Skip to content

Almithara

Chapter 2 · 11 min read

Almithara

Chapter 2

Yalnızca Öykü

Eskişehir’e gidiyorduk ama sadece gidiyoruz sanıyordum ama beni bekleyen bir dünya vardı.

~ Sadece Öykü

Eskişehir’e gidiyorduk neden mi babamın işi sebep oldu diyelim. Ama gitmek istemiyordum çünkü bundan önceki yaşadığımız şehir olan Bursa’da tam tamına 10 yıl kalmıştık ve benim orada çok fazla arkadaşım vardı.

Ben orada yaşamaktan ve arkadaşlarımla birlikte olmayı istiyordum. Eskişehir nasıl bilmiyorum ve oraya alışabilecek miyim hiç bir fikrim yok çünkü yeni okul, yeni arkadaş ve yeni bir ortam böyle şeylerden gerilen bir insanım normal hayatımda da kalabalık,sesli yerlerde rahat edemem gerilirim asosyal bir insanım arkadaşlarımda böyle düşünür hatta “Öykü içine çok kapanıksın, o kulağında ki kulaklığı takınca hiçbir şey değişmiyor bir şey seni kurtarmıyor açıl artık sosyalleş.” Diyorlar ama ben bu halimden memnunum çünkü benim adım Öykü sadece Öykü... Sıradan bir kız olan Öykü...

Kulağımda kulaklığım her zaman ki gibi şarkı dinleyerek pencereden dışarıyı izliyordum. Doğa manzaralarını çok seven bir insanım ayriyeten doğayı da çok seviyorum. O yüzden sık sık yürüyüş yapmaya ormana çıkarım ya da bisiklet sürmeye. Sare -kız kardeşim- ise dizimde yatıyor tableti ile oynuyordu, tam bir afacan ve deli olduğunu düşünüyorum hatta öyle, hayatımda böyle manyak görmedim. Deli meli ama seviyordum bu çocuğu hem dışarıyı izliyor hemde saçlarıyla oynuyordum – en sevdiği şey saçlarının okşanması veya oynanması- dışarıyı izlerken dalıp gitmiştim aklımda farklı farklı düşünceler dört dönüyordu.

Sare’nin kulaklığımı çıkarmasıyla uyandım daha doğrusu uyandırıldım.

“Abla! Kalk hadi! Geldik burada kalmak istemezsin herhalde baksana burası çok güzel.” Dedi.

Ne oldu ya? Derken şunu gözlerimi karşıda ki eve çevirdim. İşte o an geldiğimizi anlamıştım yerimden doğrulup arabadan indim ve evin önüne doğru adımladım. Çok güzel bir ev vardı şuan karşımda ve büyülenmiştim. Adımlarımı eve doğru attıkça daha da büyüleniyordum. Merdivenlerden çıktım, iki katlı evimizin en üst katında odalar vardı kendime ait olan o odaya girdim.

Odam kahverengi dökülmüş yapraklar ve çiçekli duvarlarla kaplı kitaplıklar dolu ve Sonbaharı ve İlkbahar’ı andıran resimler ve portrelerle çevrilmişti. Bayılıyordum Sonbahar’a, İlkbahar’a ama en çok İlkbahar’a ve çiçeklere o yüzden babam bana böyle bir oda yaptırmıştı.cidden de çok beğenmiştim hayran hayran odaya bakıp odamın girişindeki bavulları mı alıp kıyafetlerimi ve eşyalarımı yerleştirdim. Bu zahmetli iş yaklaşık 2.30 saatimi almıştı ama odam harika olmuştu. Birkaç şeyi daha düzelttim. Benim elim değince daha güzel olmuştu.

İşimin bitmesinin ardından biraz kestirmek için yatağıma uzanmıştım amma ve lakin canım kardeşim odama damladı bu nedenden dolayı biraz da olsa kestirme hevesim yarım kalmıştı.

“Abla annem seni çağırıyor yemek yapmada ona yardımcı olabilir misin?” dedi.

Geliyorum, diyerek yanıtladım.

Hiç istemesem de yatağımdan kalkıp merdivenlere doğru ilerledim. Merdivenlerden inip mutfağa doğru ilerledim. Anneme yardım ettiğim için sofrayı hemen hazırlamıştık.

Evimizde ki ilk akşam yemeğimizi yemiştik.

Odama gittim,yemeğimi bitirdikten sonra. Odama doğru adımladıktan sonra kendimi kitaplığıma doğru giderken buldum.

Sıradan bir kızım, çamurun bataklığında batan.

Her çıkmak için çabaladığın zaman daha batan.

Kimse elimi tutmaz, çabalamaz.

Yalnız kalırım her zerremle...

Okumayı sevdiğim kadar yazmayı seven bir kızdım. Evet, bu yazı bana ait. Tam da beni anlatan bir yazı. Sıradan normal bir kız olarak hayatımda hiçbir amacım yok.

Bu sıkıcı hayata gelerek ne kazandığımı bilmiyorum ama yaşıyoruz çünkü yaşamak zorundayız.

Bunu kendime hatırlatarak gökyüzünün hilal gölgesine bıraktım kendimi.

Yine sıkıcı bir sabaha uyanarak. Kendimi banyoya atmıştım. Bugün erken kalkmamın bir sebebi vardı. Yeni okuluma babam ile kayıt yaptırmaya gidecektik. Biliyorum hiç eğlenceli bir şey değil bende eğlenmeyeceğim için...

Okullar yaklaşık bir hafta sonra açılıyordu. Bunun için içimde gram bir heyecan yoktu ama olsun yine de yeni hayatımın yeni günü olacak diye kendimi avutuyordum.

1 Hafta Sonra

1 hafta çok çabuk geçmişti. Bugün okulun ilk günüydü hiç heyecanlı değildim alarma uyandım, elimi yüzümü yıkadım, duşa girdim, saçlarımı kuruttum ve ördüm, üstüme siyah üstünde yıldızların ve ayın olduğu bir sweatshirt ve altına yıldız desenli İspanyol paça pantolon giydim botlarımı giyip evden çıktım. Okula varmam 14 dakika gibi bir zaman sürdü. İstiklal Marşı’nı okuyup sınıfıma geçtim sınıfım 11/A idi zaten geçen hafta kaydımı yaptırırken öğrendiğim için sınıfımı bulmam zor olmadı. İlk dersimizin ne olduğunu bilmiyordum sıramda tek başıma oturuyordum çantam diğer sandalyede duruyordu sınıf mevcudumuz 15 kişi olduğu için herkes tek tek oturuyordu bende onlara dahildim. Sınıfa yaklaşık 35-40 yaşlarında bir adam geldi. Klasik okulun ilk günü tanışma faslını yaşadık.

“Adım Birol Akar sizin biyoloji öğretmeninizim bu yıl dersleri beraber işleyeceğiz biraz katı bir hoca olabilirim ama aynı zamanda yumuşak ve pamuk gibi bir kalbe sahibim 37 yaşındayım. Arkadaşlar! Ben kendimi tanıttığıma göre sıra sizde arkadaşlar cam kenarından başlayalım herkes ayağa kalkarak kendini tanıtsın lütfen!” diyerek kendimizi tanıtmamızı istedi hocamız. Herkes kendini tanıtarak sıralarına oturdu. İlk okul günüm hep tanışma faslıyla geçtiği için sıkıcıydı.

Yaklaşık bir hafta sonra

Klasik bir okul günü yaşayarak okuldan çıktım, eve gitmek için yoldaydım. Okula alışmıştım ama hala arkadaşım yoktu herkes kendi dünyasında yaşıyordu. Eve geldiğim zaman saat 18.00 idi etraf zifiri karanlıktı karanlıktan korkan ve tırsan birisi değildim o yüzden kulağımda kulaklığım ile şarkı dinliyordum sakin melodileri hep sevmişimdir. Bana huzur verir. Eve yaklaşık 10 dakikada vardım kapıyı çaldım annem açtı içeri girdim,üstümü değiştirdim ve aşağıya inip yemeğimi yedim. Merdivenlerden yukarı çıkarken odama gidip ders çalışmak vardı ve aklımda olduğu gibi de bunu yaptım. Ödevlerim olduğu için onları bitirmekle başlayacaktım ilk olarak.

Yaklaşık iki buçuk saattir dersin başındaydım ve ödevlerim hala bitmemişti Yarına 2 ödevim vardı. Yaklaşık bir saatimi de onlara harcadıktan sonra çantamı hazırlayıp yatağıma uzandım Şifonyerimin üstünde duran kulaklığımı alıp tam kulağıma takacaktım ki. Camın önünden bir gölge geçtiğini gördüm. Ne olup olmadığına bakmak için perdeyi açtığımda hiçbir şey yoktu yanlış gördüm herhalde deyip geri yatağıma uzandım ama yatar yatmaz bu sefer gölge tam penceremin önünde duruyordu.Elimden geldiğince sakince kalkıp eğildim ve pencereye yaklaştım perdeyi hızlı bir şekilde çektim ama sonuç yine hüsran kimse yoktu ama birisinin beni izlediğine emindim. Fazla üzerinde durmadan yattım ama aklıma dolan fikirler uyumama izin vermedi, en sonunda dayanamayıp kalktım ev 7/24 kameralarla izlendiği için bu fikri hemen değerlendirerek odamdan sessiz adımlarla çıkıp merdivenlerden inip babamın çalışma odasına gittim.

Odaya girdikten sonra kahverengi geniş masaya yakınlaştım ve kapalı olan bilgisayarı aldım şifreyi girip açtım kamera kayıtlarına baktığım zaman “Allah Kahretsin!” diye içimden geçirdim çünkü hiçbir şey gözükmüyordu. “Acaba uykusuz olduğum için halisülasyon mu görüyorum?”diye geçirdim aklımdan ama bu imkansız görmüştüm penceremin önünde duruyordu buna emindim annemlere söylesem inanmaz beni geçiştirirlerdi bunu çok iyi biliyordum çünkü çoğu zaman uykusuz olurdum ve böyle görüntüler görürdüm annemlere dediğimde ise “Kızım uykusuzsun git, yat, uyu.”derlerdi. Ama bu sefer emindim gördüm ama annemlere demeyecektim kendimde tutacaktım bu sırrı kimseye söylemeyecektim.

Bu olaydan sonra beş altı kez bu silüeti gördüm ama eskisi kadar kafaya takmıyordum. Beş altı kez gördükten sonra insan artık takmamaya başlıyordu. Benim asıl odaklanmam gereken şey biyoloji hocamız olan Birol Hoca bizi 3 gün sonra ormana götürecekti ve ben bu yüzden çok mutluyum doğayı ve ormanları gerçekten çok seviyordum hemen o günün gelmesini iple çekiyordum ders çalışıp o gün yattım.

Saat 3.30

Gelen sesle uyandım pencereme bakmak için gözlerimi açtığım sırada o silüet camın önündeydi ve bu sefer emindim aklıma koymuştum, yakalayacaktım onu ne pahasına olursa olsun onun kim olduğunu öğrenecektim kafama koymuştum. Her seferinde onu camımın önünde görmekten bıkmıştım.

Hemen sinsice camın önüne gelip pencerenin tülünü çektim. Ve korkuyla geriye çekildim çünkü o bir insan değildi çok farklı bir varlıktı. Kulakları uzun ve sivri, gözleri kocaman, yeşil ve çekikti. Gözlerime inanamadım bir anda odanın içinde belirdi ben ne olduğunu anlamadan beni sert bir şekilde duvara ittirdi ve konuşmaya başladı:

“Yakaladın beni sonunda Öykü. Merak etme sana zarar vermem.”

Kekeleye kekeleye konuşmamaya çalışıyordum ama elimde değildi. O kadar korkmuştum ki.

“S-sen i-in-san değilsin nesin sen? Senin benimle ne işin o-la-la-bilir ben sıradan bir kı-zım” diyebilmiştim zar zor yani haklı olarak soru sorduk ve alayla bana bakarak güldü.

“Ahh Öykü sıradan bir kız olsan ben buraya gelir miydim ? Direk konuya giriyorum. Sadece o geziye gitme Öykü sadece o geziye gitme gidersen çok kötü şeyler olur!..”

Dedikleri karşısında şoke olmuş kalmıştım geziye gitmemle ne alakası vardı anlamamıştım ama soramıyordum, kelimeler ağzıma tıkanıyordu,nefes alamıyordum, göğsümün tam ortasına bir yumru oturmuştu,boncuk boncuk terliyordum. Bir anda kendimden beklemediğim bir şey yaptım.

Onun yakasından tutup onu duvara ben yasladım. Hızlı ve sinirli bir şekilde konuştum.

“Sana bir soru sordum. Kimsin, nesin?Benimle işin ne ? Ormana geziye gideceğimi nereden biliyorsun ? Sana neden inanayım? Tanımadığım bir yaratık suratlı sıfatı bile çözülemeyecek bir canlıya hemde şimdi sorularıma cevap ver çabuk!”

Çok hızlı bir şekilde nefes almadan konuşmuştum karşımdaki varlık bana ifadesiz bir şekilde bakıyordu ve cevap vermiyordu annemgil uyanmasın diye sesimi çıkarmıyordum ama bu sefer damarıma basmıştı.

“SANA SORULARIMA CEVAP VER DEDİM.”

En sonunda bir ifade belirtti ve alaylı bir surat ifadesi ile bana baktı ve parmağını şıklatıp yok oldu ama sesi kulağıma çınlıyordu. Ama öyle bir çınlıyordu ki kulağımı kesmek, koparmak istemiştim canım o kadar acıyordu ki olduğum yerde kıvrılarak yere düşmüştüm çok acı vericiydi. Bana bir şeyler söyledi ama o anki acıdan dediklerinden bir şey anlamamıştım.

“ Hahaha Öykü cidden çok sinirli ve sertsin ve hiç değişmemişsin. Sen beni tanıyorsun aslında ama unuttun beni maalesef, biz seninle çok iyi arkadaştık ama puf yok oldun Öykü sana dediğimi yapacaksın o geziye gitmeyeceksin dostlar dostlarına yardımcı olmak ister değil mi Öykü? Benim ki de o hesap sana yardım etmek istiyorum Öykü o geziye gitmeyeceksin anladın mı beni ! Şuan gitmem lazım sonra görüşürüz canım arkadaşım.”

“Canım arkadaşım, çok iyi arkadaştık biz seninle ama puf ortadan kayboldun, sen beni tanıyorsun.” Bu laflar beynimi allak bullak etmişti ben az önce ne yaşamıştım? Ben bu insan olmayan kişilikle arkadaş mıydım?Kesin yalan söylüyordu imkanı yoktu suratını bile ilk defa görmüştüm. Neden geziye gitmemi istemiyordu? Ama geziye gidecektim o adamın lafına göre hareket etmeyecektim ve o geziye gitmek istiyordum o yüzden kararım net kesin “gidecektim”.

3 gün sonra

Beklenen gün gelmişti bugün geziye gidiyorduk.

O insan olmayan varlık adı herneyse den hiçbir haber yoktu o yüzden hem mutluydum hemde gergindim ama kafaya takmamaya çalışıyordum. Güzelce günlük rutinlerimi yaptım güzel bir kahverengi İspanyol paça pantolon ve üstüne kahverengi kareli sweter in altına beyaz boğazlı kazak üstüne ise kahverengi uzun bir yağmurluk giymiştim saçımın üstünü ördüm ve gerisini at kuyruğu olarak bıraktım. Botlarımı giydim ve okula gittim.

Öğlen arası gidecektik ve heyecan doruktaydı oradaki bitkileri incelemek kulağa çok hoş geliyordu, çok heyecanlıydım.

Saat 12.20

Evet beklenen an geldi ormanın girişine kadar bizi bırakacak olan servise bindik zaten 15 kişi olduğumuz için 1 servis yetti.

Tekli koltuğa oturup müzik dinliyordum ve manzaraya bakıyordum. Çok güzeldi içim açılıyordu. Yaklaşık 15 dakika sonra vardık.

Araçtan indikten sonra hocayı takip ederek yürüyorduk. Yürüdükçe yürüdük yürüdükçe yürüdük ve ben bıkmıyordum yürüdükçe daha daha daha çok zevk ve haz alıyordum.

Yaklaşık yarım saat ya da 40 dakika sonra bir mola verdik ben çimlere oturmuş etrafı izliyordum yanımda ki kendini beğenmiş, ukala , kibirli kızlar ise İnternet çekmiyor diye hayıflanıp şikayet ediyorlardı.

Hoca “ Tamam çocuklar hadi devam !” diye komut verdi ben oturduğum yerden kalmak için doğruldum bir anda kulağıma çok kötü bir acı girdi ve çınladı. Bu ses tanıdık bir sesti.

“ Sana ben geziye gitmeyeceksin demedim mi Öykü? Çok yaramazsın oynamak istiyorsun herhalde çok oynamak istiyorsan oynayalım Öykü. Oyun başlasın sana üzücü bir haberim var kaybetmeye hazır ol çünkü kazanan ben olucam.”

Duyduklarımla şoka girerken ne dediğini anlamaya çalışıyordum. Ne oyunundan bahsediyordu,onunla neden oyun oynayayım,ne yapacaktı, ne istiyordu benden?

Aklımdaki sorularla ayağa kalktım ve hoca ile yürümeye devam ettik ama baştaki gibi mutlu mutlu değil , düşünceli düşünceli kendimi sorgulayarak yürüyordum. Hava kararmaya başlıyordu hatta kararmıştı bile hocaya ne zaman eve gidiceğimizi soracaktım çok üşüyordum ve hava da kararmıştı.

“Hocam acaba eve ne zaman gideceğiz? Hem hava karardı hemde ben üşümeye başladım da.” Dedim.” Öykü şuan yolu kaybettim navigasyon açılmıyor yolu bulamıyorum az daha sabret kızım yolu bulup gideceğiz söz veriyorum.” Dedi. Bende tamam hocam, deyip geçiştirdim. Ama bir yere kadar 3 saattir yürüyorduk ama daha eve gidemedik yanımdaki kızlar “Hocam korkuyorum, hocam nolur gidelim.” Gibi laflar söyleniyorlardı. Erkekler ise bir şey demiyor sadece hocayı takip ediyorlardı. Kızların korkuttuğunu anlayabiliyorum çünkü saat 21.00 olmuştu. Ve telefonlar çekmiyordu cidden diziler ve filmlerde gibiydik ne olacaktı acaba bir ayı gelip bizi mi öldürecekti ya da birimiz tık diye bayılacak mıydı cidden merak ediyordum. Hocaya sürekli soruyorduk hocam ne oluyor neden gidemedik ama hocanın ağzını bıçak açmıyordu. Ama sonunda konuştu.

“Çocuklar bugün burada kalıyoruz. Hava karanlık olduğu için hiç bir yolu ayırt edemiyorum yanımda bir sürü ekipman var bugün burada kalalım zaten bizi aramaya çıkarlar sadece sizden istediğim sakin olmanız anlaştık mı?”

Sınıftaki 8 erkek tamam hocam dediler : kızlar ise az mızmızlanıp sonra tamam dediler.

Hoca ekipmanları çıkardı ve birkaçımızı odun bulmak için birkaçımızı çadır kurmak için falan görevlendirmişti. Ben ise odun toplamakta görevliydim. Fazla uzaklaşmadan odun toplayacaktık hemen işe koyulduk benle beraber 5 kişi görevliydi hepimiz dağıldık ve toplamaya başladık.

Yarım saat sonra artık yorulmuştum biraz biraz durmuştum ayaklarımı dinlendirmek için Bağdaş kurarak oturdum. Ve yine o lanet olası ses...

“Öykü oyunumu beğendin mi ? Eskiden de bana böyle oyunlar oynardın bende sana böyle karşılık verirdim. Biraz daha oynamak ister misin? Yoksa kaybettiğini kabul mu edeceksin?”

Donup kalmıştım ama kısa bir sürede hemen toparladım ve konuştum.

Benden ne istiyorsun bırak artık peşimi benim senle alakam bile yok sen insan bile değilsin benle uğraşmayı bırak bu oyunu başlatan ben değil sensin ve şuan tek taraflı oynuyorsun.”

Duraksadım.

Bırak artık peşimi tamam bırakmıyor musun? Ben seninle oynamaya da hazırım. Ama bir şartla Sınıf arkadaşlarımı ve Öğretmenimi serbest bırakacaksın duydun mu beni?

Ses kesildi, ses yok yine gitmişti yine başına buyruk hareketler yapıyordu...

Odunları toplayıp ortak alana geri döndüm. Isındık ve sonra çadırları bölüşüp yattık.

Sabah uyandığım da boncuk boncuk terlemiştim. O yüzden kalkıp çadırımın fermuarını açtım ve dışarı çıkıp botlarımı giydim biraz yürüyüş yapmak istedim.

Yürüyüş yaparken yoruldum ve hava güneşli diye gölgelenmek için bir kavak ağacına yaslandım. Oturduğum sırada Başıma bir ağrı çöktü ve kulağımda çınlamalar başladı çınlamalar o kadar şiddetliydi ki ölmek istiyordum

canım çok acıyordu. Bunlar durduğu zaman kafamı bir yere çarptım. Elimi başıma götürdüm. Gözümü acıdan açamıyordum , açamadım da ...

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.