Skip to content

Vera

Chapter 2 · 26 min read

Vera

Chapter 2

Bölüm 2

Bir kalp kaç defa kırılırdı ?

Yada bir kalp her defasında sevdiğine mi kırılırdı?

Öyle olsa gerekti. Çünkü kalbimi kırıp paramparça edenler hep en sevdiklerimdi.

Kime güvenip sırtımı yasladıysam hep en büyük darbeyi ondan yedim.

Kime kalbimin kapılarını açıp sırlarımı anlattıysam , gün geldiğinde o sırlar birer hançer olup bana saplandı.

Kimin eline kalbimi verdiysem onu korumak yerine eski bir kağıt parçası gibi yırtıp paramparça etti.

Kalp kırmak bu kadar basitken neden insanlara güvenip onlara kalplerimizi , duygularımızı emanet etme gereksinimi duyuyoruz ki.

Henüz uyanmaya başlamışken aklımdan bir sürü düşünce geçiyordu. Ama en son aklıma gelen Ahu'nun intihar ettiğiydi. Sanki her şeyin yeni yeni farkına varıyormuş gibi aniden yattığım

yerden doğruldum ve etrafıma bakındım.

Bir an idrak edemedim ancak çok sürmeden dün gece buraya geldiğimizi hatırladım. Kafamı yan tarafa çevirdim ancak dün gece yanımda yatan Savaş şuan burada değildi. O da yakın zamanda

kalkmış olmalıydı çünkü yatakta hala onun tarafında vücudunun izi duruyordu.

Yataktan kalktım ve saate baktım. Saat daha sabahın yedisiydi. Yatağı toparladım ve aşağıya doğru inmek için merdivenlere yöneldim. Merdivenlerden inerken kulaklarıma dolan ıslık sesi tanıdık bir melodiyi anımsatmıştı ancak bir türlü aklıma gelmemişti. Mutfağa geldiğimde Savaş elinde tavayla bir şeyler yapıyordu. Sanırım yumurta kırmıştı. Tavaya biraz daha odaklandığımda

yumurtanın üzerinde kırmızı et parçaları görmüştüm. Evet yumurta kırmıştı hem de sucuklu.

Tavayla olan bakışmamızı keserek masaya doğru ilerledim. Masada kahvaltılıklar , bardaklar falan vardı. Masanın yanına geldiğimi fark eden Savaş elime tavayı tutuşturdu.

" Hadi otur başla yemeye ben çayı getiriyorum."

Dedi ve çayı almak için tekrar ocağa döndü. Sonra oda gelip oturdu. Oturasıya kadar onu pürdikkat izleyen gözlerimden rahatsız olmuş olmalı ki dayanamadı.

"Hmm. Ne oldu ne diye taciz ediyorsun beni gözlerinle?"

"Taciz etmiyorum sadece garip geldi sabah sabah bu enerji. Hem kahvaltıya ne gerek vardı nasıl olsa hastaneye gideceğim. Orada bir şeyler yerdim elbette."

O arada çayları doldurmuştu bile.

"Aslında enerjik değilim. Sadece yorgunsun ve belki rahat olamazsın yanımda diye normal davranmıyorum. Gerçi düşününce daha yeni tanıdığın hatta sadece adını bildiğin bir adamın evindesin ve o adam sabah sabah gevşek bir şekilde ıslık öttürüyor ve hiçbir şey olmamış gibi kahvaltı hazırlıyor..

Sanki daha yeni bir şeyin farkına varıyormuş gibi aniden bana baktı.

"Hassiktir lan. E bu daha çok rahatsız edici."

Gülmemi tutamadım ve benim güldüğümü görünce Savaşta gülmeye başladı.

"İnan bana rahatsız olduğum için öyle bakmadım zaten rahatsız olsaydım söylerdim. Sadece

sana rahatsızlık verdiğim için garip hissettim kendimi."

"Garip hissedecek veya zahmet verecek bir şey yok ortada aksine iyi bir şey. Sayende bu evde yaptığım nadir kahvaltılardan birisindeyim."

"Kahvaltı yapmayı sevmez misin?"

Kafasını iki yana salladı sadece.

"Ciddi olamazsın. Kahvaltı sevilmez mi ya. Biz Ahuyla simit alırız kahvaltılıkların yanına ekmek niyetine bazen börek , poğaça bazen de sadece ekmek ama en keyifli anlarımızdan birisidir kahvaltı."

O anları düşününce gülümsedim. Hüzün dolu gülümsememi fark etmişti. E o zaman bu haliniz ne der gibi bakıyordu ya da ben bakışlarına anlam yüklemeye meyilliydim.

"Bakma şuan bu halde olduğumuza. Biz ikimiz aslında uzun zamandır birbirimize aile olmuştuk sadece sırtımızı yaslayacak bir anne baba bulamayınca ne yapacağımızı şaşırdık. Daha doğrusu ben ne yapacağımı şaşırdım. Evet kimsesiz kaldığımız doğru ama Ahu için hala sırtını yaslayabileceği ona kol kanat gereceği bir ablası vardı. Ben birden gerçek sorumluluklar almaya başlayınca onu ihmal etmeye başladım. Çünkü gerçekten de ne yapacağımı bilmiyordum. Bir şeyleri yetiştirmeye çalıştıkça onu ihmal ediyordum. Bir saat vaktim oluyorsa dahi onunla geçiriyordum ama yetmiyordu tabii ki. Daha yeni ailemizden kopmuşken nasıl yetebilirdi ki zaten. Aslında patronumda bu konuda herhangi bir sıkıntı çıkarmıyordu ama ne olursa olsun her şey tam olması gerektiği gibi olmadı. Zaten olmuş olsaydı ne ben burada olurdum ne de Ahu dün yerde kanlar içerisinde yatıyor olurdu."

Savaş sinirlenmiş gibiydi. Çünkü elinde sıkıca tuttuğu çay bardağıyla pür dikkat bana bakıyordu.

Ona bakıp kafamı ne var dercesine iki yana salladım.

"Kendini suçlamayı bırakmalısın. Seni tanıyalı bir gün bile olmadı ama ağzından çıkan kelimeler hep " suçlu olan benim " ,"iyi bir abla değilim" tarzında şeyler. Unutma ki sen de insansın. Yaşadığın şeylerin yüklerini kendi omuzlarına yüklersen çok geçmeden delirirsin. İzin ver başkalarının da o yüklere ortak olmasına. Mesela kardeşine de biraz sorumluluk yükleyebilirsin.

Hayatta bir amacı olan insanlar daha sıkı tutunur hayata."

Dediği şeylerde haklıydı evet. Ama şimdiye kadar her şeyi kendim yüklenmeye alışmıştım o yüzden garipsemiyordum. Garipsediğim ve kırıldığım tek şey sanırım yalnız bırakılmaktı.

"Bilmem belki de şimdiye kadar onu her şeyden kaçırdığım, eline düşüncelerini yönlendireceği başka bir şey sunmadığım için hayatına son vermeye karar verdi bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var ben onun ablasıyım ve her ne olursa olsun onun için her türlü şeyi üstlenirim."

Bardağı sertçe masaya bıraktı.

"Sonra da bu hayattan bomboş bir şekilde siktir olup gidersin. Bak kızım hayatını kimse için bu kadar harcama. Kardeşin olsa bile .Sen kaç yaşındasın ki daha sorumluluk alma derdindesin. Biraz hayatının farkına var. Ot gelip ot gitme şu hayattan."

Şoka uğramış bir şekilde suratına bakıyordum. Hakaret etmekte çığır aşmıştı resmen.

"Kusura bakma hayatıma bu kadar karışma kararını ne hakla aldın bilmiyorum ama benim derdim sorumluluk üstlenmek değil benim derdim kardeşime benimkinden daha güzel bir yaşam şansı sunabilmek. Beni ne kadar anlarsın ya da anlar mısın bilmiyorum. Ayrıca bu hayattan ne bomboş ne de ot gibi siktir olup gideceğim. Benim hayatıma yine yön veren benim. Senin için boş olan hayat benim için kirletmek istemeyeceğim bir sürü anıyla dolu. Hayatımı yaşayacağım diye anılarımı çöp edemem."

Masadan kalkmıştı.

"Eh o zaman iki seneye kalmadan senin de bir ipin ucunda sallanan bedenini görürüz. Bu şekilde kafanı sağlam tutman zor."

Artık sinirlenmiştim. O ne hakla bana karışıyordu ki sonuçta.

"Ya senin derdin ne benimle sabah sabah. Hayır varsa kanayan bir yaran söyle de bileyim."

Omuz silkti.

"Ne derdim olacak benim seninle. Kendine yazık etme diye diyorum. Hayatına yazık olur."

"Merak etme sırf senin inadına uzunca yaşayacağım."

"Umarım öyle olur."

Göz göze geldik.

Gülümsedi.

Gülümsedim.

"Neyse siktir et hayat senin beni ilgilendirmez. Şuna bak, kahvaltıyla başlayan muhabbet

nerelere geldi."

"Evet konu garip bir yere geldi."

"Evet öyle oldu. O zaman konuyu kapatalım ve kahvaltıyı bitirip hastaneye geçelim."

"Tamam."

Kısa sürede kahvaltıyı bitirip mutfağı toparlamıştık. Çok sürmeden de hastaneye gelmiştik. Hemşire ve doktordan aldığımız bilgilere göre durumu gayet iyiydi sadece psikolojik olarak desteğe ihtiyacı vardı. Kimin yoktu ki?

Oda numarasını öğrendikten sonra güm güm çarpan kalbimle oda kapısının önüne geldim.

Titreyen ellerle kapı kolunu indirdim ve kapıyı açtım. Kapıyı açmıştım açmasına ama içeriye

giremiyordum bir türlü. Sanki içeriye girersem bir daha hiçbir şey iyi olmayacakmış gibime geliyordu. Savaş zorlandığımı fark etmişti elini sırtıma yerleştirdi ve beni içeriye itti ama kendisi gelmedi.

İçeriye girdiğimde ilk gözüme çarpan şey odada Ahu ile birlikte bir hastanın daha olması ve perdesinin çekilmiş olmasıydı. Bu da demek oluyordu ki odada bizden başka birileri de vardı.

Sonrasında kafamı yavaşça kardeşime doğru çevirdim. Yanına doğru gittim ve başındaki sandalyeye oturdum. Gözlerim vücudunda dolanıyordu. Belki benim görmediğim bir yarası daha vardır diyerek tüm vücudunu tekrar kontrol ettim. Ancak yoktu. Sadece bilekleri sarılıydı.

Yüzüne kaydı gözlerim. Bembeyaz solmuş yüzüyle bile hala çok güzeldi. Ellerimin titremesi hala daha geçmemişken ellerimi ellerine yerleştirdim.

Buz gibiydi elleri.

Bir hareketlilik oldu ve Ahu gözlerini açtı. Kıpkırmızı olmuştu gözleri. Karşısında ısıtmak için ellerine üfleyen beni görünce dudakları titremeye, gözleri dolmaya başladı.

"Günaydın."

Gülümseyerek söylediğim için olsa gerek şaşırmıştı. Herhalde yakasına yapışıp "neden yaptın" diye ona bağıracağımı beklemişti. Onun da sırası gelecekti ama şuan değildi.

"Gü-günaydın abla."

"Nasılsın. Canın çok acıyor mu? Bir yerin ağarıyor mu? Sırtını yükseltmemi ister misin?"

Kafasını iki yana salladı sadece.

"Saçlarımı toplar mısın abla?"

Sanki ağlayacakmış gibi sorduğu soru karşısında afalladım birden. Neden bu kadar duygusaldı

ki.

"Olur toplarım."

Oturduğum sandalyeden kalktım ve Ahunun başını yükselttim. Sonra ellerimle taradım saçlarını hala mis gibi kokuyordu. Tepeden topladım saçlarını ki rahatsız etmesin.

Saçlarını topladıktan sonra tekrar yerime geçecektim ki Ahu birden sarıldı. O kadar sıkı

sarılıyordu ki nerdeyse midem yukarıya çıkacaktı. Ben de kollarımı ona doladım.

"Ahu."

"Hmm"

"Azıcık daha bu şekilde sarılmaya devam edersen orada yatan ben olacağım gibi."

Güldü ve bıraktı beni.

"Kusura bakma abla."

Önemli değil dercesine kafamı salladım ve yerime oturdum.

Ahu bir şeyler demek için kendisini hazırlıyordu, bunun farkındaydım. Kendini açıklamak istiyordu ona kızmayayım istiyordu. Ki ben zaten ona kızmıyordum. Sadece kırılmıştım hem de çok.

"Abla."

"Efendim."

"Özür dilerim. Gerçekten özür dilerim. Affet beni kızma, küsme bana lütfen."

"Ben sana kızmadım da küsmedim de Ahu. Ben çok kırıldım, paramparça oldum ,dağıldım."Ağlamaya başlamıştı.

"Sadece neden yaptın bunu bize neden beni bırakıp gitmek istedin."

Telaşlanıp ellerini sallamaya başlamıştı ama canı acımış olmalı ki ufak bir inleme sonrasında daha çok ağlamaya başladı. Ne yapabileceğimi düşünerek etrafa bakınmaya başladım ama aklıma bir şey gelmedi. Ben de ellerimi ellerine koydum sonrasında sarıldım Ahu'ya. Biraz daha ağlamaya devam ettikten sonra o pozisyonda konuşmaya başladı.

"Ben seni bırakıp gitmek istemedim abla. Ben... ben sana yük olmaktan yoruldum artık. Sen de

daha küçüksün senin de bir hayatın var ama sen tüm hayatını bana adadın. Utanıyorum senden, yüzüne bakmaya bile çekiniyorum artık. Her sana baktığımda benim hayatımı iyiye götürmek için ne kadar çok çabaladığını bu çabanın sonucunda da ne kadar çok yorulduğunu görüyorum. Gerçekten yapamıyorum. Sen benim için her şeyi yapıyorken ben de sana bir iyilik yapmak istedim ama onu bile elime yüzüme bulaştırdım. Onda bile sana yük oldum."

Sonlara doğru ağlaması şiddetli bir hal almıştı. Bense dolan gözlerime inat daha sıkı sarıldım kardeşime.

"Ahu böyle bir şeye kalkışman benim için en büyük yük. Benim senin için yaptığın hiçbir şey bana yük olmadı aksine sana iyi bir hayat sunabildiğim için hep daha çok mutlu oldum. Evet hep anneme babama kırgın olacağım bizi yalnız bırakıp bu yükleri omuzlarımıza bıraktıkları için ama sana asla olmazdım. Şuan sana onlara olan kırgınlığımdan bile daha çok kırgınım çünkü sen de beni bırakıp gitmek istedin."

Tam ağzını açmış konuşacaktı ki izin vermedim.

"Bundan sonra ne olur bilmiyorum ama bir daha böyle bir şey olmayacağı kesin. Sana karşı kırgınlığım ne zaman geçer ya da geçer mi bilmiyorum ama sen benim kardeşimsin ve her ne olursa olsun her koşulda senin yanında olacağım. Ve senin yanında olmak bana bir yük değil."

Kollarımı omuzlarından çektim ve sarılmamızı da bitirmiş odum böylece. Gözlerine baktım gülümsedim ve eğilip saçlarının üzerine bir öpücük kondurdum.

"Bir şeyler yemek ister misin?"

"Yani evet açım aslında."

"Tamam bekle o zaman ben bir şeyler alıp geliyorum."

Çantamı aldım ve kantine gitmek için odadan dışarıya çıktım ve orada dikilen üç kişiyi gördüm.

"Sizin ne işiniz var burada?"

Savaş'a döndü gözlerim.

"Sen gitmedin mi Savaş?"

"Yok gittim de sen beni hala görebiliyorsun. Allah Allah nasıl olabilir ki bu."

Gözlerimi devirdim. Aklınca dalga geçiyordu.

"Ya offf ne diye konuşuyorsam seninle zaten."

Tekrar Egemen ve Doruk'a kaydı gözlerim.

"Evet, siz neden geldiniz baylar."

"Yalnız bay değil erkek demen lazım. Biz size bayan deyince olmuyorsa siz de bize bay demeyin canım."

Onlara atabildiğim en tuhaf bakışımı attım. Doruk Savaş'a dönerek parmağıyla onu gösterdi.

"Şu büst gibi herif var ya ona erkek demek bile az kalır. Adam demek lazım ama adam ki ne adam bunun var ya bir vücudu var yunan heykeli gibi, bir götü var yontulmuş gibi, bir -"

"Lan bi sus be. Ne konuştun amına koyayım."

Savaşın sözlerine alınmış gibi yapan Doruk tekrardan gözlerini bana çevirdi.

"Yani güzelim demem o ki sen bu adama bay dersen bir ben çaparım bir yer çarpar."

Bunları demesi üzerine Savaş tarafından ensesine indirilen tokat ile eli ensesine Savaş'a döndü ve diğer elinin işaret parmağını dudaklarının arasına alıp ısırıp Savaş'ı süzmeye başladı. Sonra aniden bağırmaya başladı

"Offff ,erkekkk yaaaaa."

Bu cilveli sözleri karşısında ilk önce bir şaşırmış sonra da kahkaha atmaya başlamıştık Savaş dahil hepimiz gülüyorduk. Koridordaki birkaç hemşire ve hasta da bize katılmıştı.

Gülmemiz sona erdiği zaman aklıma kantine gitmem gerektiği gelmişti.

"Neyse erkekler! ben kantine gidiyorum Ahu için bir şeyler alacağım sizde bir şey istiyor musunuz?"

"Beraber gidelim sonra bizde seninle gelir kardeşine bir geçmiş olsun deriz."

"Tamam olur."

Kantine geldiğimizde bir çorba iki çeşit poğaça ve ayran almıştım. Hepsini bir tepsinin üzerine koydum ve tekrardan odaya döndüm daha doğrusu döndük.

Odadan içeriye girdiğimde Ahu uykuya dalmış gibi görünüyordu ama adım seslerini duyunca gözlerini açtı. Ve büyük bir açlıkla elimdeki tepsiye baktı.

"Çorba aldım önce çorba iç ısınırsın belki buz gibi olmuşsun."

Beni duymamış gibiydi çünkü yemek yemeye kilitlemişti kendisini. Yemeğini kısa bir sürede bitirmişti. Çöpleri attıktan sonra çocukları içeriye çağırdım.

Odaya en son giren kırmızı gözleriyle Egemen oldu. Bakışlarında bir kırgınlık ve sinir vardı.

"Geçmiş olsun. Nasılsın iyi misin ?"

Bunu soran Doruk'tu.

"İyiyim teşekkür ederim."

"Geçmiş olsun umarım bir daha böyle bir şey yaşatmazsın ablana."

Savaşın sözleri üzerine Ahu utanmıştı bunu anlamak zor değildi.

Sonrasında Egemen Ahu'nun görüş alanına girdi.

"Geçmiş olsun demeyeceğim çünkü geçmeyecek o izlere baktıkça bu aptallığını hatırlayacaksın. Bizi ne hale getirdiğini hatırlayacaksın. Ve hatırladıkça üzüleceksin ve tek üzülen sen olmayacaksın."

"Egemen kendine gel. Ne hakla kardeşime böyle şeyler söyleyebilirsin?"

Sanki beni duymuyormuş gibiydi ya da sadece görmezden geliyordu.

Ahu'ya baktığımda ağlamaya başladığını gördüm. Egemenin de gözleri dolmaya başlamıştı. Aniden yatağın dibine kadar hırslı bir şekilde yürüdü. Korkudan önüne geçtim. Bana baktı siniri ve kırgınlığı gözlerinden okunuyordu ama niye, ne hakla böyle davranıyordu?

"Merak etme ben ona zarar vermem. İstesem de ona bundan daha büyük bir zarar veremem."

Sonra beni geçip yatağın başına geldi. Gözlerini Ahu'nun gözlerine çevirdi.

"Ağlama, ağlama ki sana olan kırgınlığım geçmesin ."

Ahu'nun ağlaması daha da arttı. Ahu'nun ağlaması arttıkça Egemen daha çok sinirleniyordu.

Aniden elini sertçe yatağın başına indirdi .

"Siktiğimin hayatından vazgeçtin de ne oldu eline ne geçti. Neden yaptın bunu Ahu."

"Yoruldum artık herkese yük olmaktan. Her şey üstüme üstüme geliyordu ,ne sana ne de ablama karşı yüzüm yoktu artık"

"Ben seni hayatımın merkezi yaptım Ahu. Sen bana yük olacak bir şey yapmadın Ahu ta ki düne kadar. Ama dün seni o halde görünce anladım ki ne ben ne de senin için hayatını vermeye hazır olan ablan sana bir şey ifade etmiyormuşuz. Bu bana öyle ağır bir yük oldu ki ezdi geçti beni kalkamadım altından. Ne olacak şimdi Ahu mahvettin sen kendini de bizi de."

"Anlamıyor musun Egemen her yanına geldiğimde benim için o kadar çok çabaladın ki kendini unuttun. Hayatının merkezine beni koymuştun evet ama ben ona layık değildim. Kendi mutsuzluğumu herkse bulaştırıyorum ben. Sen de ablam da mutlu olmayı hak ediyorsunuz. Benim ölümüm sizin kurtuluşunuz olur, hayatınız daha güzel bir hal alır sanmıştım ama olmadı onu bile size yük yaptım."

"Lan senin olmadığın bir hayatı ben ne yapacağım. Senin bu hayatta olmaman benim infazım olur. Benim katilim olmak istemiyorsan ne bir daha böyle bir aptallık yap ne de böyle aptalca konuş. Ben senin uğruna her şeyi yapabilecek bir adamken dün elimden hiçbir şey gelmedi Ahu. Ne kadar boktan bir şey bu biliyor musun?"

"Özür dilerim. Affet beni."

Ahu burnunu çekip kollarını iki yana açtı ve Egemen'e bakmaya başladı. Egemen bir saniye bile düşünmeden kollarının arasına aldı Ahu'yu.

Biraz sonra yalandan öksürdüm ayrılmaları için çünkü açıklama yapmaları gereken birileri vardı burada. Sarılmalarına son verdiler.

"Evet bir açıklama bekliyorum. Egemen ve Ahu siz nereden tanışıyorsunuz ve ne bu samimiyet?"

Ahu tam ağzını açmıştı ki Egemen onu susturdu.

"Siz buraya taşınmadan bir kaç hafta önce tanıştık. Kitap almak için bir sahafa gelmişti orada tanıştık ilk kez sonra siz bizim alt katımıza taşındınız ama bu tamamen tesadüf bundan emin olabilirsin. Tesadüf olduğunu Ahu hanıma anlatmak bir haftamı aldı lütfen bir de sen nasıl oluyor öyle bir tesadüf deme. Sonrasında sizin taşındığınız gün evinizin kapısı açıktı içeride bir kızın ağlaması geliyordu. Ben de birden içeriye girdim. Malum Türkiye burası şiddetin nereden geleceği belli olmuyor. Neyse girdim içeri ve içeride ağlayan bir kız vardı. Yanına gittim iyi olup olmadığını sordum. Kafasını kaldırıp bakınca birbirimiz tanıdık. Neden ağladığını sorduğumda annesini kaybettiğini ,babasının da onları terk ettiğini ve ablasıyla tek başına kaldığını anlattı. İyi değildi bunu anlamak için psikolog falan olmaya gerek yoktu sonuçta. Onu iyi etmek için o an her şeyi yapabilirdim ama sadece ben de oturdum yanına ona destek oldum. Biraz klişe olacak ama ağlarken kafasını yaslayacağı bir omuz , içine girip kapılarını herkese kapatabileceği bir kalp verdim ona. O da bana kalbinin kapılarını açtı. O gün ikimizde birbirimizin yaralarını sarmaya sözleştik."

Kafasını Ahu'ya çevirdi.

"Gerçi Ahu biraz yanlış anlamış meseleyi. Yaraları saracaktık ,sarılacak yeni yaralar bırakmayacaktık birbirimizde ama olsun. Sarılacak en güzel yaram oldu kendisi."

"Neyse tamam kalk kardeşimin yanından."

"Neden?"

"Ne neden Egemen o kocaman cüssenle sıkıştırdın kızı"

" Hatta dışarıya çıkın ben de üstünü değiştirmesine yardım edeyim. Sonrasında izin verilirse taburcu olur eve geçeriz. Eğer Ahu'da kabul ederse ?"

"Çok iyi olur."

Bir dakika içinde çocuklar çıkmıştı. Ben de çantadaki kıyafetleri elime alıp Ahu'nun yanına gittim ve üstünü değiştirmesine yadım ettim.

"Demek Egemen ve sen sevgilisiniz. Öyle mi Ahu hanım."

"Kızdın mı?"

"Yooo ne diye kızayım ki canım. İnsan haberinin olmadığı bir şeye kızabilir mi ki?"

"Yaa abla özür dilerim gerçekten."

"Neyse neyse bunlar sonra konuşulacak şeyler. Ben bir doktorla konuşayım bakayım izin veriyor mu."

"Tamam abla biraz ısrar et ama kendisini çok iyi hissediyor de."

"Tamam güzelim."

Odadan çıktıktan sonra doktorun yanına gittim konuştum ve sorumluluğu üstlendiğime birkaç yere imza atıp çıkışını verdim. Sonrasında odaya geri döndüm eşyaları toparladık ve Egemen ile Ahu önde ben Savaş ve Doruk arkada odadan çıkmıştık.

Savaşlar bizi eve götürmeyi teklif ettiklerinde ne yalan söyleyeyim işime gelmişti. Tam arabanın yanına gelmiştik ki telefonumun yanımda olmadığını fark ettim.

"Telefonumu gördünüz mü acaba."

"Masanın üstündeydi abla almadın mı yoksa?"

Elimi alnıma yapıştırdım. Doğru ,telefonum masanın üzerindeydi ve aptal ben almayı unutmuştum.

"Ben hemen telefonumu alıp geliyorum."

"Sen dur ben alıp gelirim."

Bunu teklif eden Egemendi.

"Egemen gözüme girmek için bu kadar çaba sarf etme sadece kardeşimi arabaya götür yeter."

Kimseye konuşma fırsatı vermeden hastaneye doğru yürüdüm tekrardan. Odaya girdiğimde dikkatimi çeken şey masanın üzerinde duran telefonum değil biz odadaykekapalı olan perdenin artık açık olmasıydı. Ve açık perdenin ardında gömleğinin düğmelerini ilikleyen bir adam vardı. Birisinin ona baktığını fark etmiş olmalı ki yavaşça arkasını döndü ve bana baktı.

Baştan aşağıya beni süzdükten sonra gözlerini gözlerime odaklayıp gülümsedi. Ama gülümseyişi insanı sinir eden cinstendi. Gözlerimi ondan çekip masaya ilerledim ve telefonumu elime aldım. Tam odadan çıkmak için kapıya yönelmiştim ki birden konuşmaya başladı.

"Geçmiş olsun konuşmalarınıza kulak misafiri oldum. Umarım kardeşiniz iyidir."

Konuşması biraz aksanlıydı ya da bana öyle geliyordu.

"Teşekkür ederim iyi çok şükür. Size de geçmiş olsun."

Tekrardan gitmeye yeltenmiştim ki yine konuşmaya başladı.

"Ben Çağrı, Çağrı Luca MARTELLİ."

Şaşırmamıştım çünkü aksanı vardı. Tam Türk olmadığı belliydi.

"İtalya'nsınız demek. Ne güzel."

"Evet doğru tahmin. Peki sizin adınız nedir?"

"Dila, Dila ALSANCAK."

"Memnun oldum bella dona, çok memnun oldum."

Uzattığı elini tuttum.

"Ben de memnun oldum."

Aniden açılan kapıyla beraber bakışlarımız kapıya döndü. Kapıda duran Savaş bana baktı sonra Çağrı'ya kaydı gözleri. Hançer savurup karşısındaki adamı öldürmek ister gibi bakıyordu . Öyle ki elaya kaçan gözleri koyulaşmaya başlamıştı.

Odanın içine kadar geldi ancak gözlerini karşısındaki adamdan ayırmamıştı. Biraz daha birbirleri ile bakıştıktan sonra dayanamayıp lafa atladım.

"Baya ateşli bir ilişkiyi bitirmişsiniz herhalde bu kadar tutkulu bir şekilde birbirinize baktığınıza göre."

"Hahaha sevdim seni bella dona. Zeki kadınsın."

"Dila, telefonunu aldıysan gidelim güzelim."

Güzelim mi. Şaşırdığımı belli edercesine Savaş'a döndü gözlerim. Hadi dercesine kafasını yana yatırdı.

"Hı hı aldım telefonumu."

"Eh o zaman burada kalmak için bir sebebimiz yok. Gidelim hadi."

"Tamam gidelim."

Tekrar Çağrı'ya döndüm.

"Tekrardan geçmiş olsun. Görüşürüz."

Görüşürüz demem saçma olmuştu sonuçta nerede göreceğim bir daha ama ağzımdan çıkmıştı artık bir ker. Bir şey demesine fırsat kalmadan kolumdan çekilmeye başlanmıştım. Odanın kapısından çıkarken Çağrı'nın sesini işittim.

"ci incontreremo di nuovo bella donna, puoi starne certo"

(Görüşeceğimizden emin olabilirsin güzel kadın.)

Ne dediğini anlayamamıştım ama Savaş aynı sözleri duyunca aniden duraksadı, derin bir nefes aldı ve yürümeye devam etti. Beni çekiştirdiğinin hala farkında değildi. Aniden kolumu çektim farkına varması için.

"Ya sen hayırdır kolumdan tutup çekiştirmeler falan ne oluyor sana?"

"Bir şey olduğu yok hoşlanmadım o adamdan o kadar."

"Hı hı kesin öyledir. Adamı gözlerinle öldürdün bir helvasını kavurup yedirmedin."

"Helva mı?"

"Evet helva."

"Yapmayı biliyor musun?"

"Yoksa gerçekten de adamı öldürüp helvasını da bana mı yaptıracaksın."

Anlık bir salaklıkla sorduğum soruya gülmüştü.

"Hayır kızım canım çekti yapmayı biliyorsan yapar mısın diyecektim. Uzun zamandır yemedim sen helva deyince de canım çekti birden."

"Allah'ım ya nedir bu kızım deme sevdası. Bu arada içeride de güzelim falan dedin fark etmedim sanma."

"Demese miydim."

"Demeseydin."

"Niye."

"Ne alaka yani?"

"Güzel değil misin?"

"Belki güzel olabilirim ama güzelin değilim arada fark var."

"Onu da olacağın günler gelir elbet."

Ben duraksamıştım ama o yürümeye devam ediyordu. Hemen toparlanıp ben de yürümeye devam ettim ve yanına geldim.

"Olur."

Şaşkınlıkla bana baktı.

"Ne olur."

"Olur helva yaparım ama malzemeleri sen alırsın ona göre."

"He helva yaparsın. Yap tabi helva. Sen söylersin ben alırım malzemeleri."

"Tamam."

Konuşa konuşa arabaya kadar gelmiştik. Arabaya bindikten kısa bir süre sonra eve gelmiştik bile.

Eve çıkıp hemen odayı hazırladım. Yatağa birkaç yastık daha ilave ettikten sonra sıcak su torbası koydum yatağın içine. Hava soğuktu biraz ona rağmen ev sıcaktı evet ama kan kaybetmişti ve üşüyebilirdi. Odaya gelen Ahu da zaten dünden istekli bir şekilde yatağına geçip uzandı ve çok geçmeden uykuya daldı. Ben de içeriye çocukların yanına geçtim.

" Bir şeyler içmek ister misiniz?"

" Yok teşekkürler biz de gidelim artık. Sen de dinlen başka bir zaman içeriz bir şeyler."

" Dinlenebileceğimi pek sanmıyorum çünkü helva yapacağım."

Savaş yüzünde öyle bir gülümsemeyle baktı ki anlatamam. Hani küçük çocuklar annelerinden şeker isterler anneleri de ilk başta almaz ama sonra yoğun ısrarlar üzerine alır ve çocukların gözlerinde mutluluğu görürsünüz ya heh tam o haldeydi şuan şaka gibi.

Ama onu o halde görmek gariptir ki hoşuma gitmişti. Hem de çok hoşuma gitti.

" Kız ölen kimse yok ki kime yapacaksın."

"Savaşın istedi ben de teşekkür amaçlı yapmak istedim. Siz de yersiniz herhalde?"

"Hayırdır inşallah. Savaş, abicim öldün de bizim mı haberimiz yok lan?"

" He anasını satayım he. Öldüm lan senin yüzünden öldüm."

" Yiğidim niye insan içinde öyle diyorsun. Seni öldüren cazibemin ben de farkındayım ama elden ne gelir ki? Değil mi Dila?"

" Ya tabii ki öyle."

Gülmemi bastırarak konuşmaya çalışıyordum.

" Neyse Doruk ve Egemen siz de yiyecek misiniz ona göre yapacağım."

İkiside aynı anda kafasını salladı.

"Vallahi hayır demeyiz yani."

" Tamam o zaman irmik helvası mı olsun un helvası mı?"

"Ne fark var aralarında?"

"Bilmiyorum sanırım irmik daha hafif un helvası daha ağır bir tat."

" İrmik olsun bizim olsun hacı."

Egemen Doruk'u onaylarcasına kafasını salladı.

" Un helvası olsun ne irmiği."

"Lan Allah Allah ne un helvası, irmik helvası olsun işte. Un helvasını ben de yaparım evde sana."

" Aynen abicim hadi ya anca cenazelerde yemişizdir helva o da hep un helvasıydı. Belki irmik daha güzeldir."

" Tamam lan tamam bir keyif yapacağız ona da izin vermeyin. İyi irmik olsun ne yapalım."

" Tamam o zaman gidin malzemeleri alın ama şuan yapamam Ahu uyuyor."

" Bizim eve gel?"

" Ne?"

" Bu kadar şaşırmaya gerek yok eve atmıyorum seni merak etme. Egemen burada kalır Ahu uyanınca onu da alır yanımıza gelir. Olmaz mı?"

Biraz düşündüm. Ahu uyanınca Egemen yanında olursa iyi olabilirdi. Konuşacak konuları olabilirdi. Benimle her zaman konuşabilirdi sonuçta. Ya da Egemen moralini yerine getirirdi.

" Olur."

Mutlu olduğunu belli edercesine gülümsedi.

"Tamam o zaman hadi malzemeleri almaya gidin siz."

" Doruk sen fırla malzemeleri al gel. Bizde yukarıya çıkalım."

"Tamam malzemeleri bana atarsınız."

Sonrasında Doruk malzemeleri almak için bizde mutfağı hazırlamak için evden ayrıldık.

Bir üst kattaki eve girdiğimizde içerisi çok güzel kokuyordu. Buram buram Tarçın kokuyordu veya karanfil tam olarak anlayamadım ama çok hoş kokuyordu.

Evin yerleşimi falan bizim evimizle neredeyse aynıydı sadece bir oda fazlaydı o da en üst kat olduğu için olsa gerekti. Zaten bina dört katlıydı.

" Beğendin mi evi?"

" Beğenmeyeceğim bir şey yok sonuçta aynı evin bir küçüğünde ben oturuyorum."

" Çay içer misin?"

"Olur içerim."

Savaş çay demlemeye mutfağa gitti. Ben de düşüncelerimle baş başa kaldım. Bu üç adamı tanımıyordum bile ama nedense üçüyle de yıllardır tanışıyor gibiydim. O yüzden çok rahattım. Hiçbir çekincem olmadan güvenmek geliyordu içimden ki öyle de yapıyordum. Şimdiye kadar kimseye güvenmedim ama bu sefer güvenmeyi çok istiyordum. Belki güvenimin sonu iyi biterdi.

Ben düşünceler dünyama dalmışken çalan kapı ile kendime geldim. Ve bakmak için kapıya yöneldim.

" Ben baktım."

Gelen Doruk'tu. Elinde malzeme poşetleri vardı. Her şeyden ikişer ikişer almıştı hem de kiloyla.

" Doruk bu ne tüm mahalleye mı helva yapacağız."

" Beğenirsem tarifini alırım senden ben yaparım diye stokladım."

" Ya beğenmezsen ne olacak."

" Ne bileyim canım onu da ben mi düşüneyim. Ona göre yap sen de çok güzel olsun ki malzemeler israf olmasın."

" Emredersiniz efendim."

Yalandan selam verip kapıdan çekildim. Mutfağa geçtik.

" Yardım edecek misiniz bana?"

" Ben gideceğim biraz işlerim var yarım saate tekrar gelirim."

"Ben de gideceğim ev sana kalsın rahat rahat yap ki lezzeti bol olsun."

" Evinizi bana mı bırakıyorsunuz siz?"

Kafalarını salladılar.

" Demek ki tek böyle olan ben değilmişim."

"Niye sen nasılsın ki?"

" Hiç öylesine dedim."

" Neyse hadi Doruk çıkalım."

" Tamam görüşürüz. Dikkat edin kendinize."

" Sen de dikkat et yakma kendini."

" Kız kendini siktir et evi yakma sakın o yeter bana."

" Belli olmaz bir bakmışsın puf evin yok. Onu evi bana bırakmadan önce düşünecektin."

" Savaş ciddi mi lan bu?"

" Eh yakarsa bu evin bir küçüğü altta oraya geçeriz bizde."

" Ah erkeğim benim senin bu zekana bayılıyorum."

" Doruk hadi abicim yürü."

" Götür beni yiğidim."

Patırtı kütürtü eşliğinde dış kapıdan çıktılar. Sesleri binadan dışarıya çıkasıya kadar merdiven boşluğunda yankılanıyordu.

Onlar gittikten sonra ben de helvayı yapmış soğumaya bırakmıştım. Dedikleri gibi yarım saat sonra gelmiş ve helvayı yemişlerdi. Onlar gelesiye kadar Egemen ve Ahu da gelmişlerdi.

Ortalığı hep beraber toparladıktan sonra evlerimize dağıldık. Savaş kendi evine gitmişti. Doruk ve Egemen de kendi evlerinde kalmışlardı.

Biz gelir gelmez Ahu tekrardan yatağa geçmişti. Ben de yatağa girmiştim ancak bir türlü uyuyamıyordum. Aklıma helva yerken Savaşın yüzünü buruşturup durması geliyordu ve istemsizce gülüyordum.

Sonrasında uyku tutmaması ile birlikte aklıma gelen fikirle yataktan çıktım. Savaş için un helvası yapacaktım. Az önce irmik helvası yerken kendini zorladığı çok bellliydi. Hatta belki bir yelerde kusmuş bile olabilirdi.

Kısa sürede helvayı hazırlamıştım. Savaşa nasıl vereceğimi düşünüyordum. Evine gitsem ne alaka buraya çağırsam ayıp olurdu. Saat daha dokuza yeni geliyordu uyumaz bu saatte herhalde diyerek evine gitmeye karar verdim.

Ahunun yanına gidip dışarıya çıkacağımı korkarsa Egemeni çağırabileceğini zaten kısa sürede döneceğimi söyledim ve yola koyuldum.

Otobüsün son seferine yetişmiştim. On beş dakikaya yakın yolculuktan sonra inmek için düğmeye bastım ve durakta indim.

Hava biraz soğuk olduğu için üstüme ceket giyip çıkmıştım ancak ona rağmen halâ üşüyordum. Sitenin güvenliği beni geçen günden tanımıştı ve geçmeme izin vermişti.

Elimdeki poşetle kapıda bekliyordum. Ne diyecektim ki sana helva yaptım kıyamadım mı diyecektim. Ya da kapısına bırakıp gitse miydim?

En sonunda kafamdaki tüm düşünceleri atıp zile bastım ve beklemeye başladım. On saniye kadar sonra kapı açıldı ve karşımda üstsüz bir Savaş vardı. Gözlerim aniden gördüğüm şey karşısında büyüdü. Anında pişman olmuştum geldiğime.

" Aa şey bugün helva yerken bir gariptin bide un helvasını isterken çok mutluydun. Karar değişince moralinin bozulduğu çok belliydi. Ben de uyku tutmadığı için helva yaptım aslında seni çağıracaktım ama ayıp olur dedim. Gerçi böyle daha çok ayıp oldu gibi ama yapacak bir şey yok artık."

Nefessiz kurduğum cümleler karşısında afallamıştı.

" Sakin ol güzelim benim için ayıp falan olmadı. Buraya kadar gelmişsin gel içeriye beraber yiyelim. Eminim çok güzel yapmışsındır."

" İçeriye gelmesem hiç, verip gitsem olmaz mı. Ahu evde tek başına da."

" Gel ısın biraz sonra bırakırım ben seni evine."

" Açık konuşacağım ısınmaya şuan gerçekten çok ihtiyacım var. Ayrıca son otobüsle geldim buraya ve nasıl döneceğim diye düşünüyorum. Taksi diyebilirsin ama çantam yanımda değil. O yüzden geliyorum içeriye."

Kapıdan çekilip içeriye geçmem için yer açtı.

" Bu arada evet helvayı irmikli yapmaya karar verdiğiniz zaman moralim bozuldu ama şuan mutluyum çünkü bu helvayı tek başıma yiyeceğim."

Gerçekten helva yemeyi seviyordu.

" Yani helva altı üstü bir insanı nasıl bu kadar mutlu edebilir gerçekten anlamıyorum."

" En son helvayı ailemin cenazesinde yedim ve o gün bu gündür helva yemedim aksine nefret ettim. Ama sen bugün helvadan bahsedince gariptir ki canım helva yemek istedi. Normalde de un helvası severdim yani eskiden . Annem un helvasını çok güzel yapardı. İrmik helvasını yapamazdı o yüzden ne annem,ne babam ne de ben irmik helvası sevmezdik. İrmik yerken ki surat ifadem de bundan kaynaklanıyordur büyük ihtimalle."

" Anladım. Başın sağ olsun ya da geçmiş olsun gibi şeyler demeyeceğim çünkü geçmiyor ne olursa olsun. Ama anlıyorum seni."

Oturma odasına geçtik sıcaktı içerisi üstümdeki ceketi çıkartacağım kadar sıcaktı hem de. Sonra karşılıklı olarak koltuklara oturduk Savaş helvasını büyük bir zevkle yerken ben onu izliyordum. Helvayı bitirdikten sonra bakışları bana takıldı.

" Sen yiyecek mıydın demiyorum yiyecek olsaydın iki kaşık getirirdin."

" Seni izlerken doydum ben emin olabilirsin."

Keyiflenmişti.

" Demek beni izlerken doydun."

" Evet, o kadar iştahlı yiyordun ki ben bile buradan aldım o lezzeti."

" Çok daha lezzetli şeyler var bu hayatta."

" Ne gibi mesela?"

" Bir gün tatıracağım sana onları."

" Belki sevmem ,belki bana lezzetli gelmez. Hem nereden biliyorsun lezzetli olacağını?"

" Emin ol tattığın zaman neden daha önce tattırmadın diyeceksin. Eğer ki sevmezsen veya hoşuna gitmezse zorlamayacağım seni bundan emin olabilirsin."

" Söz mü?"

" Söz."

Biraz durduktan sonra kalkıp onun oturduğu koltuğun diğer ucuna oturdum. Ve ona bakmaya başladım.

" Ne oldu? Bir şey mi soracaksın?"

" Seni dinlemek istiyorum. Sen nasıl dün beni dinlediysen bugün de ben seni dinlemek istiyorum."

" Dinlemek isteyeceğin bir hikayem yok benim."

" Olsun ne olursa olsun dinleyeceğim. Anlatmak istemesen bile anlatmak zorundasın."

Derin bir nefes alıp bana doğru döndü.

" Adımın Savaş olduğunu biliyorsun zaten. Yirmi üç yaşındayım. Daha doğrusu gireceğim yirmi üçe. Sekiz sene önce ailemi kaybettim o kısımlar biraz karışık ama cinayet olduğunu bilsen yeter.

Sonrasında yetimhaneye düştüm akrabalarım çok bana sahip çıkma derdinde değillerdi tek çare yetimhaneydi. Kısa süre sonra bir aile koruyucu ailem olmak için başvurmuştu. Sonra koruyucu ailem beni alıp yurtdışına götürdü iyi eğitimler aldırdı. Onların da bir çocukları vardı son zamanlara kadar çok iyi anlaşıyorduk onunla ama büyüdük ve her şeyin farkına vardık. Neyse işte geçen sene de tekrardan Türkiye'ye döndüm çocukları küçüklükten bu yana tanıyorum onların aileleri de buna çok sahip çıktı. Egemen zaten kuzenim. Doruk desen babası babamın can dostuydu. Ailemin ölümünden sonraki bana hep kol kanat gerdiler ama sahiplenmediler. Daha doğru sahiplenemediler bir sürü engel vardı önümüzde. Beni büyüten aile zaten onlar aracılığıyla benim koruyucu ailem oldu. Neyse işte böyle yani benim hikayem."

" Saçma ama bir şey soracağım soyadın ne?"

" Güzel soru. Sorularla boğmuyorsun insanı."

" Eh o zaman düzgünce tanışalım bu ilk tanışmamız gibi bir şey."

Elini bana doğru uzattı.

" Ben Savaş, Savaş KARAHAN."

Uzattığı elini tuttum ve gülümsedim.

"Dila , Dila ALSANCAK."

O da gülümsedi. Sonra aniden üstüme eğildi istemsizce ben de geriye eğildim.

" Uzansam saçlarımı okşar mısın. Annem saçlarımı okşardı hep. Çok özledim onu."

Düşünmeden kafamı salladım. Gülümseyerek uzandı ve kafasını koydu bacaklarıma.

Ellerimi saçlarına daldırdım çok yumuşaklardı. Bir an hangi şampuanı kullandığını sorasım geldi ama sesimi çıkarmadım. Sonra hala üstünde bir şey olmadığı aklıma geldi.

" Üstüne bir şey mi alsaydın acaba böyle üşürsün."

"Hayır iyiyim böyle sağol düşündüğün için."

Sesi o kadar boğuk geliyordu ki görmesem ağlıyor sanırdım.

Ben saçlarını okşamaya devam ettim o sessizce durmaya devam etti.

"Dila."

"Efendim."

" Biliyor musun ben ailemi bugün kaybettim ve bugün benim doğum günüm. Bana ailemi kaybettikten sonraki en büyük hediyeyi sen verdin, teşekkür ederim."

Hiçbir şey diyemedim. Çünkü kelimeler boğazıma dizilmişti. Gözlerimden akan yaşlar onun kömür karası saçlarına düşüyordu.

Biraz sonra nefes alışları düzenli bir hal almıştı. Bu da demek oluyordu ki uyumuştu. Üzerine yanımda duran ceketimi attım. Kulağına eğildim ve fısıldadım.

" İyi ki doğdun."

Gözyaşlarım yanaklarımdan onun yanaklarına dökülürken son cümlelerim bunlar olmuştu.

Sonrasında bir söz verdim kendime bu adamın yaralarını saracak ve ne olursa olsun yanında olacaktım. Bunun sebebi anlık olarak duyduğum çekim de olabilirdi veya menfaat de olabilirdi. Her ne olursa olsun bu adamın yanında olacaktım bundan sonra.

*********

Merhabalar yeni bölüm sizlerle eksikleriyle fazlalıklarıyla böyle bir bölüm oldu. Umarım beğenirsiniz. Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiyle kalın 🖤💜

İG:majestemarjinal

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.