تخطٍ إلى المحتوى

BERCESTE

الفصل 14 · قراءة 10 دقيقة

BERCESTE

الفصل 14

14

•

Kapının önünde tereddütte kalan Kuvars beni adeta söylediğime pişman ettirdiğinde arkamı dönmüştüm.

Evin kapısını açtığımda ise nefesi enseme vuracak kadar yakınımdaydı.

Gelmişti.

O heyecanla elim titreyince anahtar yere düşmüştü. Nefes nefese eğilip aldığım gibi içeri girdim.

Arkamdan ağır adımlarla evime girdi.

Heyecanımı belli etmemek için çaba sarf ediyordum. Kenarda yere eğilerek topuklu ayakkabımı çıkarttım ve dikleşip kabanımı portmantoya astım.

Kuvars bana baktıktan sonra kapattığı dış kapıya tutunarak siyah deri ayakkabılarını çıkarttı. Siyah çoraplarıyla yere bastığında içimden gülümsemiştim.

-"Terlik ister misiniz ?"

Ona nasıl hitap etmem gerektiğine bir türlü karar veremiyordum. Galiba mesafeli olmak en iyisiydi.

Kabanını çıkarttığında başını olumsuz anlamda sallamıştı.

-"Bu taraftan. " diye mırıldanıp kabanını aldım.

Ağır kaban buram buram Kuvars kokarken zar zor askıya asmıştım.

-"Ellerimi-"

-"Burası." Hemen banyonun kapısını açtım.

İçeriye göz attığında yandan onu izliyordum. İlerleyip ellerini yıkarken aynadan yüzüne baktı ve kaş çattı.

O sırada aklıma gelince banyo dolabını açtım ve küçük ilk yardım çantasını çıkarttım.

Bir yandan kalp atışlarımı sakin tutmaya çalışıyordum ama olmuyor ! Çırılçıplak gezdiğim banyonun içinde heybetli bedeniyle Kuvars'ı izlemek kalbimi sıkıştırıyordu.

-"Önemli bir şey yok."

Önüne döndüğü gibi onu izlerken yakalanmanın verdiği utançla kızarmaya başladım.

Elim ayağım birbirine dolaşırken banyodan çıkıp salona geçtim. Peşimden geldiğini duyuyordum.

Çantayı koltuğun ucuna koyup doğruldum.

-"Sen otur. Ben ısıyı yükselteyim. Biraz soğuk gibi." Saçma sapan geveleyip salondan kendimi dışarı attım.

Göğüs kafesim hiddetle inip kalkarken mutfakta oyalandım ve yanına geri döndüm.

L koltuğun köşesine oturmuş elini geriye doğru atmıştı. Alnını sıvazlarken yorgun görüntüsüne içim gitmişti.

Utana sıkıla aramızda az bir mesafe bırakarak oturdum. Çantayı dizlerime koyup açarken telefonu çalmaya başladı.

Ofladı ve ceketinin cebinden çıkarttı. Sesi kesilince açmayıp kapattığını anladım.

Telefonunu kenara atıp ceketini de çıkarttı. Vücudunu tamamen saran gömleğinin önünde kan lekeleri vardı.

İlk önce mikrop kapmaması için ilaçla ıslattığım pamuğu sıkıca kavradım. Sertçe yutkunarak dimdik duran adama baktım. Gözleri direk üstümdeydi.

Öyle bakmasan ?

Titreye titreye elimi kaldırıp kaşında kan gelen yerleri sildim. Gözüm gözüne değdikçe sanki damarlarım kaynıyormuş gibi oluyordu.

Karşımda duygudan yoksun bakarken benim böyle titremem...ne diyebilirim ki ?

Isırdığım dudağımın ucunu serbest bıraktığım sırada elimi indirdim. Başka bir pamukla geri kalanı silecektim ki burnundan verdiği solukla pamuğu elimden aldı.

-"Ben yaparım."

Şaşırmıştım fakat renk vermedim. Gelişi güzel yanağını ve gözünün kenarını silerken çantanın içinde yarası için krem aramaya koyuldum.

İnce bileğimi parmakları kavradığı gibi donakaldım. İlk dövmelerine göz gezdirdim sonra yüzüne bakmak için başımı kaldırdım.

Fakat o bana değil ellerime bakıyordu.

Diğer bileğimi de tuttuğunda ne yaptığını anlayamıyordum. Ellerimi çevirince ise çok geçmeden anlayıp gözlerimi kapattım. Geri açtığımda kaşları çatılmıştı. İfadesi çözülmüyordu.

Ne düşünüyordu ?

Seslice yutkundu. Sanki o yutkunurken benim boğazıma yumru oturmuştu.

-"Neden..?" dedi dakikalar sonra.

Hızlı soluklarımdan dolayı kalbim sıkışırken bileklerimi ellerinden kurtarmak istedim. İzin vermeden tutmaya devam etti.

-"Bırak lütfen." dedim mırıldanarak.

Bileğime baskı uygularken baş parmağını avucumda gezdirdi. Hiçbir zaman kapanmayan izlerin üzerine değen teni bütünüyle ürpermeme neden oldu.

İki avucumda da derin tırnak izleri vardı. Hiç kabuk bağlamazlardı. Yıllardır yaptığım şey yüzünden kabuk tutmaya vakit bulamayan yaralarımdı. Alışkanlık gibi bir şeydi.

-"Neden diye sordum."

Sert soluğu üstüne dudaklarımı birbirine bastırdım. Diyecek bir şeyim yoktu. Acılarımın üzerine gitmemeliydi. Özellikle Kuvars yapmamalıydı.

Parmaklarının bollaşmasından fırsat bularak ellerimi çektim ve hızla kalktım.

-"İçeride yara bandı arayacağım." diyip arkamı döndüğümde bir hareketlilik oldu.

-"Gerek yok !" Sinirlenmesi artık gözüme normal gelmeye başlamıştı.

Ceketini koltuktan alınca içime düğümler atıldı. Önümden geçmişti ki daha fazla dayanamadım.

Gitmesini istemedim.

-"Bunlar benim acılarımın izleri ! Dilimden dökemediklerim avuçlarımda kalıyor.Üzüntüden her yerim liğme liğme...artık bunlar acımıyor ki."

Dudaklarımın titreyişine son veremeyince sustum ve yanaklarımdan süzülenlerle arkası dönük adama baktım.

Dağ gibiydi.

Arkasında yıkılmış enkaz gibi görünüyordum.

Usul usul döndü. Utandım. Gözlerine bakamadım. Güçsüz olmaktan utanmıyordum. Ona bakmak ayrı bir dünyaydı.

-"Yapma. Bir daha yapma." Tek tek söyleyip yeniden döndü. Ceketinin cebinden çıkarttığı sigara paketiyle birlikte ceketini koltuğun arkasına bıraktı ve salondan çıktı.

Yanaklarımı silerek olduğum yerde kaldım. Üzülsem mi sevinsem mi bilemedim ?

Ceketini bırakıp çıkması gitmediğini gösteriyordu ve kalbim kuş gibi çırpınıyordu. Ona ait bir eşyanın evimde bulunması aptalca mutlu olmama sebep olmuştu.

İç çekip yürüdüm. Banyoda bulduğum yara bandıyla koridorda durup kapıya doğru baktım. Kapının dışında ayakta durmuş sigara içiyordu.

Sırtında , omuzlarında gezinen bakışlarım bir türlü doyamıyordu.

Sigarayı attığını gördüğüm gibi utanarak salona girdim. Dış kapının kapanma sesi ile içeri girmişti.

Ayakta kaldım. Yara bandını açarken önümde durduğunu görüyordum.

Heyecandan ne yapacağımı şaşırıp yanağımı kaşıdıktan sonra başımı kaldırdım.

Yara bandıyla birlikte parmak ucumda yükseldiğimde aynı hizaya bile gelememiştim. Ellerimi yukarı kaldırıp kaşının kenarına yapıştırdım.

Burnum çenesinin alt kısmındayken ondan yükselen kokuyla göğsümde yükseliyordu.

Geri çekildiğimde ise tuttuğumu fark etmediğim nefesi üfledim.

Yüzüne böylesine yaklaşmak sanırım tek bir fırsattı. Tekrarı yoktu.

Olmaması kalp sağlığım açısından daha iyiydi.

Kuvars gözlerini üzerimden çekip elini kaşında gezdirdi ve sesli bir nefes verdi.

-"Sağ ol...ben artık gideyim."

Senin yaptıklarının yanında benimki ne ki ?

Peşinden kapıya yürüyüp onu izledim. Kabanını vermem gerektiği aklıma gelince dolabı açıp çıkarttım ve uzattım.

-"Kimse yok mu burada ? Koruma falan ?" diye sordu kabanını giyerken.

Kollarımı göğsümde bağlayıp başımı iki yana salladım. Dış kapıyı açmıştı ki her yer bir anda zifiri karanlığa büründü.

Dudaklarımdan kaçan korku nidasıyla refleks olarak elimi kaldırıp ona dokundum.

Kolunda olan parmaklarımın üzerine elini koydu ve tuttu.

-"Fırtınadan kesilmiş olmalı." dedi kısık sesle.

Evin etrafında olan aydınlatmaların kesilmesiyle dışarısı gözüme fazlasıyla korkunç geldi. Kalbim çoktan göğsümden çıkacak gibi atmaya başlamıştı.

-"Çok korkuyorum." diye fısıldadım. Farkında olmadan koluna parmaklarımı bastırıyordum.

Olduğum yerden kıpırdayamadım bile.

Nefes seslerini işitirken kapıyı kapatmasıyla gözlerimi kırptım. Tam anlamıyla hiçbir şey görünmüyordu. Yalnızca nefesi vardı.

-"Korkma bir şey yok. Mum var mı ?" Hışırtı sesinin ardından telefonun fenerini açmıştı.

Kahretsin ki benim şarjım yoktu !

-"Şey odamda olması lazım." dedim nefes nefese.

-"Odan nerede ?"

Benimle birlikte hareket ettiğinde odama girdik ve gidip yerde duran iki mumu aldım. Odamdan salona geçtiğimizde mumları yakıp yemek masasına bıraktı. Az da olsa aydınlık sağlamıştı lakin karanlık hala korkutucuydu.

-"Ev soğuyacak gibi. Şömineyi yaktın mı kullanıyor musun ?"

Başımı iki yana salladım. Daha önce böyle bir tecrübem olmadığından dolayı nasıl yakıldığı hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Sıkıntıyla etrafa baktığını anladığımda üzülmüştüm. Onu bunaltıyordum.

-"Sen...git istersen. Yorgun gibisin. Ben...hallederim." dedim ne yapacağımı bilmesem bile.

Hatta korkudan titriyor olsam bile.

Ormanın içinde karanlık bir evde kim korkmazdı ki ?!

Biçimli kaşını kaldırıp yüzümü inceledi.

-"Yalnız ? Karanlıkta ? Nasıl olacak o iş ?"

Dudağımı bilmem dercesine büktüm. Gözleri bir an dudaklarıma kaysa da hemen kaçırmıştı.

-"Gelene kadar durabilirim. Zaten dağın başında niye yalnız kalırsın anlamadım." dedi ve ceketiyle kabanını sandalyeye bırakıp kendini koltuğa attı.

Acıyor muydu ? Yoksa içi mi el vermiyordu ?

-"Ben üzerimi değiştireceğim ama..."

Başını geriye çevirip bana baktı.

-"Yanında durmamı istemeyeceksin umarım." dediği gibi yüzüm alevlendi.

Gözlerimi büyütüp başımı salladım.

-"Yok tabi !" dedim hemen.

-"Ben buradayım. Korkma." Asıl sen buradasın diye kalbim beni korkutuyor.

Derin bir nefes alıp mumlardan birini alıp odama yol aldım. Gözlerim sürekli evin karanlık bölgelerinde gezinirken yüreğim ağzımda atıyordu.

Mumu kenara bırakıp hızlı hareketlerle soyundum. Siyah uzun bir pijama altının üzerine beyaz sweat giyindim ve saçlarımı lastikle tepede topuz yaptım.

Elimde mumla banyoya doğru ilerledim. Yüzümdeki makyajı çıkarıp rahatladığımda tıkırtı sesleri duyuyordum.

Koridorda bakına bakına salona doğru yürüdüm. Kuvars camın önünde açmaya çabalıyordu.

-"Üstte kilidi var." diye seslendim.

Bir an durdu ve açtıktan sonra camı geri açtı. Soğuk rüzgar dondurucu şekilde salona estiğinde titremiştim.

Koltuğa oturup yanda duran örtüye uzandım. Omuzlarıma sararken Kuvars'ın sigara içişini izliyordum.

O anda dışarıdan uluma sesi gelmesiyle tüylerim diken diken oldu. Normalde televizyonu açar onun sesiyle dışarısını unuturdum fakat şuan öyle değildi.

Sertçe yutkunup bacaklarımı kendime çektim. İyice titremeye başlamıştım. Çok üşüyen bir insandım.

-"Üzerine bir şey al çıkalım."

Camı kapatma sesiyle başımı kaldırıp baktım.

-"Nereye ?" diye sordum şaşırırken.

Ağır adımlarla yürüyüp geldi ve yanıma oturdu. Sigaranın yoğun kokusu bile o büyüleyici kokusunu kapatmaya yetmemişti.

-"Ev buz gibi olacak. Bana geçelim." Cümlesi soğuktan daha farklı titretti.

Yeniden yaşam alanına girmek ?

Hayır.

İyice kötü olacaktım. Sanki az düşünüyormuş gibi artık hiç aklımdan çıkaramayacaktım.

Gözlerime mühürlenen hüzün hiç eksik olmazken ona bakamadım.

-"Hayır , sorun değil. Ben...kalırım. Hem yatıp uyurum."

Evin çatısına ve camlarına şiddetle vuran yağmur taneleri hiç gergin değilmişim gibi daha da geriyordu. Üstelik durmadan çarpan şimşekler verdiği beyaz ışıkla korku filmini andırıyordu.

Söylediğime kendim inanmıyordum.

-"Kalırsın..?" dedi sorarcasına.

İfadesizliği bir yerden sonra sinir edici geliyordu.

Başımı aşağı yukarı salladım.

Ayağa kalktığı an bayılma görüntülerim gözümün önünde canlandı. Bu evde bu durumda çok fazla ayık kalamayacaktım.

Korkudan bayılacaktım.

-"Öyleyse ben gideyim. Yapmam gereken bir işim vardı. Gelmek istemediğine emin misin ?" Yeniden sorması beni azıcık ikna etmeye yönlendiriyordu.

Ama kabul etmedim. Her zaman yanımda birisi olmayacaktı. Kuvars elektrik kesilmeden önce gitmiş olabilirdi.

-"Kalkma ben çıkarım. " Eliyle durdurup ceketi ve kabanını aldıktan sonra salondan çıktı.

Korkudan yaşlarla dolmuş gözlerim boş salona bakarken gök gürültüsüyle sıçradım. Dudağımı ısırıp ağlamamak için direndim.

Ölümüne korkuyordum !

Saniyeler içinde dış kapı kapandığında hıçkırarak örtüyü başıma kadar çektim. Koltuğun kenarına büzüşmüş halde sayıklaya sayıklaya ağlarken her şimşek ve gök gürültüsünde sıçrıyordum.

Bir elektrik kesintisiyle mücadele edemeyen benliğim hayata karşı nasıl güçlü duracaktı ?!

Kesinlikle kalbim daha fazla dayanamayacaktı.

Nefeslerim sıklaşırken elimi göğsüme atıp örtüyü biraz aşağı çektim. Göz ucuyla baktığımda mumlar hala yanıyordu ama ne kadar daha yanarlardı bilmiyorum.

Yağmur durmak bilmeden yağarken ve fırtına şiddetle devam ederken elektrik gelmezdi !

Yanaklarımı silip ellerimi dizlerime sardım ve yüzümü yasladım. Kendimi çöp gibi işe yaramaz hissediyordum. Beni neden kimse sevip değer vermiyordu ? Aileniz sevmemişken daha kim severdi ki ?

Dünyada yerim yokmuş gibiydi. Ne artım ne eksim vardı.

Hiç kimsem yoktu. İçimde yeşeren fidan daha büyümeden kuruyup gitmişti. Bu eve yerleşirken ki umut kırıntım yoktu. Bir yere kadar devam ediyordunuz ötesi gelmiyordu.

Ömrüm boyunca bu evde yalnız başıma yaşayıp çizmeye devam mı edecektim ?

Kaybolan hayatımı böyle mi kazanacaktım ?

O tutsak olduğum evden , klinikten ne farkı vardı ?

Şu halime bak ! Yanıma çağıracağım bir kimsem yoktu ! Çok acı.

İç çekişlerim kendimeydi. Hep kendime olmuştu. Ağlaya ağlaya koltuktan kalktım. Başka mumlar arayacakken şuana kadar ki en şiddetli gök gürültüsü yaşandı.

Korkuyla çığlık atıp yere çöktüm. Ağlamaktan önümü göremiyordum.

Zorlukla kulağıma gelen kapının vurulma sesi beni kendime getirtirken bu sefer apayrı bir korkuyla yüzleştim.

Kalp atışlarımı duyabiliyordum.

Durmadan akan göz yaşlarımı silme gereği duymadan yavaşça ayağa kalktım.

Nefeslerimi kontrol edemiyordum. Kapıyı kim çalardı ?

Hayal mi görüyordum.

Allah'ım sen yardım et.

Gözlerim dinmek bilmediği için bulanık gördüğüm yerlere basarak mum eşliğinde koridora ilerledim. Ayak parmaklarıma değin titriyordum.

-"Aç kapıyı ufaklık benim !"

Mumu dresuarın üstüne koyar koymaz dış kapıyı açtım.

Hıçkırıklarımla birlikte sebepsiz yere boynuna sarıldığım adama sokuldum. Korkudan bin parçaya bölünmüştüm.

-"Şşt...tamam buradayım sakin ol ağlama. Gel."

Belimi sıkıca kavrayıp kolayca ayaklarımı yerden keserken eve girdi ve kapıyı kapattı. Ayakkabılarını çıkartırken bile hala ona yapışmış haldeydim.

-"Ağlama." Omzuna gömülmüş yüzümü çekmeden hıçkırdım.

Beni zorla kendinden ayırıp yüzümü tuttu ve yukarı kaldırdı. Anında kaşları çatılmıştı.

-"Bu kadar kötü olacağını bilsem hiç çıkmazdım. Seni bırakıp gidemezdim zaten blöf yaptım. Ağlama artık."

Yine ve yine yanaklarımda olan yaşları siliyordu.

Ağlamam sessiz iç çekişlere döndüğünde çok utanıyordum. Çocuk gibiydim.

Gelmesine ayrı beni düşünmesine ayrı mutlu olmuştum.

-"Yüzün de donmuş. Dışarıda odunlar vardı. Islanmamış olanları alıp geleceğim. Şömineden ısınırsın."

Anında yüzümden çektiği elini tuttum.

-"Gitme." dedim çaresizlik içerisinde.

Bakışları daha bir farklı baktı. Buz gibi duygusuzluğu gözlerinden ayrılmıştı.

-"Bir dakika bile sürmez. Otur bekle. Al telefonumu ışığını aç." Beni koltuğa oturtup telefonunu elime verdi.

Odadan çıkana kadar gitmesin diye baktım durdum. Ama çıkmıştı. Yere düşmüş örtüme sarılıp koltuğa yerleştim. Çıplak ayaklarım donmuş vaziyetteydi ama asla kalkıp çorap almaya halim yoktu.

Kuvars söylediği gibi kısa sürede elinde odunlarla geldi.

Öyle ıslanmıştı ki bu yüzden kendime kızdım. Benim yüzümden ne hale gelmişti !

Çok geçmeden de şömineyi ateşe verdi. Salonun kapısını üzerine örtüp şömineye doğru eğildi.

Ateşin kızıllığı yüzüne yansırken ıslaklığına içim gidiyordu.

Öyle muazzam öyle iç çektiren şekilde duruyor ki.

-"Çok ıslandın." derken sesim oldukça kısık ve çatallı çıkmıştı.

Başını oynattı ama bana doğru bakmadı. Saçlarını geri ittirip ayağa kalktı.

Masadan bir sandalyeyi kaldırarak şömineye yakın bir yere bıraktı. Onu dikkatle izliyordum. Şeffaf kıvama gelmiş beyaz gömleğinin düğmelerine elini attığı an nefes alamaz oldum.

Birer birer açtı ve geniş üst gövdesini çıplak bırakarak gömleğini sandalyeye astı. Bedeninin göz alıcı kısımlarında farklı farklı dövmeleri vardı. Onu daha nefes kesici gösteriyordu.

Utanmaktan yerin dibine girmek isteyen tarafımı bırakarak hayran bakışlarıma kapıldım.

Çok çok inanılmaz.

Arkasına döndüğünde gözlerim kısa tüylerin kapladığı göğsünden gözlerine kaydı.

Sanırım şuan utanmıyor etkileniyordum.

•••

Herkese iyi geceler.

Umarım bölümü beğenmişsinizdir. Benim çok içime sinmedi ama yazabildiğim kadar yazıp yayınlamak istedim.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

نهاية الفصل

6 تعليق