تخطٍ إلى المحتوى

ANTRENÖR

الفصل 1 · قراءة 5 دقيقة

ANTRENÖR

الفصل 1

1. Bölüm

Spor salonunun kapısına geldiğimde ellerim titriyordu. Nedensizce bir çekingenlik hissediyordum. Aslına bakarsak, buraya herkesin gelme sebebi aynıydı: kendini geliştirmek. Ama ben, salak gibi görüneceğimden korkuyordum; bu yüzden bir antrenörle çalışmaya karar vermiştim. Aletleri kullanırken aptal gibi görünmek istemiyordum. Derin bir nefes alıp içeriye adım attım. Resepsiyona yaklaştım.

“Merhaba, internet üzerinden başvuru yapmıştım,” dedim.

“İsminizi öğrenebilir miyim?” diye sordu kadın.

“Mira Karayel.”

“Tamam, Bora Bey ile çalışacaksınız. O da tam şurada,” dedi kadın, parmağıyla bir yeri işaret ederek.

Arkama baktığımda, terden hafifçe ıslak bir şekilde görünen, oldukça yapılı ve bir o kadar da ciddi duran bir adam gördüm.

“Buyur”dedi Bora, sesinde soğuk bir ton vardı.

“Tamam,” dedim, onu takip etmeye başladım. Nereye gittiğini bilmeden arkasından yürüyordum. Tüm gözler üzerinde olduğu için bu, beni de rahatsız ediyordu; çünkü onu gören herkes aynı zamanda beni de görüyordu. Koşu bandının yanına geldiğinde, ekranı ayarlayıp “Buyurun” dercesine eliyle gösterdi. Hafif adımlarla koşmaya başladım.

“Sadece kilo vermek için kalori açığı yaratıp koşman yeterli. Buraya boşuna gelmişsin” dedi Bora, kollarını bağlayıp bana bakarken. Ve ekledi, “Bir haftaya kalmaz dayanamazsın, biliyorum senin gibilerini.”

“Görürsün, gitmeyeceğim,” dedim, kararlı bir şekilde.

“Göreceğiz,” diye yanıtladı Bora, sert bir şekilde.

İki dakika koştuktan sonra yorulmuştum. Aleti durdurmasını isteyip koşu bandının kenarına oturdum. Sırt çantamdan soğuk suyumu çıkarıp içiyordum. O ise telefonuyla ilgileniyordu. Şimdiden bıkmıştım, yorulmuştum ve tüm bakışların üzerimde olduğunu hissediyordum.

“Kalk, benim öğrencilerim böyle duramaz,” dedi Bora, sert bir şekilde.

“Yoruldum,” dedim, nefesim kesilmişti.

“On dakikadır boş boş oturuyorsun. Kalk!” diye çıkıştı Bora.

O an, Bora’nın sertliği karşısında ne kadar zorlandığımı hissettim. Ama bu zorluk, bana mücadele etme kararlılığı veriyordu.

Bora'nın gözleri, sanki her hareketimi süzüyordu. Koşu bandının kenarına oturduğumda, yüzündeki ifadenin değişmediğini fark ettim; adeta bir heykel gibi donmuştu.

“Beni dinle,” dedi Bora, sesindeki soğukluk beni daha da rahatsız ediyordu. “Buraya gelip 'yoruldum' demek, sadece zaman kaybı. Koşmaya başladığında, kendini zorlamalısın. Bu işin yarısı psikolojik, diğer yarısı ise azim.”

Yavaşça kalkıp tekrar koşu bandına dönerken, Bora’nın soğukkanlı bakışları üzerimdeydi. Koşmaya başladığımda, hızımı artırmamı söyledi ve hızla seslendi: “Daha hızlı ol. Her adımın bir anlamı olmalı. Kendi sınırlarını zorlamadıkça bir şey başaramazsın.”

Kısa süre içinde nefes almakta zorlanmaya başladım. Bora, bandın hızını artırırken, hiç yumuşamadı. “Bu kadar çabuk yorulman, senin ne kadar az çalıştığını gösteriyor. Bu bir yarış değil, bu bir savaş. Ya kazanırsın ya da kaybedersin.”

Koşu bandı üzerindeki terim beni iyice zorladı. Bora’nın sert tavırları, pes etmem için beni itiyordu. “Bir sonraki hafta bu şekilde devam edersen, burayı terk edeceksin. Bunu yapmaya gelmedin, öyle mi?”

Sırtımda ağır bir yük hissettim ama durmak istemiyordum. “Yoruldum ama gitmeyeceğim,” dedim, sesim titriyordu ama kararlılığımı kaybetmedim.

Bora, gözlerini kısıp bakarak, “Görürüz. Bu, senin için sadece bir başlangıç. Her gün biraz daha zorlanacaksın. Eğer bu işin altından kalkamazsan, burayı bırakıp gitmek zorunda kalırsın,” dedi. Sert tonunu koruyarak, “Ama pes etmek sana yakışmaz, öyle değil mi?”

Spor salonundan çıkarken, Bora’nın sert tavırları benden pes etmemi değil, aksine daha da mücadeleci olmamı sağladı. Her gün geri dönmeye ve Bora’nın zorlu testlerine karşı koymaya karar verdim. Sertliği ve tavırları, sadece fiziksel değil, duygusal olarak da sınanmış olduğumu hissettiriyordu. Ve bu, benim için sadece bir sınav değil, aynı zamanda bir meydan okumaydı. Tabii, Bora'nın daha sert olduğu bir versiyonu:

---

Spor salonundan çıkarken, kapıyı açıp hızlı adımlarla yürümeye başladım. İçimde Bora'nın sert tavırlarıyla mücadele etmenin getirdiği kararlılık vardı.

Ancak, dışarı adım atarken Bora'nın sesi arkamdan yankılandı. “Mira, dur!”

Dönüp baktım, Bora hızlı adımlarla yanıma geldi ve sert bir ifadeyle ekledi: “Numaranı almak zorundayım.”

“Numaramı mı?” diye tekrar ettim, şaşkın bir şekilde.

“Evet,” dedi Bora, “Eğer gelemeyeceğim bir durum olursa seni bilgilendirmem gerek. Ayrıca, gelişimini takip edebilmem için de iletişimde olmamız lazım.”

Küçük bir gülümseme yerine, Bora’nın sert bakışları altında telefonumu çıkarıp numaramı yazdım. “İşte burada.”

Bora numaramı aldıktan sonra başını salladı. “Tamam. Unutma, bu işin şehveti yok. Gerçekten çalışmak zorundasın. Eğer bu işin altından kalkamayacaksan beni hiç yorma”

“Anladım,” dedim, kararlı bir şekilde. “Görüşürüz.”

Spor salonunun kapısına doğru yürürken, Bora’nın sert tavrı ve direktliği, aramızda bir mesafe bırakmıştı. Ancak bu mesafe, içimdeki motivasyonu daha da artırmıştı. Eve dönerken, bu sürecin getireceği zorluklara karşı daha da güçlü hissettim. Tabii, Bora’nın trafikte ciddi bir kavga yaşadığı ve Mira’nın bu durumu sakinleştirmeye çalıştığı bir sürüm hazırlıyorum:

---

Spor salonundan çıktıktan sonra saatin geç olduğunu fark ettim. Kimsenin beni görmemesi için geç saatte dışarı çıkmıştım, ama şimdi yağmur altında taksi bulmak neredeyse imkansız hale gelmişti. Çantamın altına sakladığım şemsiye suyu geçiriyordu ve üşümeye başlamıştım.

Bora’nın spor salonundan çıktığını gördüğümde, yüzündeki sert ifade ve ıslak görünüşü dikkatimi çekti. Yanıma yaklaşıp, “Ne yapıyorsun burada bu kadar geç saatte?” diye sordu, sesi keskin ve kayıtsız bir şekilde.

“Bir taksi bekliyorum ama bulamıyorum,” dedim, titreyerek. “Geç saatte olduğu için galiba hiç taksi yok.”

Bora, yüzünü çevirip, “Taksi yerine seni eve bırakayım,” dedi. “Bu kadar geç saatte burada kalmak pek akıl işi değil.”

Şaşırmıştım ama bu teklif gerçekten ihtiyacım olan şeydi. “Gerçekten çok teşekkür ederim,” dedim.

Arabaya bindiğimizde, Bora direksiyonun başına geçti. Benden adresimi istedi ve hızla yola koyulduk. Trafikte ilerlerken, önümüzdeki bir araç ani bir şekilde fren yaptı. Bora’nın yüzü sertleşti, gözleri öfkeyle parladı.

Bora aniden direksiyonu çevirdi, aracı kenara çekti ve kapıyı açarak dışarıya fırladı. Yanına koştum ve “Bora, ne yapıyorsun?” dedim, telaş içinde.

Bora, önündeki aracın şoförüne doğru yürüyerek, “Hayırdır, kardeşim sen ne oluyor burada?” diye bağırdı. Şoför, panik içinde bir şeyler mırıldanıyordu. Diğer araçlar da durmuş, etrafımızda kalabalık oluşmuştu.

Trafikteki kavga büyüyünce, Bora’nın sert bakışları ve bağırışları ortamı daha da gerdi. Şoförle tartışırken, Bora’nın ses tonu oldukça sertti ve karşısındaki kişiyi tehdit eder gibi konuşuyordu.

“Bora, lütfen dur,” dedim, yanına yaklaşarak. “Bunu daha fazla büyütmemelisin, sakin ol. Biz sadece eve gitmeye çalışıyoruz.”

Bora, gerilimli bakışlarını şoförden ayırıp, bana döndü. “Bu tipler yolda nasıl davranacağını bilmiyor. Her zaman böyle kargaşalar yaşanır,” dedi, öfkesi dinmeden. Kafasını arabadaki şoföre çevirerek “Dua et yanımda kız var” dedi.

“Lütfen bunu çözmek daha fazla zaman kaybı yaratacak,” dedim, nazikçe. “Kendimizi tehlikeye atmadan yolumuza devam etmeliyiz.”

Bora, derin bir nefes aldı ve yavaşça geri döndü. Şoförle son bir kez sert bir şekilde göz göze geldi ve ardından geri dönerek araca bindi. “Bu seferlik,” dedi, sinirli bir şekilde. “Ama bir dahaki sefere dikkat etmelisin.”

Arabaya döndüğümüzde, Bora’nın öfkesi hâlâ yüzündeydi ama içeri girdi ve direksiyona geçti. Ben de sessizce oturup, bu gerilimin ardından eve doğru yola çıktık.

…

Eve vardığımızda, kapıya kadar eşlik etti. “Bir dahaki sefere bu kadar geç saatte dışarıda olma,” dedi, öfkesi hâlâ belirgin bir şekilde.

“Bu gece için gerçekten çok teşekkür ederim, Bora,” dedim, minnettarlığımı ifade ederek.

Bora, “Rica ederim, bir dahaki sefere seni orda

bırakarım haberin olsun.” dedi ve arabasını sürmeye gitti.

نهاية الفصل

1 تعليق