تخطٍ إلى المحتوى

Andalouse

الفصل 2 · قراءة 5 دقيقة

Andalouse

الفصل 2

Fatih'in Dayıları

Kruvasanın yanında çay içen Fatih, Jean-Pierre'in kahvesini yudumlarken kendisine:

“Neden akşam yemeğinde kruvasanla beraber İngiliz çayı içiyorsun?” diye sormamasından, arkadaşının gerçekten gitmekte ciddi olduğunu anlamıştı.

“Ya Jean-Pierre...” dedi Fatih ciddiyetle.

Jean-Pierre elindeki yarın akşama alınmış Paris-İstanbul biletine bakıyordu.

Fatih devam etti:

“İstanbul’a bilet alıp İstanbul Havalimanı’na inmek en kolayı. Benim merak ettiğim, ondan sonra ne yapacaksın?”

Jean-Pierre başını kaldırdı.

“Birkaç iş yerine baktım. Bana gelebileceğimi söylediler. Onlarla görüşmeyi düşünüyorum.”

Fatih başını iki yana salladı.

“İyi de ya hiçbiri seni kabul etmezse? O zaman ne yapacaksın?”

Jean-Pierre gayet sakin cevap verdi:

“Çocukluğumdan beri biriktirdiğim belli bir miktar param var. Birkaç ay, en azından iş bulana kadar onunla geçinmeyi düşünüyorum.”

Fatih alaycı bir şekilde güldü.

“Birkaç ay mı, dostum? Türkiye artık eski Türkiye değil. İstanbul artık eski İstanbul değil. Ayrıca esnaf da artık eski esnaf değil.”

Jean-Pierre düşünceli bir şekilde kahvesine baktı.

Fatih çayının son yudumunu aldıktan sonra gülümsedi.

“Tamam.”

Jean-Pierre başını kaldırdı.

“Ne tamam?”

“Ben senin derdinin dermanını biliyorum.”

Jean-Pierre kaşlarını çattı.

“Ne demek istiyorsun, Fatih?”

Fatih biraz daha yaklaşıp sesini alçalttı.

“Sana Türkiye’deki derin bir istihbarat ağından bahsedeceğim, Jean-Pierre.”

Jean-Pierre şaşkınlıkla baktı.

“Ne?”

“Her yerde olan ama hiçbir yerde olmayan... Güçlü ama gücünü belli etmeyen... Devletle bağlantılı gibi çalışan ama bağlantılı olmayan... O yegâne yapı.”

Jean-Pierre birkaç saniye sessiz kaldı.

Fatih sırıttı.

“Tanışmaya hazır mısın?”

Jean-Pierre başını yavaşça salladı.

“Hazırım.”

Fatih telefonunu çıkardı. Ekrana baktı, bir numara buldu ve aradı.

Telefonu kulağına götürdü.

“Tahsin Dayı, nasılsın?”

Kısa bir sessizlik.

“Evet, benim. Hayırsız Fatih.”

Fatih’in yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.

“Hani gavur ellere gidince seni unutan...”

Karşı taraftan gelen ses üzerine Fatih telefonu biraz kulağından uzaklaştırdı.

“Dayı, dur küfretme!”

Jean-Pierre istemsizce gülümsemeye başladı.

“Ben seni niye mi hep işim düşünce arıyorum? Çünkü sen mükemmel bir sorun çözücüsün. Bu kötü bir şey mi?”

Fatih başını salladı.

“Tamam dayı, tamam. Neyse... Benim Fransız bir arkadaşım var. Jean-Pierre. Fransızca öğretmeni.”

Jean-Pierre elini kaldırıp kendini gösterdi.

Fatih başıyla onu işaret etti.

“İstanbul’a yerleşmek istiyor. Ona ev ve iş bulabilir miyiz?”

Kısa bir sessizlik daha.

Fatih’in yüzünde zafer kazanmış bir adamın gülümsemesi belirdi.

“Süpersin dayı. Haber bekliyorum senden.”

Telefonu kapattı.

Jean-Pierre ona baktı.

“Gerçekten bu kadar kolay mı?”

Fatih omuz silkti.

“Ben sana ne dedim?”

Jean-Pierre cevap vermedi.

Fatih kendinden emin bir şekilde arkasına yaslandı.

“Derin istihbarat ağı.”

Jean-Pierre birkaç saniye daha Fatih’e baktı.

“Peki Tahsin Dayı bulamazsa ne yapacaksın?”

Fatih hiç düşünmeden cevap verdi:

“Şakir Dayı’yı ararım.”

“Ya o da bulamazsa?”

“Tayfun Dayı’yı ararım.”

Jean-Pierre kaşlarını kaldırdı.

“O da bulamazsa?”

Fatih gülümsedi.

“Daha fazla dayım var.”

Jean-Pierre ona baktı.

“Senin kaç tane dayın var?”

Fatih omuz silkti.

“Sana ev ve iş, hatta abartırsam eş bulabilecek kadar.”

“Eş mi?”

“Abarttım.”

Fatih gülümseyerek devam etti:

“Ama merak etme, Tahsin Dayı halleder.”

Tam o anda Fatih’in telefonu yeniden çaldı.

Ekrana baktı.

“Tahsin Dayı arıyor.”

Telefonu açtı.

“Efendim dayı?”

Fatih bu kez fazla konuşmadan dinledi. Arada birkaç kez başını salladı.

“Tamam. Anladım.”

Telefonu kapattı.

Jean-Pierre merakla sordu:

“Ne dedi?”

Fatih ona döndü.

“İşi hallettik sayılır.”

Jean-Pierre’in yüzünde rahatlama belirdi.

“Gerçekten mi?”

“Evet ama ev için başka bir bağlantı var.”

Jean-Pierre’in kaşları hafifçe çatıldı.

“Başka bir bağlantı?”

Fatih başını salladı.

“Tahsin Dayı dedi ki: arkadaşı Hasan Dayı’nın aile dostu Rıza Bey’in oğlu müteahhitmiş, o sana ev ayarlayacak. Onun kız kardeşi de özel bir kursta ebru öğretmeniymiş. O kursta da Fransızca öğretmeni arıyorlarmış. Seni oraya söyleyeceklermiş.”

Jean-Pierre birkaç saniye sessiz kaldı.

Fatih onun yüzüne baktı.

“Anladın mı?”

Jean-Pierre yavaşça başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Fatih gözlerini devirdi.

“Bak şimdi... Tahsin Dayı’nın arkadaşı Hasan Dayı’nın aile dostu Rıza Bey’in oğlu müteahhitmiş, o sana ev ayarlayacak. Onun kız kardeşi de özel bir kursta ebru öğretmeniymiş. O kursta da Fransızca öğretmeni arıyorlarmış. Seni oraya söyleyecekler. Bu kadar.”

Jean-Pierre hâlâ sessizdi.

Fatih gözlerini devirip ekledi:

“Yani bunda anlamayacak ne var, anlamıyorum.”

Jean-Pierre sonunda konuştu:

“Sen ne zamandan beri bu dayı zincirine sahipsin?”

Fatih sırıttı.

“Eh, zamanla kendimize göre bağlantılarımız oldu.”

Kısa bir duraksamanın ardından ekledi:

“Biz de deriniz yani.”

Aklına gelen şeyle Jean-Pierre’e döndü.

“Bu gece son gecemiz.”

Jean-Pierre ona baktı.

“Son gecemiz mi?”

“Ev arkadaşlığı olarak.”

Jean-Pierre hafifçe gülümsedi.

“Doğru.”

Fatih konuştu.

“Önce döner yiyeceğiz.”

“Tamam.”

“Yanına ayran.”

“Tamam.”

“Sonra oyun oynayacağız.”

Jean-Pierre güldü.

“Yine mi oyun? Yarın işe gideceksin.”

“Son gecemiz oğlum. Bugün istediğim kadar oynarım.”

Jean-Pierre başını salladı.

“Peki.”

---

Bir süre sonra ikisi de salonda oturuyordu. Masanın üzerinde döner kutuları, ayran bardakları ve atıştırmalıklar vardı.

Oyun açıldı.

“Hazır mısın?” dedi Fatih.

“Hazırım.”

“Kaybedersen ağlamak yok.”

Jean-Pierre sırıttı.

“Bunu benim sana söylemem gerekmez mi?”

Fatih sırıttı.

“Ben kaybetmem.”

Yaklaşık on dakika sonra Fatih şaşkınlık ve hafif öfkeyle ayağa fırladı.

“NASIL KAZANDIN LAN?!”

Jean-Pierre kahkahalarla gülüyordu.

“Kaybetmem diyen adama da bakın.”

“Bu oyun hileli.”

“Tabii.”

“Bir daha.”

“Bir daha."

Bir oyun daha oynadılar.

Sonra bir tane daha.

“Son el,” dedi Fatih.

“Bunu kaç kere söyledin?”

“Bu gerçekten son.”

Saat ilerledikçe ikisinin de sesi evin içinde yankılanmaya başladı.

Gece yarısını çoktan geçmişlerdi.

Koltukta hafifçe uyuklayan Jean-Pierre’e Fatih hafifçe vurdu.

“Uyuma Jean-Pierre. Bugün özel gün.”

Jean-Pierre gözlerini açıp gülümsedi.

“Ev arkadaşlığına veda.”

“Evet.”

Jean-Pierre bir süre düşündü.

“Bunun şerefine bir kadeh şarap içilir aslında.”

Fatih hemen ona döndü.

“Oğlum, kafan mı güzel?”

Jean-Pierre şaşkınlıkla baktı.

“Ne?”

“Biz Müslümanız ya, unuttun mu?”

Jean-Pierre birkaç saniye durdu.

Sonra başını salladı.

“Doğru.”

Fatih gülerek devam etti:

“Daha yeni Müslüman oldun, unutuyorsun galiba.”

Jean-Pierre gülümsedi.

“Galiba. Peki o zaman vişne suyu içeriz.”

Fatih de gülümsedi.

“Ona hayır demem işte.”

Fatih mutfağa gidip vişne suyunu ve bardakları getirdi. Bardakları doldurup birini Jean-Pierre’e uzattı.

Jean-Pierre bardağından birkaç yudum aldı.

“Gerçi insan böyle bir gecede biraz sarhoş olmak istiyor.”

Fatih ona baktı.

Sonra elindeki vişne suyuna baktı.

Tekrar Jean-Pierre’e döndü.

“Sarhoş olamayız ama...”

Jean-Pierre kaşlarını kaldırdı.

Fatih sırıttı.

“Sarhoş taklidi yapabiliriz.”

Jean-Pierre birkaç saniye ona baktı.

Sonra gülmeye başladı.

“Ciddi misin?”

“Niye olmasın?”

Fatih bardağını kaldırdı.

“Vişne suyunu içer, sonra sarhoşmuş gibi davranırız.”

Jean-Pierre kahkaha attı.

“Bu hayatımda duyduğum en saçma fikir.”

Fatih güldü.

“Ama yapacaksın.”

Jean-Pierre bir süre düşündü.

Ardından başını salladı.

“Evet, yapacağım.”

Fatih güldü.

“İnşallah çarpılmayız.”

Jean-Pierre hiç düşünmeden cevap verdi:

“Suçu senin üstüne yıkıp merhamet dileyeceğim.”

Fatih bardağından büyük bir yudum aldı.

“Madem öyle, ben de seni satacağım.”

Ardından bardağını kaldırdı.

“İstanbul’a gidişine.”

Jean-Pierre de bardağını kaldırdı.

“Dayılarına.”

نهاية الفصل

0 تعليق

لا توجد تعليقات على هذا الفصل بعد. اكتب أول تعليق.