Okuldan eve dönerken yine aynı yolu kullanıp sigara içiyorlardı. Taner’in aynı sabah içtiği gibi tek bir duman olarak değil tam bir sigara içmesi Mert’i şaşırtmıştı.
“Neyin var Taner?”
diye sordu. Eğer ‘kanka’ değil isim ise, soru ciddiydi ve cevap da ciddi olmalıydı.
“Yok bir şey.”
“Beni sinirlendirme, var bir şey. Ne oldu?”
“Sabah bahsetmiştim ya, o işte. Önemli değil yani.”
Mert, Taner’in bu konuyu bu kadar büyüteceğini düşünmemişti. Elini Taner’in omzuna attı.
“Ya kanka. Anlıyorum film dizi izlerken bile gerçek olmadığını bilmemize rağmen korkuyoruz. Senin de rüyanda gördüğün şeyden korkman normal. Küçükken bir korku filmi izlemiştim 2 hafta aynı elemanı rüyalarımda görmüştüm.”
dedi gülerek ve devam etti.
“Çok korkutmuştu beni piç. Ama sonra annem bana her şeyin bilinçaltında olduğunu, ne düşünürsem rüyamda da onu görmemin normal olduğunu falan anlatmıştı, rahatlamıştım. Daha da görmedim. Senin de öyle bilinçaltılı bi şey olabilir belki.”
Taner ona döndü ve ufak bi tebessümle
“Olabilir. Ama her gün..?”
“E oğlum her gün bunun hakkında düşünürsen her gün görürsün. Başka şeylere odaklan. Gel bak ben sana bi şeyler göstericem size geçince bilgisayardan onlara bakarsın aklından da kolay kolay çıkmaz.”
dedi yaramaz çocuk gülüşünü atarak. Bu Taner’i de güldürmüştü.
Eve geldiler ve ailesini selamladıktan sonra odaya geçtiler. Önce biraz oyun oynadılar sonra Mert’in bahsettiği ‘o akıldan çıkmayacak’ şeylere baktılar. İkisi de ekrana büyülenmiş şekilde bakarken bir anda Lara Hanım kapıyı açtı. Ekran Lara Hanım’a dönük olmamasına rağmen korkup ekranı kapatan Taner annesine baktı.
“Efendim anneciğim?”
“Hadi yemeğe gelin. Soğumasın da.. Ne yapıyosunuz siz bilgisayarda, niye kapattın onu?”
“Yok bir şey anne ya dövüş maçları falan izliyoruz.”
“Özenmeyin şöyle şeylere. Hadi gelin yemeğe. İki dakikaya aşağıda olun.”
dedi ve kapıyı kapattı.
Sinsi gülüşüyle Taner’e dönen Mert;
“Dövüş maçı he? İyi uydurdun o anda. Gerçi yalan değil bu da bir maç.”
dedi ve ikisi de kahkaha attı. Sonra kıkırdayarak aşağı indiler.
Hamit Bey yemek yenirkenki sessizlikten pek hoşlanmazdı. O yüzden hep bi konu açmaya çalışırdı.
“Ee naptınız gençler? Yine oyun mu oynuyordunuz?”
“Evet Hamit Amca, oyun, sonra dövüş maçları falan izledik” dedi Tanere bakıp kahkaha atmamaya çalışırken.
“Aman yavrum dikkat edin derslerinize de çalışın.”
“Okul zaten kapanacak yakında Hamit Amca, öğretmenler bile ders anlatmıyor ki. Yarı dönem tatiline gireceğiz.”
“Hmm. Karnede ne bekliyorsun peki Mert?”
“İyi bekliyorum Hamit Amca. Biliyorsun son iki senedir bu kavgalardan uzağım. Derslerimi etkilemiyor hiçbir şey artık.”
“İyi iyi siz yine de ders çalışın.”
“Hamit Amca bırak da biraz gençliğimizi yaşayalım ya. Hep ders hep ders olmaz az aksiyon lazım. Biliyorum senin mesleğin için çok çalışmak gerekir ama hem sen hiç mi yaşamadın gençliğinde aksiyon sanki?”
Mert biraz daha karşı cevaplar verebiliyordu Hamit Bey’e. Taner ailesiyle böyle konuşuyordu ve Mert de zamanla onlarla saygısını bozmadan ama bazen şımarık bir çocuk gibi konuşmaya alışmıştı. Aileden biri gibiydi.
“Olmaz olur mu? Biz de gençken çok eğlendik çok aksiyon gördük tabii.” dedi Hamit Bey.
Lara Hanım olayı biraz farklı anlayarak Hamit Bey’e bir bakış attı ve Hamit Bey kahkaha attı.
“Hahaha! Saçmalama be hanım. O anlamda eğlenmek değil. Biz de aksiyon severdik. Gerilim severdik. Ağaç evimiz vardı bir tane ormanda, hep korku hikayeleri anlatırdık.”
Lara Hanım rahatlamış gibi gülmüştü. Ama ‘ağaç ev ve gerilim’ kısmı Mert ile Taner’i etkilemişti.
“Ne? Hiç bahsetmemiştin baba? Ağaç ev mi? Senin çocukluğun da gençliğin de burada geçti. Nerede o ağaç ev?”
“Evet Hamit Amca insan bize de söyler. Hep hayalimdir bir ağaç evimin olması, istediğim zaman orada takılmak kafa dinlemek falan, oh mis..”
Hamit Bey’in yüzü biraz ciddileşti.
“Biliyorum hiç bahsetmedim. İlerideki ormandaki bir yerde. 5 arkadaş gizli gizli yapmıştık. El emeğidir. Henüz 19 yaşındaydık. Ama bir gün Osman’ın salaklığına kanıp Ouija diye bi tahta aldık.”
Mert’in gözleri açıldı.
“Ouija mı? O filmlerde olan ruh çağırma tahtalarından mı? Hadi be! Ben onların gerçek olduğunu bilmiyordum.”
dedi ellerini kafasının arkasına koyarak. Taner biraz daha ciddiydi.
“Evet baba, ben filmlerde bile görmedim. Hiç denk gelmedi. Hiç de bahsetmedin?”
Mert Taner’in kolunu hafifçe dürttü.
“Dur be oğlum, Hamit Amca bir anlatsın. Ben çok merak ederim böyle şeyleri.”
Hamit Bey gülümsedi, geriye doğru yaslandı ve anlatmaya devam etti.
“Beşimizdik. Osman, Ahmet, Yücel, Taha ve ben. Hepimiz aynı bölümdeydik. Ailelerimiz birbirini tanıyordu o yüzden her istediğimizi rahatça yapamazdık. Bize bir yer lazımdı. İstediklerimizi yapabileceğimiz, rahat bir yer. Sonra dedik ‘Oğlum beş tane delikanlıyız. Sıvayalım kolları gizli bir yer yapalım.’ ve o ağaç evi yaptık.”
“Heyt be!” dedi Mert heyecanla.
Hamit Bey ise gülümsedi ve anlatmaya devam etti.
“Önceleri sadece ders çalışmaya ve haftasonları ise içmeye giderdik. Sigara alkol falan o zamanlar ailenin yanında imkansız tabii. Keyif çatardık. Sonra bir gün Osman, Taha’yı korkuttu ve Taha çığlık attı. Tüm gün Taha’yla dalga geçtik. Taha da intikamını aldı. O bunu korkuttu bu bunu korkuttu derken normal korkutmalardan hikayelilerine geçtik. Akşamları buluşur korku filmi izler, birbirimizi korkutur, gülüşürdük. Sonra Osman izlediğimiz bir filmden görüp Ouija diye bir tahta aldı. Ruh çağırma bilmem nesi işte. Hafif de içmiştik. Biz yapmaya başladık. Bilinçaltı tabii o an alkolün de etkisiyle tahtanın üzerindeki taşın hareket ettiğini sanıyoruz falan. En son yağmur yağdığı için tek bir lambamız vardı patladı tam onu yaparken. “
Taner ve Mert yüzlerini ellerinin arasına koyarak dikkatlice dinlemeye devam ettiler.
“Sonra bir kadın sesi duyar gibi olduk. Çığlık gibi ama yardım ister gibi değil tehdit eder gibi. Hepimiz tahtayı öylece bırakıp kaçtık. Nasıl kaçıyoruz ama.”
O anlarını hatırlayıp bir kahkaha attı Hamit Bey.
“Hahaha! Alkolün etkisiyle bi an arkadamda evin ordan bana bakan bir kadın bile gördüm”
Elindeki mutfak havlusuyla Hamit Bey’e vurdu Lara hanım.
“Bak sen. Alkol alınca başka kadınları görüyosun demek he?”
Hamit Bey güldü.
“Yok be canım! Çirkin bir şeydi. Yaşlı gibi, derisi çürümüş gibi bir şey. Bir şey olmadı kız merak etme, o uzaktan izledi, ben ise kaçtım. Artık ne kadar içtiysek. Hahaha!”
Mert dikkatle ama gülümseyerek dinlerken bir anda Taner’in anlattıkları aklına geldi ve Taner’e baktı. Tanerin çoktan gözleri açılmış, babasına şaşkınlıkla bakıyordu.
“Ne?”