Skip to content

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 3 · 4 min read

PROJECT: ECLIPSE

Chapter 3

Üç Taraf

Bölüm 3 — ÜÇ TARAF

Karanlıkta uzanan el, Kael'in bileğini kavradığında ilk içgüdüsü savaşmaktı.

Sonra ses geldi — alçak, ıslık gibi, neredeyse eğlenmiş bir tonda. "Beni ısırırsan pişman olursun, Survivor."

Acil durum ışıkları titreyerek yanmaya başladı, kızıl bir parıltıyla odayı boğdu. Kael, karşısındaki gölgenin şeklini ancak o zaman seçebildi — uzun boylu, hareketleri tuhaf bir şekilde akışkan, gözleri karanlıkta bile parlayan bir kadın. Siyah zırhının üzerinde, Kael'in daha önce sadece söylentilerde duyduğu bir amblem vardı: içine geçmiş iki hilal.

Noctis.

"Beni kim çözdü?" diye hırladı Kael, bileğini çekmeye çalışarak. Kelepçe hâlâ oradaydı ama mekanizma paramparça olmuştu — sanki çıplak elle koparılmış gibi.

"Ben çözdüm," dedi kadın. "Adım Sable. Ve şu anda hayatını kurtarıyorum, o yüzden teşekkür etsen fena olmaz."

"Neden kurtarıyorsun?"

Sable'ın gözleri ona kilitlendi — o parıltılı, insan olmayan bakış. "Çünkü Dominion seni bir laboratuvar faresi gibi kesip biçmeden önce, Noctis Hanedanı seninle konuşmak istiyor."

Koridordan gelen ayak sesleri ve bağırışlar yaklaşıyordu. Kael, hâlâ sersemlemiş halde, masadan aşağı kaydı ve dizlerinin üzerine düştü.

"Konuşmak mı? Yoksa beni de kesip biçmek mi?"

Sable'ın dudaklarının kenarında ince bir gülümseme belirdi. "İkisi de mümkün. Ama şimdilik canlı olman lazım, o yüzden—"

Kapı gümbürtüyle açıldı ve içeri iki Dominion muhafızı daldı, silahları hazır. Sable'ın hareketi Kael'in gözünün alamayacağı kadar hızlıydı — bir an oradaydı, sonraki an muhafızlardan birinin arkasındaydı, elini boğazına dolamıştı. Diğer muhafız ateş etmeye çalıştı ama Sable, arkadaşının bedenini bir kalkan gibi kullanarak mermileri karşıladı.

"Şimdi mi geliyorsun yoksa burada mı ölmek istiyorsun?" diye bağırdı Sable, Kael'e.

Kael cevap vermedi. Sadece koştu.

Koridorlar bir kaos halindeydi. Her köşeden farklı bir çatışma sesi geliyordu — Dominion'ın enerji silahlarının ıslık sesi, ve onlara karşılık veren, çok daha ilkel ama çok daha vahşi bir başka ses: pençelerin metale çarpması, hırıltılar, kükremeler.

Feral bir koridoru köşeden dönerken önlerine çıktı — insan formunda ama insan olmaktan çoktan çıkmış bir yaratık, kolları anormal uzamış, tırnakları çelik gibi keskinleşmiş. Gözlerinde hâlâ bir insan bilinci parlıyordu, ama derinlerde bir yerde.

Yaratık, Kael'i görünce durdu. Kokladı havayı. Ve sonra, beklenmedik bir şekilde, geri çekildi — sanki ona saygı gösteriyormuş gibi.

"İlginç," dedi Sable, yürürken. "Görünüşe göre Feral kardeşlerimiz de senin ne olduğunu hissedebiliyor."

"Ben hiçbir şey değilim," dedi Kael, dişlerinin arasından. "Sadece bir paralı askerim."

"Öyle miydin?" Sable ona yan gözle baktı. "Çünkü bir paralı asker, kanında üç türün izini taşımaz."

Onlar konuşurken, tesisin ana kontrol odasına ulaştılar — ya da ulaşmaya çalıştılar, çünkü kapıda komutan ve bir düzine muhafız onları bekliyordu.

"Buraya kadar," dedi komutan, sesinde artık zafer değil, çaresizlik vardı. "Eclipse Mark bu tesisten çıkmayacak."

"O bir insan," dedi Sable, sesi soğuk bir öfkeyle titreyerek. "Eşya değil."

"O," dedi komutan, Kael'i işaret ederek, "otuz yıldır aradığımız cevap. Ve seni ona dokundurmayacağım, Noctis."

Ateş açıldı.

Kael, refleksle yere yattı ve Sable'ın gölgeler arasında kayboluşunu izledi — bir an oradaydı, sonraki an muhafızların arasında, hareketleri göz alamayacak kadar hızlı. Ama muhafızlar da hazırlıklıydı; enerji kalkanları Sable'ın darbelerini karşılıyor, onu geri püskürtüyordu.

Kael, yerde sürünürken, gözü yan koridordaki acil çıkış işaretine takıldı. Kalbi göğsünde deli gibi atıyordu ama zihni — tuhaf bir şekilde — sakindi. Yıllardır hayatta kalmanın verdiği bir içgüdü.

Kaç. Şimdi düşünmenin vakti değil.

Sürünerek yan koridora ulaştı, ayağa kalktı ve koşmaya başladı. Arkasından Sable'ın bağırdığını duydu — "Nereye gidiyorsun, aptal—" — ama durmadı.

Acil çıkış onu tesisin dışına, gece yarısı karanlığına çıkardı. Soğuk hava ciğerlerini yaktı. Etrafına baktı — tesisin dışı da bir savaş alanına dönmüştü. Dominion araçları, Feral sürüleri, ve gölgelerin arasında hareket eden Noctis savaşçıları — hepsi birbirine giriyordu, ve Kael anladı ki bu üç taraf, onun için birbirini öldürmeye hazırdı.

Beni istiyorlar. Ama neden?

Cevabı bulmak için hayatta kalması gerekiyordu.

Bir patlama onu yere fırlattı. Kulakları çınladı, gözlerinin önünde beyaz noktalar dans etti. Kendini toparlamaya çalışırken, üzerine bir gölge düştü — bu sefer Sable değildi.

Uzun boylu, teknolojik bir zırh giymiş bir Dominion askeri, tüfeğini ona doğrultmuştu. Ama tetiği çekmedi. Bunun yerine, tuhaf bir şekilde, dizlerinin üzerine çöktü — sanki ona secde ediyormuş gibi.

"Sen," dedi asker, sesi zırhın filtresinden metalik çıkıyordu. "Sen İlk Doğan'sın."

"Ne?" Kael, sersemlemiş halde sordu.

"Eski kayıtlarda yazıyordu," dedi asker, "Eclipse Mark'ın üçünü birden taşıyan biri geldiğinde... her şey değişecek."

Kael'in cevap verecek zamanı olmadı. Çünkü o anda, gökyüzünde — bulutların arasından, imkânsız bir netlikle — ikinci bir Ay tutulması başladı.

Savaş alanındaki herkes durdu. Dominion, Feral, Noctis — hepsi, bir anlığına, gökyüzüne baktı.

Ve Kael'in içinde, göğsünün tam ortasında, bir şey uyandı. Bir ısı. Bir ağırlık. Sanki damarlarındaki üç renk — kırmızı, yeşil, mavi — aynı anda titremeye başlamıştı.

Dizlerinin üzerine çöktü, acıdan bağırdı. Elleri, gözünün önünde, hafifçe parlamaya başlamıştı.

Uzaktan, Sable'ın sesi geldi, bu sefer korkuyla: "Kael! Ne oluyor sana—"

Ama Kael cevap veremedi. Çünkü zihninde, kendi sesi olmayan bir ses yankılanıyordu — eski, derin, ve sonsuz sabırlı bir ses.

"Uyanma zamanı geldi, İlk Doğan."

Devam edecek — Bölüm 4: Kayıt

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.