Skip to content

AR

Chapter 1 · 4 min read

AR

Chapter 1

AR

mum gibi erirken,

gençliğim elinde solarken,

her şeye rağmen,

canım, ben buradayım yine.

🙆🏽

Kimin kitabını okuduysan onun yazısını anlarsın.

Heyecanla okumaya devam ettiğin bir romanın sonu gelmiş, korkudan sayfaları atlayamıyor, cümlelerin hepsine tek tek bıçak değdiremiyordu. Oysa o romanın sonu kendi içinde çoktan bitmişti. Eğer mutlu bitseydi roman, bu kadar gülebilir miydi insan?

Birisi kendini kaldırım taşının soğuk yerlerine atıyorsa ya terk edilmiştir ya da delirmiştir. İnsan severken kendinden geçer, yok sayar, öylece ve delice kendini kabul ettirirdi. Yanlış insan doğru zamana denk geldiyse sevenin suçu muydu bu?

Piç adamların kalbine giren iyi kadınlar, iyi adamların kalbine giren hiç kadınlar aşkı yok etti, dedi yıldızlar.

Zemine hızla akan su damlaları, kaldırım taşının üstüne atılan bedeni ısıtmaya başladığında, gözleri yavaşça açılmaya başlamıştı. Öylesine uzun baktı ki kirpikleri dakikalarca birbirine değmedi. Sebepsiz yere yine ıslanmıştı kirpikleri, yüreğine batmıştı bir diken gibi.

Üstüne düşen su damlalarını önemsemeden oturduğu kaldırım taşında omurgasını düzeltti, ellerini yumruk şekline getirip dizlerinin üstüne koydu. Cebinin açık yakasında bıraktığı bıçak yavaşça çıkmış, başını usulca gösteren bir köpek yavrusu gibiydi. O bıçağı alıp damarlarına güzel çizikler atacaktı.

Yaşam damarını kesmek istedi.

Bıçak, yumruk yaptığı ellerini yavaşça çözdü ve parmaklarının arasına almasını sağlamıştı. Önünden hızla geçen arabaların farları yanıp sönüyor, biriken su çamurları sokağın diğer tarafına doğru fışkırtıyordu. Adam bıçağı sol elinde üç defa tur attırdı.

Bir kuyu gibi içine düşmüş, düştüğü yerden iple kurtulmaya çalışmış ama olmamıştı. O ip boynuna bir beden küçük gelmiş olmasaydı darağacının ipeklerle süslenmiş bir oyunu olacaktı. Genç adam içinde tuttuğu zehiri yavaşça bıraktı ve bıçağı sağ dizinin içine sertçe batırdı. Dudaklarından bir inilti çıkmadı.

Acısını hissedemeyecek kadar kör, dillendiremeyecek kadar dilsiz olmuştu. Oysa her ne kadar dışarıdan sigaranın küllüğe dökülen o külü gibi yanık dursa da içten içe parçalanan birisiydi. Onun canını yakmışlardı, büyüdüğü zaman acıyla ilk defa karşı karşıya kalmıştı.

Acıyla büyüdüğü zaman karşı karşıya kalan adam ne yapmıştı?

Karşıya atmıştı kendini.

İçini dolduran kadın artık gitmişti. Onu terk etmemişti ama onun yanında artık değildi. Terk edilmişlik kesmişti soluk, kaldırım başında oturan adam değil bir çocuk. Bıçak dizinde öylece asılı kaldı, bıçağın keskin ucunu bir daha çekmedi. Cebinden sigara paketini çıkarttığı gibi dudaklarına götürmüş yanan yağmurun ızdırabına karşı yakabilmişti.

O bu kadar güçlüyken onu böyle alaşağı eden neydi?

Genç adam yaktığı sigaranın dumanını boğazına kadar çekiyor, duman burnundan geri havaya karışıyordu. İçinden mırıldandığı cümleler dudaklarındaki yola çıkmaktan korkuyor, harfler idam ediliyordu. Üçüncü defa çektiği sigara dumanı zemine sertçe dağılmış, gözlerinin içindeki yansımadan kaybolmuştu.

Adam ölmüş izmariti yere attı, ayakkabısının pabuç kısmıyla izmaritin cesetini ezerken bir arabanın farı defalarca yandı. Kırmızı, sarı ışıklar adamın gözünü alırken dudaklarından büyük bir küfür duyulmuştu. Kaldırımdan üstüne doğru su birikintisi taşarken keskin bir motor sesi kulakları çınlatmıştı.

Adam keskin motor sesine doğru yöneldiğinde motor tam önünde durmuş bir şekildeydi. Motorcu kaskını çıkartırken genç adam kimin geldiğini anlamış gibiydi, kalbine söz geçirememişti. Genç kadın kaskı çıkartırken saçları fırtınada dalgalandı ve su damlalarının arasına karıştı.

"O, Mahur beste çalar, müjganla ben ağlaşırız." dediğinde genç kadının sesi kaldırım taşına şimşek gibi çökmüştü.

"Geldin."

İçindeki çocuk kahkaha atmıştı.

Onun acısını şimdi ondan çıkarmak istiyordu.

"Gelmeyeceğimi nasıl düşündün?" dediğinde genç kadının kelimeleri kaldırımın üstüne düşen alfabenin acısıydı. "Öyle bir gittin ki, bir daha gelmezsin sandım." dedi genç adam.

Genç kadın, delikanlı adama ait olan motoru bir kenara bırakıp yavaşça indi. Bedenine düşen damlalar, dudaklarına bıraktığı izden farksızdı. "Dizin kanıyor."

"Yüreğim de kanıyor." dedi delikanlı, esmer tenine çarpan ay ışığı aydınlattığı boynunu yavaşça karanlığa yeniden gömdü. "Senin ağacın nerde sincap?"

Kadının kirpiklerine değen yağmur damlası değil göz yaşıydı. Göz bebekleri tek tek titredi ve genç adamın üstüne doğru keskin adımlar atmaya başladı. Delikanlının sorduğu soru havanın soğuğunda çarpışmış, kor gibi yavaşça sönmeye mahkum edilmişti.

Kadın uzun, kemikli parmaklarını adamın kirli sakallarının doldurduğu yanağında yavaşça gezdirdi. Onu bu halde görmesi, içinde bir yerleri sızlattığı açıkça belliydi. Parmakları bir sigara ucu gibi yanıp, tutuştuğunda yavaşça göğsüne doğru kaymış, sol yanında durmuştu.

Yangın.

Sol yanı lapa lapa kardı, soğuktu. Çıkardığı yangında sol yanı sadece savaşmıştı.

"Benim ağacım burası." dedi ve sol yanına avucunu yasladı.

Sincap, ağaç kavuğunda yalnız kalmayı sever.

"Canım, bak yalnızız artık."

🙆🏽

Yeni bir hikaye, yeni bir evren, yeni bir yaşam.

İçimde ki inançtan daha fazlasına inandığım canıma, bu kitabı emanet ediyorum.

not: bu kitap ağır madde kullanmı, küfür, cinayet içerir. ve hassas okuyucuların okunmaması şiddetle tavsiye edilir.

dipnot: burada başka kitaplardan bahsetmenize veya yorumlarda karakter karşılaştırmanıza gerek yok. bu her iki tarafa da saygısızlıktır.

kurgunun gidisatı, sonu veya bası fark etmeksizin zihnimde yetişti. alıntılanma, kopyalanma gibi işlemlerde sonuna kadar gideceğimi belirtmek isterim.

ve siz canımlara;

yüreğimle sevdim sizi be!!

instagram: emiircanakin

twitter: emiiircanakin

(belki minik spoiler fısıldarım sosyal medya da...)

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.