🖤🤍
Bir şeyi ilk kez “içeriden” şüphe ettiğinde, dünya ikiye ayrılmaz.
Dağılır.
Çünkü dışarıdaki düşman nettir. Görürsün, hedef alırsın, bitirirsin. Ama içeride olan… şekil değiştirir. Kim olduğunu söylemez. Sana bakar, seninle konuşur, hatta seninle aynı masaya oturur.
Ve sen, kime güvenmen gerektiğini bilmezsin.
Ekipten gelen çocuk hâlâ yanımızdaydı. Elindeki poşeti bana uzatmış, gözlerini bizden ayırmadan duruyordu. Karan’ın yüzüne bakıp bakıp durduğunu fark ettim. Sanki onun vereceği tepkiyi ölçmeye çalışıyordu.
Ben poşeti tekrar elime aldım. Metal parça küçüktü ama üzerinde kazınmış kod nettı. Seri numarası silinmemişti. Bu, yapan kişinin saklanmak istemediği anlamına gelirdi.
Ya da…
yakalanmayı umursamadığı.
“Bunu kim üretir?” dedim.
Çocuk hemen cevap verdi. “Askerî tedarik. Standart ekipman. Herkeste olmaz.”
Karan hâlâ konuşmuyordu.
Bu sessizlik artık nötr değildi.
Bu sessizlik… seçilmişti.
“Konuş,” dedim ona dönmeden.
Sesim sakindi ama altı sertti.
“Ne söylememi istiyorsun?” dedi.
Bu cümle…
sinir bozucuydu.
“Bunu kim kullanır?” dedim.
Kısa bir duraksama.
“Özel ekipler,” dedi.
“Senin ekip?”
“Benim de dahil olduğum ekipler.”
Bu cevap yarım değildi ama yeterli de değildi.
Eren olay yerine geldiğinde hava daha da gerildi. Arabadan iner inmez etrafı süzdü, sonra doğruca bana geldi.
“İyi misin?” dedi.
“İyiyim,” dedim.
Yalan değildi ama tam doğru da değildi.
Eren göz ucuyla Karan’a baktı. Kısa, ölçen bir bakış.
“Bu o mu?” diye fısıldadı bana.
“Evet.”
“Sevmedim,” dedi.
“Ben de.”
Bu kısa konuşma bile bir şeyleri netleştiriyordu.
Kimse kimseye güvenmiyordu.
Eren poşeti aldı, inceledi. Kaşları yavaşça çatıldı.
“Bu iş kötü,” dedi.
“Yeni fark ettik,” dedim.
“Hayır,” dedi başını kaldırarak. “Kötü derken… bu iş içeriden kokuyor.”
Sessizlik.
Karan bu cümleye tepki vermedi.
Ama vermemesi bile tepkiydi.
“Yani sen diyorsun ki…” dedim Eren’e, “bizi korkutan kişi sistemin içinden biri.”
Eren omuz silkti.
“Ya sistemin içinden biri… ya da sistemin nasıl çalıştığını çok iyi bilen biri.”
Bu ihtimal…
daha da kötüydü.
Ben Karan’a döndüm.
“Bunu kim yapabilir?”
Gözlerini kaçırmadı.
Ama cevap vermedi.
“Bilmiyorum,” dedi sonunda.
Bu cümle doğru olabilir.
Ama eksikti.
“Bilmiyorsun mu, söylemiyorsun mu?” dedim.
Bu sefer yüzü hafif gerildi.
“Fark var mı?”
“Var,” dedim. “Birinde cahilsin, diğerinde suç ortağı.”
Bu cümle…
direktti.
Ve bilerek söyledim.
Eren araya girdi.
“Tamam, sakin,” dedi. “Burada kavga etmeyeceğiz.”
Ben ona baktım.
“Ben kavga etmiyorum.”
Karan konuştu.
“Evet, sen sorguluyorsun.”
Bu cümle alaylıydı.
Ve sinir bozucuydu.
“Sen de kaçıyorsun,” dedim.
Bu sefer sessizlik daha sert geldi.
Karan bir adım yaklaştı.
“Ben kaçmam,” dedi.
Sesi düşüktü.
Ama içindeki şey…
daha önce yoktu.
“Kaçıyorsun,” dedim tekrar. “Sorumluluktan, gerçekten, sonuçtan.”
“Sen sonucu bilmiyorsun.”
“Sen de gerçeği bilmiyorsun.”
Bu cümleyle birlikte aramızdaki çizgi bir adım daha daraldı.
Eren araya girdi tekrar.
“Yeter,” dedi. “İkiniz de aynı taraftasınız.”
Ben hemen cevap verdim.
“Hayır.”
Karan da aynı anda konuştu.
“Değiliz.”
Bu senkron…
rahatsız ediciydi.
Eren başını iki yana salladı.
“Harika,” dedi. “Birbirine güvenmeyen iki kişiyle bu işi çözeceğiz.”
Ben gözlerimi ondan ayırmadım.
“Güvenmek zorunda değilim.”
Karan ekledi.
“Ben de değilim.”
Rüzgâr tekrar sertleşti.
Etraf sessizleşti.
Ama bu sessizlik artık doğal değildi.
Bu, yaklaşan bir şeyin sessizliğiydi.
Eren dosyayı kapattı.
“Şimdi ne yapıyoruz?” dedi.
Ben cevap vermeden önce düşündüm.
Bu sefer hızlı karar veremezdim.
Çünkü bu oyun büyüyordu.
“Bağlantıları bulacağız,” dedim.
“Nasıl?” diye sordu.
Ben Karan’a baktım.
“Onun üzerinden.”
Bu cümle…
bilerek seçilmişti.
Karan kaşını hafif kaldırdı.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Yanlış kişiyi seçiyorsun.”
“Hayır,” dedim. “Doğru noktadan başlıyorum.”
Eren araya girdi.
“Bu riskli.”
“Biliyorum.”
“Onu hedef yaparsın.”
Ben omuz silktim.
“Zaten hedefte.”
Karan bana baktı.
Bu sefer bakışı farklıydı.
Daha sert.
Daha net.
“Beni kullanıyorsun,” dedi.
Ben hiç düşünmeden cevap verdim.
“Evet.”
Bu kelime aramızda asılı kaldı.
Açık.
Net.
Geri dönüşsüz.
Karan bir an sustu.
Sonra çok hafif başını eğdi.
“Bu iyi bitmez,” dedi.
Ben gözlerimi ondan ayırmadım.
“Zaten iyi başlamadı.”
O an anladım.
Bu artık sadece bir soruşturma değildi.
Bu, kimin kimi kullanacağını belirleyen bir savaştı.
Ve ben…
ilk hamleyi yapmıştım.
🖤🤍
Selamm askalarimmmmm
Nasılsınız iyisinizdir inşallahhh
Bölüm nasıldı düşüncelerinizi yazinnn
Görüşürüz seviliyorsunzzzzz
🖤🤍