Bölüm Şarkısı: Madrigal - Sana Ait.
Görünmeyen yaralarımız vardır. Kimisini bedenimizde saklarız, kendimiz bile görmek istemeyiz. Çok şey anlatır bize bedenimizdeki yaralar. Yaşadığımız her bir acıyı iliklerimize kadar hissettiğimizi anlatırlar. Kimisi ise ruhumuza kazınmıştır, istesek bile bir kaçış yolu yoktur o kazınan derin yaralardan. Benim ise hem bedenimde hem de ruhumda vardı. Avuç içlerimdeki her bir yaradan, kendi ellerimle vücuduma yaptığım her bir yaradan nefret etmiştim. Sonra bir gün bir yabancı gelmişti, nefret ettiğim her bir yaramı sevmişti. Avuç içlerimdeki her bir yaradan öpmüştü. İyileştirmişti bedenimdeki kaçtığım yaralarımı ve ruhumda görünmeyen yaralarımı bile.
Peki ya ben? Ben onun yaralı olduğundan bile bir haberdim oysa ki. Geçen gün kadar. O günden sonra anlamıştım yabancı yaralıydı. Yaralarından kaçıyor onları öyle bir saklıyordu ki, bana bile göstermek istemiyordu. Korkuyor muydu? Korktuğu her ne ise beraber atlatmak için yanında olacaktım. Ona iyi gelmeye adamıştım kendimi. Vücudundaki her bir yarayı nefesimle iyileştirmeye adamıştım. Sevdirecektim ona nefret ettiği her bir yarasını. Yaralı ruhumla, yaralı ruhuna dokunacaktım.
Psikoloğun kapısının açılmasıyla heyecanlanarak ayağa kalktım. Kumral saçları dağılmış, gözleri kıpkırmızı olmuş bir şekilde yine de tebessüm ederek çıktı odadan. Kalbim deli gibi çarpıyordu.
"Sevgilim." dedim yanıma geldiğinde.
"Turunç."
"Söyle birtanem."
"Ben..." dedi gözünden bir damla yaş akarken.
"Ben teşekkür ederim."
Akan gözyaşını sildim elimle hemen.
"Ne için?"
"Yanımda olduğun için."
"Asıl ben teşekkür ederim Efken."
"Ne için?"
"Varlığın için sevgilim, varlığın için."
Bir elini belime atarak saçlarıma öpücük kondurmasıyla gözlerimi yumdum sıkıca. Her bir saç telimin onun nefesine, dudaklarına ihtiyacı vardı sanki.
Arabaya biner binmez ilk iş olarak her zamanki gibi şarkı açmaya koyuldum. Rastgele çala bastığımda çalan şarkı ile çığlık atmamak için zor tuttum kendimi. Tesadüfleri hep severdim ve şimdi de tesadüfen en sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu. Madrigal'den Sana Ait.
Camımı açarak rüzgarın turuncu saçlarımı savurmasına izin verdim sevinçle. Efken'de kendi camını açarak bana ayak uyduruyordu. Elimde hayali mikrofon varmış gibi yaparak bağıra bağıra şarkıya eşlik ediyordum.
"Bu kalp sana ait, bilinmez nereye kadar."
Efken bir yandan gülümseyerek beni izliyordu bir yandan o da ara ara şarkıya eşlik ediyordu. Başımı omzuna yatırdım hafifçe araba sürmeye devam ederken.
"Sesini bir duysam yenilmem dünyalara."
Yaklaşık yarım saat sonra eve gelebilmiştik. Ben artık evim yokmuş gibi takılıyordum, tamamen onun evine yerleşmiştim. Eve girdiğimizde ayaklarımıza dolanan minik turuncu kedim ile karşılaştık.
"Turunç." dedi Efken kediyi kucağına alarak.
"Efendim?"
"Sana değil kediye diyorum." dedi kahkaha atarken.
Kıskançlıkla göz devirdim.
Kediyi de kıskanmazsın.
Ne varda bu kedinin ismini Turunç koyduysan zaten. Mutfağa doğru ilerledim onları arkamda bırakarak.
Efkende kediyle biraz oynadıktan sonra banyoya doğru ilerledi. O duş alırken kahvelerimizi yapıp salondaki koltuklardan birine yerleştim. Üzerini de giyindikten sonra yanıma gelip oturmasıyla kaşlarımı çattım. Saçları ıslaktı.
"Hasta olacaksın." dedim ayağa kalkarak.
Banyoya girdiğimde kurutma makinesinin fişini takarak ona seslendim.
"Gelsene buraya."
Kıkırdayarak yanıma geldi.
"Saçlarımı mı kurutacaksın?" dedi bakışlarını kaçırarak.
"Bir sorun mu var?" dedim, stres olmuştum. Yanlış bir şey mi yapmıştım acaba?
"Yok. Küçükken ablam kuruturdu. O zamandan beri hiç kurutmadım." demesiyle dayanamayarak kollarımı boynuna doladım.
Dolan gözlerimi silerek geriye çekildim. Boynuna bir öpücük kondurup gülümsedim.
"Neyse ki şimdi Turunç var."
"Turunç var." dedi beni tekrar ederek.
Arkasına geçince boyumun yetmemesine göz devirdim. Bu kadar uzun olunur mu be adam? Koşarak banyodan çıkıp mutfaktan bir sandalye ile tekrar geri döndüm. Efken elimdeki sandalyeyi görünce kahkaha atmaya başladı. Ne var yani boyumuz kısaysa?
Gülmeye devam ederken sandalyeye çıkıp saçlarını kurutmaya başladım. Her bir saç teline incitmekten korkarak dokunuyordum. Makineyi kapattıktan sonra Efken aniden arkasını dönerek ellerini belime doladı. Sandalyede olduğumdan dolayı elleri belime değil kalçama dolanmıştı. Kendimi kasmamaya çalışarak bende ellerimi boynuna doladım. Yukarıdan ona eğilerek baktığım için saçlarım yüzüne düşüyordu.
"Turunç." dedi baş parmağıyla tişörtümün açık bıraktığı çıplak tenimi okşayarak.
"Hmm?" diye mırıldandım anın etkisiyle.
"Bundan sonra saçlarımı hep sen kurutur musun?" dedi masum küçük bir çocuk gibi.
"Hep." dedim saçlarına bir öpücük kondurarak.
"Hep ben kuruturum."
O an hissetmiştim, içindeki o küçük çocuğu ve o küçük çocuğun yaralarını o an hissetmiştim.