تخطٍ إلى المحتوى

beni sev devamı

الفصل 3 · قراءة 8 دقيقة

beni sev devamı

الفصل 3

BÖLÜM 40 (WATTPEDDE YARIM KALAN KİTABIMIN DEVAMI)

"Keskin bir bıçaktı senin aşkın yüreğimin her defasında en derinine işleyen"

96 GÜN ÖNCE

"Pardon ne!?"

Dedi şok olmuş bir şekilde Yasemin olduğu yere çakılı kalmıştı adeta böyle bir şey olamazdı babası yıllar önce ölmüştü yandan bir ses geldi ama Yasemin hareket etmedi bu ses Erdem'e aitti.

"Aşkım ne oluyor bu bey efendi kim?"

Yasemin ağırca döndü ve ani bir kahkaha attı.

"Kendisi ölmüş babam olduğunu iddia diyor da."

"Ne!?" Dedi Erdem alaycı bir şekilde ama o da şaşırmıştı. Sonra Yasemin kapıdaki yaşlı adama dönüp,

"Tamam bey efendi benim hakkımda bu bilgiyi öğrencilerimden mi aldınız bilmiyorum ama benim babam önce şehit oldu."

"Olmadı Yasemin ben buradayım nedenini anlatacağım."

Tam Yasemin bir şey diyecekti ki Erdem araya girdi.

"Bakın bey efendi istediğiniz neyse söyleyin."

Adam derin bir nefes verip dirseğinin altındaki asker simgesini gösterdi. Erdem anlam getirememiş ama Yasemin şok olmuştu bir asker bayrağı çiziliydi dedi ki Yasemin yaşlı gözleriyle,

"Bunu-" Adam yarıda kesti Yasemin’in lafını.

"Ben uyurken aldığın kalıcı boylarla çizmiştin hatta sonra sana çok kızmıştım ama-" Bu sefer Yasemin adamın sözünü yarıda kesip bir şey söyleyecekti ki ikisi de aynı anda aynı şeyi söylediler.

"Asker simgesi olduğunu anlayınca kızmamıştım."

Derin bir sessizlik oldu sonra dedi ki babası,

"Ben göreve giderken annen hangi müziği dinlerdi hatta bana bir ara söyledin de anan utandı."

Bu sefer de ikisi de aynı anda aynı şarkıyı mırıldandı.

"Dağlar oy dağlar dumanlı dağlar O yârin hasreti bağrımı dağlar!"

Dediğinde Yasemin ve karşısındaki adam derin bir sessizlik oldu. Sessizliği salonda meraklanmış olan Hülya ve Ezgi'nin kapının önüne gelişi bozdu.

"Yasemin Erdem ne oluyor?" Dedi Ezgi sonra başını kapıya çevirip karşısındaki adama anlamsızca baktı. Onun soracağı soruyu Hülya sordu.

"Yasemin abla Erdem abi bu amca kim?"

Ama sorusuna cevap gelmedi derin bir sessizlik oldu derin ve ıssız bir sessizlik sonra Yasemin can havli ile karşısındaki adamın boynuna atlayıp sarıldı ve bağırdı.

"Baba!"

Bir saat sonra -Ezgi Soykan-

“İşte böyle kızım, görev bu kadar uzun sürdü. Aslında annenin cenazesinde seni üniversite çağında görmüştüm” dedi Mustafa Bey, Yasemin'in babası. Bir saattir onun hikayesini dinliyorduk; Yasemin gözyaşlarını zorla tutarak babasına sıkıca sarıldı.

“Babacım, artık burada benimle yani bizimle yaşayacaksın, değil mi?”

“Evet kızım, ama tabii boş bir oda varsa.”

“Var tabii baba, hem olmasa bile ben taşta yatarım, seni yine bırakmam, bunca yıl sonra bulmuşken.”

Mustafa Bey, kızına sıkıca sarıldı ve sonra Hülya, elinde telefonla içeri girdi.

“Ya Semih abim ulaşamıyorum, ben bir eve gidip bakacağım.”

Bir an ayağa kalktım; onun evini, yani yeni yaşamını görmek istiyorum.

“Ben de geleyim canım.”

Hülya gülümseyerek, “Gel Ezgi ablam,” dedi.

Sonra Erdem ve Yasemin de ayağa kalktı; Yasemin, “Biz de gelelim... Baba sen de gelecek misin?” diye sordu.

“Yok kızım, ben eşyalarımı taşıyacağım, siz gidin arkadaşınıza.”

Yasemin babasına gülümsedi ve bana döndü.

“Hadi gidelim,” dedi. Hepimiz Mustafa Bey ile vedalaşıp evden çıktık. Bir süre sonra eve vardığımızda kapının açık olduğunu gördük; Hülya kaşlarını çatıp kapıya döndü ve şaşırarak, “Allah Allah, bu kapı niye açık?” dedi. Hızla içeri girdi, biz de onun ardından girip sağa sola bakarak, “Semih abi!” diye bağırdı. Cevap gelmeyince Semih'in yatak odasına yöneldi ve biz de arkasından gittik. Kapıyı tıklatıp açtığımızda karşımızda gördüğümüz manzara hepimizi şok etti.

Semih Karayel ve Çisem Hatimoğlu, yatakta çırılçıplak yatıyordu.

BALO GECESİ BALODAN BİR SAAT ÖNCE

"Kimi bekliyoruz, Çisem?" diye sordu Metehan, bıkkın bir şekilde gözlerini devirerek. Çisem, telefonuna bakarak cevap verdi: "Perayı ve Mehmet'i işte."

"Babanı nasıl affettin?"

"O başından beri benim babam değildi, annemi döverdi. Ezgi ile evlenmesinde sorun yok."

"Niye o kıza bu kadar şey yapıyoruz o zaman?"

"O kızdan nefret ediyorum, Mete."

Bir süre sonra Mehmet geldi.

"Selamlar."

"Selam," dedi Çisem, ayağa kalkarak telefonu bıraktı. "Maşallah, Semih ve Ezgi hakkında bildiklerini iyi saklamışsın."

"E tabii, ben bir mafya örgütü üyesiyim, neler sakladım neler."

"Bu arada, sizin mafyalık nasıl gidiyor?"

"İyi, Kalender şimdi başında."

Çisem başını ağırca salladı ve Metehan'a, "Tamam, bu muhabbeti kapatın. Biz Ezgi'den mi, Semih'ten mi intikam alacağız?" diye sordu.

Bunun cevabını Mehmet verdi: "Ezgi'nin babası zamanında benim abimi öldürdü, tabii ki Ezgi'den intikam alacağım."

Tam Mete bir şey diyeceği sırada yan taraftan bir ses geldi.

"Bende Semih'ten."

Herkes başını sesin geldiği yöne çevirdi. Karşılarında, kan kırmızısı ruj sürmüş ve simsiyah gözlükler takmış, siyah deri ceketi sonuna kadar bağlanmış bir kadın duruyordu. Gözlüklerini çıkarttı ve derin bir bakışla devam etti, "O herif beni evimden yaka paça attı; şimdi onun canını yakmak istiyorum."

Çisem derin bir nefes aldı ve dedi ki, "Biliyorsunuz ki Semih ve Ezgi hâlâ birbirlerine aşıklar ve onların canlarını acıtmanın en iyi yolu—"

Mete lafı kesti: "Ayrılmalarını sağlamak."

"Aynen öyle," dedi Çisem ve devam etti, "Balo sonrası Semih'e her şeyi anlatmak için içki içmeye davet edeceğim, o sırada içkisine ilaç atacağım ve sonra..."

Pera lafı devraldı: "Onu soyup yatmış numarası yapacaksın."

Çisem ve Mete birbirine sinsice bakarak aynı anda başlarını aşağı yukarı salladı.

ŞİMDİ Kİ ZAMAN EZGİ SOYKAN

Bir insan nasıl ölür, yanarak mı yoksa boğularak mı? En çok canını yakan şey nedir? İnsan nasıl yaralanır veya kalbi nasıl karartılır? Döverek mi? Hayır, en kolay hayal kırıklığı ile.

"Ne yapıyorsunuz siz burada!" diye haykırdı Hülya. Yasemin ve Erdem şok içinde olduğu yere çakılmıştı; ben de öyleydim, dolgun gözlerimle donup kalmıştım. Çisem yataktan fırlayarak kalktı ve yatak örtüsüyle çıplak göğsünü örttü.

"Semih, uyan!" yüzündeki endişeyle karışık korku belirgindi. Diğer yandan Semih uyandı, bulanık gözleriyle etrafa bakındı, sonra gözlerini ovuşturup yanındaki çıplak kıza baktı. Bir anda ayağa fırladığında herkes gözlerini kapadı, ben hariç.

Semih’in karayelin üstündeki cinsel organı belirgindi; büyük ihtimalle şaşkınlıktan böyle yapmıştı. "Ezgi, Hülya, Yasemin, Erdem," dedi. Etrafına daha dikkatlice baktığında ne olduğunu anlamıştı ve bir an yatağa çöktü. Hemen yanına gittim, diz çöküp ellerini tuttum, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken çatallaşmış sesimle:

"Semih… Dolunayım, bu gerçek değil, değil mi? Bu orospunun oyunu!"

"Kutup yıldızım ben…"

Ellerini sıkıca tuttum, avuç içini öptüm ve cesurca açıkladım:

"Aşkım, hadi yok de, yalan de!"

"Ben bilmiyorum."

Gözyaşlarım daha da hızlandı, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım ama içimdeki öfke dinmiyordu.

"Ne demek bilmiyorum? Bu kahpe ile yattın mı gerçekten!"

Bir anda Çisem ayağa kalktı; yalnızca kırmızı bir külot giymekteydi. Herkes tekrar gözlerini kapadı.

"Hop, ayıp oluyor!"

"Sen sus, orospu kahpe!" dediğimde Semih bana yaklaştı.

"Bak, kutup yıldızım-" dedi ama sözünü tamamlayamadan ona sert bir tokat attım ve ortada derin bir sessizlik yayıldı. Tokat o kadar sertti ki sesi odada yankılandı; Semih’in yanağında beş parmak izi belirdi.

"SUS!" birden Çisem sesi yükseltti.

"Ya yok bu kadar, oha!" dedi ve dağınık bir şekilde beyaz askılı crobunu ve bol paça kotunu giyip odadan çıktı. Gittikten birkaç dakika sonra ben de odadan çıktım. O gün Çayyolu’ndan Tunalı’ya kadar yürüdüm. Şiddetli rüzgar saçlarımı savuruyor, gözyaşlarım rüzgara karışıyordu. Evlerin taşları, gökyüzünün maviliği bana artık anlamsız geliyordu; yaşam bile, annem ve babamın ölümünden sonra tek umudum Semih'ti ama o da bana ihanet etmişti.

"Dolunay, sana ihanet etti, kutup yıldızı," dedi iç sesim ve bu haklılıkta derin bir acı duydum. Eve vardığımda kapıda Eleni’yi gördüm; bordo takım elbisesiyle arabasının önünde bekliyordu. Gözlerim ağlamaktan şiştiği için saklıyordum.

"Abla, ne oldu?"

Bana hafif adımlarla yaklaştı.

"Canım, ne oldu sana?" dediğinde dayanamayarak hüngür hüngür ağlamaya başladım ve boynuna sarıldım. Hıçkırıklarım arasında çatallaşmış sesimle:

"Abla, ben çok kötüyüm."

"Gel canım," dedi ve içeri geçti.

Uzun süre sohbet ettik, her şeyi anlattım. Sonunda Eleni,

"Ezgi, sana bu kötü gününde bu mevzuyu açmak istemem ama…"

"Söyle ablacım, bir şey olmaz."

"Peki…"

"Bak Ezgi, uzun süredir Kıbrıs’tan neden taşındığınızı, babamızın neden annemi bıraktığını araştırıyordum."

"E-e…"

"Buldum."

Solmuş yüzümle hızla doğruldum.

"Nedenmiş abla?"

"Babamız, Mehmet Hatimdağ'ın babası Sinan Hatimdağı öldürmüş."

"Ne!" Şok oldum, kulaklarıma inanamadım. Eleni derin bir nefes alıp ekledi:

"Ezgi… Canım kardeşim, Mehmet ile evlenmenin altında daha büyük şeyler var."

Birkaç dakika sonra aniden kapı zili çaldı. Saliha izinli olduğu için bugün gelmemişti, bu yüzden kapıyı ben açtım ve karşımda Hülya vardı.

"A-a Hülyam, canım neden buradasın?"

"Ezgi abla, Yusuf memlekte bir hafta sonra dönecek. Ben de kendimi kötü hissettiğim için size gelmek istedim ama kabul etmezsen anlarım sonuçta—"

Sözünü yarıda kestim. "A-a Hülyam, ayıp ediyorsun, gel içeri."

Gülümsedi ve içeri girdi.

✦

Hülya o gün Ezgilere gelmiş, Eleni ile tanışmış ve sohbet etmişti. Bir süre sonra sordu: "Ezgi abla, lavabonuz nerede?"

"Yukarı katta, canım," dedi Ezgi.

Hülya gülümseyerek yukarı çıktı. Yukarı çıktığında bir odadan Çisem ve Mehmet'in sesini duydu. Kaşlarını çatarak o odaya yaklaştı ve dinlemeye başladı. Mehmet diyordu ki: "Yatma yalanını söyledin, hamilelik yalanını ne zaman söyleyeceksin?"

"Hele bir sabır et," dedi. Hülya akıllıca bu konuşmayı kayda alarak telefonunu kapatıp içeri girdi.

"Semi gidi orospu, demek yalan söyledin!" dedi Hülya, hiddetle. Çisem ve Mehmet ilk şaşkınlıkla baktıktan sonra Hülya’ya döndü ve "Sen bide bunla iş birliği mi yaptın?" dediler.

Hülya ne olduğunu anlamadan Çisem, onun boğazına yapıştı ve sıkmaya başladı. O kadar sıkıyordu ki Hülya'nın soluğu kesiliyordu. Çisem dişlerini sıkarak, "Bak, seni gidi kamçık kız, birine bir şey dersen seni gebertirim," dedi.

Hülya hızla Çisem'i itti ve "Dediğimi anlıyor musun?" diye yanıtladı. Merdivenlere doğru ilerledi ama inmeden önce Mehmet seslendi:

"Hülya, dur."

Hülya durdu; bu sırada Çisem Mehmet'e fısıldadı: "Dur, ben ondan kurtulacağım."

"Çisem, ne yapacaksın?" diye sordu Mehmet. O sırada Çisem, Hülya’ya doğru giderek onu merdivenlerden itti.

Hülya düştüğünde Eleni ve Ezgi dehşete kapılarak merdivenlere doğru koştular. Önce yukarıda duran Çisem ve Mehmet de baktılar, sonra dehşetle merdivenlerden düşmüş ve başından kan sızan Hülya’ya baktılar...

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.