Skip to content

Manolya

Chapter 2 · 5 min read

Manolya

Chapter 2

2. Bölüm: 2 Çiçek

  1. Bölüme kendi düşüncelerim hakkında yazı yazmamıştım buna yazmak istedim. Umarım hikayenin gidişatını seviyorsunuzdur :)

    Hikaye hakkında yorumlarınız varsa mutlaka belirtin. Eleştirileriniz varsa onlarıda bekliyorum♡

    İYİ OKUMALARRR(*^^*)
Bir çiçekçinin sahip olabileceği en tehlikeli yetenek, elindeki buketin kime ve neden gittiğini anlamaktır.

Arkamı dönüp uzaklaşırken geriye dönüp bakmamak için kendimi çok zor tuttum. Acaba hâlâ bana bakıyormuydu? Serdar Beyi aklımdan silip yürümeye sahilin tadını çıkarmaya devam ettim. Evimin önündeki loş sokak lambasının önünde duruyordum. Saat 22.15'ti. Her zamanki geldiğim saatten 15 dakika geç gelmiştim. Apartmandan içeriye girdim ve ikinci katta olan evime yöneldim. Ailemle yaşamıyordum artık. Kendi ayaklarım üstünde durmak için bu eve çıkmıştım. Aynı zamanda aile tramvalarımda ayrı eve çıkmama sebep olmuştu. Kapıyı açmamla beraber kedim Milo kapının önüne koşarak geldi. Kızmış gibi bakıyordu. Nedenini anlamadan içeriye girdim. Çantamı bıraktım ve Miloya mamasını koydum. Belkide maması geciktiği için kızmıştı. Evim 1+1 küçük bir ev. Ama içini binbir emekle düzenledim ve burası artık benim için bir cennete dönüşmüştü. Aile evindeki o baskıcı ketum hava burada yoktu.

Odama geçtim. Odam evimde sevdiğim en güzel kısımdı. Yatağıma, peluşlarımın yanına uzandım. Öylece tavanı seyrettim. Akşam deniz kenarında yaşadığım şey gözlerimin önüne geldi tekrar. Kendimi sarstım.

"Kendine gel. O bir müşteriden başka bişey değil." dedim kendimi ikna etmeye çalışır gibi.

Mutfağa geçtim ve kendime bir şeyler hazırladım. Televizyondaki akşam programlarına baktım ve yatak odama geri döndüm. Biraz telefonumda vakit geçirdim ve uyudum.

Sabah alarmın çalmasıyla beraber kalktım. Kendime güzel bir kahvaltı hazırladım. Asla kahvaltı yapmadan evden çıkmam. En sevdiğim açık mavi elbisemi giydim, saçımıda alelade bir topuz yaptım. Milonun mamasını koydum ve dükkana doğru yola çıktım.

Yavaş yavaş denizi izleyerek gittim. Martılar yine ciyaklayarak uçuyordu. Hava yine hafif esiyordu. Dükkanı açtım ve yine aynı şeyler. Etrafı toparla çiçekleri vitrine ve dış standa koy ve müşterilere iyi davran. Kasanın arkasında oturmuş telefonda geziyordum. Kapının açıldığında çalan zili duydum ayağa kalktım ve görmek isteyeceğim kişilerden birini gördüm. Eda gelmişti. Eda benim belkide en yakın arkadaşımdı. Liseden beri arkadaşız ve birbirimizi çok iyi tanırız. Görür görmez ona doğru gittim ve sarıldım.

"Hoşgeldin Eda" dedim gülümseyerek.

"Hoşbuldumm. Çok güzel kokuyo burası." dedi Eda. Yeni girmiş olduğum buraya daha ilk defa beni ziyarete gelmişti.

Onun için bir sandalye getirdim arka odadan. Beraber oturduk, sohbet ettik.

"Eee umutla aran nasıl, nasıl gidiyo ilişkiniz" dedim Edaya.

"Güzel gidiyo gibi ama nişan tarihide yaklaştığından biraz gerginiz ikimizde." demesiyle beraber tamamen aklımdan çıkmış olan nişanı bir anda hatırladım. Nişan 22 temmuzdaydı. Yani tam 1 ay var.

"Nişan elbisemi seçmeye bu hafta içi çıkalım diyorum ne dersin?" dedi. Olur diye kafamı salladım.

" Sana hangi gün uyar? Bana kalsa yarın çıkalım." dedi Eda heyecanlanarak. Aslında olabilirdi. İşe başlayalı 2 ay olmuştu ve bugüne kadar hiç izin kullanmamıştım. Yarın için Aysun Hanımdan izin isteyebilirdim. Telefona uzandım ve

"Bakalım yarına izin var mı?" diyerek telefonu gösterdim. Aysun Hanımı aradım.

"Alo Merhaba Aysun Hanım nasılsınız?"

"İyiyim canım evimdeyim. Noldu dükkanda bir sorun mu var?" dedi merakla.

"Yok yok dükkanda bir sıkıntı yok da ben sizden yarın içşn izin isteyecektim." dedim. Başkalarının boyundurlupu altında olmaktan hoşnut olmuyorum. Başkasından izin istemek gibi şeylerden genelde sakınırım. Bu yüzden ileride kendime ait bir çiçekçi açmak istiyorum. Kendim dizayn ettiğim, istediğim saat ve günlerde açıp kapattığım bir dükkan. Aysun Hanımdan bir süre ses gelmedi.

"Olur canım ozaman ben yarın dükkana kızım Sedayı gönderiyorum. Anahtarı bu akşam ona bırakırmısın?" dedi.

"Tabiki bırakırım çok teşekkür ederim" diyerek telefonu kapattım. Eda bu kadar hızlı izin almamı beklemiyodu. Kendisi hemşireydi ve izin almayı bırak çok uzun saatler nöbete kalırdı. Umutla da zaten hastanede tanıştılar. O da nöroloji bölümünde çalışan bir doktordu. Çok tatlı bir ilişkileri vardı.

"Saat kaçta çıkıyoruz o zaman " diye sordum.

"Saat 12de seni almaya gelicem" dedi ve sohbete devam ettik.

Eda ile sohbet ederken birden dükkanın telefonu çaldı.

"Bu kadar sohbet yeter artık iş başı " dedim gülerek Eda'ya. Telefonu açtım.

"Merhaba buyrun Efsun Çiçekçilik."

"Merhaba Ilgın Hanım siz misiniz?" dedi karşıdaki kişi. Merhaba diyişinden kim olduğunu anlamıştım. Arayan Serdar Beydi.

"Evet benim. Siz de Serdar bey olmalısınız. Buyrun ne istemiştiniz?" diye sordum.

"Dünkü yaptığın çiçekten iki tane yaparmısınız. Çiçeklerin birine Sinem diğerinide Esin yazın lütfen. " dedi. Demekki iki farklı kadına aynı çiçekten gönderiyordu. Bu nasılbir adam diye düşündüm bi an. Yakında evleneceksin ve 2 farklı kadına çiçek mi gönderiyorsun.

"Adres alayım" dedim biraz sinirli bir ses tonuyla. Adresi söyledi.

"Hemen hazırlayıp gönderiyorum. İyi günler"dedim ve kapattım telefonu. Edanın yanından kalktım ve çiçekleri hazırlamak için işe koyuldum.

"Noldu niye bu kadar sinirlendin " dedi eda.

"Dün bir müşteri geldi bi kadına çiçek yaptırdı. Sonra akşam eve giderken takrar gördüm teşekkür etti adımı sordu falan şimdide iki farklı kadına farklı adreslere çiçek gönderiyor. " dedim bi hışımla. Bir yandan bukete koyacağım çiçekleri seçiyordum.

"Ohaa" dedi sadece ve nasıl çiçek yaptığımı izledi.

"Aklıma bir fikir geldi. Hangisinin aldatıldığını bilmediğim için ikisinin buketlerin en ortasına aslanağzı çiçeği koyucam. Birinin gizli bir şeyler çevirdiği anlamına gelirmiş Viktorya döneminde. Anlarlarsa kurtulurlar Serdardan."

"Demek adamın adınıda biliyosun." dedi sinsice gülümseyerek.

"Dedim ya dün akşam teşekkür etti adımı sordu diye bende nezaketen onun adını sordum yani." dedim aslanağzı çiçeklerini koyarken

Kartlara isimleri yazıp buketlerin içine koydum. Çiçek siparişlerini götüren kuryemiz Merti de aradım.

"Mert çiçek siparişi var hazırladım seni bekliyorum." dedim. Mert hızlı çocuktur. Sorumluluğunu bilir. İyi anlaşırız ve aynı yaştayız. Arada dükkana gelir sohbet ederiz. Aynı zamanda komik birisidir de. Bir kaç dakika içinde geldi.

"Selamlar çok sevgili hanımlar. Nasılsınız bakalım."

"Haydi Mert gevezeliği bırakta şu çiçekleri götür." dedim ve adres kağıtlarını eline tutuşturdum.

"Tamamdır gidiyorum ozamann" dedi. Tam kapıdan çıkıcakken

"Mert dur bir şey diyeceğim." dedim. Arkasına döndü ve sırıtarak kafasını salladı.

"Şimdi bu çiçekleri götürdüğün kadınlara iyi bak tamammı. Sonra hemen buraya gelip bize anlatıcaksın" dedim. Ciddi ve aynı zamanda sinsi bir tavırla

"Emredersiniz efendim." Dedi ve yola çıktı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.