Skip to content

Açık Pencere

Chapter 8 · 5 min read

Açık Pencere

Chapter 8

Geçmişten Bir Kesit

“Marsio, ben artık dayanamıyorum, bana her gün iyileşmem için ilaç veriyorlar ama ben daha da kötüleşiyorum” dedi Ember. Marsio onun saçlarını okşadı, onu sakinleştirmeye çalışıyordu ama kendi içindeki fırtınayı dindirmeliydi.

“Güzelim… Biliyorum, artık yapamıyorsun ama seni kurtarmak istiyorum…” dedi. Ember başını kaldırıp ona şaşkın gözlerle baktı, bunu beklemiyordu. “Nasıl yapacaksın?” diye sordu. Marsio derin bir nefes aldı, yapacağından emin değildi ve bu onu korkutuyordu.

“Aslında… Buradan kaçalım mı? Birlikte” deyiverdi birden bire. Ember nefesini tuttu ve sevinçle zıpladı, mutlulukla Marsio’ya sarıldı. Marsio, onun mutluluğunu görünce küçük bir gülümseme belirdi dudaklarında, ama kendisi onun için endişeleniyordu. Ama ne olursa olsun sevdiğini düştüğü durumdan kurtarmak istiyordu.

“Ne zaman gideceğiz?” diye sordu Ember, çocukça bir sevinçle. Marsio onun yanağına bir öpücük kondurdu, onun masmavi gözlerine baktı ve onun yanağını okşadı.

“Ne zaman istersen, gidebiliriz” dedi. Ember’in gözü aydınlandı, “Şimdi gitmek istiyorum!” dedi. Marsio gülümsedi, sahte bir gülümsemeydi, Ember’i mutlu görmek istiyordu ama içten içe bir endişe onu sarıp sarmalıyordu.

Marsio onun elini tuttu, sıkıca, hiç bırakmayacak bir şekilde. “Hadi gel, arka kapıdan çıkmayı deneyelim” dedi. Ember onun yanında hafifçe zıplayarak yürüyordu, bu Marsio’yu mutlu ediyordu, en azından şimdilik.

Çıkış kapısına geldiklerinde Marsio kısa bir an gözlerini kapattı, olacaklardan korkuyordu. Ember ona dönüp baktı, onun ellerini sıktı, bu hemen çıkmak istediğinden bir işaretti.

“Hadi, neyi bekliyoruz? Gidelim!” dedi Ember. Marsio onun gözlerine baktı ve tam elini kapının tokmağına koymuştu ki bir bağırış onu durdurdu.

“Hey! Siz ne halt ediyorsunuz orada? Hastaların dışarı çıkması yasak!” diye bir bağırış…

Marsio panikledi, sevdiği kadını özgürlüğe kavuşturmak istiyordu, o yüzden hızlıca bir karar verdi. Ember’i kolundan itekledi ve kapıyı açıp onu dışarı çıkardı. “Ember, buradan gitmeni istiyorum. En azından sen özgürlüğüne kavuş, koşabildiğin kadar koş, seni bulamasınlar” dedi.

Onlara bağıran adam koşarak onlara yaklaşıyordu. Ember gözyaşları içinde ona baktı, “Sende benimle gel, lütfen…” dedi yalvarırcasına. Marsio’nun içi yandı ama yapacak bir şeyi yoktu. Adam onlara biraz daha yaklaşınca Marsio Ember’in kolunu bıraktı ve ona bağırarak “Koş ve git, arkana bile bakma!” dedi.

Ember ona yalvardı ama Marsio onun yalvarışlarını dinlemedi, onu kapının dışına bıraktı ve kendisi tekrardan içeri girdi. O adam Marsio’nun yanına geldi, kaşları çatıktı. Marsio, kapıyı açamasın diye kapıyı sıkıca tutmuştu.

“Çekil önümden, hasta kızı bu şekilde dışarı salamazsın!” dedi öfkeyle. Marsio adama baktı, “Onu özgürlüğe kavuşturdum, zira sen bu durumda olsaydın sen de aynısını yapardın!” dedi.

Adam ona baktı, “Seni bildirmekten başka çare bırakmadın, kurallara aykırı davranmanın sonucunu biliyorsundur” dedi ve telsizini çıkardı. Marsio olacakları biliyordu, o yüzden yaptığı şeyin bedelini en ağır şekilde ödeyecekti.

Bir süre sonra hastanenin önünü polisler doldurdu, Marsio’nun ellerini kelepçelediler ve onu arabaya bindirdiler. Marsio tüm bunlara boyun eğdi ve sessiz kaldı. Onu karakola getirdiler, ifadesini almak istediler ama Marsio konuşmadı, konuşmak istemedi.

En sonunda adalet sarayına getirildi, hâkimin önüne çıktı.

“Söyle, Marsio Vikeng Ravenscroft, neden bu suçu işledin?” diye sordu hâkim. Marsio sessiz kaldı, ne olacağını biliyordu, gerçeklerle yüzleşmek istedi.

“Eğer konuşmazsan ağır ceza vermek zorunda kalacağım” dedi hâkim. Tekrardan ona neden yaptığını sorunca Marsio başını kaldırdı ve hâkime baktı. “Benim tek suçum sevmekti, hâkim” dedi. Salon sessizleşti.

“Eğer sevmek suçsa, ben suçumu kabul ediyorum. Aşka yenildim ve onu kurtardım, her seven adam aynı şeyi yapardı” diye devam etti, gözleri dolmuştu ve sesinin titremesine engel olamadı.

“Peki… İfaden bu kadar mı?” diye sordu hâkim. Marsio başını iki yana sallayınca, hâkim derin bir nefes aldı. Kader anı gelmişti.

“Kanunlar gereği, Marsio Vikeng Ravenscroft’un güvenlik görevlisi işinden alınmasına ve 4 yıllık hapis cezasına kanaat getirilmiştir” dedi. Marsio gözlerini kapattı ve derince yutkundu. Ember’in o masmavi gözlerini, onun sesini düşündü, kendini rahatlatmaya çalıştı.

Polisler Marsio’yu aldılar ve onu mahkeme salonundan çıkardılar. Arabaya bindirdikten sonra cezası için ceza evine nakledildi.

Marsio ceza evine girdiğinde etrafına bakındı, uçuşan tozlar, parmaklıkların arasından gelen güneş ışınları ve sadece bir yatak. Marsio yere, soğuk mermere oturdu, sırtını taş duvara dayadıktan sonra gözlerini kapattı.

Hesaba katmadığı bir şey vardı…

Birkaç ay sonra birkaç mahkûm yemek aralarında Marsio’yu aldılar. Onu bomboş olan bir odaya götürdüler, ellerini halatla sıkıca bağladılar. Ona işkence etmeye başladılar, kırbaçla Marsio’nun sırtına sert darbeler indirdiler.

Marsio buna katlandı, bağırmadı, aslında sevdiği için buna değer olduğunu düşündü. Ne kadar işinden de olsa, işkenceye uğrasa bile buna katlandı, aklında sadece Ember Angelice vardı. Onun için ölümü bile göze alırdı.

Dört yıl, acıyla, sabırla geçti. Marsio ise kadere teslim olmuştu…

O sırada dışarıda olan Ember Angelice, Angelice modundaydı. Her ne kadar çoklu kişilik bozukluğu olsa bile Marsio’ya âşıktı, onu delicesine seviyordu ve onun hapis cezası aldığından haberdardı…

Bir gün evinde otururken kendine söz verdi, penceresini açtı ve Marsio’nun bulunduğu ceza evine baktı. Angelice, Marsio’ya acı yaşatan herkesi acı verici bir şekilde canını alacaktı ve Marsio’nun kaderini baştan yazacaktı.

Kendisi ilk başta onları akıl hastanesinde yakalayan güvenlik görevlisini öldürdü, daha sonra ona dokunan polisleri, sonra ona bu cezayı veren hâkimi…

Herkesin tek tek canını aldıktan sonra zihni onunla oyun oynadı… Zaman ilerledikçe Angelice neden insanları öldürdüğünü unuttu, bir intikam için değil de keyfine öldüren bir seri katile dönüştü…

Angelice sadece neden öldürdüğünü unuttu ama Ember ise geçmişini tamamen unuttu, kendisinin de kim olduğunu doğru dürüst hatırlamıyordu bile. Sadece kalbinin derinlerine yazılmış olan Marsio’yu hissediyordu. Onun nasıl biri olduğunu unutmuştu ama hala onu hatırlıyordu.

Zihni onunla oynamaya devam edince kendisi 23 yaşında şizofreni hastası oldu. Çoklu kişilik bozukluğunun üstüne bir de şizofren hastalığı eklenince iyice kafayı sıyırdı. Aklından hayaller kuruyordu ve görmeyeceği her şeyi görüyordu. Geçmişini bile kurgulayarak hatırlıyordu. Tamamen hayal dünyasına gömülmüştü.

Marsio onun şizofreni olduğunu öğrendiğinde de yıkıldı ama ayakta durmayı başardı. Cezası bittiğinde onu bulacağına söz verdi.

Aşk, aslında mutsuz sonla biten bir masaldır.

Ama kim bilir? Belki de Marsio ve Ember’in hikâyesi mutlu sonla biter. Mutlu sonla bitmesi, imkânsız olanı başarmak demektir.

***

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.