Skip to content
Kami

Işıklı Geceler

Dilara

NovelContinuesTeen Fiction

Bölüm şarkıları - Candan Erçetin: Annem Carty: Sıkıldım Kafamda Farklı Farklı Düşünce  DOĞUM GÜNÜ PARTİSİ Denizler durdu! Nehirler kurudu. Güneşin doğuşu gitti. Batışı bitti. Yağmurlar dindi. O tepenin başında bir tek ben kaldım... Artık o yok. Tek kaldım, nefessiz kaldım en önemlisi babasız kaldım. Artık o tepenin başında beni bekleyen bir babam yok. O tepe sensiz çok boş kalacak baba. Dertleşme tepemiz...sensiz çok boş kalacak...ben seninle her şeyi öğrendim. Sevmeyi, sevilmeyi, yazı yazmayı, kitap okumayı, yatağımı toplamayı bunun gibi birçok şey öğrendim. Hani babalar kızlarının prensi olurdu. Ben prensimi kaybettim. Ben şimdi kimi seveceğim baba? Ben şimdi kara toprağı senin üstüne nasıl atacağım söyle bana, nasıl? Sen beni hep 'Benim deli kızım' diye severdin. Şimdi sana soruyorum deli kızın sensiz nasıl nasıl tutunacak bu hayata, sensiz ne yapacak? Sensiz ne kadar yaşayabilirim ki baba? Babam seninle ilgili her şeyi çok özleyeceğim. Seni çok özleyeceğim. Elveda baba... sakın unutma, bu deli kızın seni sevmeyi çok özleyecek... 3 SENE SONRA Benim yürüdüğüm yollar artık zifiri karanlıktı. Çünkü ben ışığımı, yani babamı kaybetmiştim. Babam bu hayatta benim tek ışığımdı. Şimdi o ışık söndü ve artık her yer zifiri karanlıktı. Kim tekrar benim ışığım olabilir? Kim tekrar benim zifiri karanlık yollarımı aydınlata bilirdi? Kimse...kimse benim babam olamaz... Benim masalım buraya kadardı. Masal bitti perde kapandı ışıklar söndü... Artık ışığı olmadan parlayan bir yıldızdım. Işığı olmayan bir yıldız ne kadar yaşayabilir? Ne kadar dayanabilir? Kapatan son perdemiz ne yazık ki bir film sahnesinden çok uzak, mermer taşlarının yükseldiği bir mekandaydı. Kapanan perdenin ardından yapayalnızdım şimdi. Ne kadar dayanabilirdim onsuzluğa bilmiyorum. Babam beni duyuyor musun bilmiyorum ama bu deli kızın sensiz nefes alamıyor... Balkonun demirliklerine yerleştirdim ellerimi. İçimde ki boşluk, onun olmayışını seneler geçtikçe daha çok hissediyor. Balkonun demirliklerine yerleştirdiğim ellerim buz kesmişti. Soğuktan kıpkırmızı olan ellerim, babamın yokluğuyla sızlayan kalbim ve içeride dans eden insanlar. Hayat hiç adil değil. Doğum günü partisinde galiba tek mutsuz olan kişi bendim. İçeride herkes benim için gelmiş ama hiç biri benim umurum da bile değildi. İçeride en çok olmasını istediğim tek kişi vardı oda yoktu ne yazık ki. Yüksek müzik ruhumdaki çığlıklara eşlik ediyordu. Ben acılarıma daha alışamamışken beni hareketli dünyalarına çekmek isteyen çevrem, beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. Ben babamın ölümüne daha alışamamışken unutamazdım birden bire. Onu unutmak benim yok olmam demekti. Keşke beni biraz anlayabilselerdi. O zaman belki de bana daha samimi gelirlerdi. Balkondan aşağıya bakarken gördüğüm bir karartıyla, meraklı bakışlarımı gördüğüm kişiye sabitledim. Ağacın arkasından biri beni izliyordu. Onunla göz göze geldiğimizde gözlerini benden ayırmadı. Arada çok mesafe olmasa da kim olduğunu çıkaramadım. Ama üstünde ki hırka bende derin bir iz bırakan birinin hırkasına çok benziyor. Hala gözlerini benden ayırmazken bende ayırmadım. Seçemiyordum yüzünü. Simsiyah giyinmiş ağzına da atkı sarmıştı. Tamam hava biraz soğuktu sonbaharda olduğumuz için ama atkı takacak kadar değildi. Birden görüş açımdan çıkıp gitti. Siyah hırkalı adamın kim olduğunu, neden beni izlediğini anlamlandıramasamda merak etmiştim kim olduğunu. Duyduğum adım sesleri ile arkama baktığımda, karşımda Rüzgar duruyordu. Abim! "Seni kaçırmaya geldim." Abimin söylediği şey ile mutluluktan dört köşe olurken, beni daraltan ortamdan kurtarmaya gelen kurtarıcıma kocaman gülümsedim. "Kaçır beni Rüzgar Afraoğlu." dememle de abimin de yüzünde aynı benim ki gibi bir gülümseme belirmişti. Gülmek çok yakışıyordu abime. Tıpkı babam gibiydi gülüşü. Bir tek dudakları değil , gözlerinin içi de gülüyordu. Abim elimi tutup beni arkasına aldı. Gizliden etrafı kontrol ettikten sonra işaret parmağını ağzına götürerek 'sessiz ol' işareti yaptı. Hızlı adımlarla taşlı merdiven basamaklarını iki hırsız edasıyla inip mekanın çıkışına vardık. Kimseye yakalanmadan arabanın bulunduğu yere gittiğimizde, abim anahtarıyla arabanın kilidini açtı ve ardından başını ' Arabaya bin' der gibi yana yatırdı. İkimizde arabaya binince abim arabayı hızla çalıştırıp bana tekrardan gülümsedikten sonra arabayı hızla hareket ettirdi. Yola koyulduğumuzda, nereye gittiğimizi bilmiyordum. O an için sormakta gelmiyordu içimden. Nedensiz camdan akan yolu seyretmek iyi gelmişti, kulağımı tırmalayan müzikten sonra. Abim birden arabayı durdurduğunda cama yasladığım kafamı abimin olduğu yöne dönüp ona baktım. Neden durduğumuzu merak ettiğimi anladığında konuşmaya başladı. "Sarı kafa seni nereye götürmemi istersin?" Etrafıma bakınıp nereye gidebiliriz diye düşünürken camdan gözüken dolunay dikkatimi çekti. "Abi bugün dolunay var." dediğimde, gözümün önünde babamın yüzü belirmişti, hiç unutamadığım o yüz. Tekrar konuşmak için dudaklarımı yılların üstüne anıları hatırlatmak için konuştu. "Hatırlıyor musun sen, ben ve babam hep dolunay olduğunda evin çatısına çıkıp dolunayın o eşsizliğini, güzelliğini izlerdik." abimin yüzü düşünceli bir hal aldı. Dudağının bir kenarı yukarıya doğru kalkarken bakışlarında gördüğüm şey, özlemdi aynı zamanda hüzündü. Oda benim gibi babamı çok özlüyordu. "Yine sen, ben ve babam izleriz ne dersin?"  Dolu gözlerimle tebessüm ettim. İyicene ona dönüp kocaman sarıldım abime. "Ne duruyorsun hadi gidelim." Abim tekrardan arabayı çalıştırdığında, kafamı cama doğru çevirdim ve gözlerimi tekrardan dışarıyı izlemesi için izin verdim. Gerçekleri, insanları ve en önemlisi tekrardan hayatın var olduğunu gözlerimin görmesi içindi. Ne kadar camdan dışarıyı izledim bilmiyorum. Abime ne kadar yolumuzun kaldığını sormak için döndüğümde abimin arabayı park etmekte olduğunu gördüm. Gelmiştik. Yolu bilmiyordum, bilmekte istemiyorum desek daha doğru olur aslında. Her geldiğimde gözlerimi camdan dışarıyı izlemesine izin vermezdim ki ezberlemesinler bu yolu. İlk defa gelirken izledim ama nerden geldik, nerden geçtik hatırlamıyordum.  Abim arabayı durdurduğunda emniyet kemerimi çıkarıp arabadan indim. Abimde indiğinde kafamı mezarlığın girişine çevirdim. Zindan arkası mezarlığı! İsmi çok ürkütücü gelse de huzur veriyordu aynı zamanda. Sevdiğiniz insan vardı içinde ne de olsa. Mezarlığa girmeden önce abim telefonumu kapatmam için elimde ki telefonumu işaret ettiğinde onu dinleyip kapattım. Aslında az çok neden kapattırdığını tahmin ediyordum bizim yokluğumuzu fark ettiklerinde telefonum daha doğrusu telefonlarımız hep çalacaktı. Uğraşamazdık bununla. Abim kolunu omzuma attığında mezarlığa girmiştik. Etraf kapkaranlıktı ama işte o dolunay benim için her yeri aydınlatıyordu. Sessiz olmaya özen göstererek babamın mezarlığının bulunduğu tarafa doğru yol aldık. Babamın yanına vardığımızda tamda dolunay babamın mezarına bakıyordu. İlk başta kendimi tuhaf hissetsem de hemen toparladım kendimi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi yaşamamışız gibi davranacaktım o buradaymış da bizde evimizin çatısındaymışız gibi...Her şeyin en başından beri, olması gerektiği gibi... Çamur olan toprağın üstüne diz çöküp babamın mezar taşına sıkı sıkı sarıldım babama sarılır gibi. O buz gibi mermer taşına sarılmak bana koysa da gıkım çıkmadı. Tabi buz gibi bir mermer taşına sarıldığımız için ilk başta vücuduma bir ürperme geldi ama aldırış etmedim. Dakikalar boyunca öylece babamın adı yazılı olan mermer taşına sarılıp elimi toprağında gezdirdim. Toprağını sevdim... Ellerim soğuktan uyuştuğunda kollarımı mermer taşından ayırdım. Bu sefer başımı babama yasladım. O mermer taşına... Abime ise babamın toprağında ki otları temizledi. Abimin çamurlu ellerini görünce kıkırdadım. Aklıma anılarımız gelmişti. Abimle ben çok varlıklı bir ailenin çocuklarıyız. Ben pek paramızın olmasını önemsemezdim yani züppeler olur ya onlar gibi değildim kokoş hiç değildim. Ama abim maalesef biraz öyleydi birazda şımarıktı da. Babam her fırsatta gider güzel çiçekler alırdı ve bize de onları dikmemiz için çağırırdı. 5 SENE ÖNCE "Baba ya şu üstümün haline bak her yerim battı ben yapamıyorum ya Pelşin ile yapın işte hem o bu işe meraklı gibi." Olumlu bir cevap beklentisine giren abim benim ona katıla katıla gülmeme neden oluyordu. Babamdan ' tamam oğlum sen git biz yaparız' demesini filan bekliyordu. Bu çocuk net salak valla ya. Babam asla onu göndermez hatta daha çok iş vermezse benim adımda Gökçe değildi. "Canım oğlum benim, yakışıklı oğlum benim şu arkanda ki çiçekleri getirip şuradan dikmeye başla hadi babacığım Allah'ın verdiği nefesi boşa tüketme." Babamın cümlesiyle eminim gülmekten renk değiştirmiştim ama abimin yüzündeki renk değişimi eminim ki gülmekten değildi. Benim gibi abime gülen babam bu çocuğu biz mi yaptık der gibiydi. Abim söylene söylene babamın gösterdiği bahçenin en çamurlu tarafına doğru gidiyordu. Bahçenin sulama fıskiyeleri 2-3 saat önce çalıştığından bahçenin bazı yerleri çamurdu. Abimin ayağı çiçeklerin olduğu kasaya takılıp düşünce tüm bahçede eminim ki benle babamın kahkahası ile yankılanıyordu. Sırt üstü düşen abim sinir küpüne dönmüştü. Gülmeyi bırakıp hızla abimin yanına gittim. Onu yerden kaldırdığımda kasaya tekme atıp bahçeden çıkıp eve girdi. Babama baktığımda kafasını olumsuz anlamda salladığında eminim ki ' bu çocuktan olmaz ' diye içinden geçiriyordu. GÜNÜMÜZ Abimde neye gülmüş olduğumu anlamış olacak ki oda kıkırdamama gülerek karşılık vermişti. Hiç konuşmadık sonra sadece dolunayı izledik. Hem de çamurun üstünde oturarak. Abim kıkırdamamdan sonra ' al bak ben şimdi oturabiliyorum ' deyip bir gün öncesinden yağan yağmurun neminden dolayı ıslak kalan toprak çamurlaşmıştı ve elbiselerini çamura bulamıştı. Bana da teklif etmişti benim için sorun olmadığından itiraz bile etmeden mini eteğim ile yere oturdum. Sabaha karşı eve gitmek için mezarlıktan ayrıldık. Babama dua etmeyi tabi ki de unutmak. Yol boyu hatıralardan konuşmuştuk, babamdan o eğlenceli aile oyunlarımızı bizim evde her gece ailecek bir oyun bulunup oynanırdı. Uykumuz gelmişti abimle aynı anda esneyince güldük. Uzun bir süre konuşmadık. Sessizliği dinledik bu sefer... sessizliğinde acısı varmış anlattı bana... 2 saatlik yolun sonunda eve gelebilmiştik. Abim arabayı tamda evin dış kapısının önüne park etti. Arabadan indiğimizde abim cebindeki anahtarı çıkarıp kapıyı açtı gördüğüm manzara ile çığlığı basmıştım. Annem sen ne yaptın böyle...

Chapter
0
reads
0
Likes
0
Rating
—
Rate

Similar works