Skip to content

İDEA

Chapter 1 · 3 min read

İDEA

Chapter 1

1-"POYRAZ"

“Hepimiz bir kafesin içindeyiz. Kendimizi soktuğumuz ve asla dışarı çıkamayacağımız bir kafesin içinde…”

Bu henüz on dört yaşında olan benim, her gün yatağında yalnız başına mırıldandığı bir hikâyenin ilk cümlesiydi. Adım Poyraz, bir soyadına ihtiyacım olmadığı bir toplulukta dedem ile bu yaşıma kadar gelebilmiştim.

Bir isme bile ihtiyacım var mıydı? Gerçekten adımı bilen tek kişi konuşamayan doksan yaşındaki bir adam olduktan sonra bir önemi olmadığını hissettiriyordu. Burası, adına Loneopera denen çok büyük bir metropol. Ciddiyetin ve kravatlı insanların hüküm sürdüğü yoğun bir atmosfer. Ben nispeten kısa siyah saçlı, siyah gözlü zayıf ve yüz altmış beş boylarında tipik bir erkek çocuğuydum. Bununla beraber Lonea’nın göbeği denebilecek bir konumda varoş dairelerden birinde yaşıyordum. Kendime ait bir odam, banyosu ve tuvaleti dışında salonu ve mutfağı tamamen birleşik bir yapıda olan oldukça ufak bu evde yataktan kalkması yasak olan dedeme bakıyordum. Ailem nerede? Dedemin en azından konuşabildiği yıllarda anlattığına göre doğumum sırasında ölen annem yüzünden babam beni dedeme bırakıp kaçmış ve borçları yüzünden geri döndüğünde ise eve alınmamıştı. Çocukluğum bu hikâyenin, gereksiz derecede açık sözlü olan dedemin kendini gözümde kahramanlaştırmaya çalışmasından ibaret olmasını dileyerek geçti. Yine de okumayı çözeli yıllar oluyor ve hikâyedeki bilgiler ile uyan bir adamın intihar haberlerini kahvaltım eşliğinde okumak ilgi çekiciydi. Sanırım gerçekten insan başkaları onu görmedikçe ağlayamıyor. Ya da bu kendi duygusuzluğumu kabullenebilmek adına atıp tuttuğum bir yalandan başka bir şey değil.

Son birkaç yıldır dedem yataktan kalkamıyor, daha doğrusu kalkmaması gerekiyordu. Onu koltuğa bağlayarak uyuduğum geceler hiç te uzak hatıralar olarak gelmiyordu. Bunun nedeni oldukça basit aslında; o hastaydı. Kalkarsa kendine zarar verebilecek durumdaydı. Acıktığını bile anlamıyordu. İki kelimeyi bile zar zor bir araya getiriyordu. Adımı bilen ve bana seslenen tek kişi, beni büyüten adam, bana bakmaktan başka bir şey yapamıyordu. Sanırım bu alışamadığım tek şeydi.

Sabahları dedeme sakinleştirici ilaçlarını verdikten sonra kendi kahvaltımı yapardım. Yarı baygın duruma geldiğinde ise ona vitaminli ılık çorba içirirdim. Kâsenin yarısını üzerimdeki kıyafetlerden sildikten sonra ise… sanırım bu hatırlayamayacağım kadar önemsiz bir detaydı.

O gün diğer tüm günler gibi uyanmıştım. Yatağımı toplayıp salona geçiyordum. O anda kendimi lavabonun önünde fayansa yapışmış bir halde buldum. Sert bir şekilde sağ kolumun üzerine düşmüştüm, bileğimin kırıldığına emindim. O acıyla zar zor ayağa kalkıp odama geri döndüm. İstemsizce inliyordum ve acıdan gözlerim dolmuştu. Hızla masanın üzerindeki otobüs kartımı kapıp kendimi evden dışarı atmıştım. Kolumu tutarak evin hemen karşısındaki otobüs durağında beklemeye başladım. Ardından doğruca otobüse atlayarak hastanenin yolunu tuttum.

Nüfusa dar gelirli olarak geçmenin bazı avantajları olduğu doğru. Ücretsiz sağlık ve otobüslerle sınırlı ulaşım hizmeti. Tabi aylık, bir kediyi doyurabilecek kadar da erzak bağışı. Hepsinden son kuruşuna kadar yararlanıyordum tabii, alnımda enayi yazdığını hatırlamıyorum. Her şeyin ötesinde o gün, yalnızca kolumun kırıldığı gün olarak aklımda kalması için dua edebileceğim bir gündü. Akşamın geç saatlerinde sargılı kolum ile otobüsten iniyordum. Evim ile karşı karşıyaydım. “Neden bu kadar çok insan kapıda toplanmıştı? Ambulansın orada ne işi vardı?” Cevabını öğrenmemek istediğim sorulardı.

Kalabalığın arasında apar topar sedyeye alınan kanlar içerisindeki… dedem!

“Ben… ilaçlarını vermeyi unuttum!”

Kendimden nefret ediyordum, gerçekten.

“Kurtarılamadı.”

Evden kaçmıştı. Kapıdan adımını atar atmaz yola fırlamıştı… Bir arabanın altında kalmış, tüm kemikleri parça pinçik olmuştu.

Odamdan bir süre çıkabilir miyim bilmiyordum. Yalnızca her gün gördüğüm tavanı izliyordum. Ağlayabiliyormuşum, bunu öğrendim. Kendimi asla affedemedim.

“Eğer orada bir tanrı varsa, lütfen canımı al, çünkü bunu kendim yapmaktan çok korkuyorum.”

End of chapter

1 comments