Skip to content

Anka

Chapter 12 · 7 min read

Anka

Chapter 12

11. Bölüm

Her şey ağır çekimde gerçekleşti.

Patlamayla birlikte bedenim hızla savrulurken bana siper olan bir duvar vardı. Pars.

Kulaklarım çınladı. Patlama her yeri toz yapmıştı. Önümü göremedim. Başımı tutan koca eller olmasaydı muhtemelen ölmüştüm. Yine de bedenim yerdeydi ve canım çok yanmıştı.

Ne olduğunu anlamadım. Etraftaki sesler uğultu oldu. Başım dönüyordu. Yüzümü elleri arasına alıp bana ismimle bağıran Pars'a bakmıştım boş boş.

Ne olmuştu böyle?

Kendime gelmeye çalışırken tim çok etkilenmiş görünmüyordu. Pars bana su uzattı. Yine baktım boş boş. Sonra içirdi.

Toz dağılırken üzerinden dumanlar çıkan fabrika gün yüzüne çıkmıştı.

Sonra aklıma dank etti.

Çınlayan kulaklarım sesleri işitmeye başladı.

Yerimde yavaşça doğruldum Pars yardımcı oldu. Adını hala bilmediğim iki asker etrafı kolaçan etmişti. Görünürde kimse olmamalı ki geri dönmüşlerdı.

Yüzümde hala hiçbir ifade yokken yavaşça ayağa kalktım. Yalpaladığım an asker kadın tuttu beni.

Yanan fabirkaya baktım.

Annem? O neredeydi?

En son duyduğum şey annemin içeride olduğuydu. E şimdi ne olmuştu?

Hala yanan fabrikaya baktım. Patlamanın bizi etkileyeceği kadar yakın, yürümeye kalksam bir o kadar uzaktı. Ya da değildi. Algılayamadım.

Titrek bir nefes verdim.

"Anne?" Dedim kısıkça. Kendim bile duymadım sesimi.

"Anne?" Dedim tekrar. Duyulmuştu bu sefer. Sanırım. Pars yaklaştı yanıma.

"Anka..." Dedi. Üzgündü sesi. Başıyla işaret verdi birine. Fabrikaya doğru gitti.

O sırada asker kadın gazlı bezi omzuma bastırdı tekrar. Kalındı ilk bez. Sonra sardı. Gözümü kırpmadan fabrikadaki yangına bakıyordum. Ayağıma giren küçük taşlar, camlar umrumda değildi.

Sonra Pars'ın işaret ettiği Asker adam döndü.

"Olumsuz komutanım." Dedi. Pars bir şey demedi. Ne olumsuzdu?

"Şule hanım." Dedi asker kadın. Beni yönlendirdi bir yere. Ayak uydurdum.

Ağaçlık yere gelince çalıların arasındaki arabayı gördüm. İlk araba patlamanın etkisiyle yan devrilmişti.

Arkası kapalı bir asker arabasıydı.

Arka kısmını açtı asker kadın. Binmemi sağladı. Yaptım. Bindim.

Sakince oturdum yerime. Herkes binince sürmeye başladı asker adam.

Nereye gidiyorduk umrumda değildi. Sormadım. Sustum. Bir elim sargılı omzumdaydı. Ceket kandı hep.

Yola bakarken düşündüm. Annem yoktu artık.

Ölmüştü.

***

Yolu izlerken Pars ve timin kaçak bakışlarla bana baktığını hissettim. Bakmadım hiçbirine. Küs değildim tabiki. Neden küsecektim ki?

Annem ölmüştü. Fabrika patlamıştı.

Birisi annemi kaldığı odadan alıp saklamış biz çıkınca da girişe koymuştu. İçimde babamın ve amcamın şehit töreninde oluşan intikam duygusunun aynısı oldu.

Ama ifadesizdim.

Hiçbir mimik yoktu yüzümde.

Bedenim uyuşmuş gibiydi. Sanki biri beni ittirse yere düşerdim gibi.

Zaten öyle de oldu. Birisi beni yüksek bir yerden ittirdi ve ben düştüm.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama dağ gibi bir yere geldik.

Tim tek tek arabadan inerken Pars ile ben kaldım.

İlk Pars indi, sonra beni indirdi. Askeriyeydi burası. Ama evimin oradaki değil, başka bir yerdi.

İncelemedim etrafı. Askerler bana bakıyordu biliyordum. Dönüp bakmadım. Pars beni nereye götürürse oraya gittim.

Binanın içine girince koridorda durduk. Pars timiyle bir şeyler konuştu, dinlemedim.

Sonra tekrar ileriledik. Beni bir yere oturttu. Doktor olduğunu düşündüğüm bir adam,

"Dikiş gerekiyor. Dayanabilir misin küçük hanım?" dedi sevecenlikle. Cevap vermedim. Boş gözlerle baktım sadece.

Bir şey demeyince yaramı temizleyip dikiş atmaya başladı. Kafam yan bir şekilde zemine bakıyordum.

Dikiş acıtıyordu. Ama daha çok acıtan şeyler vardı.

Pars gözlerimin içine bakarken bende onunkilere baktım. Anlamak ister gibi bakıyordu.

Boş boş bakıyordum.

O sırada doktor diğer yaralarıma merhem sürüyordu.

Sol elim hala cebimdeydi. Doktor ona uzanınca geri çektim kendimi. Israrla uzanınca ayağı kalktım. Pars,

"Yapma diyor işte uzatma da başka bir şey yoksa söyle." Dedi sertçe.

"Bu kadardı. Ben sadece muayene etmek istemiştim." Dedi.

Pars bir şey demeyip kırılgan bir şeymişim gibi kalkmama yardım etti.

Onu takip ettim tekrar.

Asansöre bindik. Pars bir tuşa bastı. Gelince indik ve ilerledik.

Bir odanın önüne gelince kapıyı açtı ve girmem için kenara çekildi.

İçeri girdim. Boş boş ayakta beklerken konuştu,

"Bir süre burda kalman gerekiyor. Sorun olursa bir şey ayarlamaya çalışacağım." Dedi cevap vermemi beklercesine.

Bir şey demedim. Baktım yine boş boş.

Aslında duşa girmek istiyordum. Çok pistim. Enver'in dokunduğu yerleri kazımak, sinirimi bir yerlerimi ısırarak çıkarmak istiyordum.

Sinir çıkarma işini sonraya erteledim.

Anladı bakışlarımı. Dolabına yöneldi. Siyah bol bir sweatshirt ve siyah bir eşofman çıkardı.

"Aslında duşa girmemen gerekiyor dikişlerden dolayı ama girsen daha rahat edersin diye düşünüyorum. Bunları giyebilirsin. İç çamaşırı olarak yeni paket boxerım var ama üst yok." Dedi.

Üst derken sütyenden bahsediyordu.

Uzattılarını aldım. Aklımı okumasına gülümseyerek cevap vermek istedim. Ama gülemedim. Banyoya girdik beraber. Bana bir vücut birde saç havlusu çıkardı.

"Orada şampuanlar var istediğini kullanabilirsin." Dedi ve banyodan çıkıp kapıyı kapattı.

Zor da olsa sütyeni ve kilotu çıkartıp çıplak kaldım. Acı hissetmemem normal miydi?

Hem acıyor hemde acımıyordu.

Suyu ayarladım. Altına girdim.

Suyun değdiği yerlerde kan oluyordu sanki. Su değilde kan alıyormuş gibiydi. Pars'ın şampuanını aldım elime. Köpürttüm. Sürdüm saçıma.

Kokunun kaynağı buydu demek. Güzeldi.

***

Yıkanma işlemi bitince kurulandım. Saçıma havlu sarmadım. Saç diplerim ağrıyordu.

Pars'ın verdiği kıyafetleri giydim. İç çamaşırı boldu ama eşofmanın ipini çekince o da sabit kalmıştı. Yırtık eldivenlerimi de taktım. Sweatshirt siyah ve boldu. Elbise gibi olmuştu. Göğüslerim belli olmuyordu. Olsaydı da bana neydi, umrumda değildi.

Eski iç çamaşırımı çöpe attım. Sonra değiştirirdim.

Duştan çıkınca Pars'ın koltukta oturduğunu fark ettim. Koltuktan kalkıp yanıma geldi. Beni yatağa oturttu.

Kremlerimi sürdü sonra fön makinesini getirdi. Saçlarımı kuruttu.

Normalde olsa bu yaptıklarına " yaa" gibi tepkiler verirdim ama normal değildi işte.

Bunların hepsini yaparken karşımızda duran aynadan bana bakıyordu. Sonra bir sprey aldı eline. Spreye bakınca açıklama gereği duydu.

"Asena'dan aldım. Saçları kolay taramak içinmiş." Dedi. Asena asker kadın dediğim olmalıydı.

Bir şey demedim. Bir kaç kere salladı şişeyi. Sonra sıkıp taradı.

Bakışları o kadar merhametliydi ki.

Hareketleri yumuşacıktı. Yavaş yavaş taradı saçlarımı. Şampuan kokusu yayılmıştı. Her yer o kokuyordu.

Odada sinir bozucu saat dışında bir de kalp atışlarımız duyuluyordu. Tarama işi bitince gözlerine baktım.

Teşekkür etmeye çalıştım. Sanki sözcükler dudağıma gelmemek için yemin etmiş gibiydi.

Yine ve yine anladı bakışlarımı.

"Rica ederim güzelim." Dedi gülümseyerek. Gülümsemesine baktım. Sonra aklına bir şey gelmiş gibi,

"Hemen geliyorum." Dedi ve hızlı adımlarla odadan çıktı.

Beş dakika sonra geldiğinde elinde bir tepsi vardı.

Bir sehpa çekti ve tepsiyi üzerine koydu. İçerisi çorba kokmuştu. Bir kaşık aldı ve içmem için ağzıma uzattı. İçtim. Bir kaşık daha uzattı, onuda içtim.

Üçüncü kaşığı uzatınca açmadım ağzımı. Açmadığımı görünce,

"Ama yemen gerekiyor biliyorsun değil mi?" Dedi. Küçük bebeği gibi davranıyordu. Hoşuma gitmişti.

Sana acıdığı için Anka!

İç sesim haklıydı. Sevdiğim kim varsa gitmişti.

Hala yemediğimi görünce görünce,

"Peki tamam öyle olsun." Dedi. Tepsiyi küçük lavaboya götürdü. Bir bardak su getirip avcumun içine içmem gereken hapları bıraktı. Ağzıma attım. Suyu verdi içtim. Bardağı lavabonun içine bırakmaya gitti.

Sonra geri geldi. Yataktaki yorganı kaldırdı ve beni yatırdı. Ne yapmamı isterse yapıyordum.

Her yerin Pars kokması beni mayıştırmıştı.

Başımı yastığa iyice yasladım. Gözlerim kendiliğinden kapanırken uyumamak için direniyordum.

Gözlerimde bir el hissettim.

"Uyu güzelim. Kimse zarar veremez artık. Burada olacağım ben." Dedi. Elini çekti. Sonra iki kaşımın arasına yani burnumun üstüne baş parmağını sürtmeye başladı.

Bu sihir gibiydi. O kadar uykum gelmişti ki o hareketiyle. Daha fazla direnemedim.

Kendimi uykuya teslim ettim.

***

Gözlerimi açtığımda gördüklerimle afalladım.

Burası fabrikanın orasıydı.

İyide ben buraya nasıl gelmiştim tekrar?

Şaşkınca etrafıma bakarken fabrikanın içinde yatağında kelepçelenmiş annemin bana seslenişini duydum.

Sahi, en son ne zaman annemin sesini duymuştum?

"Kuşum, buradayım güzel kızım." Diyordu bana.

"Anne!" diye bağırıp koşmaya çalıştım.

Ama ayaklarım yere yapışmış gibiydi. Bacaklarımı hareket ettiremedim.

"Kurtar beni bebeğim. Üşüyorum." dedi annem yine.

"Anne! Dayan anne!" diyip bacaklarımı elimle çekmeye çalıştım. Ama olmadı.

Birden fabrikanın patlamasıyla sıçradım ve gözlerimi açtım.

Sıçramamla Pars gelip beni tuttu. Göğsüne yasladı.

"Şş, kabustu sadece. Geçti." diyerek bir yandan da saçlarımı okşuyordu.

Kabustu.

Korkunç bir kabus.

Ensemden soğuk terler aktığını hissettim. Pars bunu umursamadan beni sakinleştirmeye devam ediyordu.

Yerde duran kupayı fark ettim. Yatağın dibine, yattığım yere oturmuştu. Beni

beklemişti.

Kabus göreceğimi tahmin etmiş miydi?

"Yüzünü yıkayalım mı ister misin?"

Böyle konuşmaya devam ederse -herhangi bir duygu hissettiğim zaman- eriyecektim cümlelerine.

Başımı olumsuz anlamında salladım.

"Tamam peki. Hadi gel uyu o hâlde. Merak etme ben buradayım." Dedi ve beni hafif ittirerek yatmamı sağladı. Kendisi de yatağın ucuna yani dibime oturdu. Elini saçlarından geçirdi.

Eldivenli elimi yavaşça uzattım saçlarına. Ben bunu yapınca kendi elleri durdu.

Daldırdım saçlarına elimi. Yumuşacıktı. Hafif nemliydi. Ben uyurken duş almış olmalıydı.

Saçlarını okşayarak teşekkür etmeye çalıştım. Başını geriye yatırarak biraz daha yakın oldu elime.

Gözlerim yavaşça kapandı tekrar.

Kapanmadan önce gerçekler tokat gibi çarptı yüzüme.

Annem ölmüştü.

Bana yalan söylediler,

Bana yalan söylediler,

Kaderden bahsetmediler.

Hani benim sevdiklerim?

Hani gönül verdiklerim?

Hasret gider, ben giderim.

End of chapter

1 comments

  • Müthiş bir bölümdü kaleminize sağlık sayın yazar 👏👏👏👏Anka nin son yaşadıkları çok ağırdı. Pars in agzindan olanları dinlemek güzel olurdu