Elena yatağında doğruldu.
Kalbi öyle hızlı çarpıyordu ki sanki göğsünden çıkacak gibiydi.
Pencerenin önünde duran adamı görüyordu.
Uzun boylu.
Simsiyah saçlı.
Ay ışığının altında neredeyse heykel gibi duran bir yabancı.
Ama gözleri...
Gözleri normal değildi.
İçlerinde yüzyılların yalnızlığı vardı.
Elena boğazındaki düğümü yutarak konuştu.
"Sen... kimsin?"
Adam birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra sakin bir sesle cevap verdi.
"Bu sorunun cevabı biraz uzun."
Elena şaşkınlıkla baktı.
Karşısında gecenin bir yarısı penceresinden giren gizemli bir adam vardı ve adam son derece rahat görünüyordu.
"Polisi arayacağım."
"Arayabilirsin."
"Gerçekten ararım."
"Yine de gelmeleri yaklaşık yedi dakika sürer."
Elena gözlerini kıstı.
"Sen sapık mısın?"
Adamın yüzünde hafif bir tebessüm oluştu.
Üç yüz yıldır kimse ona böyle hitap etmemişti.
"Hayır."
"Peki neden odamdasın?"
"Çünkü seni korumam gerekiyor."
"Bu daha korkutucu."
Adam başını eğdi.
"Haklısın."
Bu cevap Elena'nın beklediği cevap değildi.
Adam tehditkâr görünmüyordu.
Aksine...
Sanki onu görmekten dolayı mutlu gibiydi.
Ama aynı zamanda üzgündü.
Derinden üzgün.
"Adın ne?" diye sordu Elena.
Adam yavaşça cevap verdi.
"Adrian."
"Soyadın?"
"Dracul."
Elena'nın aklına tarih kitapları geldi.
Dracul...
Bir yerden tanıyordu bu ismi.
Ama nereden?
Tam düşünecekken Adrian birden başını çevirdi.
Yüzündeki ifade değişmişti.
Sertleşmişti.
Sanki bir şey hissediyordu.
"Ne oldu?"
Adrian cevap vermedi.
Pencereye doğru yürüdü.
Gecenin karanlığına baktı.
Ve fısıldadı.
"Çok geç."
"O da ne demek?"
Bir saniye sonra apartmanın altından korkunç bir patlama sesi yükseldi.
BOOOM!
Bütün bina sallandı.
Elena çığlık attı.
Adrian ise hiç şaşırmamıştı.
Apartmanın dışında...
Siyah bir araç alevler içinde yanıyordu.
Sokak panik içindeydi.
İnsanlar kaçışıyordu.
Ancak patlamayı yapanlar insan değildi.
Çatıda üç kişi duruyordu.
Üçü de siyah pelerinler içindeydi.
Ortadaki adam gülümsedi.
Bu kişi Darius Nightfall'dı.
Vampir dünyasının en tehlikeli isimlerinden biri.
Yanındaki Markus'a baktı.
"Odada mı?"
"Evet efendim."
"Harika."
Darius'un kırmızı gözleri karanlıkta parladı.
"Adrian sonunda ortaya çıktı."
Elena aşağıdaki kargaşaya bakarken Adrian ona döndü.
"Buradan gitmeliyiz."
"Ne?"
"Hemen."
"Neden?"
"Çünkü seni öldürmek istiyorlar."
Elena birkaç saniye ona baktı.
Sonra kahkaha attı.
Sinirden.
"Özür dilerim ama şu an bir yabancı bana vampir filmi senaryosu anlatıyor."
Adrian iç çekti.
"Keşke sadece film olsaydı."
O anda odanın kapısı büyük bir gürültüyle parçalandı.
Elena çığlık attı.
Kapının olduğu yerde iri yarı bir adam duruyordu.
Gözleri kırmızıydı.
Dişleri uzundu.
İnsan değildi.
Kesinlikle değildi.
Adam gülmeye başladı.
"Lord Adrian..."
Adrian'ın gözleri karardı.
"Markus."
"Prens Darius seni selamlıyor."
Elena şok içinde kalmıştı.
Beyni olan biteni anlamaya çalışıyordu.
Ama mantığı teslim olmaya başlamıştı.
Kapıyı tek yumrukta kıran bir adam vardı.
Ve adamın gözleri kırmızıydı.
Markus Elena'ya baktı.
"İşte kehanetin kızı."
Adrian bir adım öne çıktı.
"Dokunursan ölürsün."
Markus güldü.
"Denemeye değer."
Bir saniye sonra ikisi hareket etti.
Elena ne olduğunu anlayamadı.
İki gölge birbirine çarpmış gibiydi.
Duvarlar çatladı.
Camlar kırıldı.
Mobilyalar havaya savruldu.
Markus Adrian'a yumruk attı.
Adrian saldırıyı durdurup rakibini pencereye fırlattı.
Markus üçüncü kattan aşağı düştü.
Ama ölmedi.
Ayağa kalktı.
Ve kahkahalar atmaya başladı.
"Gerçekten onu seviyorsun."
Adrian'ın yüzü buz gibi oldu.
"Sus."
Markus gülümsemeye devam etti.
"Ona da diğerleri gibi âşık olacaksın."
Elena dondu kaldı.
Diğerleri mi?
Aynı gece...
Şehrin başka bir tarafında.
Selin kafede oturmuş telefonuna bakıyordu.
"Saat iki oldu."
Garson yaklaştı.
"Bir şey ister misiniz?"
Selin homurdandı.
"Arkadaşım kayıp."
Garson ne diyeceğini bilemedi.
Tam o sırada içeri biri girdi.
Uzun deri ceketli bir adam.
Victor Kane.
Adam doğrudan Selin'in masasına geldi.
"Elena Vargan'ın arkadaşı mısın?"
Selin irkildi.
"Evet."
Victor cebinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta bir vampir vardı.
Selin önce güldü.
Sonra adamın ciddi olduğunu fark etti.
"Bu şaka mı?"
Victor başını salladı.
"Hayır."
"Sen manyak mısın?"
"Bana bunu söyleyen ilk kişi değilsin."
Selin sandalyesine yaslandı.
"Tamam. Dinliyorum."
Victor derin bir nefes aldı.
"Arkadaşın büyük tehlikede."
Bu sırada...
Şehrin altında bulunan eski tünellerde...
Azra isimli kahin gözlerini açtı.
Önündeki su dolu kaseye baktı.
Suyun yüzeyinde görüntüler beliriyordu.
Kan.
Ateş.
Savaş.
Ve iki kişi.
Elena ile Adrian.
Azra'nın yüzü gerildi.
"Başlıyor."
Yaşlı kadın ayağa kalktı.
"Bu kez sonu dünyanın sonu olabilir."
Elena ve Adrian apartmandan kaçarken sokaklar tamamen karışmıştı.
Siren sesleri duyuluyordu.
İnsanlar bağırıyordu.
Uzaktan gelen polis araçları görünüyordu.
Elena sonunda dayanamadı.
"Gerçeği anlat."
Adrian durdu.
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonra ona baktı.
"Gerçeği kaldırabileceğinden emin misin?"
Elena cevap verdi.
"Bilmiyorum."
Adrian ilk kez hafifçe gülümsedi.
"Bu dürüst bir cevap."
Sonra devam etti.
"Ben bir vampirim."
Sessizlik.
Elena birkaç saniye bekledi.
"Başka?"
"Üç yüz seksen yedi yaşındayım."
"Başka?"
"Seni öldürmek isteyen bir vampir ordusu var."
"Başka?"
Adrian şaşkınlıkla baktı.
Elena omuz silkti.
"Bu noktadan sonra her şeyi söyleyebilirsin."
İlk kez Adrian gerçekten güldü.
Ve farkında olmadan Elena da gülmeye başladı.
İkisinin de bilmediği şey...
Bu gecenin yalnızca başlangıç olduğuydu.
Çünkü çok uzakta...
Darius Nightfall bir tahtın üzerinde oturuyor ve savaş hazırlıkları yapıyordu.
Ve savaş başladığında...
Ne insanlar ne de vampirler eskisi gibi kalacaktı.