Skip to content

AETHER

Chapter 3 · 4 min read

AETHER

Chapter 3

PROFESÖR

Her şey, okulun en prestijli ismi **Profesör Altan**’ın yürüttüğü ve devlet destekli olduğu söylenen **"Aether Projesi"** için bu gençleri asistan olarak seçmesiyle başladı. Profesör hepsini yeteneklerine göre çağırmıştı:

* **Hüseyn** projenin bütçe ve kaynak dağılımını o pratik zekasıyla hızlıca yönlendiriyordu.

* **Nehir** reaktörün kuantum denklemlerini simüle ediyordu.

* **Enes** ana bilgisayarın siber güvenliğinden sorumluydu.

* **Salih** dersleri kötü olsa da kortlardaki o inanılmaz fiziksel kondisyonu sayesinde laboratuvara gelen ağır hassas cihazların taşınmasını ve güvenliğini sağlıyordu kısaca amelelik yapıyordu.

* **İklim** laboratuvara gelen kadim elementlerin karbon testlerini yapıyordu.

* **Cansu** ise reaktörün çekirdeği için gerekli olan sentetik element karışımını tek başına hazırlıyordu.

* **Muhammet** ise MSÜ'den aldığı eğitimle projenin lojistik güvenliğini ve enstitünün iç disiplin planlamasını arşivliyordu.

Onlara söylenen yalan basitti: *"Temiz ve sonsuz bir enerji kaynağı üretiyoruz, okulumuz tarih yazacak."* Oysa Profesör, uzay-zaman dokusunda küçük bir kırılma yaratıp "başka bir boyuttan" enerji çekmeye çalışıyordu.

### 4 Şubat 2026 – Saat 22:12 (Deney Gecesi)

Dışarıda fırtına koparken, laboratuvarın yeraltı katında devasa cam bölmeli reaktörün önündeydiler. Cansu’nun tek başına hazırladığı element karışımı çekirdeğe enjekte edilmişti.

**Nehir** aniden ekrandaki değerlerin çıldırdığını gördü. Sinyaller bir anda kırmızıya döndü. "Hüseyn! Sistem stabil değil, frekanslar çöküyor! Profesöre söyle durdursun şunu!" diye bağırdı. Sesi titriyordu.

**Hüseyn** bütçe ekranını kapatıp Nehir'in yanına koştu, telsize uzandı ama Profesör yukarıdaki güvenli odadan kapıları çoktan kilitlemişti. "Profesör cevap vermiyor, kapılar kilitlendi!" dedi Hüseyn. O an korkuyu ilk kez hissetti ama belli etmemeye çalışarak Nehir’in önüne atıldı, onu korumak ister gibi gövdesini siper etti. Nehir, Hüseyn'in kokusunu bu kadar yakından hissettiği o dehşet anında gözlerini kapattı.

**Salih**, reaktörün hemen yanındaki cam panellerin çatırdağını duydu. İklim korkuyla Salih'in koluna yapışmıştı. Salih, İklim’i kollarının arasına alıp sırtını reaktöre döndü. "Gözlerini kapat İklim! Bırakma beni!"

Reaktörün kalbinden, insanı kör edecek kadar parlak ama aynı zamanda gece kadar karanlık **mor bir ışık** dalgası yayıldı. Bu bir patlama değildi. Bir anlığına odadaki tüm sesler silindi, zaman durdu. Işığın her birinin içinden, kemiklerinden, DNA'sından geçtiğini hissettiler.

Sonra her şey karardı. Hepsi laboratuvarın zeminine yığıldı.

### 5 Şubat 2026 – Ertesi Sabah: "Arıza" Başlıyor

Sabah uyandıklarında, okul yönetimi "küçük bir elektrik arızası nedeniyle laboratuvarlar iki gün kapalıdır" diye bir açıklama yapmıştı. Kimse dün geceye dair bir şey hatırlamıyor gibiydi, sadece üzerlerinde inanılmaz bir yorgunluk vardı.

**Salih**, üzerindeki sersemliği atmak için sabah saat 10:00'da kampüsün açık tenis kortuna gitti. Dersleri zerre umursamıyordu ama bir ay sonraki turnuvayı kazanmak zorundaydı. Topu havaya fırlattı, raketini savurdu ama top fileye takıldı. İçinden sinirle *"Hadi ama, bu olmamalıydı, tekrar"* diye geçirdi.

O an midesine ölümcül bir kramp girdi. Dünyanın ekseni kaymış gibi başı döndü. Gözlerini kapattı.

Gözlerini açtığında... Top hala sol elindeydi. Havaya bile fırlatmamıştı. Kronometreye baktı, zaman sanki akmamıştı. **Zamanı tam 3 saniye geri sarmıştı.** Ama o an genzinde yoğun bir demir tadı hissetti yardımıyla burnundan koyu, sıcak bir kan kortun mavi zeminine damlamaya başladı. Selahattin ne olduğunu anlamayarak elindeki rakete baktı; vücudu titriyordu.

**İklim** ise o esnada kampüsün diğer ucundaki kız yurdunda, banyoda aynanın karşısında dişlerini fırçalıyordu. Aklı dün gece Selahattin’in ona sarılıp "Bırakma beni" deyişindeydi. İçinden *"Keşke şu an yanımda olsaydı"* diye geçirdiği an, kulaklarında kulak tırmalayan yüksek bir çınlama duyuldu. Gözleri kamaştı.

Gözlerini açtığında, elinde diş fırçasıyla tenis kortunun tel örgülerinin dibindeydi. Salih'i burnu kanarken görünce çığlık attı: "Salih?!"

Koşmak istedi ama bacaklarında derman kalmamıştı, yere çöktü. Kazağının kollarını sıyırdığında, bileklerinden dirseklerine kadar yayılan mor, sanki derisinin altından şimşek çakmış gibi duran elektrik lekelerini gördü. **Işınlanmak, hücrelerini yakmıştı.**

Salih raketini bırakıp hemen onun yanına koştu, elleri titriyordu. "İklim? Senin... senin burada ne işin var? Kolların neden bu halde?"

### Kütüphanedeki Kırılma

Aynı dakikalarda kampüs kütüphanesinde **Nehir** ve **Hüseyn** yan yana oturuyordu. Hüseyn her zamanki gibi rahat bir şekilde önündeki notlara göz gezdiriyordu ama Nehir’in kafasının içi bir uğultuyla doluydu. Aniden Nehir’in gözleri daldı, Hüseyn’in kolunu sıktı. Sesi ağlamaklıydı, burnundan ince bir kan sızıyordu.

**Nehir:** "Hüseyn... 10 saniye sonra arkadaki çocuk kahvesini bilgisayarına dökecek. Lütfen bana delirdiğimi söyle."

**Hüseyn:** "Nehir, iyi değilsin, dün gecenin şoku bu..."

Dediği anda arkadaki çocuk kahvesini klavyeye devirdi, kütüphane karıştı. Nehir’in gördüğü **10 saniyelik ihtimal** gerçeğe dönüşmüştü. Hüseyn büyük bir şokla, o analitik zihninin sınırlarını zorlayarak öfkeyle elini masaya vurdu: "Ne oluyor burada?!"

O an, kütüphanedeki her şey, havadaki tozlar bile dondu. Dökülen kahve damlaları havada asılı kaldı. **Dünya tam 2 saniye boyunca kaskatı kesilmişti.** Sadece Hüseyn ve Nehir hareket edebiliyordu.

Kampüsün bahçesinde sigara içen **Enes** ve yanındaki MSÜ üniformasıyla duran **Muhammet** ise havadaki o garip, ağır kokuyu hissediyordu. Muhammet’in askeri içgüdüleri ona kampüs meydanından geçen bazı öğrencilerin yürüyüşünde tekinsiz bir yapaylık olduğunu söylüyordu ama henüz ikisi de durumun farkında değildi.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.