Bazı sabahlar hiçbir şey olmayacakmış gibi yalan söyler. Benim adım On Jae-in. Ve o sabah, yine o sabahlardan biriydi. Gökyüzü temiz görünüyordu ama bu temizlik bile yapaydı. Okulun camlarına vuran ışık içeri altın gibi sızıyor, koridorları dolduruyordu. Herşey "normal" görünmek için bile fazla uğraşıyordu. Bu bile içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk bırakıyordu. Ben artık günlere inanmıyordum. Günler hep aynı yalanı söylerdi. Okulun kapısından içeri girdiğimde herşey yerli yerindeydi. Fısıltılar, kahkahalar, çantaların sürtünme sesi ve en çokta bakışlar.
Min Seo-yeon yanımdaydı. En yakın arkadaşım. Dostum,kardeşim, herşeyim. Her zamanki gibi konuşuyordu, hiçbir şey onu susturamazdı. Saçlarını kulak arkasına atıp birşeyler anlatıyordu ama ben onun yarısını bile duymuyordum. "Bugün sınav varmıydı?" Dedi. "Bilmiyorum." Dedim.
Sınıfa girdiğimde onları gördüm Kim Su-hyeok.Sınıfın orta sıralarında oturuyordu. Sessizdi. Ama o sessizlik boş değildi. Sanki her şeyi izliyor ama hiçbir şeye dahil olmuyordu.
hemen sırama geçip oturdum. Yanımdaki sıraya oturan kişiyle birlikte dikkatim dağıldı. Lee cheong. En yakın bir diğer arkadaşım. Aynı zamanda ailelerimizde çok eski dostlardı. Aynı sitede büyümüştük. Aynı sokaklar, aynı okullar, aynı ama farklı hayatlar. Cheong benim alıştığım şeydi. Bazen fazla rahat, bazen fazla gürültülü. Ama hep yanımdaydı. "Günaydın!" Dedi. "Günaydın." Dedim.
Sınıf doluydu. Park ji-eun, Choi haneul, kang min-ji, Jung se-ra, Do-hyun... herkes kendi grubunda konuşuyot, gülüyordu. Ve sonra onlar vardı. Han yuna, Chung-ah, Lee chaewon. Sınıfın "yüksek sesli üçlüleri" Yuna bana baktı ve gülümsedi. "Selam kelebek... bugün kaç günün kaldı?" Kelebek. En nefret ettiğim lakaptır. Her ne kadar naif, uçan, güzel görünüşr sahip bir hitap olsada kelebekler üç gün yaşardı. Çabul gider. Geçicidir yani. Yuna'nın sesinde tatlılık vardı ama altında başka bir şey daha vardı. Alay gibi. Cevap vermedim. Min Seo-yeon göz ucuyla bana baktı. Brn sadece çantamı sıraya astım ve yan tarafa döndüm. Bazı şeyler görmezden gelinirse küçülür. Ama bazen.
(...)
Ders başladı. Tahta sesi, tebeşir gıcırtısı, hocanin konuşması... sınıf yavaşça suskunluğa gömüldü. Sonra biri el kaldırdı. Do-hyun. Sıradan bir ögrenciydi. Çok dikkat çekmezdi. Ayağa kalktı. "Hocam,tuvalete gidebilir miyim?" Sesi normaldi. Hoca başıyla izin verdi. Do-hyun kapıya yürüdü. Kapı açıldı,kapandı. Ve sınıf devam etti. Ama zaman garipleşti. Dakikalar geçti. Uzun sürdü. Fazla uzun. Seo-yeon arkasını dönüp bana eğildi. "Niye bu kadar uzun sürdü bu kiz?" Diye fısıldadı. Omuz silktim ama içimde bir şey rahatsız olmuştu. Cheong kalemini bıraktı. "Geç kaldı..." dedi. Sesinden gerildiği belli oluyordu. Başımı salladım ve o an hava değişti. Bir şeg ağirlaştı. Ve kapı açıldı. Do-hyun geri geldi. Ama bu bir dönüş değildi. Do-hyun'un adımları ağırdı. Sanki yere basmıyordu. Omuzları düşmüş, saçları yüzüne dağılmıştı. Ten rengi solmuştu. Ama en kötüsü gözleriydi. Bakıyordu ama görmüyordu. Sınıf sessizleşti. "İyı misin?" Diye sordu biri ama cevap gelmedi. Do-hyun durdu ve konuştu. "Tuvalete gitmedim." Gözleri yere bakıyordu. Sessizlik çöktü. "Bodruma indim." Herkes Do-hyun'a odaklanmıştı. Tam o anda Han Yuna konuştu. "Ne yapıyor bu?" Dedi sıkılmış sesle. Chaeeon gözlerini devirdi. "Drama yapıyor herhalde." Derken telefondan başını bilr kaldırmadı. Sınıfta hava artık sadece garip değildi. Yoğundu. Sanki biri görünmeyen bir ağızla nefes alıyor da tüm sınıf o nefesin içinde sıkışıyordu.
Do-Hyun olduğu yerde duruyordu. Yuna hâlâ sıkılmış bir şekilde tırnaklarına bakıyor, sanki birazdan bitecek bir şakayı izliyormuş gibi davranıyordu. "Bodrum mu? Cidden mi?" Diye mırıldandı. Ve Seo-rin yavaşça yerinden kalktı. Sessizdi. Her zamanki gibi. Ama bu kez sessizliği boş değildi. Adım adım öne geldi. Sandalyedi hafifçe gıcırdadı. Sonra konuştu.sesi inceydi ama netti. Sanki sınıfın içindeki tüm sesleri kesip bir noktaya saplıyordu."Bu..." dedi. Durdu. Gözlerj Do-hyun'daydı. "Bu normal değil." Bu kez kimse gülmedi. Chaewon başını kaldırdı. "Ne?" Dedi alayla. "Sen de mi başladın?" Ama Seo-rin onu duymuyordu bile. Chaewon kahkaha atıp "siz ciddimisiniz? Bodrummuş! Aynen. İlgi çekmeye çalışıyor işte!" Sonra Do-hyun bir adım daha attı. Ve Do-hyun başını hafifçe başını chaewon'a çevirdi. Çok yavaştı. Sanki boynu kendi isteği ile değilde başka bir şeyle dönmüştü. Bir iki saniye geçti. "Tamam, bu kadar drama yeter, Do-hyun. Şaka yapmayı kes." Chaeeon'un sesinden gerildiği anlaşılıyordu. Do-hyun bir adım geri attı. Bir amda burnundan kan süzülmeye başladı. Ve bir anda dizleri boşaldı. Bir anda. İçindeki ipleri kesilmiş bir kula gibi. "Ha?" Diye bağırdı biri. Do-hyun yere düştü. Ama bu düşüş normal değildi. Sert değildi. Çarpms sesi yoktu. Sanki yere bırakılmış gibiydi.
Sınıf bir anda gerildi. Cheong ayağa kalktı. "Ne oluyor lan!" Dedi ilk kez yüksek sesle. Ben cheong'a baktım şaşkınlıkla. "Lanet olsun." Diye mırıldandı biri. Seo-rin, Do-hyun'a biraz daha yaklaştı. "Do-hyun..." dedi. Ancak bir cevao gelmedi. Yerdeydi ve haraketsizdi. Sonra parmakları kıpırdadı. Hafifçe. Başını yavaşça kaldırdı ve gözleri... artık göz gibi değildi. Seo-rin nefesini tuttu. "Hayır..." dedi fısıltıyla. "Başlıyor." Seo-rin geri çekildi. Do-hyun yavaşça ayağa kalktı. Ama düz duramıyordu bile. Omuzları yana kaymıştı. Boynu hafif eğikti. Sanki vucüdu artık kendi sahibiyle aynı fikirde değildi. Sınıfta Do-hyun'a sorular yükseldi. Do-hyun konuşmadı. Ayağa kalktı garip bir şekilde. Chaewon kahkaha atınca bir anda ona döndü. Seo-rin fısıldayarak "Bu... artık normal değil. Başlıyoruz." Do-hyun bir anda Seo-rin'e kitlendi. Parmakları titremeye başladı, omuzları bir anda düşer gibi gevşedi. Sonra tam tersi kasları gerildi. Bir adım geri gitti, düşermiş gibi oldu ama toparladı. Aniden başını yukarı kaldırdı. Parmakları garip garip hareket etti. Dudakları hafif aralandı. Daha sonra insana ait olmayan garip bir ses çıktı. Elletin iyavaşça açtı. O sırada konuşan Chaewon'a döndü kafası yavaşça. Burnundan kan akmaya başladı. "Ne bakıyorsun be!" Derken Chaewon. Do-hyun bir anda koştu. Hayır... fırladı! Sınıftaki herkes bir anda ayağa kalkıp o tarafa döndü. Do-hyun Chaewon'un üzerine atlayıp Chaeeon'un boynundaki etleri koparıp çiğnemeye başlayınca ortalık karıştı. Chaewon'un ve diğerlerinin çığlıkları sınıfı ve okulun koridorlarını doldurdu. Kapılar açıldı, sesler birbirine karıştı. Chaewon'un kanı Do-hyun'un yüzüne, dişlerine ve sınıfın yerlerinr sıçradı.