Skip to content

ASH

Chapter 6 · 5 min read

ASH

Chapter 6

𝟓

Sigarasını yere attı ve hızlıca koridorda yürüyen kızı kolundan çekip yanına aldı. Sert çekişinden dolayı kız hem korkmuş hemde sendelemişti. Kız onu görünce rahatladı.

"Git bana iki tane NX-9 al." Kızın eline yüz kredi tutuşturdu.

"Ama burada yüz kredi var..." dedi kız Umut'a bakarken.

"Senin olsun Beren, n'aparsan yap. Hızlı ol, içim daraldı anasını." Dedi Teğmen boynunu rahatlatmaya çalışarak.

Kız onun şuan pek iyi olmadığını anlayınca hızlıca uzaklaştı.

Teğmen odasına doğru yürüdü, duruşunu bozmamaya çalıştı ama göğsünde derin bir ağrı vardı. Damarlarının sertleştiğini hissediyordu.

Ofisine girdi ve dolabın önünde durdu. Teçhizatını çıkartıp yerine bıraktı. Yatak odasına girdi, geniş yatağın kenarına oturdu. Gözleri hafifçe kayıyordu. Ellerine baktı, kızıl damarlar belirginleşmeye başlamıştı. Hafif kambur bir şekilde durarak dirseklerini dizlerine yasladı. Şakaklarından birkaç damla kaydı. Gözleri kayıyordu, burnundan kırmızı bir leke yere düştü. "Beren," Mırıldandı.

Ofisin kapısı açıldı, aceleci ayak sesleri geldi. Odanın kapısı açıldı ve Beren Umut'a yaklaştı.

Adam bulanık gözlerle kıza baktı. Ensesinde sıcak bir el hissetti. Ardından boynuna sivri bir metal saplandı. Başını acıyla çevirdi. "Siktir."

"İyi misin?" Ses boğuktu. Kafasını kaldırıp soluk gözlerle kıza baktı.

"Daha yavaş yapamaz mısın?" Boynunu ovuşturdu.

"Ölecektin." Dedi kız düz bir ifadeyle.

"Her türlü öleceğim." Tişörtünün içinden göğsünün üstündeki siyah yaradan çıkan kırmızı damarlara baktı. "İlerlemiş mi bana mı öyle geliyor?"

"Çok az."

Umut bir şey demedi o konuda. "Sigaramı ver."

"Hayır, daha kötü yapıyor sigara."

"Bir şey olmaz ver, sigara içmezsem ne yapacağım? Her türlü öleceğiz zaten."

"Hızlandırıyor ama."

"Beren, kırmayayım seni."

Kız isteksizce uzattı. "Göreve gidiyormuşsun? Büyük bir ekiple."

Sigarasını yakarken kafasıyla onayladı.

"Halledebilecek misin?"

"Bilmiyorum, sana ihtiyacım var ama olmaz. Dışarı çıkartamam seni."

"Bir şey olmaz, gelebilirim."

"Bir şey olur Beren, bir şey olur." Ayağa kalktı. "Halime bak."

"Öyle deme." Dedi kız mırıldanarak.

Umut "Bebek bakıcısına ihtiyacım yok." Dediğinde kızın eli karnına gitti.

"Beş saatte bir bilinçli kalabileceğini düşünüyorsan tamam, sorun yok." Teğmen'in başının arkasına baktı.

"Biraz daha NX-9 lazım. Kaç tane var elimizde?"

"1 tane var."

Umut gözlerini kapatıp kısa bir nefes verdi. Sonra başını iki yana salladı. "Kredim yok."

"Benim var."

"Sana verdiğim kredileri bana mı harcayacaksın canım?" Alayla güldü, kafasını iki yana salladı.

"Öleceksin."

"Sana bu yükü bindirdiğim için özür dilerim Beren. Eğer bırakmak istersen söyle, önemli değil. O güzel dudaklarını kapalı tuttuğun süreçte sorun yok."

"Yük değil, işimi yapıyorum Teğmen."

Umut ayağa kalkıp pencereye yürüdü. Boynunu iki yana esnetirken bakışları avluya kaydı. Aşağıda askerler göreve hazırlanıyordu. Beren ise birkaç adım gerisinde sessizce onu izliyordu.

Beren arkasında sessizce bekledi. "Ne zamandır böyle?" diye sordu sonunda.

Umut sigarasından bir nefes aldı. "Ne zamandır ne?"

"Bu şey."

Umut ona bakmadı. "Bilmiyorum."

"Bana yalan söyleme."

Adam hafifçe gülümsedi. "Sen ne zamandan beri yalan anlayacak kadar ayık oldun? Saf safık geziyorsun."

"Umut."

Sesindeki ciddiyet gülümsemesini sildi. "Üç gün."

Beren'in kaşları çatıldı. "Üç gün mü?"

"Belki dört."

"Ve bana şimdi mi söylüyorsun?"

"Söylemem gereken ne vardı? 'Beren, galiba birkaç güne öleceğim, kahvaltıda görüşürüz' mü?"

Beren ayağa kalkıp ona doğru bir adım attı. "Şaka yapma."

"Şaka yapmıyorum."

Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu. Umut sigarasını pencereden aşağıya attı. "İlk yavaşladı sandım, ama yok. Büyümekle meşgulmüş."

"5 saat sonra ne yapacaksın?"

"5 saat sonra düşünürüm canım."

"Niye bu kadar rahatsın?"

"Teğmenim ben ya hani. Ben korkarsam onlar da korkar." Aşağıda şakalaşarak sandık taşıyan askerlere baktı. "Korkarak göreve çıkacaklarına eğlenerek yapsınlar."

"Onlar da senin gibi yaralandıklarında ne yapacaklar peki? Askerlerini kandırıyorsun." Beren adamın yanında durdu.

"Kandırmıyorum, enfekte olursalar olacakları biliyorlar. Tüm detayları biliyorlar. Sadece korkmamalarını öğrettim."

"Umarım.."

"Beren sende gelir misin? Halledemeyeceğim sanırım tek başıma." Arkasını dönmedi.

"Kabul ettin sonunda, gelirim tabii."

"Hazırlan, sabah çıkıyoruz. Ölmemeye çalış."

"Ölmem, biliyorsun."

"Emin değilim. Ve bana yeni bir ilaç lazım. Bu şeye bağışıklığı arttı içimdekinin."

Ofisin kapısı çaldı, Umut odadan ofise açılan kapıya yöneldi. Kapıyı kapatırken diğer kapıya seslendi. "Gir."

Bir asker içeri girdi. "Teğmenim hazırlıklar için sizi bekliyoruz."

"Geliyorum," Teçhizatını hızlı bir şekilde üzerine giyip kapıya yöneldi. Hızlı bir şekilde askerle aşağı indi.

Bahçede hazırlıklar sürüyordu. Üç araç hazırlanmış, askerler eşyaları yerleştirmeye başlamıştı. Umut, yanında konuştuğu askerle birlikte Yaman'a doğru yürüdü. Önlerinden iki asker mühimmat sandığı taşıyarak geçti. Umut, Yaman'ın yanındaki askerin omzuna dokundu.

“Sen geç Emre.”

Asker uzaklaşırken Yaman Umut'a döndü. "Teğmen,"

"Binbaşım?" Dedi Umut ciddi bir ifadeyle.

"Organize ettin mi? Bu kadar kişi çıkmak sıkıntı." Yaman'ın bakışları üs içi görevden dönen askerlerin üzerinde gezindi.

"Ettim, ettim. On iki asker geleceğiz. Biz dışında."

"On iki mi?"

"Evet," Dedi Umut Yaman'a sigara uzatırken.

"General daha çok asker istiyordu toplantıda." Sigarayı alıp yakmaya çalıştı.

"Siktir et onu, bir sik bildiği yok." Umut Yaman'ın sigarası yansın diye rüzgara engel oldu.

Yaman Umut'un cesur sözlerine kaşlarını çattı. Onun yanında General hakkında nasıl bu kadar rahat konuşabilirdi. Ama haklıydı. "Göreve neden geliyor?"

"Bilmiyorum, sen bilmiyor musun?"

"Sen bilmiyorsan ben hiç bilmiyorum Koral."

Hafifçe duman üfledi. "Allah Allah."

"Önemli bir şey sanırım hem seni yolluyorlar hem General kendisi Katılıyor hem de benim ekibim katılıyor." Umut elleri arkasında bağlı bir şekilde askerleri izledi. “İkinci araç ağır mühimmat taşıyacak. Sandıkları sabitleyin, virajda kimsenin kafasına düşmesini istemiyorum.”

"Emredersiniz." Askerler işe koyuldu.

Yaman sigarasının külünü küçük bir dokunuşla döktü. "Şu Dilaver,"

"Hümeyra mı?"

"Aynen, o. Dilaver olan Dilaver mi yoksa soyad benzerliği mi?"

Parmakları sigara kutusunun köşelerinde gezinen Umut duraksadı hafifçe, Binbaşı'na bakmadı. "Kızı."

"Kızı mı? Kızı Arslan'la çıkmıyor muydu?"

"He. Ama kızın olaylarla alakası yok." Kutuyu cebine yerleştirdi.

"Yanlış düşünüyorsun Teğmen." Yaman sigarasını yere atıp ayağıyla ezdi.

Umut bir şey demedi. Bakışları başka tarafa yöneldi.

"Hataya düşme." Yaman'ın bakışları Umut'ta gezindi. "Ne zamandan beri burada?"

"Arslan dosyasından beri."

"Yakın mısınız?"

"Sayılır."

"General'le ilişkisi neye dayanıyor?"

"Binbaşım Allah muhabbetinizi arttırsın." Umut 'tövbe estağfurullah' der gibi kafasını salladı.

Avludaki hazırlıklar gece boyunca devam ederken, Beren çoktan odasına dönmüştü.

Küçük sırt çantasına birkaç gerekli şeyleri ekliyordu. Keskin bir ağrıyla inledi ve parmakları uyluğuna gitti. "Ayy..." Başka bir keskin ağrıyla daha sızladı ve yatağa oturmak istedi. Oturduğunda daha şiddetlendi sancısı.

End of chapter

1 comments