Skip to content

Lain

Chapter 2 · 4 min read

Lain

Chapter 2

2.Bölüm

Sıcak kahvenin dumanı esintiyle karışıp yüzüme çarparken gülümsedim. Çatıya çıkıp dışarıyı izlemek beni bir nebze de olsa iyi hissetmeye zorluyordu. Aşağıdaki insanların hayatlarıyla ilgili düşüncelere dalmayı seviyordum. Ne de şanslıydılar. Dışarda, özgür, umut dolu... Onlara imreniyordum. Onlar gibi olmak istiyordum. Sıradanlığı delicesine merak ediyordum. "Sen bunu hak etmiyorsun." dedim kendime acımasızca. Bir yanım hak etmediğimi söylerken diğer yanım ben ne yaptım ki diye düşünmeden edemiyordu. Dışarı çıkmak istiyordum. "Korkağın tekisin." diye fısıldadım rüzgara karşı. Yıllardır dört duvar arasındaydım. Dışarı adım atmaktan öylesine çok korkuyordum ki bazen kendimi bütün bu olanları sorgularken bulurdum. Annemi hatırlamıyordum, babamı hatırlamıyordum, bir kardeşim ya da sevgilim var mı onu bile bilmiyordum. Tek bildiğim yüzünü bile görmediğim birinin bana sürekli olarak istediklerimi getirip kapımın önüne koymasıydı. Artık okuduğum kitaplar yetmiyordu. İzlediğim diziler anlamsız geliyordu. Dışarı çıkıp hayatın dizilerdeki gibi olup olmadığını öğrenmek istiyordum.

Kahvemden bir yudum aldım. "Acaba nasıl biriydim?" diye bir soru yönelttim kendime birden bire. Bir bilsem diye düşündüm. Keşke bir bilsem. Geçmişi hatırlamaya bazen kendimi çok zorluyordum ama bir türlü başaramıyordum. Ne olmuştu bana böyle?

İnsanları izledim biraz daha. "Çok küçükler." Gözlerimi kısıp dikkatlice inceledim. kafasında kırmızı bir bere olan kadın elinde çiçek tutan yakışıklı bir adama doğru koştu. Adam çiçeği kadına uzattı ve kadını kollarına alıp döndürdü. "Özlemiş." düşüncemi dile getirdim. Peki özlemek neydi? Daha önce birini özlediğimi hatırlamıyordum. Sadece dizilerden duyduğum kadarıyla biliyordum bu duyguyu. Birini özleyebilecek kadar sevebilmenin mümkün olmasını aklım almıyordu. Ben yıllardır tek başımaydım ve birinin eksikliğini hiç hissetmemiştim. Peki onlar nasıl hissediyordu? Bu duygu yalnızca onlara mı bahşedilmişti? Gözlemi kapattım sıkıca. "Saçmalık" dediğimde öfkelendiğimi hissettim. Benim ne farkım vardı onlardan? Ben niye özleyemiyordum? Benim neden sevebileceğim insanlar yoktu? Belki bencillik belki de kötü herhangi bir düşünce olabilir ama o an o çiftin ölmesini diledim. Soluklandım. Gözlerimi açarken bir şeylerin farkına varıyordum."Sen kötü birisin, "

Olmadığımı umdum. "birinin ölmesini isteyecek kadar kötü." Kahve bardağını aşağıya fırlattım. Bir adamın yanına düşünce sinirle yukarı baktı. Korkarak olduğum yere sindim ve yavaşça camdan içeriye girdim. Kafama vurdum "Salaksın." Bir daha vurdum. "Salağın tekisin." Bir daha. "Geri zekalısın işte." Korkmuştum ve korkumu sinire dönüştürerek kendime zarar veriyordum. Çığlık atmak, bağırmak istedim ama gücüm yetmedi sadece yere uzandım ve dizlerimi kendime çektim. Birkaç dakika sessizliğin ardından da uyuyakaldım.

Nefesim kesiliyordu, vücudumda dayanılmaz bir acı vardı. Gözlerimi sıkıca yumdum.Elimi kalbime götürüp nefes almaya çalıştım. Dokunduğum yerde bir ıslaklık vardı. Elimi kaldırıp baktığımda kalbimi tutuyordum. Her yer kan içindeydi, canım acıyordu, bağırmak, çığlık atmak istiyordum. Ağlamak, hayatı sorguya çekmek istiyordum. Yapamıyordum, ne hareket edebiliyordum, ne düşünebiliyordum, hiçbir şey yapamıyordum. Sadece elimde parçalanmaya başlayan kalbime bakıp iç çekebilmiştim. Korkutucuydu, berbattı, nefret doluydu...

Uyandığımda ter içindeydim ve ağlıyordum. Aylar sonra ilk defa ağlıyordum. Uzun zamandır rüya görmezken bir anda böylesine berbat bir rüyayı neden gördüğümü sorgulamak istedim ama buna gücüm yoktu. Zar zor nefes alıyordum. Yerde uyuyakaldığım için sırtım ağrıyor, uzun zamandır doğru düzgün yemek yemediğim için başım dönüyordu. Duvardan destek alarak ayağa kalktım ancak kalktığım anda başımın dönmesi sebebiyle yere düşüp bacağımı incittim. "Kahrolası bir gün." dedim sakinliğimi korumaya çalışarak.Tam kendime bir bardak su doldurmak için mutfağa gidecektim ki kapının çaldığını duydum. Artık alışkın olduğum bu durumu yadırgamadan kapının önüne doğru ilerleyip kapı kulbunu kavradım. Açacaktım ama bir anda duraksadım. Meraklıydım, her zaman meraklı biri olmuştum. Kimdi bana yardım eden kişi? Neden görünmek istemiyordu? Bu kadar zaman geçmesine rağmen ilk defa bu kişiyi merak ediyordum. Öksürdüm. "Kimsiniz?" ses gelmedi. Biraz daha bağırdım. "Kimsiniz dedim." yine ses gelmeyince kapıyı yavaşça araladım. Kimse yoktu. Her zamanki sepetlerden birini bırakmıştı yine o kişi. Kafamı kapıdan dışarı çıkarıp etrafa bakındım, bomboştu. Sepeti içeri alıp kapıyı kapattım.Merak ediyordum, bana yardım eden ama asla yüzünü göstermeyen bu kişiyi delicesine merak ediyordum. Kolumdaki tokayla saçlarımı bağladım. Yere oturup sepettekileri incelemeye başladım. Biraz meyve, bakliyat ve birkaç çikolata. Çikolata sevmezdim ki. Bunu bilmiyor muydu? "Hey! Ben çikolata sevmem." diye bağırdım içimden gelen bir dürtüyle. Duymayacağım biliyordum ama belki duyardı. Belki beni tanımaya başlardı.

Bir süre sonra kendimi yine elimde kahvemle çatıda bulmuştum. Hava soğuktu. Her zamanki hafif rüzgar bu sefer üşütüyordu ama içeri girmek istemiyordum. İçeri girince boğulacak gibi oluyordum. İnsanları izlemek zevkliydi çünkü bu dört duvar arasında sadece bunu yapabiliyordum. Bu sefer gözlerimin önündeki bir arkadaş grubuydu. Anlaşılan içmişlerdi ve kafaları güzeldi. İçlerinden biri yanlarından geçen köpeğe saldırarak onu korkuttu. İçimden bir küfür savurdum. Amacı her neyse yaptığı hiç hoş değildi. Ona bağırmak istedim, o köpeğe yaptığının hesabını sormak istedim ama korktum. Fark edilmekten delicesine korkuyordum. Biri eğer bir gün beni fark edecek olursa hayatım sona erecekmiş gibi geliyordu. Ölümden korkuyordum ve eğer biri beni fark edecek olursa bu en kötü ölüm şekli olur diye düşünmeden kendimi alıkoyamıyordum. Ben düşüncelere dalmışken kapıya vurulma sesiyle irkildim. Kimdi bu şimdi? "Onun gelmesine daha var." dedim kendime hatırlatma yaparak. Sessizce kapıya doğru ilerledim ve kapı deliğinden baktım. Kimse yoktu. Yavaşça kapıyı araladığımda yine bir sepetle karşılaştım. Etrafıma bakındım ama yine de kimseyi göremedim. Sepeti içeri aldığımda içinde birkaç paket kahve ve bir not olduğunu gördüm. Notta "Seni tanıyorum." yazıyordu. İliklerime kadar irkilmiştim. Beni tanıması imkansızdı, hayatımın hatırladığım hiçbir anında dışarıya çıkmamıştım. Neydi şimdi bu? "Uyumalıyım." Kesinlikle uyumam gerekiyordu. Her zaman sorunlarımdan böyle kaçmıştım. Uyumalıydım. Hızlı adımlarla odama gidip uyku ilacını aldım. Yorganıma sarılıp gözlerimi sımsıkı kapattığımda korkuyordum. Biri beni fark etmişti.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.