---
Aslı’nın Gözünden
Mutfakta kahvaltı için birkaç hazırlık yaparken kapının çalınmasıyla irkildim. Kaan, Zühre’yi kanguruda taşıyarak Aras ise onun yanında zıplayarak içeri girdi. Sabah hava almak için çıkmışlardı. Yüzündeki heyecanı görünce ister istemez gülümsedim.
Aras, üzerindeki tozu silkeler gibi ceketini çıkarıp hemen masaya oturdu. Çantasından bir şeyler çıkarırken ne olduğunu anlatmaya başladı. “Bugün dışarıda bir kızla tanıştım,” dedi, gözleri parlıyordu. “Adı Ayşe çok tatlıydı!”
Kaan ise Zühre’yi dikkatlice beşiğine yerleştirdi. “Kim bilir kimdir ama bu kadar hızlı arkadaş edinmek seni biraz ürkütmüyor mu, Aras?” diye sordu gülümseyerek. "Hayır hem sen de büyüklerle sohbet ettin hatta çocuklarınızla iyi anlaşıyorsunuz dediler sen de evet dedin. "
Bir an durdum. Aras’ın sözleriyle içimde tuhaf bir his belirdi. Kaan da o an gözlerini kaçırmış gibiydi. Ayşe ismini duyduğumda Tolga’nın yeğeni gelmişti aklıma ama gerçekten o olup olmadığını bilemiyordum. Yahu koskoca İstanbul'da bir sahil mi kaldı?
“Çok tatlıydı. Adı ne? Ayşe hemen öğrenmek istedi,” diye ekledi Aras.
Kahvaltı masasına oturduğumuzda Tolga’dan bahsetmek ya da bahsetmemek konusunu tekrar açma gereği hissettim. Bu düşünceler beni yoruyordu. Kaan, her zamanki sakinliğiyle masanın karşısında oturuyordu. Gözlerini bir an Zühre’den ayırmadan “Hala ona söylememekte kararlı mısın?” diye sordu.
Derin bir nefes aldım. “Aslında kararlı olmak değil. Henüz hazır değilim. Ama Aylin Hanım ile bunu konuştuk. Bebeği seviyor, torununu görmek onu mutlu ediyor. Tolga’nın bunu bilmesi gerektiğini düşünüyor. Hatta benden bunu rica etti.”
Kaan kaşlarını çattı. “Aylin Hanım, her ne kadar haklı olsa da karar senin. Zühre senin kızın ve nasıl ilerleyeceğin sana kalmış.”
“Tolga iyi bir baba olur” dedim. Evet bu doğruydu, iyi bir eş olamamıştı en azından bana ama iyi bir ebeveyn olabileceğini biliyordum. Çocukları seviyordu Ayşeyle ilişkisini düşündüm, böyle tanışmıştık “Bunu biliyorum. Ama geçmişte olanlardan dolayı hâlâ adım atmakta zorlanıyorum. O gün geldiğinde ona söyleyeceğim ama bugün değil.”
Kaan başını salladı konuyu daha fazla uzatmak istemediği belliydi. Zühre’nin beşiğinden gelen hafif hırıltıyla hemen yanına gittim. Kaan ise Aras’a dönüp “Bugün Aslı işe gidiyor. Ben de hastanede işlerimi hallederim. Sen okuldan sonra biraz Songül ablanla vakit geçirirsin” dedi. Evde olduğum süreçte Aras ve bakıcısı genelde bendeydi. Hem Aras yalnız kalmıyor hem ben Zühre'nin bakımında yardım alıyordum. Ne kadar işin eğitimini de alsan kendi çocuğun olunca başka oluyormuş.
Aras itiraz etmeden başını salladı. Kahvaltının sonunda kalkarken mutfağın kapısından geri dönüp bana baktı. “ Aslı Ayşe'yi tekrar görürsem onlara merhaba der miyim?” diye sordu.
“Tabii,” dedim, gülümseyerek. “Ama her zaman önce babana sor, tamam mı?”
Ofise gitmeden önce Zühre için hazırladığım küçük beşiği ve ihtiyacımız olan diğer eşyaları yerleştirdim. İşe dönmek iyi hissettirse de Zühre’ye olan bağlılığım her zamankinden daha yoğundu. Ofiste iş arkadaşlarım ve diğer çalışanlar Zühre’ye ilgi gösterirken, anneliğin getirdiği yorgunluğu ama aynı zamanda mutluluğu bir kez daha hissettim.
Gün boyu Tolga ve ailesiyle ilgili düşünceler kafamın bir köşesindeydi. Her ne kadar Zühre’yi korumak istesem de, Tolga’nın onu tanımasını istemek de içimde büyüyordu. Ama kararımı değiştirmek için biraz daha zamana ihtiyacım vardı.
Bu düşüncelerle günü tamamlayıp eve döndüğümde, Zühre’nin yanına oturdum. Onu izlerken, hayatımın bu noktasında ne kadar değiştiğimi düşündüm. Artık her kararım, her adımım onun mutluluğu içindi. Ve bu, beni hiç olmadığım kadar güçlü kılıyordu.



