Skip to content

SİMÜLATÖR

Chapter 2 · 6 min read

SİMÜLATÖR

Chapter 2

AYNADAKİNDEN NASIL KURTULURUM?

-Eğer aynaya baktığınızda korkmaya başladıysanız gerçeği öğrenmişsiniz demektir.-

~V For Vandetta~

Yazarın anlatımı,

Genç kız çalan rahatsız edici alarmıyla ağrıyan kızarmış gözlerini açmaya çalıştı. Alarmını kapatırken telefonunun kapalı ekranından kendine baktı. Dağılmış dalgalı saçları, kızarmış burnu ve şişmiş gözleriyle ne kadar iyi olabilirse o kadar iyiydi. Ayağa kalkarak banyoya doğru küçük adımlarla ilerlerken ''Sakin ol. Aynadaki yine seni delirtecek sakın kanma!'' diye geçirdi içinden. Elini yüzünü yıkarken Meyra -aynadaki- bir anda zifiri siyah ellerini aynaya sertçe koyarak Elvin'i korkuttu.

Kalbine ekili olan korku tohumlarını kurutmuştu ama oraya yerleşen kurtçuklardan tamamen kurtulamıyordu. Ne yaparsa yapsın o kurtçuklar yok olmuyor aksine büyüyor, ruhunu kemiriyorlardı. Hâlâ oyunun farkına varamamıştı. Bulunduğu yerden bir an önce çıkması gerektiğini hissediyordu fakat bunun sadece etrafına uyum sağlayamamasından kaynaklı olduğunu düşünüyordu...

Geçmişini hatırlamayan birinin kayıp olduğuna inanıyordu genç kız. Sanki Waldeinsamkeit* (ormanda yalnız olma hissi) tam onu anlatan bir kelime kalıbıydı. Ormanın cıvıl cıvıl öten kuş seslerinden, rengarenk çiçek açan kısmından bir anda zifiri karanlık, karga seslerinin doluştuğu o soğuk ormana geçiş yapsanız nasıl hissedersiniz? Genç kız nasıl hissettiğini bilmeden kurtulmaya çalışıyordu. Çaresizce yırtık kanatlarını dike dike kaçmaya çalışıyordu. Bulunduğu yerden öğrendiği en önemli şey; En dipten canın yanmadan kurtulamazsın ve masallardaki gibi bir anda karşına kahramanın çıkmayacağı için gücü kendin elinde tutmayı bilmelisin!

Meyra koyu siyah ellerindeki uzun beyaz tırnaklarının aynaya çarpmasını sağlayarak art arda vurmaya devam etmesi genç kızın gözlerini ona dikmesi ile son bulmuştu. Her zamanki sararmış dişlerini gösteren gülümsemesiyle uzay boşluğu gibi olan gözlerini Elvin'e daha dikkatli dikti. Elvin bir kez daha tekrar etti kendine. ''Korkmayacaksın ondan. Kaçmayacaksın da. Sadece umursamayacaksın. Geçmişini öğrenmeye odaklan.'' Meyra hafif çatlak sesiyle başını sola doğru eğerek ''Beni özledin mi küçük kelebek? Beni içeri almayı ne zaman kabul edeceksin? Aynaların içi çok sıkıcı... '' dedi yaramaz bir çocuk edasıyla. Genç kızı Meyra'nın kötülük dolu olmasına rağmen masum çocuklara benzemesi öfkelendirmişti. Elvin derin nefes alıp verdi ve ''Seni. ASLA! İçeri. Almayacağım.'' diye dişlerinin arasından öfkeyle konuştu. Aynı zamanda içinden ''Ağlamak yasak. Ağlamak hissedebilmektir ve hala hissedebiliyorsam onu yok edip geçmişimi öğrenecek kadar kötü olamam.'' diye geçirdi.

Meyra kurumuş dudaklarını büzerek ''Kalbimi kırıyorsun ama küçük kelebek. Çocukken beni dışarı çıkarabiliyordun. Şimdi ne değişti? ''diye sordu alaycı bir tavırla. ''Keşke oyun arkadaşı olarak kalabilseydik. Keşke o zaman, zaman donsaydı da hiçbir şey birbirine girmeseydi. Keşke...'' diye geçirdi içinden Elvin. Sesini duygudan yoksun bırakarak ''Senin kalbin olduğunu düşünmüyorum.'' dedi sertçe.

Meyra alayla gülerek ''Emin misin? Bunları söylerken benim sen olduğumu unutuyorsun. Ben senim. Senin içindeki canavarım. Benden kurtulmak istiyorsan yapman gerekeni sende biliyorsun. Beni içeri al. Beni içeri al küçük kelebek.'' dedi kısmen doğruyu söyleyerek. Elvin'in hâlâ nerede olduğunun ve izlendiğinin farkına varamadığını biliyordu aynadaki. Elvin'e en büyük zararı sadece kendisi verebilir diye düşünüyor bu yüzden onu içeri alması için sürekli baskı uyguluyordu. Yakında kabul edilecekti bu teklifi, biliyordu. En olmadık zamanda kabul edileceğini de biliyordu. Şimdilik o en beklenmedik ana kadar zihin oyunlarıyla idare etmeye karar vermişti Meyra. Gerekirse Elvin'i gerçek anlamda delirtecek ama ona başkasının zarar vermesini önleyecekti. Her ne kadar kontrolün tamamının onlarda olsa da Meyra kazanmanın yolunu bulmak için çeşitli planlar yapmıştı ama tüm planlarındaki en önemli nokta yine Elvin'di.

Elvin onu kabul ederse her şeyi düzeltebileceğini biliyordu ama Meyra'ya yapbozun eksik parçası lazımdı. Buraya nasıl girdiler? Niye özellikle Elvin? Ve daha pek çok eksik parçayı bulmalıydı. Meyra tüm bunları düşünürken Elvin banyoyu terk edip hazırlanmaya başladı...

Mavi bir elbise giyip saçını gelişigüzel topladı. Dışarıda zombi gibi durmamak için kapatıcısını da sürdü.

Ailesi ile ilişkisi bitirdiği için ne kadar zorlansa da bulduğu işlerde çalışması gerekiyordu. Eğer ailesine muhtaç duruma düşerse onu evlendirmek istediklerini biliyordu. Böyle bir şey genç kıza göre asla kabul edilemezdi. Neden bir erkeğin arkasına saklanmak zorunda olsun ki? O bu zamana kadar Meyra ile yaşadığını yakınlarına bile fark ettirmemiş biriydi. Şirketi de yönetebilirdi. Neyse ki dedesi genç kızı haklı bulup ailesinden ayrı bir eve yerleştirmişti. İstediği zaman dedesinin ona maddi destek sağlayabileceğini bilse de genç kız için başkasının eline bakmak çok kötü bir durum. O kendi başına her şeyin üstesinden gelebilecek biri. Kimseden destek beklemeden kendi hayatını yaşadığını sanmaya devam edecekti. O gün gelene kadar...

Genç kız siyah spor ayakkabısını da giydikten sonra telefonunu, çantasını ve anahtarlarını yanına alıp arabasının yolunu tuttu. kafeye geldiğinde patronunun gelmemesine biraz şaşırmıştı. Düşünmemeye karar verdi. Başkasının hayatı onu ilgilendirmez diye düşünüp hızlıca önlüğünü bağlayıp sipariş bekleyen müşterilerin yanına gitti.

On üç numaralı masadaki kadın sipariş için çağırınca masadaki ayna adeta 'Ben buradayım. ' diye parlıyordu. Hızlıca yanına gidip aynadakini umursamamaya çalışarak ''Ne arzu edersiniz Efendim?'' diye sordu genç kız. Aynadaki de bu esnada ''Beni özledin mi küçük tatlı kız? Hadi oyun oynayalım. Burada kalmaktan çok sıkıldım. ÇIKAR BENİ!" dedi son cümlelerine doğru sesini yükselterek.

"Ben 2 kişilik kahvaltı menüsü istiyorum. İçecek olarak da çay alayım. "dedi gülümseyerek. "Hemen geliyor Efendim." dedi ve siparişi iletti Elvin... Mutfak bölümünden gelenleri de özenle masaya yerleştirirken aynayı kaldırdığı için mutlu oldu ve "Afiyet olsun Efendim." dedi çocuksu bir neşeyle. Onu izleyenlerin bu haline güldüğünü bilmiyorken mutlu mutlu işlerine devam etti.

Saat dört buçuk gibi mesaisi bitti. Psikiyatristini daha fazla bekletmemek için arabasını normalden biraz hızlı sürdü. Bir an önce konuşmasının bitmesini ve dinlenmek istiyordu. Zavallı genç kız bulunduğu yerde dinlenemeyeceğini hala anlayamamıştı... Araba sürerken bir yandan da düşünüyordu. Acaba aynadaki neden ortaya her yerden çıkabildiği halde şu an ortaya çıkmadı? Neden onu korkuttuğu halde kendisine fiziksel olarak zarar vermiyor? Yoksa birbirlerine bağlılar mı? Son sorusu onu izleyenlere ufak bir ipucu verdiğinden bi haberdi. Önceden Meyra ile nasıl yaşadığını tek tük anılar dışında hatırlayamaması onun için büyük problemdi...

Nihayet hastaneye geldiğini fark ettiğinde düşüncelerini bir kenara bıraktı ve arabasını uygun bir yere park etti. Hızla psikiyatristinin odasına doğru adımlamaya başladı...Kapı kolunu tuttuğunda derin nefes alıp verdi sakinleşmek için. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirerek kapıyı açtı ve "Gece Bey beni özlediniz mi?" dedi. Gece "Sen asla akıllanmazsın değil mi?" dedi. Kıkırdayarak "Asla" dedi genç kız. Gece gülümserken bir anda suratını asmaya başladı. Sanırım benimle ciddi bir konuşma yapacak diye düşündü genç kız Gece'nin onun sırtına en büyük zehirli hançeri saplandığından habersizce. Gece mavi gözleriyle Elvin'in gözlerine güven verici bir şekilde baktı ve "Şimdi beni iyi dinle Elvin. Sözümü de sakın kesme. Öncelikle bu benim verdiğim bir karar değil... Ah, bunu sana nasıl söyleyeceğim ki?" dedi sıkıntılı bir ifadeyle, hain.

Birden "HEY! Kendi kendine konuşması gereken benim. Ne demek istediğini anladım. Beni de tımarheneye yatırmanı istiyorlar. Her gün rapor verdiğin için benim bir deli olduğumu düşünüyorlar. Haklı mıyım?" dedi konuşurken gülerek. Ondan kurtulmak için her yere gidebilirim diye düşündü genç kız.

"Nereden anladın?" dedi Gece. Sırıtarak "Deliyim ben, aptal değil! Benimle başka ne konuşurken zorlanabilirsin ki? Neyse onu bunu boş ver de beni hangi tımarheneye alacaklarmış?" dedi göz devirerek korkusunu gizlemeye çalışan genç kız. "Öncelikle Elvin orası bir tımarhane değil. İsmi de Todesturm. Maalesef senin oraya gitmeni istiyorlar." dedi üzülüyormuş gibi yaparak. Ne saçmalıyordu yine? Beni sadece bazı şeyleri araştırmak için insanları denek olarak kullandıkları yere mi gönderecek? diye düşündü ve bağırarak "Cidden benim oraya gitmemi mi istiyorsun? Hey, deli olsam da ölmeye meraklı değilim. Sadece iyileşmek ya da normal biri gibi davranmak istiyorum ama bunu bile anlamıyor musun? Ne biçim bir arkadaşsın sen? Oraya asla gelmem anladın mı? ASLA!" dedi hiddetle genç kız. Delirmiş gibi bağırıp Gece'ye vurmaya çalıştığının farkında bile değildi. Ta ki Gece kendisine sarılana kadar. Daha sonra yaptığı harekete zıt olarak kulağına "Kaç, ben bir anda elimden kaçtığını söylerim. Bol şans." dedi...

End of chapter

5 comments