#Kolektif Kabus
O şantiyedeki kükürt kokusunun yerini alan yoğun lavanta kokusu, ekibin bilincini adeta bir balyoz gibi kesmişti. Göz kapakları birer birer kapanırken her şey o kapüşonlu kızın etrafındaki gölgelerin içinde eriyip gitmişti.
**5 Şubat 2026 – Saat 08:30**
Salih, göğsüne çöken devasa bir ağırlıkla, nefes nefese kalarak gözlerini açtı. Kendi odasındaydı, kendi yatağındaydı. Hemen doğrulup elini yüzüne götürdü. Burnundan akan o yoğun kan gitmişti, teni temizdi.
"Rüya mıydı?" diye mırıldandı, şok içinde etrafına bakarak. Ama tam yataktan kalkmak için hamle yaptığında midesine giren o keskin, tanıdık kramp pozisyonunu bozmasına neden oldu. Beyninin arkasındaki o ince sızı yerli yerindeydi. Yan etkiler geçmemişti; sadece gizlenmişti.
Hemen telefonunu kontrol etti. WhatsApp grubuna girdiğinde kalbi hızla çarpmaya başladı. Çünkü grupta tam bir kaos hakimdi. Herkes aynı anda yazıyordu. Kimse hiçbir şeyi unutmamıştı!
**İklim:** *"Hanımlarr ve beyler, odamda uyandım ama yemin ederim rüya değildi. Kollarımda mor iz falan yok ama hala sızlıyor! Bir saniyede kortun oraya gittiğimi çok net hatırlıyorum"*
**Nehir:** *"Ben de evdeyim ama kafamın içi hala parazit gibi🙄Hüseyin, senin o dünyayı durdurduğun an... Hepsi gerçek miydi askım noluyor???"*
**Enes:** *"O kapüşonlu kız bizi buraya nasıl getirdi lan o zaman? Herkes kendi yatağında uyanmış"*
Muhammet ise sadece tek bir şey yazmıştı: *"Gözlerimdeki o mavi ışık hâlâ geçmedi. Sakin olun, kimseye bir şey belli etmeyin. Okula gelin"*
Salih:*"La olm her şeyi bu kadar ciddiye almayın"*
Hüseyin grupta sessizdi.
### Sınavdan Önceki Keşif: Güçlerin Günlük Hayattaki İsyanı
Aradan üç gün geçti. Ne o ters gölgeli öğrenciler ortaya çıkmıştı ne de o kapüşonlu kızdan bir iz vardı. Şehir tamamen normale dönmüştü, canavarlar bir haftalığına geri çekilmişti ama ekibin içindeki o "arıza" devam ediyordu. Üstelik vizeler başlamıştı ve herkes bu şoku atlatamadan derslerin stresiyle boğuşuyoru.
Pazartesi sabahı, o kabus gibi ortak YÖK dersinin sınavı vardı. Ama sınavdan önce herkes kendi gücünü günlük hayatta, ufak tefek işler için tesadüfen test etmeye başlamıştı bile.
**Salih**, sabah 08:30'da kafasını boşaltmak için kortta tek başına servis çalışıyordu. Topu fırlattı, raketini savurdu ama top kortun dışına, yoldan geçen bir temizlik görevlisine doğru uçtu. Salih içgüdüsel olarak elini uzattı ve içinden feryat etti: *"Geri sar!"*
***Tık.*** Dünya kararıp açıldı. Top hala elindeydi. Başarmıştı! Ama o salise burnundan koyu bir kan kortun mavi zeminine damladı. Midesindeki kramp yüzünden banka tutunmak zorunda kaldı. Yan etkiler canını yakmaya devam ediyordu. Burnunu silip bunu sınavda kendi lehine kullanmaya karar verdi.
**Enes** ise evde kahvaltı yaparken mutfaktaki ekmek bıçağını arıyordu. Acelesi vardı, geç kalıyordu. Sinirle tezgaha elini vurduğu an, eli ekmeğin ve ahşap tezgahın içinden bir hayalet gibi geçti. Dehşet içinde elini geri çekti. Ciğerleri anında asitle yıkanmış gibi yanmaya başladı, öksürerek yere çöktü. Gücü gerçekti ama her nefesini tuttuğunda canından can gidiyordu.
**Nehir**, sınav salonunun önünde Hüseyin’i beklerken elindeki kahve bardağını titreyerek tutuyordu. Kafasının içi bir uğultuyla doluydu. Yanından geçen bir çocuğa baktığı an, zihninde bir görüntü belirdi: *Çocuk iki adım sonra ayağı takılıp merdivenlerden yuvarlanacaktı.* Nehir daha "Dur!" demeye kalmadan çocuk basamaklarda kapaklandı. Nehir dizlerinin üzerine çöktü, burnundan ince bir kan sızdı. 10 saniyelik vizyonlar hala oradaydı ve beynini eritiyordu.
**Hüseyin** yanına koşup onu kaldırdı. O pratik zekasıyla etrafı süzdü, kimsenin bakmadığından emin olunca Nehir’in burnunu mendille sildi. Hüseyn de sabah evde odasındaki saatin tik tak seslerinden delirecek gibi olup içinden *"Dur"* dediğinde, odadaki tüm seslerin ve uçuşan toz tanelerinin 2 saniyeliğine donduğunu fark etmişti. Şakaklarındaki sızı bu yüzdendi.