Büyük ve oldukça şaşalı kapıdan dışarıya çıktığımda derin bir nefes aldım. İçeriye göz attım. Abim hala konuşuyordu.
Havanın oldukça soğuk olduğunu hissettim. Ürperdim. Elbisem inceydi. Elbisemin üst kısmı yani omuz ve gerdan kısmı açıktı. Sırt kısmı da öyleydi. Beyaz tenimi ortaya çıkarıyordu. Elbisenin etekleri sade ve şık bir şekilde aşşağıya iniyordu. Biraz -hatta baya- inceydi ve bedenimi ortaya çıkartıyordu. Elbise tenimin aksine mat ve çok koyu bir siyahti.
Balkon boştu. Sadece birisi vardı. Telefonla konuşuyordu. Gözlerim kısa süre onun üstünde oyalandı. Sonrasında ona rahatsızlık vermemeye özen göstererek balkon'un korkuluklarına doğru ilerledim.
Ay'ın asaleti gözler önündeydi. Ay dolunay şeklindeydi. Çok güzel duruyordu sanki bu gece için varolmuştu. Deniz de sanki aynı tuval'in parçasıymış gibi ay ve gecenin karanlığıyla-lacivertliğine mi demeliyim- adeta uyum içerisindeydi.Arkamda çakmak sesi duyunca irkildim. Oldukça sessizdi o yüzden biraz korkmuştu.
"Korkutmak istememiştim." kalın sesi oldukça gürdü. İrkildim. Bozuk türkçemle cevap verdim.
"Korkutmadiniz beni" dedim. Gözleri üzerimdeydi. Ona doğru döndüm. İri yapılıydı ve benden oldukça uzundu.
"İçeride bu gecenin en önemli olayı gerçekleşiyor. Ve burdasın. İlk kez gördüm seni. Tek mi geldin?" gözlerini kısarak beni izliyordu. Gözleri bedenimin üzerinde geziniyordu. Rahatsız ediciydi.
"Evet, asıl senin orda olman gerekiyo. Ben hastalığımdan dolayı kalabalık yerlerde duramıyorum. Ama sen benim aksime bu kokteyl'i düzenleyen kişisin. İçeride konuşma yapan benim abim ve senin de ortağın olacak. Onu dinlemen gerekmez mi?" dedigimde gözleri gözlerime deydi.
"Abin mi?" birden kahkaha atmaya başladı. İrkildim. Bir adım geriye attım.
"Dışardan bakılınca yalancıya benzemiyordun Ufaklık. Bartunun bir kardeşi yok. Bu konuşmayı önce bana yaptı. Ve telefon görüşmesi yapıyordum birazdan içeri geçecegim zaten." diyerek tüm sorularımı cevapladı ama yanlış olduğu bir nokta vardı.
Onun kadar gür olmasa da biraz kıkırdadıktan sonra gözlerim ay'a döndü. Yanlışlarını düzeltmeye başladım.
"Annemle babam ayrılmışlardı. Ben henüz doğmadan önce. Velayetim annemdeydi ama ben 4 yaşımdayken öldü ve velayetim babama verildi." annemin ölümü sarsmıştı beni. Derin nefes alarak devam ettim.
"Yasal olarak onun yanında kalmam gerekirdi. Ama aynı dili konuşmuyor ve anlaşamıyorduk. Ben türkçe öğrenene kadar bir dadıyla beraber ayrı bir evde kaldım. İlk ve ortaokulu evde okudum ve yasal olarak liseye geçiş yaptım. Liseyi Rusya da okudum. 5 sene ordaydım." gözlerimi ona doğru çevirdigimde çatık kaşlarla beni dinlediğini fark ettim. Gözlerine bakarak gülümsedim ve devam ettim.
"Üniversite için geçen sene geldim. Babam ve üvey annem 4 ay önce öldü. Onlarla sadece bir buçuk sene beraber kaldım. Üvey kardeştim o evde ve babam öldüğü için yasal olarak öksüz ve yetimim. Annem ya da babam yok ama abim var ne kadar üvey olsakta babamız ortak. Yani en azından doğruları bilmeden aptalca ve ahmakça konuşmam senin aksine." dediğimde gözleri sanki birşeyleri gözlerimde görmeye çalışıyordu.
Onu dinlemek istemeden büyük kapıya doğru ilerledim. Saygısızın tekiydi.