı ağzının içinden.

Duymamış gibi yaptım.

Otele kadar soğuktan popomun buz kestiğini hissediyordum.

-"Gel buraya." Merdivenlerden üst kata çıkacaktım ki kolumdan çekerek kendi odasının önüne getirdi. Tek elle cebinden anahtarı çıkarttı ve kapıyı açtı.

-"Odama gitmek istiyorum. Bırakır mısın ?" diye direttim. Halbuki çoktan yelkenleri suya indirmiştim.

-"Tek başıma otelde kalmak için gelmedim buraya." diyince yüzüme kan doldu.

Kapıyı kapatmasıyla yutkunup olduğum yerde kaldım.

-"İma ettiğin şeyi sinirinle kapatamazsın." dedim mırıltıyla. İçimde kalacağına söyleyeyim gitsin dedim.

Camı açıp önüne geçerken bana üstten ters bir bakış attı. Ağzında sigara dalıyla biraz fazla kışkırtıcı görünüyordu.

-"Öyle bir çabam yoktu." dedi ve sigarasını yaktıktan sonra ceketiyle kabanını yatağa attı.

Ayağımı sallayarak başımı başka yöne çevirdim.

-"Özür dilerim haklısın sinirliydim." Yanıma gelirken dudaklarının arasından dumanı üfledi ve önümde durdu.

Resmen heyecandan sallanıyordum.

-"Ne o küstün mü ?" Eğlenen sesine inanamazken parmağının tersiyle yanağımı yavaşça okşadı.

Dudağımı istemsizce büktüm. Kırmıştı birazcık.

Kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Hafifçe çekilip bir nefes daha aldı ve dumanı boynuma doğru üfledi.

Tepeden tırnağa ürperdim. Tenim hiç olmadığı kadar hassaslaştı.

-"Yarına gidelim mi buradan ?" diyerek konuyu değiştirdi.

Ben hala aynı üflediği yerdeydim.

-"Bilmem." dedim fısıltıdan farksız.

Sanki buradan gitsek büyü bozulacaktı.

Parmağı yanağımdan çeneme doğru süzüldü. Dudağımın alt çizgisini okşadı. Soluksuz hissediyordum.

-"Sevdin mi burayı yoksa ?" diye sordu bedenini biraz daha yaklaştırıp.

Dizlerimin bağı çözülüyordu. Tutunacak yerim bile yokken böyle yaklaşmasa daha iyi olacaktı.

-"Evet." dedim. Senin olduğun her yer eşsiz.

Dudağının kenarı kıvrılınca gözlerimi dudaklarından gözlerine çıkarttım.

-"Benimle mi bensiz mi ?"

Sorusuyla kalakaldım. Şok etkisi yarattığı için refleks olarak geri adım attım.

Boynumdan yukarısını ateş basmıştı.

-"Ya...hep sen mi soru soracaksın böyle ?" dedim hızlı soluklar eşliğinde.

Kısık gözleriyle beni mest ederek gülümsedi ve camın yanına ilerledi.

-"Dinliyorum güzelim." dedikten sonra kalçasını camın alçak duvarına yasladı.

İçimde içten içe beni yiyen soruların cevaplarını öğrenme vakti gelmişti.

Sorun şu ki her şeyi soracak cesaret bende var mıydı ?

•••

Herkese merhaba ❤

Yine bir gün geçmeden buradayım. Şimdilik vaktim olduğu için hemen yazıp yayınlıyorum. Başka türlüsü olsa yazıp depolardım ama öyle olsun istemedim.

Eğer gündelik yaşantımda yazacak vakit bulamayıp gecikirsem umarım anlayışla karşılarsınız 🌸

Bölümü nasıl buldunuz ?

Şimdiden söyleyeyim ben Kuvars'ı kıskanç bir adam olarak hayal ettim. Ve öyle yazacağım.

Evet düşüncelerinizi bekliyor olacağım ❤

End of chapter

6 comments