Skip to content

ABADDON

Chapter 3 · 10 min read

ABADDON

Chapter 3

ABADDON GELDİ

Gece yarısı yaklaşırken eşyalar tamamlanmıştı. Parmak uçlarımızı kanatıp kağıda bulaştırmadan önce ismimizi yazdık. Kylee bütün tuzları cebine doldururken birazı yere döküldü ben ise bir torbada Sweatshirtümün cebine koydum. Kylee de elinde tuttu. Bu mutfak tuzlarının işe yaramayacağını onlara söyleyen ben olmak istemedim.

Bütün ışıkları kapadık kapıyı açıp kağıdı dışarı koyduk ve üstüne de mumları. Hala yağmur yağıyordu ve esiyordu. Mumların sönmemesi için şans diledim. Kylee bileğindeki saate bakarak zamanı ayarladı ve tam saat gece yarısına denk geldiğinde son 22. tıklamayı yaptım. Ardından kapıyı açtım ve mumlarımızı hemen aldık. Kalbim gümbür gümbürdü. Mumları söndürdük.

Şu an Midnightman'in evime girmesine izin vermiştim.

Mumlarımızı geri yaktık. Olivia ile bakıştık ve ardından koridorda onu takip etmeye başladık. Onlar ilerlerken ben başka bir odaya döndüm. Kız kardeşim Maia'nın odasına girmiştim. Beyaz beşiği ve oyuncakları odayı biraz aydınlatıyordu. Odanın ortasında biraz durdum. İçeriden Kylee ve Olivia'nın fısıltıları geldi. Ama biraz garipti daha gırtlaktan ve derinden gelen bir sesti. Gözlerim kocaman oldu ve çakmağıma uzandım. Fısıltılar yavaşça uzaklaştığında dizlerim çözülüp yere düşecektim.

Başımı eğerek kapının olduğu bölüme döndüm. O şeye, Midnightman'e bakmayacaktım. Korkuyordum ve elimdeki kağıtla beraber elim de titriyordu. Sıcak mum elime değince sesli bir nefes aldım ve anında yüzüme buz gibi bir soğuk değdi. Sanki kar yağmıştı yada koca ağızlı bir yaratık yüzüme buz gibi bir soğuk üflüyordu. Başımı daha da eğdim avucumdaki kibriti sıkıca tuttum. Mum hala yanıyordu. Cebimde tuz vardı. İyiydim, güvendeydim. Soğuk yavaşça kayboldu.

O koridora bir daha asla çıkamazdım. Bu yüzden kurnazlık yapıp elimi cebime attım bir avuç tuz alıp kendi etrafımda dönerek yere döktüm. Kardeşimin beyaz halısı mahvoldu ama o şeyin yaydığı korkunç his başımı ağrıtıyor damarlarımı kırıyor ve tıkıyor gibi geliyordu. Yaydığı frekans yada enerji her neyse insanları berbat etkiliyordu.

Yere doğru çöktüm. Kylee ve Olivia'nın gittiği koridordan sadece Kylee'nin geri döndüğünü gördüm. Kylee odaya girip fısıldadı. "Olivia'yı kaybettim." Yanımda yer açıp oturmasına izin verdim o da kendi tuzuyla etrafımızı daha geniş sardı. Uzun zamanlar geçti. Mumları önümüze koyup boş boş oturuyorduk. Yavaş yavaş korkumuz geçiyordu. Gözlerimiz karanlığa alışmıştı.

"Sen gördün mü?" Dediğinde şakaklarım zonkluyordu. Bunu o şey mi yapıyor yada gerildiğim için mi ağrıyor bilmiyordum.

"Hayır görmedim ama hissettim."

"Bende." Dediğinde başımı ona çevirdim. "Nasıl bir his?" Diye sordum. Merak doluydum.

"Sanki... soğuktan daha soğuk. Bilmiyorum. Yanımda bir buz kütlesi varmış gibi. Korkunç. Kutupta suya düşmek gibi yüzeyi buz olduğu için de kaçamıyorsun. Ama bu daha..."

"Beyinsel." Dedim. "Yaydığı enerji beyin dalgalarımızı etkiliyor ve bizim daha çok korkmamızı sağlıyor. Başım ağrıyor."

"Benim de."

Çok uzun zaman geçti. Neredeyse uyuyakalıyordum Kylee beni dürttü ve kapıyı işaret etti.

Olivia, "Galiba kurallar hakkında bazı şeyleri unuttum gidip tekrar okuyacağım." Dedi ve oturma odasına doğru yürüdü. "Siz sakın çemberden çıkmayın geliyorum."

Mumum sönünce gözlerim kocaman oldu ve kibritle hemen onu yaktım. Ödüm kopmuştu.

Kylee ise kocaman gözlerle bana bakıyordu. Rahat bir nefes aldık. Ardından koskoca bir karanlık koridoru kapladı. Nefesim daraldı. Hani karanlık bir odada otururken dışarıdan geçen arabanın farları camlardan bir anlık ışık yapıp geçer ya. Öyleydi ama bu karanlıktan daha karanlık simasız bir şeydi. Sis gibiydi. Tam da Olivia'nın arkasından gidiyordu.

Kylee eliyle ağzını kapadı ve kalkmak için yerden destek aldı onu bileğinden tutup yere çektim başımı iki yana salladım. Ona yardım edemezdi. Mumu onu korurdu bir sürü tuz almıştı cebine. Kylee belki bunu bildiğinden belki de korktuğundan, ki bence ikisi de, yanımda kaldı.

Adım sesleri duyduğumuzda yanında fısıltıları da getirdi. Nereden geldiği belli değildi. Beşiğin altından, aralık dolaptan, gece lambasından tavandaki avizeden perdelerin arkasında geliyordu sanki. Anlamsız şeyler diyordu.

Ardından Olivia yavaşça koridorda göründü. Mumu hala yanıyordu ve gülümsedi. "Tamam." Dedi. Hemen ardından arkasında ona yapışmış bir karanlık da onla beraber geldi. "Talimatları okudum." Elinde o beyaz kağıdı tutuyordu.

"Oli-" Olivia'nın mumu söndü. Ağzı aralandı ve bize bakakaldı kibritine uzandı ama elleri titrediği için kibrit çöpleri yere döküldü birini yakaladı ama bu sefer kutusu düştü. Saniyeler saatler gibiydi. Almak için eğildiğinde on saniyesi dolmuştu ve onun havaya kalkıp tavana çarpmasıyla Kylee'nin çığlığı bir oldu. Kalbim eğer korkudan patlayacaksa o an olacaktı. Alnımda karıncalanmalar ve korkudan titreşimler oluşuyordu çığlık atamıyordum yerimde mıhlanmıştım. Yerinden kalkmak isteyen Kylee'nin de elini moraracak kadar sıkı tuttum.

Olivia tavanda birkaç saniye hareketsiz durdu ardından bırakılmış gibi yere düştü. Bayılmıştı yada ölmüştü. Ama sonra inip kalkan karnını gördük. Karartı onu koridorda göremediğimiz bir yere sürükledi. Hareketsiz ve her an kırılacak gibiydi. Zaten kolu tavana çarparken ters dönmüştü. Gözlerimi kapatıp başımı eğdim ama sesler ne olduğunu görselleştiriyordu. Bir gıcırtı duydum sallanan bir tahta. Tavan arasının kapısı ve onu açmak için kullanılan ucunda boncuk olan bir ipin şıngırtısı. Tavan arasına çıkan ağır ve tok bir yük gibi adım sesleri.

Büyük bir gürültü duyuldu ve Olivia baygın olsa da o acıyla çığlık attı. Tavan arasındaki bir şeylerin hareket ettiğini ve fırlatıldığını duydum saatler gibi geldi. Sonunda sesler ve fısıltılar kesildi ardından bir şey tam üstümüzdeki tahta zemine küt diye düştü.

Kylee ağlamaktan bitap düşerken gözlerini açamıyordu. Yerinden kalktı elini savurup tuttuğum elini bıraktırdı ama ben kalmak zorundaydım. Kalmalıydım. Oyunu kaybedersem ölürdüm tıpkı Olivia gibi.

Ama ya Kylee? Onun güzel tatlı yüzü? Nefesim daraldı ve ayağa kalktım tuzlara baktım ve bir adım atıp çemberden çıktım. Tam o anda tuzlar savruldu ve çemberim bir şey tarafından yerle bir edildi. Üstüme uçuşan buz gibi havayla yüzüm kireç kesti.

"Benden ne istiyorsun?" Diye bir ses duydum. Rüzgardayken uzaktan gelen bir ses gibiydi. Gerçek olduğunu düşünmedim yaşadığım hiçbir şeyin gerçek olduğunu düşünmedim! Ta ki sivri bir eli kapı aralığında görene dek. Kapkara bir silüet parlak tek nokta gözünü bana dikti. "Yukarı gel." Parmakları duvarda hareket etti ve birden elini geri çekti.

Donup kalmıştım. Başım çatlıyordu zihnim bulanıktı. Bir adımla bozulmuş çemberi aşıp yavaşça koridora çıktım iki yanıma baktığımda Kylee'yi gördüm. Mutfak kapısının önündeki tavan arasına çıkan merdivenlerin yanında yere düşmüştü. Karşıya koskocaman açtığı gözleriyle bakıyordu. Ağzı da açıktı ve korku filmlerinden çıkmışa benziyordu. Ne görüyordu? Burada değildi şu an Gece Yarısı Adamı'nın ona bir illüzyon gösterdiğine emindim.

İlk basamağa bastığımda onun karanlık açık ağzına bakıyordum. Sonra bakışlarımı basamaklara indirdim gideceğim yeri bile görmek istemiyordum. Kapıya koşsam bunun mümkünatı yoktu artık yağmur sesini bile duymuyordum. Hala dünyada olduğumuza bile inanmıyordum. Bana verilen bu hayatı ben mi şimdiye kadar yaşamıştım yoksa başkası mı beni kontrol etmişti? Düşüncelerle kafayı yiyordum.

Dik merdivenleri çıktığımda ve başım tavan arasının içini görecek kadar yükseldiğinde yanan mumları gördüm. En son onları söndürmüştüm. Işık duvara çarpıyordu mumların yanında bir kuş ile fare ölüsü vardı. Ortada bir pentagram ve her bir köşesinde çağırma sembolleriyle korunan bir Şeytan'ın mührü yer alıyordu. Son basamakları emekleyerek çıkarken Kylee'nin hıçkırdığını duyup hızla arkamı döndüm. Çığlığımı yuttum. O hemen arkamdaydı. Enseme kadar girmişti ve eğer nefes alsaydı rahatlıkla onu duyardım.

Kylee'nin bedenine girmişti. Gözleri bomboş bakıyordu ve kocaman gülümsüyordu. "Merhaba Ramona." Dedi iki eliyle merdivenleri tutarken. "Bu vücut bana dayanmayacak gibi görünüyor. Zaman harcamadan işimize dönsek nasıl olur?"

Bunladı söylerken gözleri parlıyor ve kocaman gülümsüyordu gözleri iri iriydi. Yutkundum. Kitaplarda korktukları kısımlarda yutkunmalarını aptalca bulurdum ama korkunca su kaybı hissediyordunuz yutkunma ihtiyacı bu yüzden geliyordu.

Önüme yavaşça döndüm ve pentagrama doğru emeklerken onun da benim gibi, hemde aynı hareketlerle emeklediğini gördüm. Ben kapıya yakın tarafta dururken o pentagramın diğer köşesine oturdu.

En güzel ve eski arkadaşımın içinde bir Şeytan vardı ve şimdi Kylee'den eser yoktu.

Korku elimi kolumu dizlerimi bağlamışken arkamı dönüp kaçmam bile olanaksızken karanlık bir odada sadece mum ışığının yanındaydım.

Onu çağırmıştım. O gelmişti. O gelmişti ve benden, neden onu rahatsız ettiğim için hesap soruyordu.

"Ben..." yavaş yavaş dili uyuşuyordu. Ağzımın içinde dilini ısırdı ve tekrar devam ettim. Lafı süsleyip gevelemedim. "Bana diğer insanlarda olmayan görme gücü ve büyü gücü vermeni istiyorum."

İsteğimi nasıl bulduğu konusunda ona kaçamak bir bakış attım. O ise hala gülümsüyordu. Kocaman, ağzı yırtılacak kadar.

"Neden?" Sesi tıpkı Kylee'ydi.

Birden afalladı. Neden? Bunu kendim bile kendime sormamıştım. Nedenini bir çırpıda düşündüm.

"Diğerleri gibi olmak istemiyorum."

"Peki bunu neden yapayım?"

"Sana kurban verdim." Sesim beklediğinden yüksek çıktığı için hemen başımı eğdim. "Bir insan kurban verdim ve hayvanlar."

"Hayvanlar mı?" Kuşu eline aldığında altından karıncalar kaçıştı. "Hm." Sesi kalınlaşmaya başladı. Parmağının ucuyla kuşun gagasına birkaç kez dokundu ve ardından ağzını açıp tüylü kafayı ısırıverdi.

"Bayatlamış." Kuşun gövdesini öylesine bir yere attı. "Biraz da acı."

"Karıncalar yüzünden."

Kuşun kafa tasının kırılma sesi tavan arasında yankılandı. Dizlerini birleştirmiş ve uslu bir çocuk gibi ellerini de üstüne koymuştum. Tamamen ona ait ve yargılanmayı bekleyen bir çocuk misali alttan alttan bakıyordum. "Arkadaşıma zarar verme."

"Onu kurban verdin." Sesi gerçekten kalınlaşmaya başlıyordu.

"Onu değil. Büyüyü bulan diğeriydi."

"Umrumda mı sanıyorsun?"

"Onu zorladı!"

Sessizlik olunca bunlardaki gözlerini kaldırdı. Bir daha indirmek istemiyordu.

"Lütfen."

Dudaklarındaki tüyü yaladı ağzının içine aldı ve yüzüme doğru yaklaştı. "Dikkatimi çektin." Beni süzer gibi başını aşırı yavaş biçimde aşağı yukarı salladı. Bir bacağını kaldırıp cırtlak bir kahkaha attı. "Siz Adem kadınları çok cesursunuz!" Kocaman kahkaha atıp fareyi kuyruğundan havaya kaldırdı. "Erkekleriniz hep biraz pısırık oluyor cesurları bile su altından saman yürütüyor."

Tek kaşımı istemsizce kaldırıp sırıtmamaya çalıştım. O Şeytan ata sözünü yanlış mı söylemişti?

"Sen bana gülüyor musun?" Hızla dört ayak üstüne kalktı. "Seni küçük Ademoğlu!"

Kaşlarımı kaldırıp bakışlarımı indirdim.

"Hayır hayır. Elbette hayır. Ziyafetinize engel olmak istemem." Dizlerimi biraz geri çektim.

"Aferin." Fareyi tek lokmada küçük Kylee'nin midesine yolladı. "Bu bedeni beğenmedim." Elini boynunda sürttü. "Çok beyaz." Yüzünde tatmin olmayan öfkeli ifadeyle somurttu.

Pentagramın üstüne yayılıp mumları düşürdü. Artık dizlerimiz birbirine değiyordu ve burun burunaydık. Onun boş ifadesiz gözleri kocamandı. Elleriyle başımı kavradığındı ellerim ona dokunmamak için havada kaldı. "Bana bak!" Ona bakıyordum zaten. "Gözlerimin içindeki bana bak!" Gözlerimi kısıp içine baktım. Bebek kardeşimin iri gözlerinin yansımasıyla kendimi görebiliyordum. Onunkiyle de aynısını yapmaya çalıştım. Çığlık atıp kalkmak için hareketlendiğimde onun giysisini sıkıyordum. "Dinle." Bu sefer Kylee değildi vücudu bir şekilde değişmişti.

Dizlerim bu sefer tahta yerine çamura değiyordu baktığım şey biçimsiz bir gölge yerine boynuzlarla dolu sivri bir yüzdü. Kuru dudakları hareket ediyordu. "Bana bak." Bakmaya devam etmemi istiyordu üstelik gözlerinde onu gördüğümde birden başka bir yerde olmama rağmen. Omuzlarına tırnaklarımı bastırıyordum başım zonkluyordu damarlarım tıkanıyordu sanki. Acıyordu bağırma isteğim artıyordu.

Sivri tırnaları göz çukuruma yaklaşınca sonuna kadar açık tuttum. "Sana istediğini vereceğim." Beni başımdan sarsınca çığlık attım. "Karşılığında ne bir adak ne bir kurban istiyorum."

Omzuna dokunduğumda ıslak ve tuhaftı. Sanki yaş pasta eziyordum. O çürümüş gibiydi. "Ne istiyorsun?" Diye bağırdım. Arkamdan çok büyük bir sıcaklık yükseliyordu.

"Beni bu cehennemden çıkar."

Geriye savrularak düştüğümde nefes nefese dizlerimi kendime çekip vücudumun tamamen bende olduğu huzuruyla doldum. Ödüm kopmuştu. Tıpkı rahatsız edilen Şeytanların insanlardan intikam aldığı gibi başımı koparıp atacağını sanmıştım. O olanaklıydı çok güçlüydü o çürümüş ezilen bedeni tıpkı yıllanmış evlerin tahtaları gibiydi ama güçlüydü.

Yutkunup bağırdım. Sonunda bağırmaya güç buldum ve tavan arasından düşe kaka inip dış kapıya koştum. Polisler eve geldiğinde gördükleri manzara hepsini şok etti haberlerde boy gösterdik. Kylee yaşadı ama akıl sağlığını yitirmişti bu yüzden ilk bir hafta dört kere içinde kendini öldürme girişiminin ardından akıl hastanesine kaldırıldı. Ailesi ve benim ailem bir daha asla konuşmadı. O kasabadan o evden ayrıldık başka sakin bir yere gittik. Gazetelerde adım yazdığı için ailemiz kötü bir haberle boy gösteriyordu. Ve bu yüzden evde hep tuhaf bakıldım hep yaptığım şeyleri sorguladılar.

Anne babam yavaşça hayatlarına dönerken Olivia'nın ailesine bir çiçek göndermiştik. Mezarına da sarı buketler koymuştum. Sarı renkten nefret ettiğine eminim.

Ben ise tüm bu olanlar arasında kör bir kuyuydum. Gerçekten öyle. Kimse kütüphanedeki bir kitaba o sayfayı koyup kütüphanede çalışan Olivia'nın masasına koyduğumu bilmedi. Kimse o pentagramları ve sembolleri benim çizdiğimi bir Şeytanla görüştüğümü bilmedi. O evde geçirdiğim zaman boyunca hayatımı derinden etkileyen tek şey buydu. Kanımı kaynatan ve beni heyecanlandıran tek şey buydu. Ardından kardeşimin eve gelişi vardı elbette.

Ne kadar karanlığın kara kollarına düşsem de gri yanlarım da vardı. Tamamen kararmak kimsenin isteyebileceği bir şey değildi ki büyü ile uğraşanlar bunu çok iyi bilir.

O günden sonra aklımda bazı şekiller belirir oldu. Bir isim canlanıyor gözümün önünde kaşın harflerle yazılıyordu. Abaddon. Bu onun gerçek adıydı. Gece Yarısı Adam falan değildi.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.