Gökyüzünü süsleyen sayısız yıldızın muhteşem görüntüsü her zaman olduğu gibi bu gece de fazlasıyla cezbediciydi. Okuduğum kitaptan başımı kaldırıp sık sık onlara bakıyordum. Sanırım bu yapmayı en çok sevdiğim şeydi; yıldızların altında, ay ışığı eşliğinde kitap okumak. Evimizin geniş bahçesi bunun için ideal bir yerdi.
Yaklaşıp yarım saattir elimdeki kitabın satırları arasında dolaşıyordum. Arada esnemeye başlamıştım, biraz daha okuduktan sonra uyumaya gitsem iyi olacaktı.
Yeni bir sayfayı çevirdiğimde duyduğum çıtırtılarla başımı kitaptan kaldırdım. Sesin geldiği yöne dikkat kesildiğimde bir şey görememiştim. Belki de ben yanlış duymuştum.
Yeniden kitap okumaya döndüm. Açık olan sayfanın son satırına geldiğimde önüme düşen gölgeyle kalakalmıştım. Tepki verip arkama dönmeye vakit bulamadan burnuma kapanan bez parçasının varlığını hissettim. Saniyeler içinde gözlerim derin bir karanlığa hapsolmuştu.
•••
Şiddetli bir baş ağrısı eşliğinde gözlerimi araladığımda arabanın içindeydim. Korkuyla doğrulup arabayı süren kişiye baktım. Gördüğüm yüzle korkum kat kat arttı.
Bu O'ydu. Cihan. Cihan Ağa...
"Durdur arabayı!" Şiddetli bağırmamla gözleri aynadan beni buldu. Dudağının sol tarafı yavaşça kıvrıldı. Araba yavaşlamak yerine daha çok hızlanmıştı. "Daha değil. Henüz gideceğimiz yere gelmedik güzelim." Alaylı sözlerine tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Laftan anlamayan bir insandı, yaklaşık bir yıldır etrafımda dolanıp duruyordu ama beni kaçıracak kadar ileri gideceğini hiç düşünmemiştim. Sürekli onu istemediğimi söylesem de peşimi bırakmamış ve beni rahatsız etmeye devam etmişti.
"Seninle hiçbir yere gelmeyeceğim, dur diyorum!" Arkadan uzanarak direksiyona ulaşmaya çalıştım. Onu bir şekilde durdurmalıydım. Direksiyonu çevirdiğimde "Ne yapıyorsun sen, öldüreceksin bizi!"diye bağırdı. Umurumda değildi. Öylece bekleyemezdim, kurtulmalıydım.
Arabanın hakimiyetini kaybedince frene basarak durdu. Öfkeli gözlerini doğrudan bana çevirdi. "Bana bak, uslu dur yoksa..." Sözlerini tamamlamasını beklemeden kapıya uzandım. Hiç umudum olmasa da bu defa şans benden yanaydı. Kapı açıldığında hiç beklemeden kendimi dışarıya attım. Zifiri karanlıkta yolumu bulmaya çalışarak koşmaya başladım. Hemen arkamdan adım sesleri geliyordu. "Buraya gel, Berçem!"
Nefesim tükense de koşmaya devam ettim. Durduğum an beni hemen yakalardı. Aramızda pek mesafe yoktu. Etrafımızı saran ağaçlar yönümü bulmamı zorlaştırıyordu. Bu karanlıkta ormanın içinde ne tarafa dönsem her yer aynı gibiydi.
"Berçem dur diyorum!" Daha hızlı koşmaya başladım. Sesi yakından geliyordu. Bir süre sonra anayola çıktığımda derin bir nefes aldım. Belki bir araba geçerdi. Gece gece buradan geçen araba ne kadar güvenli olurdu onu da bilmiyordum.
Koşmaya devam ederken dönüp arkama baktım. Hâlâ peşimdeydi. Korkuyla önüme döndüğümde gözlerime ulaşan ışıkla içime umut doldu. Tam karşıdan bir araba buraya doğru geliyordu. Yolun ortasına geçerek arabanın önünü kapattım. Cihan ise aramızdaki mesafeyi kapatmak için koşmaya devam ediyordu.
Önünü kestiğim araba ani bir fren yaparak durdu. Ben soluk soluğa ayakta dikilirken arabanın kapısı hışımla açıldı. Kısa sürede yanıma gelerek önümde duran bedene baktım. Ay ışığının aydınlattığı çehre zorlukla yutkunmama sebep oldu.
Karşımda duran kişi Ferzan Ağa'ydı.
Namıdiğer Ağaoğlu...
"Deli misin sen, ne diye arabanın önüne atlıyorsun?" Kalın ses tonu öfkeyle birleşince fazlasıyla korkutucu bir hâl almıştı. Ona cevap vermeme fırsat kalmadan Cihan yanımıza ulaşmıştı. Korkuyla iki adım geriledim. Bunu fark edip doğruca yanıma yürüdü. Ben geri geri gitmeye devam ederken tek eli bileğimi sardı. "Yürü Berçem!"
Beni zorla sürüklerken olanları anlamaya çalışan Ferzan ağa onu omzundan tutup durdurdu. "N'oluyor lan burada?"
"Sen karışma Ağaoğlu!" Cihangir sert çıkışıyla Ferzan ağa daha da öfkelendi. Cihan'ı geriye doğru ittiğinde refleksle bileğimi bırakmıştı. Hızla Cihan'dan uzağa kaçtım.
"Haddini bil Cihan Ağa!" İkisi de öfkeyle soluyordu. Cihan geri adım atmayıp "Bu benim meselem sen karışma, var git yoluna!"dedi.
Eğer Ferzan ağa giderse buradan nasıl kurtulurdum bilmiyordum. O şu an benim tek umudumdu. Kısa bir an bakışları bana kaydı. Önüne dönmek üzereyken titrek bir sesle "Ağam," diyerek onu durdurdum. Bir elimle Cihan'ı işaret ettim. "O, beni zorla kaçırdı. Yalvarırım bana yardım et."
Çaresiz bakışlarımı Ferzan ağanın gözlerinden çekmedim. Şu an beni sadece o kurtarabilirdi. Bir süre gözleri bende oyalandı. Ardından sadece iki kelime söyledi. "Arabaya geç."
Korkuyla tuttuğum nefesimi serbest bıraktım. Beni kurtaracaktı.
Hiç beklemeden hemen Ferzan ağanın arabasına bindim. Cihan'ın her zamankinden daha sert olan bakışları benim üzerimdeydi. Gözlerini dikmiş bana bakarken Ferzan ağanın yumruğuyla dengesini kaybetti. Ferzan ağa onu tek yumrukla yere sermişti.
Cihan hâlâ yerden kalkmamışken Ferzan ağa dönüp arabasına bindi. Yan koltukta oturan bana hiçbir şey söylemeden arabayı çalıştırdı. Ona güvenerek arabasına binmiştim ama yine de onu pek tanıdığım söylenemezdi. Başka çarem yoktu. Cihan'ın yanında kalmaktansa Ferzan ağayla gitmeyi tercih ederdim. Kesinlikle Cihan'dan daha fazla güven veriyordu. Cihan, sapık herifin tekiydi.
Aramızda çıt çıkmazken araba hızlı bir şekilde ilerliyordu. Başımı önüme eğmiş kucağımda birleştirdiğim ellerimle oynuyordum. Bundan sonra ne olacaktı hiç bilmiyordum. Bir an önce eve gitmeliydim. Bu yaşananlardan kimsenin haberi olmamalıydı.
Aniden araba şiddetle sarsılmaya başladığında Ferzan ağa arabayı durdurdu. Dışarı çıkarak arabayı kontrol etti. Be olduğunu anlamaya çalışarak onu izliyordum. Sol ön taraftaki tekerleğe bakıp bir şeyler söyleyerek tekerleğe bir tekme savurdu. Buradan çıkardığım en mantıklı sonuç tekerin patlamış olmasıydı. Harika! Bir de yolda kalmıştık.
Bir süre olduğu yerde durup düşündü. Eliyle şakaklarını ovalıyordu. Sanırım baş ağrısı çekiyordu. Arabanın önünden dolaşarak benim olduğum tarafa geldi. Kapıyı açarak gözlerini bana çevirdi. Kaşlarıyla dışarıyı işaret ederken "İn arabadan,"dedi. "Yürüyeceğiz."
•••
