Sabah gözlerimi açtığımda birkaç saniye boyunca nerede olduğumu hatırlayamadım.
Tavanı izlerken dün geceki olay yavaş yavaş aklıma geldi.
Yeni evim.
Koliler.
Ve yan daireden gelen o sert erkek sesi…
“Bunu benden saklayabileceğinizi gerçekten düşündünüz mü?”
Kaşlarımı çattım.
Dün gece duyduğum birkaç cümleden bu kadar anlam çıkarmam saçmalıktı. Belki de adamın işiyle ilgili bir tartışmaydı. Belki de benim düşündüğüm kadar önemli bir şey değildi.
Yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım.
Bugün bunları düşünmeyecektim.
En azından elimden geldiğince.
Üzerime rahat bir eşofman geçirip mutfağa gittim. Kahve makinesini çalıştırdım. Evin sessizliği sabahın ilk saatlerinde daha da belirgindi.
Kahvem hazırlanırken telefonu elime aldım.
Birkaç bildirim vardı.
Dün gece cevaplamadığım mesajlara göz gezdirdim ama hiçbirine cevap vermedim.
Kahvemi alıp balkona geçicektim bu evin en sevdiğin yanıda balkonuydu yükseklik korkum olmasına rağmen bu balkonda o kadarda korkmuyordum koltuklardan birine oturup kahvemden bir yudum aldım.sabahın sessizliği huzur veriyordu ki...
Tam o sırada…
Kapı zili çaldı.
Telefonu masanın üzerine bırakıp kapıya yöneldim.
Kim olabilirdi? Sonuçta bu apartmanda kimseyi tanımıyordum.
Kapıyı açtığımda karşımdaki kızın yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Elinde üzeri örtülü bir tabak tutuyordu.
"Merhaba!"
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Merhaba?"
Kız tabağı hafifçe kaldırdı.
"Ben Sıla. Üst kat komşunum."
Kısa, kahverengi saçları yüzünün iki yanına düşüyordu. Güler yüzlü, sıcak bir havası vardı.
"Yeni taşındığını görünce tanışmak istedim. Bir de sana kurabiye yaptım."
Tabağı bana uzattı.
"Hoş geldin."
İstemeden gülümsedim.
"Defne bende,çok teşekkür ederim. Gerçekten hiç gerek yoktu."
"Olur mu öyle şey? Yeni komşu gelmiş, insan hoş geldin demez mi?"
Kenara çekilip onu içeri davet ettim.
Sıla birkaç dakika içerisinde sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi konuşmaya başladı.
Apartmandaki insanlardan bahsetti.
Kim hangi katta oturuyor, kim sabah erken kalkıyor, kim geceleri gürültü yapıyor…
Belli ki apartmandaki çoğu kişiyi tanıyordu.
"Sen bayağı herkesi tanıyorsun."
Gülerek omuz silkti.
"Ben burada büyüdüm sayılır. Herkesle az çok konuşurum."
Sonra bir an durdu.
"Yalnız…"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Yalnız ne?"
Sıla'nın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.
"Yan dairen."
Bakışları istemsizce koridora kaydı.
"Ne olmuş yan daireme?"
"Orada yaşayan adam."
Dünkü ses bir anda aklıma geldi.
"Onu tanıyor musun?"
Sıla başını iki yana salladı.
"Hayır. Yani… diğer herkes hakkında bir şeyler biliyorum ama onun hakkında pek bir şey bilmiyorum."
"Adını bile bilmiyor musun?"
"Sanırım biliyorum ama emin değilim."
Bu cevap daha da garipti.
"Ne zamandır burada?"
"Bir süredir. Ama pek görünmez. İnsanlarla konuşmaz. Bazen günlerce karşılaşmadığım oluyor."
Bir an düşündüm.
"Garip."
Sıla tekrar gülümsedi.
"Merak etme, korkunç biri değildir herhalde."
"Herhalde mi?"
İkimiz de güldük.
Bir süre daha konuştuktan sonra Sıla gitmek için ayağa kalktı.
"Ben kaçayım. Kurabiyeleri de afiyetle ye."
"Tekrar teşekkür ederim."
Kapı kapandıktan sonra tabağa baktım.
Sonra koridorun diğer ucundaki kapıya.
Yan daire.
Dün geceki adam.
Sıla bile onun hakkında pek bir şey bilmiyordu.
Bu durum merakımı daha da artırmıştı.
Ama kendime söz vermiştim.
Karışmayacaktım.
Öğleye doğru eksiklerimi almak için markete çıktım.
Apartmandan ayrılırken her şey normal görünüyordu.
Sessiz koridor…
Boş merdivenler…
Kapalı kapılar…
Market dönüşünde elimde birkaç poşetle asansöre bindim.
Sekizinci kata çıktım.
Koridora adım attığımda gözüm istemsizce yan dairenin kapısına takıldı.
Kapının önünde beyaz bir zarf vardı.
Olduğum yerde durdum.
Zarfın üzerinde herhangi bir isim yoktu.
Sadece kapının önüne bırakılmıştı.
Bir an etrafıma baktım.
Kimse yoktu.
Zarfı almak için elimi uzatacak gibi oldum.
Sonra durdum.
"Hayır."
Kendi kendime fısıldadım.
Bu beni ilgilendirmiyordu.
Poşetlerimi daha sıkı tuttum ve kendi kapıma yürüdüm.
Ama içeri girene kadar gözlerim birkaç kez o zarfa kaydı.
Akşam olduğunda hava iyice kararmıştı.
Evde yalnız başıma otururken dışarıdan gelen rüzgârın sesi duyuluyordu.
Tam mutfağa gidecekken…
Çat!
Her yer karardı.
Olduğum yerde kaldım.
"Harika."
Telefonumun fenerini açtım.
Sigortaları kontrol etmek için koridora çıktım ama hiçbir şey anlamadım.
Apartman görevlisini aradım.
Telefon çaldı.
Bir kez.
İki kez.
Üç kez.
Cevap yoktu.
Tekrar aradım.
Yine yok.
"Şaka gibi."
Görevlinin hangi katta olduğunu hatırlıyordum.Sıla bugün söylemişti.
Belki aşağı inip bakmalıydım.
Telefonumun ışığını açıp merdivenlere yöneldim.
Apartman karanlıktı.
Adımlarım merdivenlerde yankılanıyordu.
Bir kat aşağı indim.
Tam bir sonraki basamağa geçecekken…
Bir ses duydum.
Adım sesi
Sonra bir adım daha.
Sert ve ritimli adımlar...
Başımı kaldırdım.
Karanlığın içinde birinin geldiğini fark ettim.
Kalbim hızlandı.
Telefonumun ışığını o tarafa çevirmek istedim ama dikkatim dağıldı.
Ayağım basamağın kenarına takıldı.
"Ah!" Ayağımın kaymasıyla ağzımdan kısık bir inilti çıkmıştı.
Dengemi kaybettim.
Bir an gerçekten düşeceğimi sandım.
Ama düşmedim.
Bir kol belimin çevresinde sıkıca kapandı.
Diğer eli kolumu tuttu.
Bedenim bir anda birine yaslandı.
Nefesim kesildi.
Karanlığın içinde yalnızca nefesini duyabiliyordum.
Yakındı.
Fazlasıyla yakındı.
Adamın nefesi hırıltılı ve ağırdı.
Bir an konuşamadım.
Sonra yüzümü kaldırdım.
Karanlıkta yüzünü tam seçemiyordum.
Ama kim olduğunu anlamıştım.
Yan komşum.
Dün gece sesini duyduğum adam.
Beni hâlâ bırakmamıştı.
"Ben…"
Sesim çıkmadı.
Tam o anda apartmanın ışıkları birden yandı.
Gözlerim ışığa alışmaya çalışırken yüzünü ilk kez doğru düzgün gördüm.
Keskin hatlar.
Ela gözlerinin ardındaki,sert bakışlar
Kömür karası saçlar.
Ve ifadesiz bir yüz.
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra dudağının bir köşesi belli belirsiz yukarı kıvrıldı.
"Yeni komşum demek sensin."
Sesi alçak ve derindi.
Kalbim bir kez daha hızlandı.
Adam beni yavaşça bıraktı.
Tek kelime daha etmeden yanımdan geçti.
Merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Arkasından bakakaldım.
Bir şey söylemek istedim.
Adını sormak…
Ya da en azından teşekkür etmek.
Ama ağzımdan tek kelime çıkmadı.
Adam aşağı doğru ilerledi.
Ayak sesleri gittikçe uzaklaştı.
Ben ise hâlâ merdivenin ortasında öylece duruyordum.
Kalbimin neden bu kadar hızlı attığını anlamıyordum.
Dün gece sadece sesini duymuştum.
Bugün ise…
Beni düşmekten kurtarmıştı.
Ve şimdi ilk kez yüzünü görmüştüm.
Ama aklımda kalan şey yüzü değildi.
O bakışlardı.
Sanki beni ilk kez görmüyormuş gibi…
Sanki hakkımda benden daha fazla şey biliyormuş gibi bakmıştı.
Telefonumun ışığını kapattım.
Yavaşça yukarı çıktım.
Kapımı açıp içeri girdiğimde sırtımı kapıya yasladım.
Gözlerimi kapattım.
"Bu adam da kim?"
Cevabı bilmiyordum.
Ama bir şeyi çok iyi biliyordum.
Yan dairede yaşayan bu adam, düşündüğümden çok daha büyük bir gizemin başlangıcıydı.