Skip to content

MİNEL

Chapter 34 · 20 min read

MİNEL

Chapter 34

🐣34🐣

Imposiblety'den

"Babamın işine gidiyoyuz tavşan. Ona hediyemi veyicem. Sonya, sonya, şey, hayamya amcamyaya bakıcam. Sonya babacımya evimise gidicez. Babama eybişeyeyimi gösteyicem."

Gökhan'ın olduğu kata gelmeden bunları söylüyordu Minel. Gülten, Raif ve o; asansördelerdi. Korumalar da yine yanlarındaydı, Raif onlardan ayrılmamak konusunda katıydı, kısacık bir anda bile ne olacağı belli olmazdı.

İstedikleri kata geldiklerinde Minel heyecanlandı, yine de Gülten'in elini bırakmadı. "Babane!.." dedi heyecanla. "Babamın yanına gidicem!"

"Evet babaannem, babanın odasının yerini biliyor musun?"

"Hıhı." dedi Minel, asansörün önündeki boş alanın sağını işaret etti. "Oyda. Cam yeyin yanında."

"Evet canımın içi."

Yavaşça oraya adımladılar, Raif şirkete ayak basmadığından beri yapılan dekoratif değişikliklere bakıyordu. Pek bir şey değişmemişti ama senelerini, binlerce saatini burada geçirince en ufak değişimi bile fark ediyordu kahveleri.

Gülten Gökhan'ın odasının önüne gelince kapıyı çaldı, bir şey söylemek için ağzını açtığındaysa Minel'in konuşmasıyla sustu. "Babacım, geyebiyiy miyim?"

Oradaki birkaç kişinin bakışları enerjik sesi dolayısıyla kıza döndü, Gülten'in de onunla olduğunu görünce önlerine döndüler hemen. Gülten yumuşak tavırlı, şefkatli bir kadın olabilirdi ama ne olacağı belli olmazdı, torununun izlenmesinden hoşlanmayabilirdi.

"Gel güzeller güzelim."

Minel bunu bekliyormuş gibi kapıyı açtı, bir kolu tavşanında olduğu için zorlansa da halletmişti. İçeri girince Gökhan'la göz göze geldi, adam tebessüm ediyordu, kızını görür görmez sandalyesinden kalktı.

"Bu ne güzel sürpriz güneşim?"

Kız çocuğunu kucakladı, Minel gülümseyip kollarını babasının boynuna sardı. "Seni çok ösyedim babacım. O yüsden, şey, o yüsden geymek iştedim."

Gökhan kızının bebek kokusunu içine çekti, saçlarından ve şakağından birkaç kez öptü. "İyi ki geldin bebeğim benim." dedi sadece saatler içinde kızını bu kadar özlemesine inanamayarak.

Gülten onların bu halini gülümseyerek izlerken Raif de içeri girdi, yolda birkaç çalışanla sohbet etmişti. Korumalar odanın kapısının önünde beklerken yavaşça kapıyı kapattı.

"Biz de geldik oğlum, buradayız."

Minel başını babasının boynundan kaldırdı. Kendisi yeni gelmemiş, bugündür dedesiyle değilmiş gibi karşıladı Raif'i. "Hoş geydin dede."

Gökhan sırıttı kızının bu haline, boynundan öptükten sonra "Benim kızım benim yerime karşıladı sizi." dedi sandalyesine kucağında Minel'le otururken.

Minel geri çekildi, babasının bacaklarına yan bir şekilde oturup başını kaldırdı, parlak mavi gözler kendisine dönünce anlatmaya başladı.

"Baba bis bugün, bis bugün şeye gittik. Şey... Ayışveyiş meykezi. Büsbükük biy yeydi, biy süyü mağaza vaydı."

"Öyle mi küçüğüm?" diye sordu Gökhan sahte ama Minel'in gerçek sanacağı bir şaşkınlıkla, babası kendisine Minel'i alışveriş merkezine götüreceklerini belirten bir mesaj atmıştı, her şeyden haberdardı.

Saat başı Raif'ten fotoğraf isteyip adamı çıldırtmıştı.

"Ne yaptınız alışveriş merkezinde?" diye sordu kızının kıvır kıvır saçlarını geriye iter, buklelerini nazikçe okşarken.

"Önce bana eybişe aydık. Çiçekyi eybişe. Biy de şey, tuyumya hıyka. Sonya, sonya... Şinemaya gittik. Patyamış mışıy yedim. Çok güseydi. Sonya Yapunzey izyedik. Yapunzey'i şevdim, çok güzey pyenses."

Gökhan gülümsedi, Minel'in yumuşacık yanağını okşarken "Benim prensesim daha güzel." dedi kısık bir sesle.

İnci tanesi utandı, gözlerini kaçırırken başını babasına yaslayıp bir süre öyle durdu, gülümseyerek adamın künyesiyle oynadı. "Sonya..." dedi utanışı bittiğinde. "Yemek yedik. Hambuygey yedik. Şiyine'm oydu, şey, babanemin çantasında. Ben kaybedeyeyim, o yüsden babaneme veydim."

"Sevdin mi hamburgeri?"

"Hıhı."

"O zaman bazen yeriz, her zaman olmaz çünkü çok sağlıklı değil."

"Yeysek haşta mı oyuyuz?"

Minel'in korku dolu gözlerine bakarken rahatlatıcı bir şekilde gülümsedi Gökhan, kızın avuç içlerini okşadı hemen. "Çok yersek hasta oluruz, arada sırada yersek bir şey olmaz meleğim."

"Oymas mı?"

"Olmaz."

Minel uslu uslu başını salladı. "Oymas." diye babasını tekrar ettikten sonra aklına gelen şeyle bir saniye durdu, sonra heyecanla konuştu.

"Hıı, biyiyoy muşun baba? Böyye yuvayyak şeyyey vaydı, böyye..." Elini halka şekline getirmeye çalıştı babasına tam bir tarif yapabilmek için. "Onyay soğanmış! Yenkyeyi değişti çünkü, şey, kızaydıyay. Peyniyyi çubukyay da vaydı!"

Gökhan onun bu heyecanına güldü. "Soğan halkası mı yedin sen bebeğim benim?" diye sorduğunda "Evet." dedi Minel tatlı tatlı. "Soğan haykaşı."

"Başka ne yaptınız biriciğim?"

"Şey..." Söyleyip söylememesi gerektiğini bilmiyordu, dedesiyle babaannesine baktı, sessizce oturup Gökhan ve Minel'in iletişimini dinleyen ikili kız çocuğunun bakışlarını görmeleriyle anladı Minel'in ne demek istediklerini.

Raif kapıdaki korumalardan ismini bildiği bir taneye seslendi, kapı açılınca ve adamın yüzü ortaya çıkınca "Size söylediğim paketler..." dedi, cümlesini tamamlamasına gerek kalmadan korumalar arasında bir hareketlilik oldu, araba kutularının olduğu kağıt poşet kapıyı açan korumaya ulaştırıldı.

"Buyrun Raif Bey."

"Bana değil, Gökhan'a."

"Buyrun Gökhan Bey."

Gökhan kaşlarını hafifçe çatmış, poşette ne olduğunu anlamaya çalışırken "Teşekküy edeyis." dedi Minel babasının adına da konuşarak. Koruma tepki vermedi, odadan çıktı.

"Ne bunlar?"

Kağıt poşetin içine baktı, iki tane kutu vardı. Kızı "Şana hediye aydım babacım!" diye cıvıldadığında kaşlarını kaldırdı. "Hediye mi aldın?"

"Hıhı. Süpyis yaptım! Şaşıydın, di mi?"

Gerçekten şaşırmıştı, hafifçe gülerek başını salladı. "Evet inci tanem, şaşırdım." Kızı ellerini çırptı babasını heyecanlatmasının ve güldürmesinin mutluluğuyla.

"Hadi, aç hediyeni."

Gökhan bunu duyunca özenli bir şekilde çıkardı iki kutuyu da. Gördüğü metal, siyah ve sarı arabalar kaşlarını kaldırmasına neden oldu.

"Bu ayaba bisim ayabamız! Bak babacım! Bizim ayabamızın yengi! Bu da benim şayı ayabam! Aytık ikimisin de, şey, ikimisin de ayabaşı vay!"

Gökhan güldü, gamzesi ortaya çıkınca Minel iyice mutlu oldu, ayaklarını salladı.

"Kutumu açabilir miyim babam?"

"Açabiyiyşin babam."

Siyah arabasının kutusunu önüne çekti adam, heyecanlanmıştı; doğum günü hediyesi almış beş yaşında bir çocuk gibi gülerken kutuyu yırtmadan, yırtmamaya oldukça dikkat ederek açtı. Siyah, metal olduğu için ağır arabaya dokunur dokunmaz konuştu kızı.

"Şevdin mi? Şevdin mi? Naşıy? Cevap veyiy mişin baba? Şevmedin mi?"

"Sevdim tabii ki güzelim, sevmez miyim?" Minel'i kolunu sararak kendisine çekti. Saçlarına, şakağına ve boynuna kız çocuğunun bebek kokusunu içine çeke çeke öpücükler bıraktı. Minel iyice mutlu oldu, elleri yumruk oldu ama bu sefer heyecandan ve neşedendi. Babasına gizledi kendini, Gökhan da onun bu isteğini anlayıp kollarını tamamen kız çocuğuna sararak onu gözlerden sakladı.

"Kızım bana hediye aldı, canım kızım benim." Anne ve babasına bakarak söylediği cümleyi kızının saçlarını öperek tamamladı. Raif de Gülten de güldüler Gökhan'ın bu haline; oğullarını Minel'den önce en son ne zaman böyle gülerken, saf bir şekilde mutluyken gördüklerini hatırlamıyorlardı.

"Gel Raif, biz çıkalım, Hakanlara bakalım biraz da."

Raif Gülten'in bunu söyleme nedenini anladı. Gülümseyerek ayağa kalktı, kolunu kadına uzattı. "Bana eşlik eder misiniz güzeller güzeli hanımefendi?"

Gülten güldü, eşinin koluna girip başını omzuna yasladı. "Bu soruya cevabımı vereli kırk seneden fazla oluyor."

Raif ve Gülten böyle konuşarak, birbirlerine nazlanarak odadan çıktıktan sonra içeride kalan baba ve kız birkaç dakika öylece oturdular, Minel babasının kolları arasındayken başını kaldırıp adama baktı, Gökhan da bu bakışları görüp başını eğdi. "Ne oldu bebeğim?" dedi hafifçe gülerek.

"Baba?"

"Efendim babacığım? Efendim güzeller güzelim?"

Derin bir nefes aldı kız çocuğu, kalbinin derinliklerinden kopan cümleyi tüm içtenliğiyle söyledi. "Ben seni çok seviyoyum."

Gökhan bu ani itirafla bir an duraksadı, birbirlerine olan sevgilerini hep dile getiriyorlardı ama bunun şu an olmasını beklemiyordu. Dudakları kıvrıldı saf bir mutlulukla. "Ben de seni çok seviyorum güneşim." dedi duygu dolu bir sesle.

"İyi ki, şey, iyi ki şen babamşın."

"İyi ki sen benim kızımsın."

İkisinin de gülümseyişi büyüdü, Minel başını Gökhan'ın göğsüne yaslayınca adam bir kez daha öptü kızının saçlarından.

"Baba?" dedi Minel aklına gelen şeyle. Bazen, yalnız başına kaldığında sessizce oturup bunu düşünüyordu. İhtimaller oluşturuyordu kafasında. Tavşanıyla konuşuyordu, birkaç kez oyun odasındaki çadırına girip sessizce ağlamıştı hatta.

"Efendim biriciğim?"

"Neden önce geymedin?"

Bu öyle bir soruydu ki Gökhan o an sanki nefes bile alamadı, Aktunaların inci tanesi babasının bu halini fark etmeden devam etti.

"İşyeyin mi vaydı? Babanemyeyin de mi işi vaydı? Neden geymedinis yanıma?"

Gökhan'ın yüzündeki gülüş her soruyla daha fazla soldu. Öyle olmak sonuna kadar hakkıyken kızgın ve kırgın olmayan, aklına takılanları aksine masum bir tavırla soran kızına baktı.

En büyük vicdan azabını soruyordu meleği, nasıl açıklayacaktı?

"Şey... Ben sizi ösyedim, neden geymediniz hiç? Biy tek, biy tek annemye Aykut vaydı. Onyayya mı küştünüz? Şey... Aykut'a mı kısdın, o yüsden mi geymedin?"

Gökhan iki yana salladı başını, Ceyda'ya olan öfkesi yüzünden Minel'e geç kavuşmuştu ama hâlâ daha annesinin ölümünü atlatmaya çalışan, onun kötü bir anne, kötü bir insan olduğunu anlamadan Ceyda'yı özleyen kız çocuğuna bunu söyleyemezdi. Daha beter yaralardı kızını.

"O zaman, şey..." Minel'in yüzüne bir hüzün oturdu, başını babasının göğsüne yaslarken gözlerini oynadığı künyeye indirdi; zayıf ve kırık bir sesle sordu onu çadırına sokup sessizce ağlatan ihtimali.

"Çok mu ağyadım bebekken? O yüsden mi geymedin? Kısdın mı bana? Ama, şey... Heykes mi kızdı? Çok mu yayamas bebektim?"

"Hayır babacığım, hayır." diye itiraz etti Gökhan çaresizce. "Yaramaz olduğun için değil; olsan da sıkıntı olmazdı, olmaz. Sadece..." Ne diyebileceğini düşünmeye çalıştı, gözlerini zeminde dolaştırdı.

"Biz..." dedi yavaşça. "Annenle boşandık, yani evli değildik artık."

"Aykut'ya evyi."

"Evet, onunla evliydi artık annen. Bu yüzden birbirimizi görmüyorduk. Bana senin doğduğunu söylemek için bir mektup yazmış bu yüzden."

"Mektup mu?" diye sordu Minel şaşkınca.

"Evet, mektup." dedi Gökhan başını sallayıp. İnandırıcı olmak için uğraşıyordu. "Mektup bizim eve gelirken kaybolmuş, postacılar yanlışlıkla kaybetmiş, bu yüzden ben seni öğrenemedim, baban olduğumu bilmiyordum."

Kız çocuğu anlatılanları zihnine oturtmak için bekledi, bu sırada babasının künyesiyle oynuyordu. "Mektup kayboydu, şen biymedin."

"Evet meleğim, bilsem ben senden ayrı kalır mıydım? Kalmazdım."

"Sonya neyden öğyendin?"

"Annen bir işi olduğu için uzaklara gitmek isteyince bana güvenmiş, bu yüzden bir mektup daha yazmış. Hatırlıyor musun bebeğim, arılı çantanda bir kağıt vardı."

"Hıhı."

"O kağıt annenin mektubuydu, ben onu okuyunca senin benim kızım olduğunu öğrendim."

Asıl olanların yumuşak haliydi anlattıkları, baştan sona yalan söylemediği için sevindi adam, kızına yanlış şeyler anlatmak hoşuna gitmiyordu, büyüyüp gerçekleri öğrendiğinde kandırılmış hissetmesinden, güveninin kaybolmasından korkuyordu.

"Hayamya Hakan amcam bana söyyedi. Neden şen söyyemedin?"

Derin bir nefes aldı Gökhan. Nasıl derdi biriciğine onu kabullenmekte zorlandığını? Minel'in büyüyünce öğrenmesinden en çok korktuğu şey belki de buydu. Çok üzülürdü inci tanesi, ağlardı hatta. Bu düşüncelerle kendini dövmek istedi Gökhan, neredeydi aklı hayatını hiç olmadığı kadar güzelleştirecek meleğine soğuk davranırken, hatta onu korkuturken?

"Ben heyecanlıydım." diye yalan söyledi Minel'in cevap beklediğini fark edince. "O yüzden halanla amcan söyledi."

Kız çocuğu bu cevaba tebessüm edip başını babasının göğsüne yaslayınca adam kendini daha da kötü hissetti, yutkunamadı sanki. Kızına sarılı olan kolunu sıkılaştırdı, kıvırcık saçlara art arda öpücükler bırakırken içinden defalarca özür diledi.

Hiçbir zaman, hayatı boyunca hiçbir zaman ne Minel'i erken bulmayışının ne de ona hak ettiği gibi davranmayışının suçluluğunu üzerinden atabilecekti.

"Amcamyayya, şey, hayamın yanına gidebiyiy miyim?"

"Gidebilirsin tabii, hatta beraber gidelim." Minel'le ayağa kalktı, siyah oyuncak arabasını da aldı. "Yürümek ister misin, kucağımda mı duracaksın?"

"Kucakında."

Kızının boynundan öptü birkaç kez, Minel utanarak babasının boyun girintisine yatırdı başını, tavşanı tutmayan eli adamın künyesine gitti her zamanki gibi.

"Önce Hakan amcana gidelim. Ben odaya girmeyeceğim babacığım, sen gir, amcana halanın odasına gitmek istediğini söyle, tamam mı?"

Bunları söyleme nedeni Hakan'ın farklı departmanların müdürleriyle toplantıda olmasıydı. Eğer toplantıyı bölen kişi Gökhan olursa Hakan sakin bir sesle uzun cümleler kurarak Gökhan'ı çıldırtırdı, Gökhan bu yüzden Minel'i odaya sokarak toplantıyı bitirtecekti.

"Şen neden geymiyoyşun baba?"

"Ben de o sırada Engin amcanı çağıracağım bir tanem, o yüzden."

"Hayamın odaşına mı?"

"Evet, halanın odasına."

"Tamam."

Toplantı salonunun kapısına geldiklerinde Minel'i yere bıraktı Gökhan. "Kapıyı çalmana da gerek yok güzelim." dedi kayıtsız bir tavırla. "Kimse sana laf edemez."

"Ama öyye oymas babacım." diye itiraz etti Minel. "Kapıyı çaymamıs geyek. İçeyi giymek için, şey, giymek için isin ayıcaz. Ben öyye yapmıyoydum, sonya öğyendim. Şimdi, şimdi yapıyoyum."

"Tamam, çalmak istiyorsan çalabilirsin güneşim."

Minel bunu duyduktan sonra kapıya vurdu zayıfça. "Amca..." diye seslendi. "Hakan amcam, geyebiyiy miyim içeyi?"

"Gel."

Hakan'ın şaşkınlık bulaşmış sesini duyunca gülümsedi, kapı kolunu zorlanarak indirip içeri girdi, Gökhan kapı aralığından bakıp Hakan abisinin içeride olduğundan ve Minel'i gördüğünden emin olduktan sonra adımlarını Engin abisinin odasına yönlendirdi.

Minel içeride insanları görmesiyle utandı, hemen masayı geçerek Hakan amcasına koştu. Hakan kızı koltuk altlarından tutarak kucağına aldı, tatlı bir şaşkınlık vardı üzerinde.

"Sen ne zaman geldin ufaklık?" diye sordu şefkatli bir sesle.

"Biymiyoyum."

İnci tanesinin saatlerini bilmediğini hatırlayınca bu konuda daha fazla soru sormadı. Kız çocuğunun saçlarından öptü nazikçe.

"Demek sen de toplantıya girmek istedin güzelim."

"Topyantı mı?"

"Evet, toplantı. Bak, o yüzden buradalar."

Masada oturanlar gösterilince Minel gözlerini insanlarda gezdirdi, herkes kendisine bakıyordu, bu yüzden Hakan'a gizlendi, utandığı için kimseyi gözlerini açarak inceleyemiyordu.

"Kötü şey mi yaptım?"

"Hayır, amcam. Kötü bir şey yapmadın, kimse de sana kızmıyor. Hatta sen burada olduğun için çok mutlu oldular, öyle değil mi?" Başını kaldırıp masadakilere baktı. "Lütfen kısık sesle konuşun." diye uyardıktan sonra cümlesinin sonunu tekrar etti. "Çok mutlu oldular, öyle değil mi?"

"Evet."

"Çok mutlu olduk."

"Kesinlikle."

"Haklısınız Hakan Bey."

Bir ağızdan çıkan ve normalden daha düşük bir desibeldeki sesler Minel'i gülümsetti, yanakları hafifçe kızarırken başını kaldırıp Hakan'ın sakallı, keskin hatlı yüzüne baktı. Elini özenle düzeltilmiş dalgalı saçlara uzattı, çıkan bir tutamı yerine iterken "Şey..." dedi yavaşça.

"Söyle güzelim."

"Babam dedi ki, dedi ki hayamın odaşına gey. O Engin amcamı çağıycak. Şey, ayye topyantışı yapıcaz."

Yeğeninin az önce duyduğu toplantı kelimesini kullanışına güldü Hakan dayanamayıp, kız çocuğunun şakağına uzun bir öpücük kondurduktan sonra önündeki dosyayı kapattı.

"Toplantı bitmiştir arkadaşlar, toplantının geri kalan kısmını başka bir gün gerçekleştiririz, sarf ettiğiniz emek için çok teşekkür ederim." Ayağa kalktı. "Hepinize iyi günler, iyi çalışmalar."

"Çok kibay biyişin amca."

"Öyle mi, çok teşekkür ederim ufaklık."

"Şey, benim babam da kibay. Ben teşekküy edicem diye etmiyoy." Başını sallayarak kendisini onayladı.

Hakan Minel'in Gökhan'ın kabalığı için böyle bir neden buluşuna gülümsedi. Büyüyünce gerçekleri görecekti ama o zaman da bir şey değişmeyecekti, inci tanesi dev adamı bu haliyle seviyordu.

Hale'nin bordo duvarlarda gümüş renkli çerçeveler içinde siyah ve gri ağırlıklı, genelde eski şatoları veya uzun koridorları gösteren tabloları olan; bir duvarı boydan boya cam odasına girdiklerinde Minel "Biz geydik!" diye cıvıldadı.

"Bebişim gelmiş!"

Hale hızla ayağa fırladı, abisinin kollarından Minel'i aldığı gibi öpücüklere boğdu, kız çocuğu sevimli bir şekilde gülüp ayaklarını salladı. "Meyaba hayacım."

"Bir de halacığım diyor, ben seni yemeyip ne yapayım? Söyle bana, ne yapacağız?"

"Şey..." dedi Minel gözlerini kocaman açıp. "Sayıyabiyiyiz." Kollarını kaldırdı, Hale onun bu haline gülüp koltuk altlarından tuttuğu kızı tam anlamıyla kucağına alıp beline sarıldı.

"Bu sevgi gösterisi yeter! Sıra bende."

Sarılışları beş saniye bile sürememişti, Hale Engin'e kötü kötü baksa da Engin buna aldırmadı. "Merhaba amcasının gülü." dedi yumuşak bir sesle. "Ne iyi ettin de geldin ballım."

"Meyaba amca, teşekküy edeyim."

Engin "Ne iyi ettin de geldin." cümlesine edilen teşekküre güldü, Minel'in boynundan birkaç öpücük çaldı. "Oh ne! Ne kadar çok özlemişim."

"Abart biraz daha."

Gökhan'ın homurtusunu duyunca o tarafa döndü. "Bir şey mi dedin, duyamadım." dedi sahte bir samimiyetle. Gökhan dümdüz bir suratla ayağa kalktı. "Kızımı bana ver."

Engin Minel'i göğsüne bastırıp sırtını Gökhan'a döndü. "Vermem bal kızımı."

Gökhan tam "Lan!.." diye çıkışacaktı ki Minel'in varlığı aklına geldi, derin bir nefes aldı. "Abi..." dedi sakin ama her an patlamaya hazır bir sesle. "Minel benim kızım, babası benim, sarılması gereken de benim."

Engin gözlerini devirip son zamanlarda çok sarf ettiği cümleyi tekrarladı. "Görmemişin bir kızı olmuş." Arkasını döndü, Minel'i nazikçe Gökhan'ın kollarına bıraktı, Minel başını kaldırıp babasına baktı.

"Meyaba babacım, naşıyşın?"

"Daha on dakika önce beraberdik güzelim."

Gökhan'ın gülerek söylediği cümleye "Oyşun." diye cevap verdi inci tanesi. Sorusunu yineledi. "Naşıyşın?"

"İyiyim babacığım, teşekkür ederim, sen nasılsın?

"Ben de iyiyim, teşekküy edeyim."

Bir sessizlik oluştuğunda Gökhan Minel'i kucaklamak için orta sehpaya bıraktığı siyah arabaya baktı, hemen onu oradan alırken "Kızım bana hediye almış!" dedi ablasına ve abilerine, özellikle abilerine bakarken.

"Canım kızım..." Minel'in saçlarından öptükten sonra sırıttı gözlerini Hakan ve Engin'in üzerinde gezdirirken. "Kız evlat cidden bir başka oluyor. Siz bilmezsiniz tabii. Geliyor, 'babacım' diyor tatlı tatlı, alışveriş merkezine gidince beni de düşünüp hediye alıyor. Çok da şirin. Kız babası olmak ayrı bir şeymiş."

Gözlerini düz bir suratla kendisine bakan abilerinden çekip Minel'e çevirdi, abilerini kıskandırma çabalarını unuttu kızının yeşil gözleriyle denk geldiğinde. Az önceki nispet yapan sesi gitti, içten ve kısık bir sesle konuştu.

"Minel'imin babası olmaksa çok ayrı bir şeymiş."

Kız çocuğunun burnundan ve alnından öptü, daha sonra abilerine döndü yine. "Siz bu hissi tadamayacaksınız ama üzülmeyin. Yeğeninizi seversiniz." Kaşları çatılırken ekledi. "Uzaktan seversiniz."

Hale kardeşinin bu haline güldü, ellerini çenesine yaslayıp abilerine baktı bozuk suratlarını daha iyi görebilmek için. Engin gözlerini devirirken kollarını kavuşturdu, Hakan'ın kolları Gökhan'ın ikinci cümlesinden sonra kavuşmuştu.

"Uzaktan sevecekmişiz, sen mi engel olacaksın bize?"

"Evet?"

"Olamazsın!" Sesini çok hafif yükseltmişti Engin, Minel'in irkilmediğini görünce devam etti. "Minel benim yeğenim, sarılmak benim de hakkım!"

"Benim kızım?"

"Olabilir. Bu bize engel olabileceğin anlamına gelmez."

Gökhan'ın dudağının sağ kenarı kıvrıldı hafifçe. Alaycıydı, yavaşça konuştu. "Gelir."

Engin kaşlarını çattı, bir şey diyecekti ki Minel'in zayıf sesiyle sustu. "Kavga mı ediyoyşunuz?"

Gökhan'ın tüm alaycılığı kayboldu, bakışlarına şefkat yerleşirken "Hayır bebeğim benim." dedi hemen. İnci tanesinin yanağını okşadı. "Şakalaşıyorduk, bak, amcan kızmadı hiç." Engin ve Hakan gülümsediler aynı anda. "Bak babacığım, gülümsüyorlar."

Kız çocuğu rahatladı; Engin amcasının kaşları çatılınca, babası görmeye alışık olmadığı bir şekilde gülünce bir an korkmuştu. Kimsenin kavga etmesini istemiyordu.

"Dedemye babanem neyde?"

Gökhan'ın kaşları çatıldı, anne babasının varlığını unutmuştu. "Harbiden..." dedi hafif bir merakla. "Nereye kayboldular ana-" Çenesini sıktı kendisini susturmak için, Minel'in meraklı bakışlarını görünce gelecek soruyu anlayıp "Ananas." diye çevirdi. "Nereye kayboldular, ananas almaya mı gittiler?"

Hale ve Engin kardeşlerinin çırpınışına gülerken Hakan dudağının kenarını kaşıdı, gülüşünü gizlemeye çalışıyordu.

"Ananaş mı? Ne o?"

"Meyve adı güneşim."

"Naşıy biy meyve?"

"İçi sarı bir meyve, çok seveceğine eminim."

İnci tanesinin gözleri büyüdü. "Ne?" dedi heyecanla. "Sayı mı? Naşıy sayı? Geyçekten mi? Mus gibi mi sayı?"

"Pek muza benzemiyor babam, bak." Telefonunu orta sehpanın üzerinden alıp internetten ananas fotoğrafı açtı. "Dışı böyle, içi böyle."

"Geyçekten sayıymış! Dışı çok değişik! Saçyayı vay, yeşiy saçyayı!"

Gökhan kızının tuhaf benzetmelerine alışmıştı ama gülüşüne engel olamadı, Minel'e göre her şeyin saçı vardı. Fırçanın saçları, halının saçları ve şimdi de ananasın saçları...

"İstersen marketten aldırırız."

"Neydeki mayketten? Buyaya geyiyken, şey, buyaya geyiyken göydüm. O mayket mi? Oyaya mı gidicez?"

Şirketinin arabayla bir iki dakikalık mesafesinde büyük bir market vardı, Minek gelirken otoparkı olan o binayı görüp babaannesiyle dedesine ne olduğunu sorduğu için biliyordu market olduğunu.

"Tamam, oraya gideriz."

Gökhan'ın fikri ananası Kâmil'e aldırmaktı ama Minel'in "Oyaya mı gidicez?" derkenki hevesini görünce bu fikirden vazgeçmiş, direkt oraya gideceklerini söylemişti. Minel'e gitmek isteyip istemediğini net bir şekilde sorsaydı cevap olarak bir "Biymem." alacağını biliyordu.

Kapı tıklatıltı. "Hale, girebilir miyiz bir tanem?"

Hale babasının sesini duyar duymaz gülümsedi. "Tabii ki babacığım." deyişinden sonra Raif içeri girince hemen ayağa kalktı. "Hoş geldin babacığım."

Raif beline sarılan kollarla gülümsedi, Hale'nin şakağından uzunca öptü. "Hoş buldum güzelim."

"Ben de buradayım."

Hale annesinin sesiyle güldü, babasına sardığı kollarını gevşetip hafifçe geri çekildi, Raif'in hemen yanında asık yüzle duran kadına baktı. "Beni de görebildin." diye söylendi Gülten.

"Ben seni hep görüyorum anneciğim, sadece gözüm babama takılıyor, o yüzden."

"Hep bir bahane." dedi Gülten bıkkınca. Böyle davranması işin şakasıydı, Hale ve Raif'i izlerken içine huzur doluyordu çoğu zaman.

"Babane, dede, ananaş aydınıs mı?"

Raif hafifçe kaşlarını çattı. "Anlamadım dedem." dediğinde Minel "Şey..." dedi heyecanla. "Babam dedi ki, dedi ki ananas aymaya gittiniz. Biz de gidicez. Ama ananaş aymadınız. O zaman, şey, maykette yok muydu? Neyden ayıcaz ananas baba?"

"Evet baba, ananas almaya gittiniz." diye destek çıktı Engin. Ellerini beline koydu, kaşlarını çattı. "Neden almadınız? Gülten Sultan, cevap istiyorum. Neden ananas yok sizde?"

"Evet anne, o kadar da dedik size. Neden almadınız ananas? Babacığım sana da cidden aşk olsun, biricik kızına ananas alamadın mı? Minel görüyor musun? Unuttular ananasımızı halacığım."

Raif kaşlarını çatarken Gülten neye uğradığını şaşırdı. "Ananas mı almamızı istemiştiniz?" diye mırıldandı. "Ama biz şirketten çıkmadık, öyle bir şey de duymadım. Sen duydun mu Raif?"

Raif ağzının içinden "Dalga geçiyorlar bizimle Gülten." diye konuştu. "Görmüyor musun?" Sesli bir şekilde konuşamamıştı çünkü Minel'e "ananas" yalanını uydurduklarına göre bu işin arkasında başka bir şey vardı, bir şeyi gizlemeye çalışıyorlardı. Kız çocuğuna bakarken yüzünü düzeltti. "Ananas vardı bir tanem, biz almayı unuttuk." dedi yumuşak bir sesle.

Minel ellerini çırptı gülümseyip. "Vaymış babacım!" dedi heyecanlı heyecanlı. Gökhan tebessüm etti onun bu haline. "Gel, gidip alalım." dedi ani bir kararla. İşten çıkmasına zaten az kalmıştı, kızını bekletecek değildi.

"Geyçekten mi? Şimdi mi?"

"Evet inci tanem, şimdi."

Minel kucağındayken ayağa kalktı. "Ananaş aymaya gidiyoyuz!" dedi kız çocuğu. Gülten gülümsedi. "Gidin tabii babaanneciğim, çabuk gelin ama, eve gidip yemek yapacağız daha."

Gökhan bir şey demedi, Minel "Tamam babane." dedi kafasını sallayıp.

Odadan çıktılar, Gökhan asansörün tarafına yöneldi: önce Kâmil, sonra diğer korumalar yanında belirdi. "Şirketten mi çıkıyoruz Gökhan Bey?" diye sordu Kâmil.

"Evet, odamdaki poşeti alıp gel. Sarı bir oyuncak araba ve kutusu, hiçbir zarar gelmesin."

Sorgulamadı Kâmil; Gökhan Bey'in istediği şeyleri, özellikle Minel hayatına girdiğinden beri istediği şeyleri sorgulamayı bırakmıştı. Bir gece ondan bir metre boyunda bir oyuncak ayı da istenebilirdi, bir futbol sahasını tamamiyle ayırtması veya bir uçağa "Minel'in babası benim." yazısı bağlattırıp tüm İstanbul'un üzerinde uçurması da. Hiçbirini garipsemezdi.

"Uçağa yazı bağlattırmak nasıl aklına gelmedi Gökhan Bey'in?" diye düşündü "Tamam Gökhan Bey." demeden önce.

"Şimdi ananaş aymaya gidiyoyuz tavşan. Koytukuma otuydum. Maykete gidicez, büşbüyük maykete. Buyanın, şey, buyanın yanında."

Gökhan kızının elemanla konuşmalarını duyunca hem kızının şirinliğine gülümsedi hem de elemandan nasıl kurtulacağını düşündü, bir sürü peluş tavşan alıp "Ailesi tavşanını almaya geldi, çocuklarını çok özlemişler." dese?

"Baba?"

"Efendim meleğim?"

"Şey..." Tişörtünü sıkıp bıraktı inci tanesi. "Ananaştan heykeşe ayayım. Hayamya, şey, Engin amcam da iştemiş."

"Tamam bebeğim benim, alırız."

Otoparktan çıktıklarında Gökhan aynasından korumaları kontrol etti, sekiz korumanın oturması için aldırdığı büyük araba peşlerinden geliyordu.

Market çok yakındaydı, yine de gelmeleri trafik yüzünden on dakikayı buldu. Gökhan Minel yanında olmasa bu trafiğe söylenir, hatta küfrederdi. Şimdiyse şarkı söyleyen kızı yolun daha da uzun sürmesini diletiyordu ona.

"Ayi Baba'nın biy çifyiki vay, çifyiğinde kediyeyi vay. Miyav, miyav diye bağıyıy çifyiğinde Ayi Baba'nın."

Bir yandan da çocuk koltuğunun izin verdiğince iki yana sallanıyordu kız çocuğu yeni öğrendiği ve sevdiği -favorisi hâlâ Kırmızı Balık'tı ve Kırmızı Balık'ı günde beş kez söylemeye devam ediyordu- şarkıyı söylerken.

"Geydik!"

"Evet babam, geldik."

Gökhan arabadan inerken yan koltuktaki oyuncak arabası gözüne çarptı, bayramlıklarını baş ucuna koyup uyuyan çocuklar gibi davranmayı umursamadan aldı oyuncağı. Bu ona biriciğinin hediyesiydi.

"Gel bakalım." Minel'i koltuktan aldı. "Yürümek mi istersin küçüğüm, kucağımda mı kalacaksın?"

"Şey..." dedi Minel market dolaplarının alt raflarındaki ürünlere dokunmanın, onları incelemenin ne ladar güzel olabileceğini düşünürken. "Yüyümek iştiyoyum."

Gökhan Minel'i yavaşça yere bıraktı, kız çocuğu tulumunu düzeltti tavşanını bir elinden diğerine aktararak. En son ayakkabılarinin cırt cırtlarını da düzgün bir hale getirip doğruldu.

"Gideyim babacım!"

Gökhan onun bu halini gülümseyerek izliyordu. Bir insanın kombinlerine bu kadar takıntılı olmasını seveceğini, hatta her seferinde tebessüm ederek giysilerini düzeltmesini izleyeceğini söyleseler büyük bir ihtimalle -çok büyük bir ihtimalle- küfrederdi.

Ancak buradaydı işte, o insanın küçük elini tutuyordu yana eğilerek.

Korumalar arabalarından çoktan inmişti, yürüyorlardı. Güneş batıyordu, gökyüzü turuncu ve pembe karışımıydı. Market binasına yürürlerken "Gökyüsü çok güzey, di mi babacım?" dedi Minel heyecanla. Gökhan cevap veremeden kızı başka bir şey görüp konuştu. "Bak, kuşyay vay, biy süyü!" İşaret parmağıyla elektrik telinin üzerindeki kuşları gösterdi.

"Evet babam, bir sürü kuş var."

İki sıra arabayı geçtiler, otoparktan çıkmalarına az kalmıştı. Hafif, ılık bir rüzgar esti. Minel'in saçları uçuştu ve o an o uğursuz ses duyuldu.

Silah sesi.

Telin üzerindeki kuşlar uçtu.

Gökhan durdu hemen, Minel'in yüzündeki tebessüm silindi. Babasının bacağına yapıştı korkuyla. Gökhan yere çöküp kızını kucağına alırken korumalar etrafını sardığı için bir şey göremiyordu. Göremiyordu ama duydu.

"Gökhan Aktuna, elma sirkesini beğendin mi?"

Dudaklarından bir küfür fırladı; o an Minel'in yanında küfretmemesi gerektiğini, sırf argo kullanmamak için "ananas" deyişi yüzünden buraya geldiklerini unutmuştu.

"İki kişi peşinden gitsin!" diye bağırdı Minel'in başını göğsüne bastırıp kulaklarını kapatırken. "Hemen!" Adamı yakalarlarsa bu işin arkasında kim olduğunu öğrenirlerdi.

Geri kalan altı korumaya baktı. "Arabama dönüyoruz." deyip ayağa kalktı. Bir iki adım atmadan başka bir silah sesi duyuldu. "Başka biriydi." dedi bir koruma. Gökhan'ın bir şey demesine fırsat bırakmadan iki kişi daha o tarafa fırladı.

Dört koruma kaldı. Dört koruma ve baba kız.

"Baba..."

Minel'in korkulu mırıltısını duyunca Gökhan başını eğdi, kızının bir kulağını hafifçe açıp konuştu. "Bir şey yok bebeğim, ben yanındayım, babalar kızlarını korur." Bir yandan da korumaların arkasından çıkmadan ne kadar hızlı gidebilirse o kadar hızlı bir şekilde arabasına gidiyordu.

"Babayay kızyayını koyuy."

Başını salladığı sırada korumalar durdu. Birinin beline davrandığını gördü, korumalar o tarafa yığıldı. Çok yakından bir silah sesi daha geldi, Gökhan anladı orada da bir adam belirdiğini, küfretti. Her yerden birisi çıkıyordu, kızı yanındaydı. Minel yanındaydı!

"Gökhan Bey!"

Kâmil'in bağırtısını duydu, o tarafa baktı, korumalar diğer tarafa yığıldığı için Kâmil'i görebiliyordu.

Sadece Kâmil'i görmedi, onun önündeki silahlı adamı da gördü. Silahlı adamı ve kucağında duran, kollarını sıkıca boynuna sarıp "Babayay kızyayını koyuy." diye sayıklayan kızına doğrultulan silahı.

"Babayay kızyayını..." Bir silah sesi daha duyuldu.

Ve o silah sesi, Aktunaların kumaşına kan bulaştırdı.

End of chapter

3 comments