Skip to content

AJAN Y

Chapter 2 · 12 min read

AJAN Y

Chapter 2

2. Bölüm-2.Bölüm

Oy ve yorumlarınızı

Bekliyorum dostlar

Keyifli okumalar♥️

Bilincimi zorlayan bağırış seslerinden dolayı, gözlerimi açmak istiyor ama açamıyordum. Bütün vücudum uyuşuktu. Yoğun bir ışık gözlerimi kamaştırınca, zorlada olsa göz kapaklarımı araladım. Bir an gördüklerim rüyamı, gerçekmi algılamakta zorlandım. Ama ne hayaldi nede bir rüya. Gerçek bir kabusun içindeydim.

Neler oluyor du burada? İki büklüm sert zeminin üzerinde yatıyordum. Adamın biri el fenerini suratıma tutuyordu. Hızla yerden kalkıp doğrulmamla başım döndü. Ayakta durmaya çalışarak üzerimi yokladım. Kıyafetlerim üzerimdeydi ama çantam ve silahım yoktu.

Benim tarafımda bir kaç kişi vardı ve karşımızda bize silah doğrultan bir çok siyah giyimli adam. Ve gürültülü bir şekilde bizden uzaklaşan helikopter. Buraya onunlamı getirilmiştim?

Geceydi. Hala yerde benim gibi ayılmaya çalışan baygın insanlar vardı.

Kesik kesik nefesler almaya başladım hızlıca etrafa göz gezdirirken. Hayatım boyunca ilk defa böyle korkuyordum. Bu insanlar kimdi? Bende ne istiyorlardı? Uğuldayan başımı ellrimin arasına aldım. Bir an önce kafamı toparlayıp ne tür bir olayın içinde olduğumu algılamalıydım.

En son Defne'nin evinde partideydim. N'oldu da buraya geldim. Beni kaçırmışlarmıydı. Bu olamaz. Aklım hiç almıyor. Ne tür bir saçmalığın içindeydim böyle.

Görebildiğim kadarıyla burası bir binanın çatısıydı. Ucu bucağı görünmeyen, büyük bir araziye kurulu devasa bir yapı.

Adamlardan biri elindeki MP5 tam otomatik silahıyla sırtıma vurarak, "yürü" diye bağırdı.

Sıkıntı çıkarmadan diğerlerini takip ettim. Çok kişilerdi karşı koyarsam beni anında vururlardı. Bir süre yürüdükten sonra büyük bir kapı açıldı. Kapının açılmasıyla hepimizi çekiştirerek içeri ittiler.

Aydınlık büyük uzun bir koridora girdik. Bir taşkınlık yapmadan etrafı iyice incelemem gerekiyordu. Ama arkamdaki adam sürekli silahıyla sırtımı itip duruyordu. Sinirlerim iyice kabarmaya başlamıştı. Zaten sessizce yürüyorum, nediye vurup duruyorsun be adam.

Koridoru geçip başka büyük bir koridora girdik. Duvarlar koyu gri ve sıra sıra odalarla doluydu. Bir çok yere konumlanmış adamlar hepsi silahlıydı.

Uzunca yürüyüşün ardından, merdivenleri inip alt kata geldik. Benim durumumda olanlarda artık pes etmiş sessizce bize gösterilen yolu takip ediyorlardı.

Şansımı deneyerek başımı hafif arkaya döndüm. "Neler oluyor burada? Kimsiniz siz?" Dedim. Daha fazla konuşmama izin vermeden, birkez daha hızla elindeki silahla beni itti. Ayaklarım tökezlerken neredeyse yere düşecektim.

Ani gelen öfkeme yenilerek birden arkama dönüp, "ulan gebertirim seni lan" diyerek hızla adamın silahını tuttum. Var gücümle tekmemi savurdum. Adam beklemediği bu hareketiimle öne doğru eğilirken, üst üste yumruklarımı savurdum.

Benimle bir kaçırıldığını tahmin ettiğim kişiler de bu durumdan yararlanarak, silahlı şahıslara sardırmaya başladı. Büyük bir arbede çıkmıştı. Karşı taraf sayıca çok olduğu için, gelen destekle daha da kalabalık olmuşlardı. Hepsi de silahlıydı. Biz sayıca az olduğumuz için karşı koymak güçtü.

İki kişi beni sürükleyerek, açtıkları demir kapıdan içeri ittiler. Ben yere kapaklanırken, demir kapının çıkardığı tok ses kulaklarımı doldurdu. Hızla yerden kalkarak demir kapıyı yumrukladım.

"Çıkarın lan beni buradan" diyerek ağzıma gelen bütün küfürleri savuruyordum. "Açın lan kapıyı. Kimsiniz siz? Beni kaçırmanın ne demek olduğunu ödeteceğim size".

Kapıyı yumruklamayı bırakıp bir tekme attım. Geriye dönüp ilerideki ranzanın yastığını yatağını yere fırlatarak çığlık attım. Odadaki diğer tek eşya olan komidine tekme atıp devirdim. Vurup kıracak birşeyler kalmayınca haykırarak avazım çıktığı kadar bağırıp küfürler ediyordum. Çıldırmış gibiydim. Delirmeme ramak kalmıştı. Beni dör ducar arasına hapsetmişlerdi.

Bu küçük odanın hava alacak bir deliği bile yoktu. Bir süre sonra bağırıp çağırmanın bir işe yaramayacağını anlayıp dizlerimin üzerine çöküp yere oturdum. Kafamı toparlayıp neler olduğunu düşünmem gerekiyordu. Derin derin nefesler alıp vererek kendimi sakinleştirmeye çalıştım.

En son Defne'nin evinde partideydim.Her zaman ayık gezmek istediğim için içki içmezdim. Bir yudum bile içmemiştim. Herkes gibi bahçeye çıkmıştım bende. Başım dönmeye başlayınca çantamı almak için eve yönelmiştim. Devrim abi ile karşılaşınca, "çık dışarı" diyerek çatık kaslarla azarlamıştı beni. Normalde de suratsızın tekiydi ama hiç beni azarlamamıştı. Onun o öfkeli yüzü gölerimin önünden gitmiyordu. Bir dakika ya, en son gör düğüm o yüz... O kara gözler. O da kimdi?

Bilincimi kaybetmeden önce beni kollarının arasına alan o kara gözlere sahip adam. Sırıtarak birşeyler söylemişti. Ne demişti o?

Hiç birşey hatırlamıyorum. Ama tek bildiğim büyük bir oyunun içine düştüğüm. Defne bana ihanet etmiş olabilir mi? Ya Devrim abi? Odamı bu oyunun içinde? Yok! Bu çok saçma. Devrim abi işinde çok başarılı bir asker. Bu çok saçma. Ama emin olduğum tek şey beni kaçıranlar günlerdir peşimde olan, savcımında yararlanmasını sağlayan örgüt.

********

Yerde sırt üstü uzanmış beynim çatlayana kadar düşüncelerimle boğuşuyordum. Ne gelen vardı ne soran. Kaç saattir buradaydım bilmiyorum. Beni düşüncelerimle başbaşa bırakarak bana işkence yapıyorlardı. Bu sessizlik hiç hayra alamet değil ve de işkenceden beterdi.

Ayak sesleri duyunca hiç istifimi bozmadan beklemeye başladım. Korkumu onlara belli etmeyecektim. Demir kapının alt kısmındaki bölme açılınca, bir el köpük tabldotta yemek uzattı.

"Hey... Beni ne zaman buradan çıkarmayı düşünüyorsunuz?" Dedim. Sesim gayet sakin çıkıyordu. Adam hiç ses çıkarmadan yemeği bırakıp gitti.Uzandığım yerden yan gözle yemeğe baktım. Hiç iç açıcı görünmüyordu. Ama açtım. Hemde çok aç.

Yerimden doğrularak yemeği önüme çektim. Bir parça tavuk ve çorba vardı. Ekmek, yok... Pilastik kaşığı çorbaya daldırıp tam ağzıma götürecekken, zehirli olma ihtimali aklıma geldi. Kaşığı geri bırakırken, "beni öldürmek isteyen baygınkende işimi bitirirdi" diye düşündüm. Bu daha mantıklıydı. Ama aç olmama rağmen iştahım almamıştı bu yemeği.

Tepsiyi iterek kollarımı başımın altına aldım ve tekrar yerime uzandım. Bir süre tavanı izlerken, gözlerim uykuya direnememişti.

********

Demir kapının tok sesiyle yattığım zeminde irkildim. Kapıda dikilen, elindeki siyah poşeti bana doğru atan adama, doğrularak baktım.

"Giy şunları. Beklemekten hoşlanmıyorum". Kapı tekrar üzerime kapanınca poşeti açtım. İçinde mavi bir tulum ve siyah botlar vardı.

"Ne lan bunlar. Mahkummuyum ben? Giymiyorum". Diye bağırdım. Anında kapının üst bölümü açıldığında, "benim giydirmemi istermisin? Bundan büyük bir zevk duyarım vahşi kız" diyerek pis pis sırıttı adam. İğrenerek baktım suratına. Bölmeyi tekrar kapattığında, poşeti elime aldım.

***************

Arkamdan gelen iğrenç adamla koridorda yürürken, üzerimde mavi tulum, ayaklarımda siyah botlar vardı. Böyle tam bir mahkuma benziyordum. Bir tek ellerimde kelepceler yoktu. Koridor boyunca sırayla dizilmiş her kapıdan yanlarında silahlı birer zebaniyle, benim gibi mavi tulumlular çıkıyordu. Kimisi kadın kimisi erkektiti.

Merdivenleri inerken üst ve alt kattan bizim gibi mavi tulumlu bir çok kişi ile aynı yöne yürüyorduk. Bir süre yürüdükten sonra otomatik olduğunu düşündüğüm büyük bir kapı açıldı. İlerlerken her attığım adımda, korku, endişe, heyecan sarıyordu dört bir yanımı. Ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum.

Büyük bir bahçeye çıktığımızda, hepimizi bir ordu gibi izaya getirerek dizdiler. Yaklaşık yüz mavi tulumlu, mahkumdan farksız insan, endişe ile etrafımızı inceliyorduk.

Çıktığımız kapı tarafı üç kat, ve önümüzde altı kattan oluşan devasa bina birbirine bağlantılıydı. Bahçenin her bir yanını çevreliyordu. Toprak zeminden oluşan büyük bahçe tıpkı bir askeri kampı gibi dizayn edilmişti. Parkurundan her türlü spor aletlerine ve daha bir çok aletler konumlanmıştı.

Binanın dört bir yanında birinci ve ikinci katların balkonlarında tam tekmilli konumlanmış adamlar tıpkı birer eğitimli asker gibi hazır olda bekliyorlardı. Hepsi siyah kıyafetleri içinde kimisi kar maskesiyle yüzünü gizlerken, kimisinin yüzü açıktı. Üstlerindeki kıyafetlerden anlaşıldığı üzere, bana saldıran adamlar kesinlikle bu örgüttendi. Örgüt diyorum çünkü, kesinlikle burada yasal olmayan şeyler dönüyordu.

Benim gibi beklemekten öfkelenen bir kaç mavi tulumlu bağırıp karşı koyunca etrafımızdaki zebaniler harekete geçerek , neredeyse bayılma derecesine gelene kadar onları hırpalamışlardı.

Kısa bir süre sonra, karşımızdaki demir kapı açıldığında, yanındaki iki korumasıyla siyah takımlı bir adam belirdi. Ciddi yüz hatlarıyla gözlerini hepimizde gezdırdi. Daha sonra hiç samimi olmayan, şeytanı bir gülümseme sundu bizlere.

Gür sesiyle, "hoş geldiniz çaylaklar. Neden burada olduğunuzu merak ediyorsunuz dur.? Sizi gereksiz, işe yaramaz hayatınızdan aldım. Ve size yeni bir hayat sunuyorum" diyerek kollarını gererek açtı. Ukala surat ifadesiyle etrafı göstererek, "burası tam donanımlı, bu güne kadar gelmiş geçmiş en büyük, en güçlü örgüt. Yani benim dünyam. Bundan sonra bana çalışacaksınız. Emirlerime itaat edenler, tam donanımlı birer ajan olarak yetiştirilecek." İtaat etmeyenler ise, cazalandırılacak hatta infaz edilecek."

Artık bu adamın konuşmalarına katlanamayacaktım. Buna tahammülüm kalmamıştı. Dişlerimi sıkarak, "bu yasa dışı örgütün kurucusunu tanımak isterim" dedim kendimden emin bir şekilde.

Bütün gözler bana dönerken, takım elbiseli kaşlarını kaldırarak gözlerini bana kilitledi. Önümdeki insanları geçerek karşımda durdu.

"Benimi merak ediyorsun sen?" Diyerek dudakları kıvrıldı. "İstersen başbaşa kalacağımız bir yerde sana kimliğimi açıklayabilirim."

"Senin iğrenç kişiliğin beni ilgilendirmiyor. Ne tür bir oyun dönüyor burada? Ben niye buradayım? Bunların hesabını vereceksin. Ben kendimden başkasına itaat etmem". Sesim okadar kendinden emin ve gür çıkmıştı ki, bu kadar zebaninin içinde bu cesaretime hayran kalmıştım.

"Cesaretine hayran kaldım doğrusu. İşte benim senin gibilere ihtiyacım var. Dışarıdaki o gereksiz yaşantınızdan kurtardım sizi. Size daha kaliteli bir hayat sunuyorum."

"Bende senin o pis suratını dağıtmak istiyorum" dedim içimde kıpırdayan cesaretle.

Adamlarından biri elindeki jopla bana saldırmaya kalkarken ondan önce davranıp, jopu tuttuğum gibi hızla kendime çekerek, arkamı döndüm. Dirseğimi birkaç kez adamın karın boşluğuna geçirdim. Geri dönerek dizimi adamın hatalarına geçirirken, resmen böğürerek öne doğru iki büklüm oldu.

O anda arkadan boğazıma sarılan kol nefesimi tıkarken, önümdeki iki büklüm olan doğrularak bana atıldı. Tekmemi çenesinin altına geçirirken nefesi kesildi ve yere yığıldı. Boğazımı sıkan adama dirseğimi geçirirken var gücümle ayaklarına bastım. Kolları gevşerken, kurtulmaya çalışarak, parmaklarını avcumum içinde ters şekilde kıvırdım. Parmaklarına öyle bir baskı uyguluyordum ki bağırarak yerinde kıvrandı. Diğer elimle boğazına hızla vurarak, şah damarına baskı uyguladım. Adam baygınlık geçirerek ayaklarımın üzerine yığıldı.

Belki adamlar benden güçlüydüler ama dövüşürken güçten önce teknik önemliydi.

Ben nefesnefese kalmışken, adamlar hiç vakit kaybetmeden bana doğru yöneldiler. Sayıları çoktu. Ne vardı bende diğerleri gibi sessiz kalsaydım. Canıma susamıştım belliki. Onlar bana daha saldırmadan, büyük zebaninin gür sesi doldurdu her yeri.

"Bırakın" diye emir verdi adamlarına. Onlar geri çekilirken, büyük zebani gözlerini benden ayırmadan yanıma geldi. Katı bakışlarımdan hiç ödün vermeden, dik omuzlarımla baktım suratına.

"Adın ne senin? Dedi. Benim cevap vermediğimi gören yanındaki adamı, "Ömer savcının koruması Yasmin Karaaslan" dedi.

Kaşlarını kaldırarak, "demek adamlarımın icabına bakan koruma sensin? Yasmin Karaaslan." Kısa bir süre dikkatlice gözlerime baktıktan sonra, "isminde işin kadar havalı. Üstelik güzel bir kadınsın. Bundan sonra bana çalışmazsan bu güzelliğe yazık olacak. Sende diğerleri gibi bana itaat edeceksin" diyerek bir kaç adım geri gitti.

Bakışlarını benden çekerek bir tarafta toplanan mavi tulumlulara döndü. "Herkes emirlerime itaat edecek. Aksi taktirde buradan çıkış yok. Ya itaat edersiniz , yada infaz edileceksiniz" diye bağırdı. Tekrar bana dönerek, "götürün bunu hücresine. Gözünüz üzerinde olsun. Akıllanmadan çıkarmayın" dedi.

İki adam koluma girmeye çalışırken, "beni emrindeki köpeklerinle karıştırma. Burayı senin başına yıkacağım" diye bağırdım.

Kollarıma sarılan iki adamı püskürtmeye çalışırken, iri yapılı, yüzünde karmaskesi olan, kıyafeti diğerlerine göre daha farklı bir kişi önümüzde durdu. Gözlerini gözlerime dikerek, "bırakın siz. Onunla ben ilgileneceğim" dedi. Sözünü ikiletmeden kollarımı bırakıp geri çekildiler.

Kara gözleri bir süre beni ilgiyle süzerken, ne yapmaya çalıştığını anlayamadım. Eli koluma giderken, hızla geri çektim. Bana kimsenin dokunmasını istemiyordum. Bütün maviler tekrar izaya girerken, ben binaya doğru yürümeye başladım. Maskeli kara gözlü arkamdan sakince beni takip ediyordu. Nedense diğerleri gibi beni çekiştirip durmuyordu. Birden aklıma gelenle bir aydınlanma yaşadım.

Kara gözler mi? Bu gözler bana partide bayılmadan önce kollarına yığıldığım, sırıtarak bana bakan kara gözleri anımsattı. Birden ayaklarım durduğunda binanın içine girmiştik. Ona doğru dönerek baktığımda pür dikkat bana bakıyordu.

Gözlerimi kısarak, "sen" dedim.

Evet oydu. Gözlerimin beni yanılttığını hiç sanmıyorum. Bu oydu. Beni kaçırıp buraya getirmişti. Hızla maskesini tutup çektim. Bana sırıtarak bakıyordu. Tıpkı bayılmadan önce aklımda kalan görüntüsü gibi.

"Seni lanet herif" diyerek, hala dinmeyen öfkemle suratına savurduğum yumruğumu havada yakaladı. Hiç vakit kaybetmeden beni duvara yapıştırdı. Nedense bu hareketi çok sert değildi ama beni duvarda sabit tutmaya yetmişti. Ayağımı kaldırmış tekme atacakken hızla bacaklarımı iki bacak arasına sabitledi. Kendime herşekilde güvenen ben, artık duvarla onun arasında kıpırdayamadan duruyordum. Kokusu burnuma dolarken bu şekilde olmamıza inanamıyordum.

Ben hala elinden kurtulmaya çalırken, "uslu dur" dedi.

"Şu durumda nasıl uslu durmamı bekliyorsun?"

Gözlerini üzerimde gezdirip tekrar gözlerime baktı. "Çok güzelsin maviş" dedi. Ulan bu bana mı yavşıyor. "Mavi gözlerin, beni benden aldı."

"Seni geberteceğim adi herif. Beni kaçıran sendin. Devrim' le alakan ne? Odamı bu işin içinde? Ya Defne?" Lafımı keserek, "çok meraklısın maviş" dedi.

"Sevdiklerinin ihaneti içini yiyip bitirir. Şimdilik birşey bilmemen daha iyi. Uslu dur yeter. Aksi taktirde canın çok yanacak."

Dişlerimi sıkarak, "senide o iğrenç patronunuda buraya gömeceğim pis zebani" dedim.

Öyle bir kahkaha attı ki, sesini duyan iki kişi bize doğru gelip ikimizde gözlerini gezdirdiler. "Bir sorunmu var efendim?"

Gözleini benden çekmeden, "sorun yok siz işinize bakın" dedi. Yüz ifadesi birden öfkeye dönüştü. Adamlar bulunduğumuz pozisyona gülerek gittiler.

Kolumdan tuttuğu gibi beni de kendi ile çekiştirerek yürümeye başladı. Bu adamda vardı bir tuhaflık. Kaldığım hücre tipli odaya geldiğimizde, beni içeri iterek arkasını döndü.

"Her ne olursa olsun bir taşkınlık yapma" dedi.

Tam kapıyı kapatacakken, "dur" dedim. "Beni ne zamana kadar bu hücrede tutacaksınız? Burası çok boğucu. Bir havalandırması bile yok. Üstelik ne bir kıyafet nede banyosu var. Bir de çantam sendemi?" Dedim. Bana döndüğünde derin bir nefes alarak gözlerini gözlerime sabitledi.

"Buraya tatilemi geldiğini sanıyorsun? Akıllı olursan bir fare gibi bu deliğe kısılmazsın" diyerek kapıyı üzerime kitledi. Ne dedi o, faremi?

"Seni aşşağılık herif. Sana farenin kim olduğunu göstericem" diye bağırarak kapıyı tekmeledim. "Hepinizi gebertmezsem bana da Yasmin demesinler. Burayı başınıza yıkacağım. Hatta yakacağım burayı." Bildiğim bütün küfürleri, kapıyı tekmeleyerek ve yumruklayarak sayıyordum. Biliyorum bu beni yormaktan başka bir işe yaramıyordu. Ama çok öfkelenmiş ve çok kötü durumdaydım.

Nasıl bir kaosun içine düşmüştüm böyle. Kafayı yememek mümkün değildi. Annem, babam, kardeşim, ne durumdalardadır şimdi. Gözlerimden ardarda yaşlar akmaya başladı. Göz yaşlarım zayıflığımdan değil. Öfkemdendi. Kendimi nasıl böyle bir duruma düşürdüğümden. Peşimde birilerinin olduğunu biliyordum. Daha temkinli olabilirdim. Polis olmak için akademide ve özel koruma olmak için sarfettiğim bütün başarılarım, aldığım bütün eğitimler çöp oldu gitti. Tek şansım teşkilattakilerin bir an önce bu kahrolası yeri bulmalarıydı. Artık hangi cehennemdeysek.

Kara gözlü, 'akıllı olursan bir fare gibi bu deliğe kısılmazsın' diyerek haklıydı. Öfkemi içime gömüp aklımı kullanmalıydım. Yoksa bu adi heriflerin isteklerini yapmadığım için sonumu getirecektim. Yere oturup sırtımı demir kapıya yasladım. Bu oda çok boğucu. Umarım bir plan yapıp buradan çıkana kadar nefessizlikten ölmem.

Bakışlarımı duvara sabitlemiş kara kara düşünürken, kapının üst bölümü açıldı. Oturduğum yerden kıpırdamazken gelen kişi kucağıma bir poşet fırlattı. Hemen poşeti açıp içindekilere baktım. Bu oydu. Kara gözlü.

"Bu kadar kısa sürede nereden buldun bunları?" Poşette etiketi üzerinde kullanılmamış iç çamaşırı ve kıyafetler vardı. "Yoksa bir kıyafet mağazanızmı var?" Dedim sahte bir merakla.

"Bir bilsen daha neler var burada maviş. Hiç öğrenmek isteyeceğini sanmıyorum. Şimdilik sadece uslu bir kız olman kafi. Sana ne yapman söyleniyorsa onu yap yeter. Yoksa sonunu getireceksin."

Umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Bir sonraki bölümde buluşmak dileği ile

Hoşça kalın♥️

End of chapter

3 comments