Skip to content

Bebeğim

Chapter 35 · 3 min read

Bebeğim

Chapter 35

Balıkesir

-----

Aslı'nın gözünden

Arabada hepimiz sıkış tıkış oturuyorduk. Zühre Kaan’ın dizinde kangurusunda uyuyordu. Aras ise önde camdan dışarı bakıyordu. “Kaç saattir yoldayız, hâlâ varamadık mı?” diye sorduğunda bir yandan sabırsız bir çocuk gibi söyleniyordu bir yandan da heyecanı yüzünden okunuyordu.

“Aras'cım biraz daha sabret, bak gelmek üzereyiz.” dedim gülümseyerek. Elif arkadan “Yolculuk uzayınca insanın sabrı tükeniyor ama Aslı’nın annesi bizi güzel bir sofra ile bekliyorsa bu sabır değiyor” diyerek bizi güldürdü.

Balıkesir’e yaklaştığımızda çocukluğumun geçtiği o köy yollarını görmek beni duygulandırdı. Dışarıdaki tarlalar, geniş yeşillikler ve uzaktan görünen dağlar… İnsan her ne kadar şehirde yaşamaya alışsa da çocukluk izlerini bıraktığınız bir yere dönmek bambaşka bir his.

Köy yoluna sapıp babamın evine vardığımızda bizi geniş bir kalabalık karşıladı. Annem ve babam bahçedeydi babam kollarını iki yana açmış, “Gel bakalım benim küçük kızım. Torunum da gelmiş,” diyerek beni ve Zühre’yi kucakladı. Babamın kocaman gülümsemesi yüzünü aydınlatıyordu.

“Bak, bu da dedesi” diyerek Zühre’yi kucağına aldı. Zühre’nin yüzündeki şaşkınlık yerini kısa sürede bir gülümsemeye bıraktı. Babamın, minik torununa olan sevgisi içimi ısıttı. “Ee, kırk uçurmasını hazır ettik. Bugün Zühre’nin şansı bol olsun diye dualar da okunacak” dedi annem.

Aras bahçeye çıkar çıkmaz tavukların peşinden koşmaya başladı. Elif de onu izlerken kahkahalarla güldü. “Bu çocuk bir köye geldi mi hemen bağlarını buluyor” dedi Kaan, gülümseyerek.

Yemekler hazırlanırken herkes bir araya geldi. Annem mutfakta harıl harıl çalışırken ben de yardım etmeye koyuldum. Annemin bir eliyle pilavı karıştırırken diğer eliyle gözünü dışarıda, torununda tutması beni hayrete düşürdü. “Annem, keşke iki elinle yemek yapsan. Merak etme babam Zühre’ye bakıyor” dedim.

“Olmaz! Torunum bana alışacak” dedi annem tatlı bir inatla.

Yemek sonrası kırk uçurma seremonisi başladı. Annem bir tasın içine para, altın ve birkaç nazar boncuğu koydu. Üzerine de su döktü. Zühre’yi kucağına alıp suyu başından aşağı akıtırken bir yandan da “Hayatın hep bereketli, sağlıklı, şanslı geçsin yavrum” diye dualar etti. Babam da yanı başında her hareketi dikkatle izliyordu.

O sırada Aras elindeki nazar boncuğunu göstererek “Bu gerçekten işe yarıyor mu? Ben de taksam şansım artar mı?” dedi. Herkes kahkahalarla gülmeye başladı. Babam onun sırtını sıvazlayarak, “Sen şanslı doğmuşsun zaten. Bak, bu kadar sevgi dolu bir ailen var” dedi.

Kaan, Zühre’yi kucağına alıp bahçenin köşesine oturdu. Onları izlerken içim huzurla doldu. Kaan’ın sakinliği, Zühre’nin ise merakı beni her zaman etkiliyordu. Kaan’ın elindeki çay bardağını dikkatle kenara koyup Zühre’yle oynamaya başlaması babalığın onda ne kadar doğal durduğunu bir kez daha gösterdi.

Gece olduğunda herkes bir araya gelip sohbet etti. Annem, babam, Kaan, Elif ve Aras arasında tatlı bir uyum vardı. Aras, babamın dizinin dibinde oturmuş, babamın anlattığı eski hikayeleri dinliyordu. Babamın eski zamanlara dair hikayelerini ne kadar özlediğimi fark ettim. Sahi Kaan'ın annesi babası hayatta değildi ama ya rahmetli eşinin?

Yatmadan önce, Zühre’nin karyolasını hazırlarken Elif yanıma gelip “Bugün senin için nasıl geçti?” diye sordu. “Her şey mükemmeldi” dedim. “Böyle anlar insanın içini ısıtıyor. Hele ki ailemin sevgisini bu kadar yoğun hissetmek…”

Elif bana sarıldı. “Sen bu sevgiyi hak ediyorsun,” dedi.

O gece Zühre’yi uyuturken, babamın “Torunum büyüyecek, çok güçlü bir kız olacak,” dediği sesi kulaklarımda yankılandı. Evet, Zühre büyüyecekti. Hem de çok sevgi dolu bir çevrede. Ve ben onun için elimden gelen her şeyi yapacaktım.

----

End of chapter

3 comments