✦ Zaman: Ertesi gün, öğle vakti saat 14:00.
✦ Mekan: Şehrin en elit ve gözlerden uzak boks/poligon salonu. İçerisi yüksek tavanlı, modern ve geniş.
Gece yarısı çatı katında yaşanan o gergin karşılaşmanın üzerinden tam on iki saat geçmişti. Serena Valerius, kafasını kurcalayan o sinsi akraba entrikalarından ve Araf Blackwood’un kömür karası bakışlarından sıyrılmak için kendini buraya atmıştı. Üzerindeki lüks siyah spor kıyafetleri ve ellerine sardığı boks bandajlarıyla kum torbasının karşısında duruyordu.
Gözü kara bir hırsla kum torbasına indirdiği her sert yumruk, holdingdeki haklarını Dorian amcasına kaptırmayacağının birer yemini gibiydi. Kadınların geri planda kalıp ezilmesini bekleyen bu dünyaya inat, Serena kendi gücünü kendi elleriyle inşa ediyordu.
"Yavaşla abla, kum torbasının bir suçu yok," diye seslendi Venessa. Spor salonunun hemen yanındaki dinlenme alanında, elindeki buzlu kahveyi yudumlarken her zamanki gibi dünyalar tatlısı ve sakin görünüyordu. Ama gözlerindeki o gizli deli ruh, ablasının bu güçlü öfkesini zevkle izliyordu.
Serena bandajlı eliyle alnındaki teri sildi. "Dorian amcam bu sabah babam Aron’un arkasından yine sinsi işler çevirmeye çalıştı Venessa. Kendimi buraya atmasaydım holdingi başlarına yıkacaktım."
Tam o sırada spor salonunun ağır cam kapısı açıldı.
İçeri giren iki uzun boylu figür, salonun tüm havasını bir anda değiştirdi.
Önden yürüyen adam, üzerindeki siyah spor tişörtü ve kalıplı, atletik fiziğiyle Araf Blackwood’du. Takım elbisesi olmasa bile yaydığı o ulaşılamaz, karanlık karizma salondaki herkesi durdurmaya yetiyordu. Hemen arkasında ise elindeki su şişesini parmağında çeviren, dudaklarındaki o serseri ve fırlama gülüşüyle Liam vardı.
Serena yumruklarını indirmeden gözlerini Araf’a dikti. İki güçlü lider, dün geceden sonra tamamen farklı bir mekanda ve gün ışığında yeniden karşı karşıyaydı.
Araf adımlarını tam Serena’nın kum torbasının önünde durdurdu. Bakışları, Serena’nın bandajlı ellerine ve terlemiş saçlarına kaydı. Genelde boks salonlarında erkeklerin arkasında bekleyen kadınlar görmeye alışıktı ama Serena Valerius buranın da hakimi gibi duruyordu. Araf onun bu pes etmeyen, dik duruşuna içten içe bir kez daha saygı duydu.
"Burada karşılamayı beklemiyordum, Valerius," dedi Araf, o jilet gibi keskin ve mesafeli sesiyle.
Serena, boks eldivenini torbaya hafifçe vurarak Araf'ın tam karşısında dikildi. "Burası benim stres atma alanım, Blackwood. Ama görüyorum ki karanlık imparatorluğun baronu da burayı keşfetmiş."
Liam ise öndeki bu ağır havayı fırsat bilip hemen yan tarafta kahvesini içen Venessa’ya doğru yürüdü. "Bak sen, plazanın çatısındaki küçük kuş bugün bir spor salonunda saklanıyor demek," dedi ukala ve fırlama bir sesle.
Venessa o duru, porselen bebek gibi masum maskesini saniyede indirdi. Gözlerindeki o gizli deli uyandı. Kahve bardağını sertçe masaya bırakıp Liam’ın tam karşısına dikildi, lafı jilet gibi yapıştırdı: "Küçük kuşlar sadece avlanmayı bekleyen avcıların hayal gücünde olur, Liam. Eğer damarıma basmaya devam edersen, o fırlama gülüşünü bu salona gömerim."
Liam beklenmedik bu sivri dilli çıkış karşısında afalladı, ardından dudaklarındaki serseri gülüş daha da büyüdü. Bu kız tam bir kapalı kutuydu ve onunla didişmek acayip eğlenceli olacaktı.
O sırada Araf, gözlerini Serena'dan ayırmadan elindeki boks eldivenlerini takmaya başladı. "Gücünü sadece kum torbasında harcamak istemezsin herhalde, Serena? Ringe ne dersin?"
Serena, Araf’ın bu meydan okumasına karşı hafifçe gülümsedi. Gözlerinde zerre korku yoktu, aksine o hafif deli ve asil ruhu tamamen uyanmıştı. "Bir Blackwood’u ringde devirmek, holding koridorlarında devirmekten çok daha eğlenceli olacak, Araf."
Erkek başrol kadını ezmiyor, onunla sırt sırta ya da karşı karşıya tamamen eşit şartlarda dövüşüyordu. İki güçlü lider ringin ortasında karşı karşıya geldiğinde, aralarındaki o tehlikeli çekim ve sinsi akrabalara karşı yavaş yavaş filizlenen o büyük Ateşkes’in gücü salondaki tüm havayı buz kestirdi.
Serena, iplerin arasından esnek bir hamleyle sıyrılıp ringin tam ortasına adım attı. Bakışlarındaki o asil meydan okuma, Araf’ın kömür karası gözlerinde karşılığını anında buldu. İki güçlü lider, aralarındaki o tehlikeli çekimi saklama gereği duymadan gardlarını aldılar. Araf, Serena'yı küçümseyen tek bir hareket bile yapmadı; aksine karşısında tamamen denk bir rakip varmış gibi jilet gibi profesyonelce bir duruş sergiledi.
"İlk hamleyi senin yapmana izin veriyorum, Valerius," dedi Araf, o mesafeli ve ulaşılamaz tonuyla.
Serena hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme saniyeler içinde gözü kara bir fırtınaya dönüştü. Adımını hızla öne atarak Araf’ın gardına doğru jilet gibi keskin bir sol kroşe çıkardı. Araf, bu hızlı hamleyi profesyonel bir refleksle bloke etse de, Serena’nın yumruğundaki o saf gücü bizzat eldivenlerinde hissetti. Karşısındaki kadın, holding koridorlarında olduğu gibi ringde de dimdik duruyordu.
Ringin hemen dışındaki dinlenme alanında ise Liam ve Venessa arasındaki o çocuksu didişme çoktan alevlenmişti.
Liam, elindeki su şişesini parmağında çevirerek Venessa’ya doğru bir adım daha yaklaştı. "O sivri dilini her zaman böyle rahatça kullanabiliyor musun, küçük kuş? Yoksa sadece ablanın arkasındayken mi bu kadar cesursun?" dedi ukala bir fırlamalıkla.
Venessa, o duru ve porselen bebek gibi narin yüzünün arkasındaki gizli deliyi anında uyandırdı. Kahve bardağını masaya bırakıp Liam’ın tam karşısına dikildi. "Ablamın arkasında durmama gerek yok, Liam. Eğer o sınırları aşan çeneni kapatmazsan, bizzat o çok güvendiğin Araf'ın sağ kolunu ringin iplerine asarım. Bir Valerius kadınının sabrını sınamak senin harcın değil," dedi, lafı jilet gibi yapıştırarak.
Liam, kızın bu beklenmedik ve deli dolu çıkışı karşısında bir an duraksadı. Ne çok sert ne çok yumuşak olan o dengeli fırlama ruhu, Venessa’nın bu asiliğine saniyede hayran kaldı. Dudaklarındaki serseri gülüş daha da büyüdü. "Vay canına... Melek yüzlü gizli bir canavar. Bu oyun sandığımdan çok daha eğlenceli geçecek."
O sırada ringde Serena and Araf sırt sırta, yan yana gelecekleri o büyük ittifak öncesi son kozlarını paylaşıyordu. Serena, hızlı ayak hareketleriyle Araf’ın sağ boşluğuna doğru sert bir hamle daha yaptı. Araf geriye doğru esneyerek darbeden kaçtı ve Serena’nın tam gözlerinin içine baktı.
"Dorian amcanın ve yengen Ayla'nın arkandan çevirdiği o sinsi oyunları biliyorum, Serena," dedi Araf, sesini sadece onun duyabileceği bir tonda tutarak. "Seni holdingde ezmeye çalışıyorlar."
Serena, gardlarını düşürmeden Araf’ın ulaşılamaz karizmasına karşı dimdik durdu. "Onların sinsi entrikaları beni yıkamaz, Blackwood. Ben kendi tahtımı korumasını bilirim."
"Tek başına o yılanlarla savaşamazsın. Bir Blackwood’un gücüne ihtiyacın var," diyen Araf, Serena'nın eldivenine hafifçe vurarak aralarındaki mesafeyi kapattı.
İki güçlü lider ringin ortasında birbirinin gözlerinin içine bakarken, dışarıdaki sinsi düşmanlara karşı kuracakları o büyük ve tehlikeli Ateşkes’in, birbirini ezmeyen o jilet gibi güçlü ortaklığın temeli boks eldivenlerinin ardında tamamen atılmıştı.