Skip to content

When the Sky Split

Chapter 2 · 8 min read

When the Sky Split

Chapter 2

2. Bölüm

İyi okumalar

Kitabın kalın kapağını ses çıkarmamaya dikkat ederek kapattı. Kütüphanede en ufak bir ses çıkardığınızda içeridekilerin yargılayan bakışlarını kazanıyordunuz. Bu yüzden ekstra sessiz kalmanız lazımdı. Son birkaç gündür teslim tarihi yaklaşan ödevi üzerinde çalışıyordu. Bu yüzden gününün neredeyse tamamını şehir kütüphanesinde geçiriyordu.

Aris, o yağmurlu günden beri Void'e gitmemişti. Lumina'lı o kızın kendisini kandırdığını düşünüyordu. Masum biri degildi. Belki gökkuşağından bahsettikten sonra Nocturna'yı kötülemeseydi onun iyi biri olduğunu düşünebilirdi. Barış zamanını bu kadar araştırıp o zamanlarım geri dönmesini istiyorsa neden taraflardan birini kotuluyordu? Elara denen kızın onu kandıracağını, tarafına çekerek onu manipüle edeceğini düşünüyordu. Bu yüzden o günden sonra orada konuşulanları ve kızı hiç düşünmemişti. Bildiği tek bir gerçek vardı: Lumina'lilar sinsi birer yalancılardı.

Duvardaki saate baktığında neredeyse on bire geliyordu. Kalın kitaptaki küçük yazılara bakmaktan acıyan gözlerini dinlendirmek için kapattı. Zaten günlerdir düzgün uyumadigi için gözlerini kapatır kapatmaz başı da masaya yasladığı kollarına düşmüştü. Ödev çalışmalarına başladığından beri yaptığı küçük kestirmelerinden birini gerçekleştirdi.

Irili ufaklı taşların arasından koşmaktan sızlayan bacaklarıyla geçiyordu. Yağan yağmur toprağı kayganlaştırdığı için sürekli tokezliyordu. Arada bir arkasına bakıp kaçtığı kişisinin peşinden gelip gelmediğini kontrol ediyordu. Artık nefesi kesildiği için biraz ileride büyük çalıların arkasına kadar koşup yere çöktü. Koşmayı bıraktığı için bacaklarının ve kanatlarının acısını daha iyi hissediyordu. Kanadı kanıyordu. Tüyleri de yolunmustu.

Yağan yağmur etraftaki sesleri yok ediyordu bu yüzden çalıların yanına kadar gelmiş kişiyi çok sonradan fark edebilmişti.

Kendini koruma ya da kaçmak için bir yol aradı fakat birinin geldiğini sonradan fark edebildiği için geç kalmıştı.

Görüş alanına giren kişiye baktığında onun Elara olduğunu gördü. "Ne yapıyorsun burada?" Güneş sanki kızın gelmesini bekliyormuş gibi bulutların arasından çıkıvermişti. Aris, yağmurun da dindiğini fark ettiğinde aklına gökkuşağı geldi ve ona sorulan soruyu yanıtlamayarak gökyüzüne çevirdi kafasını. Işte oradayadi. Yedi renk capcanlı bir şekilde ona göz kırpıyordu.

Gözlerini araladığında nerede olduğunu, rüya gördüğünü anlaması neredeyse on saniyesini aldı. Kafasını yaslandığı kolundan kaldırarak kanatlarına baktı. Siyah tüylerin canlılıkla parladığını görünce içine bir şu serpilmişti. Kanatlar onlar için her şey demekti. Uçmak dışında yürürken dengelerini korumalarını bile sağlıyordu.

Rüyada kimden kaçtığını hatırlamıyordu. Gökkuşağı ise ona her ne kadar düşünmemeye çalışsa da aklının bir köşesinde durduğunu gösteriyordu.

Daha fazla bu düşünceleri halı altında süpürmek istemiyordu. Bir şeyler bulma umuduyla oturduğu masadan kalkıp tavana kadar uzanan rafların arasında dolaşmaya başladı. Şehrin en büyük kütüphanesinde onun merakını giderecek bir şeyler olmalıydı, değil mi?

Rafların arasında kitap başlıklarına bakarak ilerliyordu. Yanından geçen kütüphane görevlisini görünce az daha kendini tutamayıp ona aradığı türde kitap olup olmayacağını soracaktı.

Eğer ona 'Lumina hakkında bilgi veren bir kitap var mı?' 'Barış zamanını anlatan bir eser kütüphanede bulunuyor mu?' Diye sorsa, kadın ona deliymiş gibi bakar ardından hemen babasına haber uçardı. Akşam eve gidince de evde kavga gürültü olurdu.

Yardım alma fikrinde hemen vazgeçti ve ilerlemeye devam etti. Kütüphane iki katlıydı. Ortadaki büyük alan hariç her yer tavana kadar rafla doluydu. Tam olarak ne aradığını bilmeden bir kitap aramak üstelik bunu yardım almadan yapmak saatler sürerdi. Aris, bu arayışın uzun sürmemesini umuyordu.

Rafların arasında ne kadar olduğunu bilmediği fakat çok uzun sayılabilecek bir süre boyunca dolaştı. Elinde iki kitap vardı. Bunlar istediği kitaplar mıydı emin değildi. Aslında kitap bulamaması çok normaldi çünkü devlet barış zamanını ve Lumina'yı güzelleyen tüm kitapları yok etmişti. Belki hâlâ daha birileri evinde bu yasaklı kitaplardan saklıyordu.

Aris o kadar çok derinlere inmişti ki kitaplarin ve rafların etrafı dokunulmadığı için toz kaplamıştı. Bu unutulmuş kitaplar Aris'in içinde umut tohumlarının yerleşmesini sağlamıştı.

Işte; rafın en üstünde, en köşesinde işine yarayabilecek bir kitap duruyordu. Çevresini kontrol etti. Kütüphanenin bu bölümde kimse yoktu. Rafa ulaşmak için uçmuş, kitabı kendine doğru çekmişti. O çektikçe etrafa tozlar yayılmış, burnunun gıdıklanmasına sebep olmuştu. Raftaki kitaplar birbirini sıkıştırmıştı, bu yüzden diğer kitaplar düşmeden istedği kitabı alması biraz zahmetli olmuştu. Ama işte başarmıştı. Diğer iki kitaptansa elinde tuttuğu kapağına kadar sararmış kitap yardımcı olacaktı. Aris bundan çok emindi çünkü bu kitap yasaklanan kitaplardan biriydi. Onu burada unutmaları çok büyük bir şanstı. Eliyle kitabın kapağını mesken tutmuş tozları attı.

Kaybettiklerimiz

Bunu nerede okumalıydı? Şuan kimsenin gelmediği bu rafların arasında mı, yoksa evinde mi? Kitabı kütüphane görevlisine belli etmeden götürmek çok kolaydı. Zaten bu kitabın varlığından kimsenin haberi yoktu. Çantasına atsa kimsenin ruhu duymaz, hatta kimse kitabın yokluğunu fark edip aramazdı.

Aris, kitabı içine göz atmak için sayfaları gelişi güzel karıştırdı. Bazı sayfalar birbirine yapışmıştı lakin sayfalara zarar verecek gibi değildi.

Kol saatinden saatin kaç olduğuna baktı. Hâlâ daha kitabı burada mı okumalı yoksa eve mi götürmeli emin değildi.

Biraz düşününce eve götürmenin daha mantıklı olduğuna karar verdi. Hem kitap ince sayılmazdı. Hemen burada okuyup bitiremezdi. Bir de kitaba ihtiyaç duyduğu zaman elinin altında olsun istiyordu.

Elinde kitapla masasının olduğu yere geldi. Şüpheli davranmazsa kimse bir şey anlamazdı. Yani etrafa bakarak biri onu izliyor mu diye kontrol etmezse ya da kitabı saklayarak ilerlemezse.

Bu yüzden de Aris, sakin bir şekilde sanki ödeviyle alakalı bir kitapmışçasına masasına oturdu. Kitabı zaten masada olan kitapların altına çok doğal bir hareketle yerleştirdi. Yaklaşık bir yarım saat kadar daha ödevini yaptıktan sonra kendi kitaplarıyla o kitabı çantasına yerleştirdi. Kütüphaneden ödevi için aldığı diğer kitapları da bulunduğu kattan çıkarken görevliye verdi.

Zemin kattaki çıkışa ulaşmak için merdivenleri iniyordu. Çantasındaki o kitap sanki cok ağırmış gibi sırtını ağrıttığını hissediyordu. Kitap değil de kütük taşıyormuş gibiydi. Bu his kütüphaneden çıkana kadar sürmüştü. Kapıyı açtı, kendini dışarı attı. Açtığı kapının ardından kapanması eşliğinde yavaşça nefes verdi. Bu kadar rahat bir şekilde kütüphaneden kitap çaldığına hatta yasaklı bir kitap çaldığına çok şaşırmıştı.

---📖---

Kendisinden başka kimsenin olmadığı eve ulaştığında hızlıca odasına ulaştı. Bir an önce şu kitabı okumak istiyordu. Umuyordu ki bu kitap onu hayal kırıklığına uğratmaz, aksine merak ettiği çoğu şeye cevap verirdi.

Evde kimse olmamasına rağmen odasının kapısını kapattı. Sırtındaki çantayı bıraktığında omuzlarının ne kadar çok ağrıdığını fark etti. Hissettiği heyecanla karışık gerginlik yüzünden kasılan kaslarındandı bu gelen ağrı.

Üstünü bile değiştirmeden elinde tuttuğu kitapla yatağına oturdu. Büyük bir dikkatle her kelimeyi sindirerek kitapta yazan her şeyi aklına kazımaya başladı.

Kitap daha çok belli konular hakkında bilgi veriyordu. Gökkuşağı hakkında da bilgiler vardı. Gökkuşağının nasıl ortaya çıktığı, nasıl göründüğü gibi bilgiler vardı. Hepsinde değil ama çoğu sayfanın köşesinde küçük birer fotoğrafta vardı.

Kitapta geçen bir bitki vardı. Ismi bakımından Aris'in hoşuma gitmişti. Hatta adını okuyunca ismine yaraşacak şekilde gülmüştü. Evet o çiçek güldü. Sapında dikenleri; üstünde de kırmızı, sarı, pembe gibi renklerde narin yaprakları vardı. Bu renklerde Nocturna'da bitki yoktu. Nocturna'nın bitki örtüsü ağaçlar, otlar ve dikenlerdi. Gül bitkisi iki diyardan da kendine bir özellik katmıştı. Aris, sayfayı okuduktan sonra köşedeki rengi sararmış fotografa baktı. Böyle bir çiçeği Void'de gördüğüne emindi.

Sayfayı çevirdiğinde bu sefer hiç görmediği bir çiçek daha vardı. Sayfayı okudukça aslında bu çiçeğinde gül türü olduğunu öğrendi. Fakat bu gülden farklı olarak yaprakları şeffaftı ve daha sertti. Güneş ışığı yapraklarına vurduğunda onu aynı gökkuşağı gibi yedi renkle yansıtıyordu. Bu çiçek barış zamanında da yetiştirmesi zahmet isteyen ve her yerde bulunmayan bir çiçekmiş. Belkide artık Void'de bile bulunmayan bir güldü.

Sayfayı çevirdiğinde iki yaprağın birbirine yapıştığını fark etti. Sayfaların zarar görmemesi için üstün bir çabayla yapışan sayfaları ayırdı ve okumaya başladı.

Bu da bir hayvan türüydü. Tür içi çeşitlilik gösterse de genel adı ayna kanatlılardı. Bu kuşun tüylerinin asıl rengi siyahtı lakin gündüzleri zaman zaman tüyleri mavi mor yesil gibi renklerde görünürken geceleri de siyahlıkların üstünde beyaz noktalar hâlinde izler görünürdü. Sanki gece gökyüzünü süsleyen yıldızlar gibi... Bu kuşun bir resmi yoktu. Aris üzüntüyle dudaklarını büzdü. Kuşun görünüşünü çok da merak etmişti.

Aris'in gözü duvar saatine takıldığında annesinin gelmesine az kaldığını fark etti. Onlar gelmeden elindeki kitabı güvenli bir yere saklamalıydı. Kitabı kapatmadan önce sayfaları karıştırırken bir sayfadaki resmin koparıldığını fark etti. Dikkatini çektiği için o sayfada durdu.

Sayfanın ne hakkında bahsettiğini okuduğunda kaşları şaşkınlıkla kalktı. Nox-Lumen adında Lumina ve Nocturna karışımı bir vatandaş türüydü. Daha önce hiçbir yerde böyle insanların olduğunu duymamıştı. Burada bu türün barış zamanında cok yaygın olduğu yazıyordu. Şuan beyaz kanat-siyah kanat diye yapılan ayrımın zamanında bu türü de dahil edecek şekilde yapıldığı yazıyordu. Bu kadar yaygın olan türe nasıl oldu da şuan hiç rastlanılmıyor? Cevap basitti. Barış bozulduğunda ve Gümüş Savaş gerçekleştiğinde iki tarafta bu türden kurtulma kararı almıştı. Insanların çocuklarını, eşini, kardeşini toplayarak hepsini katletmişlerdi.

'Nasıl bu kadar vicdansız olabilirler?' Diye düşündü Aris. Bir canı almayı bu kadar basitlestirmeleri korkunçtu. Okuduğu satırlar yüzünden şoka gitmişti. Hayvanlar ve bitkiler kendiliğinden ülkelerinde yok olmuş ama Void'de varlığını sürdürmeye devam etmişti. Nox-Lumen'ler için aynı şey geçerli değildi. Onları kendileri öldürmüş, masum canları hayattan koparmışlardı.

Aris kendine evin dış kapısından anahtar sesi gelince gelebilmişti. Kitabı aceleyle çekmelerin arkasında kalan boşluğa yerleştirdi. İşini bitirip yatağına oturduğunda annesi ona bakmak için odasına gelmiş ve kapısını tıklamıştı. Kadın araladığı kapıdan kafasını uzatıp oğlunun afallamış yüzüne baktı. Kaşlarını çatarak "Iyi misin Aris?" Diye sordu. Oğlunun bugün kütüphanede ders çalışacağını biliyordu.

"Iyiyim." Pek de iyi gibi durmuyordu.

"Emin misin?"

Genç çocuk, çok dikkat çektiğini fark ettiğinde kendini biraz da olsa toparlamaya çalıştı. "Sadece yorgunum." Annesi çok üstünde durmamış onu kafa sallayarak onayladıktan sonra odadan çıkmıştı. Hem bir sorun olduğunda oğlu ona anlatırdı. Bundan emindi.

________________________________

Daha neler göreceğiz Aris, bu da bir şey mi??

Ikinci bölümde çok şükür bitti. Aslında bu kitabı yazmadan önce kafamda her şeyi tasarlamış, finalini bile belirlemiştim bunu yaptığım icin yazmanın daha kolay olacağını dusunuyordum ama yazarken sürekli aklıma yeni şeyler geliyor bu yüzden zorlaniyorum.

En yakın zamanda da iki diyar için görsellerden oluşa bir bölüm atacağım. Mekan odaklı olacak çünkü karakter atmayı sevmiyorum, o şekilde kimse hayal etmez çünkü. Herkes karakterleri nasıl düşmüyorsa öyle kalsın istiyorum

Oy ve yorum lutfeenn🙏🙏 görüşürüzz

End of chapter

22 comments