Gece yarısını çoktan geçmişti.
Yağmur, sanki gökyüzü parçalanmış gibi durmadan yağıyordu. Şimşekler dağların üzerinden geçiyor, gök gürültüsü ise vadide yankılanıyordu. Islak asfaltın üzerinde ilerleyen siyah minibüsün farları, yoğun sis yüzünden ancak birkaç metre ötesini aydınlatabiliyordu.
Minibüste altı arkadaş vardı: Mert, Ege, Deniz, Elif, Can ve Aslı.
Üniversite tatilini unutulmaz bir maceraya dönüştürmek istemişlerdi. İnternette gördükleri eski bir dağ gölüne gitmek için yola çıkmışlardı. Yol boyunca kahkahalar atmış, müzik dinlemiş ve birbirlerine korku hikâyeleri anlatmışlardı.
Ama kimse anlattıkları hikâyelerden birinin birkaç saat sonra gerçek olacağını bilmiyordu.
Aniden...
PAT!
Minibüs şiddetle sarsıldı.
Mert direksiyonu güçlükle kontrol ederek aracı yol kenarına çekti.
— Ne oldu? diye bağırdı Elif.
Can kapıyı açıp dışarı indi. Birkaç saniye sonra yüzü bembeyaz olmuş hâlde geri döndü.
— Lastik patlamış...
Ege motor kapağını açtı.
— Daha kötüsü var... Motor da çalışmıyor.
Telefonlarını çıkarıp yardım çağırmak istediler.
Ama...
Şebeke yoktu.
Ne internet vardı ne de telefon çekiyordu.
Yağmur daha da hızlandı.
Tam o sırada Aslı, sisin içinde uzakta sarı bir ışık fark etti.
— Orada bir bina var!
Başka çareleri yoktu.
Yağmurun altında yürümeye başladılar. Yaklaştıkça ışığın eski, iki katlı bir motelden geldiğini gördüler.
Paslanmış tabelada silinmeye yüz tutmuş harflerle şunlar yazıyordu:
SİS VADİSİ MOTELİ
Binanın camlarının çoğu kırıktı.
Kapı ise rüzgârla birlikte yavaşça açılıp kapanıyor, her seferinde uzun bir gıcırtı çıkarıyordu.
Mert derin bir nefes aldı.
— Mecburuz...
Kapıyı iterek içeri girdiler.
İçerisi buz gibiydi.
Tozla kaplanmış resepsiyon masasının arkasında kimse yoktu.
Duvara asılı eski bir saat 03.13'te durmuştu.
Sanki zaman burada yıllar önce durmuştu.
Birden...
Arkalarından baston sesi geldi.
Tak...
Tak...
Tak...
Altı arkadaş aynı anda döndü.
Karanlığın içinden uzun siyah paltolu yaşlı bir adam çıktı.
Bembeyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Yüzü neredeyse hiç hareket etmiyordu.
Yaşlı adam kısık bir sesle konuştu:
— Hoş geldiniz...
Mert tedirgin bir şekilde sordu:
— Arabamız bozuldu. Bu gece burada kalabilir miyiz?
Yaşlı adam birkaç saniye boyunca hiç konuşmadan hepsinin yüzüne baktı.
Sonra ağır ağır başını salladı.
— Kalabilirsiniz...
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından sesi daha da kısıldı.
— Ama tek bir kural var...
Kimse nefes bile almıyordu.
— Üçüncü kata çıkmayın... Özellikle de 13 numaralı odanın kapısını sakın açmayın.
O anda binanın üst katından...
GÜM!
Sanki biri ağır bir şeyi yere düşürmüştü.
Altı arkadaş korkuyla tavana baktı.
Mert fısıldadı:
— Yukarıda biri mi var?
Yaşlı adamın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Gözlerini tavana çevirdi ve titreyen bir sesle sadece şu cümleyi söyledi:
— Hayır... Yukarıdaki... artık insan değil.
1. Bölüm Sonu
