تخطٍ إلى المحتوى

ASH

الفصل 2 · قراءة 8 دقيقة

ASH

الفصل 2

𝟏

Kız çok derin bir çığlık attı. Henüz gözlerini açmadan bir el ağzını kapattı. Ağır, nasırlı, alışık olduğu lanet bir el. Gözlerini açtı hemen. Ağzını kapatan elin bileğine ulaştı, çenesine baskı yapıyordu.

"Sus, sus! Ne bu böyle? Bıktım bu çığlıklarından. Hemen çık odadan, kimse görmeden." Sabrina sakinleştiğinde general ağzından elini çekti.

Sabrina yorganı üzerinden itti, hâlâ rüyanın şokundaydı. Hızlıca tişörtünü ve eteğini üzerine geçirdi. Saçını düzeltti ve topuklularını eline alıp kapıya yürüdü. General çoktan kafasını gömmüştü yastıklara.

Tam odadan çıkacakken bir grup askerin geçtiğini farketti ve geri çekildi. Sarı uzun saçlarını geriye itti. Askerler koridordan uzaklaştıktan sonra kız çıplak ayaklarıyla soğuk koridora adım attı. Bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Üst kata hızlıca yürüdü.

Yine onu görmüştü, yine her şey normaldi. Her şey güzeldi, o yanındaydı. Sonra yine çok kötü bir şekilde sonuçlanmıştı. Sıkılmıştı bu rüyaları görmekten, onu görmek kızı acıdan kıvrandırıyordu. Hayatında hiç bu kadar acı çekmemişti, bu kadar üzülmemişti.

Üst kata varıp koridorun sonundaki terasa çıktığında elindeki topukluları sertçe yere attı ve tekmeledi. Çığlık attı tekrar. Yerdeki topukluları tekmeledi tekrardan. "Pislik! Pislik! İğrençsin! Nefret ediyorum! Senden nefret ediyorum!" Kime dediğini o da bilmiyordu. Tek bildiği nefret ve üzüntü dolu olduğuydu. Sinirle ağlamaya başladı. "Allah belanı versin! Allah'ım al! Allah'ım benide al!" Dizleri dayanayıp kırıldı, dizlerinin üstüne düştü. Kafasını gökyüzüne kaldırdı.

"Lütfen... lütfen..." Ağlayarak mırıldandı, sesi çok acıklı çıkıyordu. Sanki iliklerine kadar canı yanıyordu. Her zerresi ağır geliyordu sanki. "Lütfen... yaşayamıyorum artık..." Sesi boğuk çıkıyordu, hıçkırarak ağlamaya başladı.

Sürekli yaratıcısına dua ediyordu. Ama yaratıcısı sanki ona sırt dönmüş gibi gökyüzü tamamen kapalıydı. Ne geceleri gökyüzü görünüyor ne de gündüzleri. Ne güneş net ne ay. Sanki insanlar bu cehennemde fanusa konulmuş gibi.

Anlını yere yasladı, soğuk çakıllara. Bir süre ağlayarak öyle durdu. Çok özlüyordu, Rafe'i çok özlüyordu. Tamda yavaş yavaş birbirlerine alışmışken... Sadece o da değildi, aileside ölmüştü. Her şeyini kaybetmişti; ailesini, şöhretini, erkek arkadaşını, mutluluğunu..

Eli çakılları sıkmayı bırakıp boynuna gitti. Kolyesini kaybetmişti hayatta kalmaya çalışırken, üssün dışında.

Ölmek istiyordu belki ama en çokta onların ölmesini istiyordu. Ölmek istiyordu. Ama onlardan biri bile nefes aldığı sürece buna hakkı yoktu.

Çakıllardan dolayı balkona birisinin girdiğini anladı. Ağır bot sesleri tam arkasında durdu.

Sabrina kafasını kaldırıp askere döndü. Yerden kalkmadı. Karanlıkta askerin yüzünü yada rütbesini göremiyordu. Ama teçhizatından anlayabiliyordu.

Yüzünü sildi, askere baktı. "Ne?" Dedi sinirle.

"Atlayacak mısın?" Dedi asker sigarasından derin nefes çekip.

"Hayır."

"İyi." Adam içeri girip uzaklaşmaya başladı.

Sabrina anlamayarak tuhaf adamın arkasından baktı. Sonra toparlanıp ayağa kalktı, topuklularına doğru yürüdü. Eğilip ayakkabılarını aldı ve giydi. Biraz önce hiçbir şey olmamış gibi sakin bir ifadeyle koridora çıktı. O askerin her şeyi görmediğini diledi. Gördüğünü ve duyduğunu da söylemeyeceğini umdu.

Odasına doğru yürüdü, birkaç saat sonra üs hareketlenmeye başlardı. Kapıyı açtı, içeri girdi. Küçük dolabına yaklaştı. İçinden beyaz bir atlet ve şort çıkardı uyumak için. İlk duşa girecekti.

Havlu ve şampuan alırken gözleri dolaptaki resimlere takıldı. Rafe'le birkaç resmiydi. Zorla çekmişti çünkü o resim çekmeyi sevmezdi. Bir resimde onu uykulu yakalamıştı. İyi ki çekmişim, diye düşündü Sabrina.

Odadan çıktı ve ortak duşa yürüdü. Buna da şükür, hiç duş olmayabilirdi. Yada tamamen genel, kız erkek karışık bir duşada girebilirdi. Tabii hiçbiri malikanedeki özel banyosunun yerini tutamazdı. Sıcak su bile yoktu burada, hipotermiden ölmezseler iyiydi.

Soyunup suyun altına girdi ve kendini temizlemeye başladı. "Pislik, buruşuk herif." Mırıldandı. Ayak topuklarını ovuşturdu. Buz gibi su fazla ayıltıyordu ama alışmıştı. Bir süredir soğuk su o kadarda rahatsız etmiyordu. Tek derdi bu olsaydı keşke.

Şort ve atletini giydi, havlusunu omuzlarına sardı. Kirlileri çamaşıra attı ve parmak ucunda koşturarak odasına ilerledi. Hava soğuktu gerçekten de. Odalar daha sıcaktı en azından. Odasına girdi ve hemen yatağa uzandı, battaniyesine sarıldı. Generalin sıcacık odasını düşündü. "Tam bir oruspu çocuğu." Mırıldandı uyumadan önce.

Ertesi sabah alarm sesiyle kıvrandı Sabrina. Henüz gözlerini açmadan odanın kapısı açıldı, Emma'ydı. "Saaaab, uyan canım." Gülerek geldi ve Sabrina'yı dürttü.

"Uyanığım..." mırıldandı ve dikleşti. Emma alarmı onun için kapattı.

"Salona iniyorum, gelirsin sende." Emma gülümseyip odadan çıktı. Tatlı kızdı, savunmasızdı. Sabrina'nın hayatta kalmasına şaşırdıklarından birisiydi.

Ayağa kalktı ve dolaba yürüdü. Sabrina üzerine vücudunu ikinci bir ten gibi saran siyah, uzun kollu dar bir üst geçirdi. Yüksek yakası boynunu tamamen kapatıyor, kumaş en ufak hareketinde bile kaslarının çizgisini belli ediyordu. Aynı renkte, uyluğunu saran kısa şortu kalın tokalı kemer detaylarıyla sıradanlıktan uzaktı. Sağ bacağına takılı taktik bacak aparatı, ihtiyaç duyduğu ekipmanları taşımasına imkân veriyordu. Parmaksız siyah eldivenleri avuç içlerini korurken silahını daha rahat kavramasını sağlıyordu. Dizlerine kadar uzanan kalın tabanlı, cepli askeri botları her adımında sert bir ses çıkarıyor; sanki yürümüyor, bulunduğu yere meydan okuyordu. Baştan aşağı siyaha bürünmüş hâli, karanlık gökyüzünün altında çevresiyle neredeyse bütünleşiyordu.

Uzun sarı saçlarını kabaca taradı, yüzüne su vurdu ve kapıya yöneldi. Aşağıdaki salona doğru yürümeye başladı.

Kız çok derin bir çığlık attı. Henüz gözlerini açmadan bir el ağzını kapattı. Ağır, nasırlı, alışık olduğu lanet bir el. Gözlerini açtı hemen. Ağzını kapatan elin bileğine ulaştı, çenesine baskı yapıyordu.

"Sus, sus! Ne bu böyle? Bıktım bu çığlıklarından. Hemen çık odadan, kimse görmeden." Hümeyra sakinleştiğinde general ağzından elini çekti.

Hümeyra çarşafı üzerinden itti, hâlâ rüyanın şokundaydı. Hızlıca tişörtünü ve eteğini üzerine geçirdi. Saçını düzeltti ve topuklularını eline alıp kapıya yürüdü. General çoktan kafasını gömmüştü yastıklara.

Tam odadan çıkacakken bir grup askerin geçtiğini farketti ve geri çekildi. Sarı uzun saçlarını geriye itti. Askerler koridordan uzaklaştıktan sonra kız çıplak ayaklarıyla soğuk koridora adım attı. Bağırmamak için kendini zor tutuyordu. Üst kata hızlıca yürüdü.

Yine onu görmüştü, yine her şey normaldi. Her şey güzeldi, o yanındaydı. Sonra yine çok kötü bir şekilde sonuçlanmıştı. Sıkılmıştı bu rüyaları görmekten, onu görmek kızı acıdan kıvrandırıyordu. Hayatında hiç bu kadar acı çekmemişti, bu kadar üzülmemişti.

Üst kata varıp koridorun sonundaki terasa çıktığında elindeki topukluları sertçe yere attı ve tekmeledi. Çığlık attı tekrar. Yerdeki topukluları tekmeledi tekrardan. "Pislik! Pislik! İğrençsin! Nefret ediyorum! Senden nefret ediyorum!" Kime dediğini o da bilmiyordu. Tek bildiği nefret ve üzüntü dolu olduğuydu. Sinirle ağlamaya başladı. "Allah belanı versin! Allah'ım al! Allah'ım benide al!" Dizleri dayanamayıp kırıldı, dizlerinin üstüne düştü. Kafasını gökyüzüne kaldırdı.

"Lütfen... lütfen..." Ağlayarak mırıldandı, sesi çok acıklı çıkıyordu. Sanki iliklerine kadar canı yanıyordu. Her zerresi ağır geliyordu sanki. "Lütfen... yaşayamıyorum artık..." Sesi boğuk çıkıyordu, hıçkırarak ağlamaya başladı.

Sürekli Allah'a dua ediyordu. Ama Allah sanki ona sırt dönmüş gibi gökyüzü tamamen kapalıydı. Ne geceleri gökyüzü görünüyor ne de gündüzleri. Ne güneş net ne ay. Sanki insanlar bu cehennemde fanusa konulmuş gibi.

Anlını yere yasladı, soğuk çakıllara. Bir süre ağlayarak öyle durdu. Çok özlüyordu, Utku'yu çok özlüyordu. Tamda yavaş yavaş birbirlerine alışmışken... Sadece o da değildi, aileside ölmüştü. Her şeyini kaybetmişti; ailesini, şöhretini, erkek arkadaşını, mutluluğunu..

Eli çakılları sıkmayı bırakıp boynuna gitti. Kolyesini kaybetmişti hayatta kalmaya çalışırken, üssün dışında.

Ölmek istiyordu belki ama en çokta onların ölmesini istiyordu. Ölmek istiyordu. Ama onlardan biri bile nefes aldığı sürece buna hakkı yoktu.

Çakıllardan dolayı balkona birisinin girdiğini anladı. Ağır bot sesleri tam arkasında durdu.

Hümeyra kafasını kaldırıp askere döndü. Yerden kalkmadı. Karanlıkta askerin yüzünü yada rütbesini göremiyordu. Ama teçhizatından anlayabiliyordu.

Yüzünü sildi, askere baktı. "Ne?" Dedi sinirle.

"Atlayacak mısın?" Dedi asker sigarasından derin nefes çekip.

"Hayır."

"İyi." Adam içeri girip uzaklaşmaya başladı.

Hümeyra anlamayarak tuhaf adamın arkasından baktı. Sonra toparlanıp ayağa kalktı, topuklularına doğru yürüdü. Eğilip ayakkabılarını aldı ve giydi. Biraz önce hiçbir şey olmamış gibi sakin bir ifadeyle koridora çıktı. O askerin her şeyi görmediğini diledi. Gördüğünü ve duyduğunu da söylemeyeceğini umdu.

Odasına doğru yürüdü, birkaç saat sonra üs hareketlenmeye başlardı. Kapıyı açtı, içeri girdi. Küçük dolabına yaklaştı. İçinden beyaz bir atlet ve şort çıkardı uyumak için. İlk duşa girecekti.

Havlu ve şampuan alırken gözleri dolaptaki resimlere takıldı. Utku'yla birkaç resmiydi. Zorla çekmişti çünkü o resim çekmeyi sevmezdi. Bir resimde onu uykulu yakalamıştı. İyi ki çekmişim, diye düşündü Hümeyra.

Odadan çıktı ve ortak duşa yürüdü. Buna da şükür, hiç duş olmayabilirdi. Yada tamamen genel, kız erkek karışık bir duşada girebilirdi. Tabii hiçbiri malikanedeki özel banyosunun yerini tutamazdı. Sıcak su bile yoktu burada, hipotermiden ölmezseler iyiydi.

Soyunup suyun altına girdi ve kendini temizlemeye başladı. "Pislik, buruşuk herif." Mırıldandı. Ayak topuklarını ovuşturdu. Buz gibi su fazla ayıltıyordu ama alışmıştı. Bir süredir soğuk su o kadarda rahatsız etmiyordu. Tek derdi bu olsaydı keşke.

Şort ve atletini giydi, havlusunu omuzlarına sardı. Kirlileri çamaşıra attı ve parmak ucunda koşturarak odasına ilerledi. Hava soğuktu gerçekten de. Odalar daha sıcaktı en azından. Odasına girdi ve hemen yatağa uzandı, battaniyesine sarıldı. Generalin sıcacık odasını düşündü. "Tam bir oruspu çocuğu." Mırıldandı uyumadan önce.

Ertesi sabah alarm sesiyle kıvrandı Hümeyra. Henüz gözlerini açmadan odanın kapısı açıldı, Mina'ydı. "Hümoo, uyan canım." Gülerek geldi ve Hümeyra'yı dürttü.

"Uyanığım..." mırıldandı ve dikleşti. Mina alarmı onun için kapattı.

"Salona iniyorum, gelirsin sende." Mina gülümseyip odadan çıktı. Tatlı kızdı, savunmasızdı. Hümeyra'nın hayatta kalmasına şaşırdıklarından birisiydi.

Ayağa kalktı ve dolaba yürüdü. Hümeyra üzerine vücudunu ikinci bir ten gibi saran siyah, uzun kollu dar bir üst geçirdi. Yüksek yakası boynunu tamamen kapatıyor, kumaş en ufak hareketinde bile kaslarının çizgisini belli ediyordu. Aynı renkte, uyluğunu saran kısa şortu kalın tokalı kemer detaylarıyla sıradanlıktan uzaktı. Sağ bacağına takılı taktik bacak aparatı, ihtiyaç duyduğu ekipmanları taşımasına imkân veriyordu. Parmaksız siyah eldivenleri avuç içlerini korurken silahını daha rahat kavramasını sağlıyordu. Dizlerine kadar uzanan kalın tabanlı, cepli askeri botları her adımında sert bir ses çıkarıyor; sanki yürümüyor, bulunduğu yere meydan okuyordu. Baştan aşağı siyaha bürünmüş hâli, karanlık gökyüzünün altında çevresiyle neredeyse bütünleşiyordu.

Uzun sarı saçlarını kabaca taradı, yüzüne su vurdu ve kapıya yöneldi. Aşağıdaki salona doğru yürümeye başladı.

نهاية الفصل

1 تعليق