Skip to content

İDEA

Chapter 5 · 4 min read

İDEA

Chapter 5

5-"CEVAP"

Saatler geçiyordu, yatak inanılmaz derecede rahat hissettirmişti. Tavandaki lambanın ipi ayağımla ona vurduğumda sallanıyordu. Bazen duvara vuran bambu ucu ses çıkartıyordu.

“İdea… mükemmel insanlar kötü mü olur?”

Kötü neydi onu da bilmiyordum gerçi. Benim gözümde insanlar yalnızca senden istediğini bildiğin zaman iletişime geçmen gereken tehlikeli alanlardı. Alt kattaki herif benden Dünyayı kurtarmamı istiyordu. Sağlıklı bir iletişim kurabileceğim bir adama benziyor gibi.

Kimi kandırıyorum bilmiyorum, aklımdan bu saçmalıkları geçirerek kendimi mi avutuyordum, sabah olan olayların üzerini mi örtmeye çalışıyordum? Ambulans sirenleri gözümün önündeydi, seslerini duyuyordum. Hastane koridorlarının ferah olmasına rağmen baş ağrıtan kokusu hâlâ burnumdaydı.

Ben sadece… dedemi düşünüyordum.

“Benim yüzümden…”

Tam o sırada kapı aniden açıldı. Koridorun ışığı odaya dolmuştu, karanlığa alışan gözlerim bulanıyordu. Tam seçemesem de orada bana bakan ufak bir kız olduğuna emindim, aniden kaçıp gitmişti. Kapıyı açık bırakarak.

“Burada başkaları mı var?” Koridorun ışığı oldukça rahatsız ediciydi. Kalkıp kapatmaya karar vermiştim. Kapının yanına gittiğim anda ufak kızı bu seferde koridorun başında görmüştüm. Kolonun arkasından beni izliyordu.

“Sen de kimsin?”

Bu soruyu sormam ile kızın merdivenlerden tavşan gibi seke seke inmesi bir olmuştu. Uyku sersemi tam seçemediğim doğru fakat kesinlikle sarıya dönük ufak boyuna göre upuzun saçları vardı. Kim olduğunu inanılmaz derecede merak ediyordum. Peşinden gitmeye karar verdim.

Merdivenlerden yavaş yavaş inerken salonda ufak kızın konuşma seslerini duyuyordum.

“Baba, baba!”

Ne? “Baba mı?”

Merdivenlerin arasından kafamı eğip baktım. Boran salonda oturuyordu. Küçük kız karşısında telaşla konuşuyordu, heyecandan yerinde duramıyordu. Bu şaşırtıcıydı.

“Yukarıda bir çocuk yatıyordu.”

“Çocuk mu? Ah, evet Poyraz.”

“Odamda yatıyordum. Duvardan tik tak tik tak tik tak sesler gelmeye başladı!”

Şu “Tik tak” seslerini çıkartırken istemsizce gözlerini şaşı yapıyordu.

“Yan odaya bakayım dedim, orda biri yatıyo’du!!”

Heyecanlanınca peltekleşiyordu, bu sırada Boran kızın anlattıklarını dikkatle dinliyordu, ardından gülmeye baş-ladı. Ufak kızı iki eliyle de tutup önce havaya kaldırdı sonra da kucağına oturttu.

“Ondan korkmana gerek yok. Bir süre burada bizimle kalacak. Tamam mı güzelim?”

Bir süre?

“Tamam falan deyiy!! Korkutucu.”

Babasından beni kovmasını istediği belliydi ama yine de utanıp kafasını eğerek söylüyordu. Boran alnını kızın alnına yasladı, tek eliyle başının arkasından tutup saçını hafifçe okşuyordu.

“Gökçe, Bilmediğinden korkman çok güzel fakat acımasız olmamalısın. Baban onu evinde istiyor.”

Saçının okşanması mayışmasına neden olmuştu, babasının kollarında uyuya kaldı. Onun bir kahraman mı yoksa bir ayyaş mı olduğuna karar veremiyordum. Bir de üstüne şefkatli baba kişiliği eklenmişti.

“Demek bir kızı vardı.”

Bu insanın yüzünde tebessüm oluşturacak bir manzaraydı, gülümseme işini çok beceremesem de… hoştu.

Sabah güneşi direkt odama vuruyordu. Yatağımı düzeltip dolabı açtım. Cidden de çok kıyafet vardı. Bir eşofman ve tişört giyip odadan dışarıya çıktım. Gökçe yine koridorun sonundaki kolondan beni izliyordu. Onu fark etmemiş gibi yaptım. Zaten merdivenlere yöneldiğim anda yine kaçıvermişti.

Alt kat yine dağınıktı, kimse içeride değildi. Kapıdan dışarı çıktığımda ise Boran’ın bahçede elindeki kılıcı salladığını gördüm. Gerçekten inanılmazdı, oldukça güçlü olduğunu anlamıştım fakat kılıç kullanma yetenekleri bile tek başına doğaüstü denebilecek seviyedeydi. Gökçe’nin de onu hayran hayran izlediğini fark ettim. Babasının hareketlerini gördükçe heyecanlanıyor ve yanakları kızarıyordu. Alkışlamadan duramıyordu.

Boran orada olduğumu fark etmişti. “Bu kadar erken kalkmanı beklemiyordum.”

“Güneş doğduktan sonra uyuyamıyorum.”

Yalan değildi. “Rahat uyudun mu bari?”

“Evet, sağ ol.”

Kılıcını kınına soktu. Yanımdan geçip içeriye gidiyordu.

“Cevabım…” dikkatini çekmiştim. Durup beni dinlemeye başladı.

“Kaplanı bulmamı isteyecektin değil mi?”

Boran sırıttı, “Bunu anlayabiliyorsun demek.”

“Sorularım var, hem de onlarca… yine de şimdilik sadece tekine cevap vermen yeterli.”

Merakla bana döndü. “Neymiş o?”

“Koruyabilir miyim?”

Boranın gözleri gerçekten şaşırdığını belli ediyordu. Beklemediği bir soruydu. Ardından sadece içten bir gülümseme ile baktı.

“Demek sende…”

“Sadece bundan emin olmak istiyorum-” Hayatım boyu korumak istediğim tek kişiyi koruyamamıştım “Ben koruyabilir miyim?”

Boran ne demek istediğimi çok iyi anlamıştı. Katanasını kınından çıkardı. Yeniden bahçeye indi. Bana heyecanla bakarak konuştu.

“Bunu gerçekten istiyor musun?”

Ne yapıyordu o?

Sağ eli ile sapını iyice kavradı, ardından sol elini diğer elinin üzerine koydu. Katananın keskin tarafını baktığı yöne çevirdi. Sadece ne yaptığını izliyordum. Gökçe ne olacağını biliyormuş gibi bakıyordu.

“Sana sunabileceğim tek cevap burada saklı. Gökyüzü kiti!” Kılıcını göğe doğru salladı. Gözlerime inanamıyordum, sanki gerçekten havayı kesip geçtiğini görebiliyordum, hava iyice yoğun bir hâl almıştı. Katanayı savurmasıyla tüm bu yoğunlaşmış havanın gökyüzüne doğru tırmanması bir oldu. Etrafındaki her şeyi beraberinde götürür gibi, ufak bir fırtına şeklinde…

“Bu…”

“Bu kitlerin gücü, benim en önemli görevim: sana bu gücü kullanmayı öğretmek!”

Bu dünyadaki olağanüstülük, öğrenilebilir bir şeydi!

“Cevabını aldın mı?”

O anı unutmak hiç ama hiç kolay değildi. Cevabım “Evet!” olmuştu.

End of chapter

1 comments