تخطٍ إلى المحتوى

Anka

الفصل 14 · قراءة 7 دقيقة

Anka

الفصل 14

12. Bölüm

Sabah hışırtı seslerine uyandım. Nerede olduğumu anlamaya çalışırcasına etrafıma baktım. Pars'ın askeriyedeki odasıydı.

"Günaydın hanımefendi. Nasılsınız?" Dedi Pars. Silahını beline yerleştiriyordu.

Bir şey demedim. Baktım sadece. Üstelemedi.

Dün gece iki üç defa sıçrayarak uyanmıştım. Her defasında Pars beni sakinleştirmişti. Gerçekten başımda beklemişti. Uyumadığını gözaltlarından anladım.

Ne yapacaktım şimdi? Ne olacaktı?

Annemi koruma gibi bir amacım yoktu. Peki amacım neydi?

Düşüncelerimi bölen Pars'ın sesiydi.

"Gel kahvaltı yapalım." Dedi. Yatakta doğrulup banyoya girdim. Yüzümü yıkayıp aynaya baktım.

Enver'in vurduğu yer çürük rengini almıştı. Dokundum yavaşça. Acıyınca geri çektim.

Banyodan çıkınca Pars'ın yatağı düzelttiğini gördüm. Sonra yatağa oturdu ve gelmem için iki kere yanına vurdu.

Gittim.

Elindeki kremi yüzüme sürmeye başladı. Krem ve verdiği ilaçlar çok etkiliydi çünkü sürünce beş dakika geçiyor ve acıyı hissetmiyordum. Giydiğim sweatshirtten omzumu sıyırdı. Pansuman yaptı oraya da.

Ama kalbim acıyordu. Onun ağrı kesicisi var mıydı?

Var tabii ama uygulayamayacak kadar korkaksın.

İntihar.

İntihar eden insanlar zayıf mıydı? İntihar etseydim beni zayıf olarak mı göreceklerdi?

Ama ben zayıf değildim.

İyi direndiğimi düşünüyordum.

Bence intihar edenler zayıf değil, bir şeyleri anlatmaktan yorulmuş olan insanlardı.

Düşüncelerimi bölen Pars'ın parmaklarını gözümün önünde şıklatmasıydı. Sıçradım hafif.

"İyi misin?" Dedi. Normalde mimiklerini okumak zordu. Ama bu sıralar bana farklı davrandığını hissediyordum.

Hayır salak, sadece uzun süredir sevgi görmedin. Gördüğün her ilgi sevgi değildir.

İç sesim haklıydı.

İyiyim dedim. Ama cümleler dudaklarımdan çıkmadı.

Bir şey demediğimi fark edince,

"Hadi gidelim." Diyip kalkmamı bekledi. Ayağımda sargılar vardı. Dün doktor yapmıştı. Duşa girdikten sonra gevşemişlerdi. Umursamamıştım ama anlaşılan Pars ben uyurken pansumanı yenilemişti.

Eldivenlerim elimdeydi hala. Onu sormamıştı. Neden takıyorsun dememişti.

Yavaşca ayağa kalktım. Biraz canım yanmıştı. Benim kalkmam ile o da kalkıp kapıya yöneldi. Açtı ve geçmem için bekledi. Koridorda onun heybetli vücudu yanında küçücük kalmıştım.

Zayıflamıştım. Yanaklarım çökmüştü. Halsiz hissediyordum.

Asansöre gelince bu katta olduğunu görünce tuşuna basıp açılmasını sağladı. Açılınca ikimizde girdik.

Boy aynası vardı. Benim üstümde oldukça bol bir sweatshirt ve eşofman vardı. Arkamda duran Pars'ın vücuduna baktım. Oldukça kaslıydı. Yapılıydı. Ama bu iğrenç duran kaslı yapılı adamlardan değildi. Orantılıdydı.

Onu iyice süzdüğümü fark edip gözlerimi çektim.

Asansör 'tık' sesi çıkarınca geldiğimizi anladım. Otomatik kapı açıldı. İlk ben sonra Pars çıktı.

Büyük bir yemekhanedeydik. Gayet aydınlık ve ferahtı.

Pars'ı görenler, 'günaydın komutanım' diyor Pars ise başını hafif eğerek selam veriyordu.

Timin olduğu masaya ilerlerken tim ayağa kalktı. Selama geçerken Pars,

"Rahat." dedi. Tim rahat olurken Pars beni tanıttı.

"İşte bu Şule Anka Ateş. Şafak timini ölümden kurtaran kadın." Dedi. Şafak timi Enver'in pusu kurduğu asker timiydi. Pars devam etti,

"Anka. Bunlarda benim timim. Şafak timi." Dedi. Nasıl yani? En başından beri ben kurtardığım şafak timine mi yardım etmiştim?

Şaşırmıştım ama bunun yüzüme yansıdığından emin değildim. Pars, asker kadını işaret etti.

"Asena Kara. Timin tek kadın askeri." dedi. Çok güzel bir fiziği vardı Asena'nın. Mavi gözleri simsiyah saçları vardı. Saçlarının arasında bir tutam beyazlık vardı.

Boya mıydı bilmiyorum ama ona ayrı bir hava katmıştı.

"Hamza Çimen." Diyip diğer askeri gösterdi bu sefer. Orta boyluydu. Kollarının biraz fazla kası vardı. Hafif sakallı bir yüzü vardı. Yakışıklıydı.

"Soner Türk." Diyip Hamza'nın yanındakini gösterdi.

Hamza'dan bir tık daha uzun boylu , kumral saçlıydı. Dudağının üstünde hafif bir dikiş izi vardı.

"Haşim Özkan." Dedi ve sonuncu askeri gösterdi.

En kısaları oydu. Yine de hepsi uzundu. Haşim bebek yüzlüydü. Yeşil gözleri vardı. Hafif kırışıktı ama ona ayrı bir hava katmıştı bu.

Tanıtım bitince ne yapacağımı düşündüm. Dilim lal olmuştu sanki.

Pars bir şey demeyeceğimi anlamış olmalı ki,

"Başlayın kahvaltıya." Dedi. Herkes kendi sandalyesine otururken Pars yanında duran sandalyeyi benim için çekti. Oturunca hafif ittirdi sonra kendisi oturdu.

Siyah zeytinlerle bakıştım. Yiyelim yoktu. Tim kendi aralarında konuşuyordu.

"Albaya rapor verdiniz mi?" Dedi Asena. Siyah saçları omzuna geliyordu. Toplamamıştı.

"Dün yanına gittim odası kilitliydi. Göreve gideceğini söylemiş binbaşının a." Dedi Hamza.

Pars sessizce kahvaltısını ediyordu. Hiçbir şey yemediğimi görünce kaşlarını çattı.

"Yemelisin Anka." dedi. Sanki yesem kusacak gibiydim. İstemiyordum. Aç değildim. Sol elim sweatshirtün cebinin içinde sağ elim ise çatal tutuyordu.

Aniden bir tepsi düşme sesi geldi. Sıçrayarak o yöne baktım.

Askerlerden birisi tepsiyi düşürmüştü.

Korkutmuştu beni.

"Sakin." Dedi Pars. Sonra dikkatle yüzüme bakarken,

"Asena peçeteyi ver." Dedi. Ne olduğunu anlamaya çalıştım. Peçeteyi aniden burnuma tutunca o an anladım.

Burnum kanamıştı. Niye bilmiyordum.

Tampon yaparken ayağa kalktık. Pars giderken timine,

"Arabayı hazırlayın. Çıkacağız." Dedi. Arkasından 'emredersiniz komutanım' sözleri duyuldu.

***

Odaya gittikten sonra burnuma su tutup tampon yapmış, kanamanın durmasını beklemişti.

Yanımda Pars, arkamda tim duruyordu. Güneş gözlüklerimi düzelttim. Annemin ıslak toprağına baktım.

Gömülmüştü. Duyduğuma göre bedeninin bazı parçaları yoktu. Siyah ceset torbasının içine bulunan organları koyup gömmüşlerdi.

Boğazımda bir yumru oluştu.

Annem.

Beni kuşum diye seven annem.

Babamın favori ikinci insanı. Birincisi benmişim öyle derdi.

Eldivenli ellerimle toprağını sıktım. Söz veriyorum anne. İntikamını alacaktım.

Güzel anam, canım anam , kolay değildir.

Geleli bir saat olacaktı nerdeyse. Kimse çıt çıkarmadan beni izliyordu.

Elimde kalan çamurumsu toprağı silkeledim. Çıkmayınca Asena fark etti ve bir mendil uzattı. Aldım.

Yavaşça ayağa kalktım. Arabaya ilerlemeye başladım.

Uyumak istiyordum.

Sadece uyumak.

Arabaya binince timde bindi ve yola çıktık.

Karargaha gidene kadar yolu izledim.

***

Odanın önüne gelince kapıyı açtım içeri girdim.

Banyoya girip dün duşta şampuan ile yıkadığım temiz eldivenleri buldum. Çamurlu olanları yıkadım tekrar.

İşim bitince odaya geçtim. Yorganı kaldırdım altına girip cenin pozisyonunda uykuya dalmayı bekledim.

Pars hiçbir şey demedi. Düşünceliydi.

Kapı kapanma sesi duydum. Daha fazla dayanamadım ve uykuya yenik düştüm.

***

Pars odadan çıkınca timinin bulunduğu yere gitti. Yani yemekhaneye.

İşleri olmayınca hep orda otururlardı.

Pars giriş yaptı yemekhaneye. Onu gören timi selama gececekken eliyle bir işaret yaptı ve geçmediler. Soner konuştu,

"Komutanım, fark ettiniz mi? Şule hanım hiç ağlamadı." Dedi. Pars fark etmişti ama şoktan dolayı olduğunu düşündü.

"Fark ettim." dedi. Devam etti konuşmaya Soner,

"Hala ağlamaması garip. İçinde biriktiriyor olmalı. Bir insan bunca şeyi içinde tutmamalı. Ya gördüğü en ufak şey onu çok fazla ağlayacak ya da vazgeçmiş." dedi. Soner, psikolojiyle çok ilgileniyordu. Ondan anlamıştı.

Pars onun intihar etme düşüncesini anladı. İntihar edecekti. Kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Umudu yoktu. Ailesi yoktu. Yaşadıkları malumdu.

Sıradan bir kız için neden endişelendiğini anlamadı Pars. O kimdi? Sadece bir görevdi. O halde neden onun yanındayken içindeki koruma duygusunu atamıyordu Pars?

Görev.

Görev dedi kendi kendine. Onun için korumacıydı. Yoksa başka bir açıklaması olamazdı.

Bütün tim düşünceli bir şekilde otururken yanlarından bir asker geçti. Pars'a kısa bir bakış attı. Yoluna devam edecekken tekrar baktı. Şaşkındı.

Pars gördü bakışlarını. 'Hayırdır?' der gibi bir baş hareketi yaptı. Asker açıklama yaptı.

"Komutanım siz buradaysanız odanızdan gelen bağırışlar nasıl oluyor?" dedi.

Anka.

Ayaklandı Pars. Seri ve sert adımlarla merdivenlere yöneldi. Asansörün gelmesini bekleyemezdi.

İkişer çıktığı merdivenin sonunda bulunduğu kata geldi ve odasına doğru gitti. Yaklaştıkça bağırış sesleri artıyordu.

Albayın bir an önce gelmesi ve Anka'yı ne yapacağımızı söylemesi gerekiyor diye düşündü.

Kapıyı açtı. Yatakta terler içinde sağa sola dönen bir adet Anka vardı.

Yüzü kırmızı olmuştu. Çığlık çığlığa 'dur, dur' diyordu.

Kabus görüyordu yine.

Hemen yanına gitti. Omuzlarından tutup hafif sarstı.

"Uyan. Anka uyan!" Dedi.

Uyandı Anka. Onu sarsan bedeni tanımadı ilk, uzaklaşmaya çalıştı. Göğsüne güçsüz yumruklar indirdi.

"Benim Anka." Dedi sakince. Gözlerine baktı kızın.

Uykusuzluktan kan çanağına dönmüştü.

Anka Pars'ın gözlerine dikti renklilerini. Sakinleşmişti. Enver yoktu.

Pars bir peçete aldı. Kızın terini sildi. Terlemiş olmasına rağmen nasıl bu kadar güzel kokabiliyordu?

Pars kalbinde ne zaman Anka'nın yanına gitse oluşan duyguyu sevmedi.

Onun kalbinde hiçbir kişiye yer yoktu. Ama onun yanındayken içinde çok tuhaf duygular oluyordu.

Umursamamaya başladı bu durumu. Nasıl olsa binbaşı gelince ne yapacaklarını söyleyecek ve Anka gidecekti.

Gözleri tekrar kapanmaya başladı Anka'nın. Bedeni yorgundu. Ama hala çok korkuyordu. Fark ediliyordu

O an tekrar düşündü. Konuşmuyordu. Ağlamıyordu.

Patlama noktası ne zaman olacaktı?

Anka'nın uyuduğunu gören Pars, yüzüne baktı genç kızın. Şule Anka Ateş. Soy ismine kadar alevdi bu kız.

Şule isminin anlamını taşıyordu. Peki ya Anka isminin anlamını taşıyor muydu?

Küllerinden yeniden doğabilecek miydi?

Parmaklarını yavaşça yüzüne değdirdi Anka'nın. Yumuşacıktı. Pürüzsüzdü.

Parmağının ucu her yanağına sürtmesinde yanıyordu sanki.

Başını kendine gelmek adına salladı.

İçinde oluşan duyguya bir küfür mırıldanarak dokunmayı bıraktı ve koltuğa oturup uyuyan Anka'yı izlemeye başladı.

Uzun süre onunda uykusuz kalmasından dolayı başı yana düştü ve uyuyakaldı. Ama her an tetikteydi kabus görüp uyanabilecek genç kıza karşı.

نهاية الفصل

الفصل التالي مقفل

يمكنك فتح الفصل 15 مقابل 5 جيتون داخل التطبيق ومتابعة القراءة من حيث توقفت.

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.