Bölüm 2: 4. Ve 7.Parmak
Bir ejderham var,
🀄
Ilık ılık esen rüzgar, yere serpilmiş nadide yaprakları avuçlayıp yeryüzünün sergilediği naziklikte ve canlıların gösterdiği hassasiyeti takınarak savurdu. Yine aynı özenle yer ile kavuşmaya can atan pembe yaprakları bir kez temas etmesine izin verdikten sonra havalandırdı. Her ne kadar gökyüzünde dans eden bu rengarenk yapraklar birbirine sürterek bir serenatı bahşetse de bu durum yol üzerini temizleyen yaşlı adamın işini zorlaştırıyordu. Köşede bir yere topladığı büyük küçük birbirinden farklı şekillere sahip yalnızca bu ülkede yetişen yaprakların, daha önce görmediğine emin olduğu bir ayakkabının hışımıyla etrafa saçılmasını seyretti. Yaşlı adam bu duruma sitem etmedi. Çünkü burayı temizlemek onun görevi değildi. Sarayın küçük canlıları bu işi zevkle yerine getiriyordu. Kraliyetin özel günü olduğu için bugün burası boştu ve yapılacak işlerin hepsi bittiğinden biraz kafa dinlemek biraz da düşünebilmek için bu muhteşem yapraklarla vakit geçiriyordu. Bu etrafta koşturan kişiden ötürü etrafta yarım kalan yahut yanlış yapılan bir iş mi oldu düşüncesiyle telaşa kapıldı.
Yaşlı adam aciliyeti olan şahsı görmek için etrafa dağılan yapraklardan gözlerini aldı ve başını kaldırdı. Uzun zamandır görmediği Sarayın hanımıydı. Üzerindeki kıyafetlerden ötürü zar zor tanıyabilmişti ve genç hanımın bu tutumuna anlam verememişti.
"Hey neden o kıyafetlerle çıkıyorsun?"
Genç kadının dönüp bakmaması yaşlı adamın tekrar seslenmesine yol açtı.
"O üzerindekilerle nereye koşuyorsun?"
Sesini küçüklüğünden beri tanıdığı Ehliye ulaştırdığına emindi ama genç hanımın duymazdan gelmesi yaşlı adamın merakına eklendi. Elindeki toplayıcıyı yere attı ve saraydakileri bilgilendirdikten sonra genç kadının uçan aracını aldı. Saraydaki araçların çoğu kraliyete gitmişti ve Ehlinin bu telaşına rağmen aracını kullanmaması...
Göz açıp kapayıncaya kadar yaşlı adam kafeye gelmişti. İçeri adım attığında tanıdık birkaç yüzün tartışmayı andırırcasına konuştuklarını fark ettiğinde fırsattan istifade biraz soluklandı.
Kafenin sahibi yolu kapatan kalabalığa bakıp iç geçirdi. Elindeki işi bırakıp yanlarına vardığında kalabalığa sebep olan Genç Kız gözlerinin içine bakıp yaşlı kadına sokuldu. Restoranda bulunan herkese söylediklerini tekrarladı. "Ehli buradan ne zaman ayrıldı?Nasıl ayrıldı?" Yaşlı kadın "Neden bu kalabalığı oluşturdun anlamıyorum senin yanına varmış olması gerekti. Çok geçmedi biraz önce yolladım" diyerek bi azar çekti. Genç kız Ehli'nin yardımcısıydı. Son birkaç haftadır hanımıyla pek görüşemiyor onunla pek iletişim kuramıyordu. Ama bugün için anlaşmışlardı. Ehli Bradley'e söz vermişti, eşleşeceklerdi. Genç kız ise hanımını hazırlayacaktı. Lakin Genç Kadını bir türlü bulamıyordu. Gidebileceği tüm yerleri aramış son ümit buraya gelmişti."Ulaşamıyorum kend-" Yaşlı kadın yorgun görünen genç kızın sözünü kesti ve teselli etmek istese de"Gerçi şöyle bir düşününce hazırlanmak gibi pek bir gayesi yok gibi görünüyordu." dedi.
Saray sorumlusu konunun Ehli ile olduğunu fark ettiğinde toparladığı nefesiyle söze atıldı,
"Şimdi ayrıldı saraydan. Daha önce görmediğim kıyafetlerin içerisinde aceleyle çıktı. Geç olmadan kraliyet varisine de haber vermem gerek" diyerek gerisingeri zar zor araca bindi. Gördüğü topluluk yaşlı adamı telaşı konusunda haklı olduğu sonucuna ulaştırdı.
Genç Kız yaşlı adamın Ehli'nin aracına bindiğini fark ettiğinde "Tabii ya" diyerek fısıldadı. O kıyafetleri giymişse durum kontrolü için sınırda olmalıydı.
"Ben biliyorum."
Tüm gözler bu kadar yaygara çıkaran Genç Kıza çevrildi. İçlerinden biri "Madem biliyorsun ne diye başımızı ağrıttın"diyerek yakındı. Ehli'nin yardımcısı uğuldayan sesleri kulak ardı etti ve kalabalığı yararak çıkışa yöneldi. Tüm bu hengameden sonra ahali meraklandığı için Genç Kızı peşi sıra takip etti.
Haber çok çabuk yayılmış ve kuleyi görebilecek alanların çoğunda kalabalık oluşmuştu. Gözlüğü olmayanlar Genç Kadını görebilmek için durum inceleyici gözlüğü olanlardan rica ederek elden ele dolaşan gözlüklerle Ehliyi inceliyorlardı. Durum inceleyici gözlük; yakınlaştırma uzaklaştırma gibi özellikleri de olan algıladığı cisimler hakkında kullanıcıyı bilgilendiren bir teknolojik aletti. Gündelik işlerde ihtiyaç duyulmadığı için halk arasında pek de tercih edilen bir araç değildi.
"Bildiğimiz Ehli işte!"
"Ne giymiş öyle?"
"Başka biri gibi"
Sırası gelip gözlüğü takanlar yorumlamaya başlamıştı bile. Genç Kız durum inceleyici gözlüğünü taktı ve böyüteci açtı. Zirvedeki hanımıydı. Bir yandan Genç Kadını bulduğu için seviniyor bir yandan ise yıllar önceki olayı anımsadığı için üzülüyordu.
"Hey, şuraya bakın!"
"İnanamıyorum. Şehre girmi..."
"Nasıl izin vermişler."
"Engel olamamışlar mı?"
"Masmavi.."
Genç Kız birbirine karışan halkın sesi silikleşmeye başladığında herkesin bahsettiği yöne doğru baktı. Gözlerine inanamıyordu. İstemsizce "Evcil" diye bir nida döküldü dudaklarından. Saray sorumlusunun bilgilendirmesi ile olay yerine gelen Bradley gökyüzünde süzülen mavi evcile bakarken gözlüğü taktı. Genç Kızın sesini duyan biri kulaktan kulağa yaydı bilgiyi ve hepbir ağız "Ehlinin kabulü" demeye başladı. Halkın sesi kulakları yüksek basınçlı suyun altındaymış gibi hissettirdiğinde Evcilde olan gözlerini Genç Kadına çevirdi. Gözlerini yummuş kendini aşağı bırakmıştı. Bradley, 'demek öyle alalade ortaya çıkmamıştı' diye düşündü. Evcil'i çağıran Ehliydi kanısına vardı. Öfkeyle "Halka bu şekilde mi duyuracaktı! Hem de bugün" demekten alıkoyamadı kendini. Bu sitemi duyan Genç Kız Bradley'in yanında olduğunu anca fark edebildi. Genç kız Bradley'e katılmıyordu. Ehlinin evcili beyazdı ama bu gelen evcil mavi. Ayrıca Ehlinin ellerine de bakmıştı. Serbestti elleri, çağrıyı yapmamıştı.
Mavi evcil düşmekte olan genç kadını sırtına aldı ve yönünü gökyüzüne çevirerek genç kadının sırtından kaymasına izin verdi. Kıvrak bir hareketle kuyruğunu genç kadına doladı ve sınıra yakın boş bir alanda kadını yere bıraktı ve gözden kayboldu.
Bradley ise aracına binmiş evcili takibe koyulmuştu. Genç kadının yanına vardığında da ne kadar etrafına bakınsa da evcili görememişti. Şehre inen ve bir anda gözden kaybolan bir evcile her ne kadar anlam veremese de yerde yatan Ehliyi kucağına aldı...
Kafasına darbe yemiş gibi beyni zonklayan genç kadın gözlerini aralamaya çalıştı. En son atlamaya yeltendiğini ama rüzgarı hissetmediğini anımsıyordu. Kirpikleri görüşünü engelliyordu ama yoğun olan kalabalığı görebiliyordu. Tekrar kapattı göz kapaklarını ve açmak için yoğun bir çaba sarf etti. Kalabalığın ardında ıssız bir yerde bir binanın bitişiğinde oluşan sise baktı. Gözlerini tekrar kalabalığa çevirdi kimse sisin olduğu yöne bakmıyordu gözler kendisindeydi ve genç kadın ürperdi. Kalabalığın içinde o garip binaya bakan genç bir kızı fark etti ve gözlerini tekrar dağılmakta olan sise yöneltti. Gözleri kendisinde olan belli belirsiz bir silüeti anımsadı.
"Kabulün hayırlı olsun güzelim" sitem dolu bir erkek sesi kulağına vardığında genç kadın başını hareket ettiremedi ama bir erkeğin kollarında olduğunu hissetti.
Yatağımda olmam gerekmiyor mu? Yine yeri mi boyladım? Uçamadık yine he! ama rüya hâlâ devam ediyor diye düşünürken gözleri düşüncelerinin arasında karanlığa gömüldü.
Genç kadının gözleri gece hiç uyumamış gibi genç kadının canını acıtıyordu. Yatakta bedenini gerdi ve gözlerini henüz açamıyor olsa da kollarından destek alarak yatakta doğruldu. Kollarını havaya kaldırdı ve esnedikten sonra gözlerini ovuşturdu. Ellerini yatağında gezindirerek "Sonunda uyanabildim" diye mırıldandı. Söylediği kelimeler kendine bir o kadar yabancı gelirken nasıl hâlâ aynı dili konuşabiliyorum diyerek hayretler içerisinde gözlerini açtı. Hâlâ rüya mı görüyorum? Çevresindeki kişilerin sesini duymaya başladığında gözlerindeki ağrı derine inmiş kafatasını sarsıyordu. Ellerini başının üzerine koydu. Alnına ve başına baskı uygulayarak ağrının dinmesini temenni ediyordu. Gözlerini birkaç kez kırptı ve anlam veremediği ortama bakındı. Bir yataktaydı ama bu yatağın kendine ait olmadığına emindi. Yanı başında genç bir kız vardı. Bu sise bakan kızdı diye anımsadı. Karışısında duran yaşlı bir adam ve onun önünde kendine yaklaşmakta olan gösterişli bir kıyafeti taşıyan genç bir adam vardı.
"Çok geçmedi, hemen uyandın oysaki. Ne zamandır baygın olduğunu düşünüyorsun ki?"
Gerçekliğe uyandığımı düşünmüştüm oysa uyanamamışım ki! Genç kadına adamın sesi yabancı gelmedi. Adamı şöyle bir süzdüğünde kafedeki adam olduğunu anladı.
"Senin bedenin... nasıl zayıfladın? İkiz miydiniz yoksa?" diye şaşkınca sorularını bir bir sıraladı.
Bradley genç kadına sormak istediği onca soruyu yutmak zorunda kaldı. "Dalga mı geçiyorsun benimle" diyerek sinirlendiğini belli etti.
"Bir saniye durumunu bir kontrol edelim" adamın sözünü kesen küçük bedene baktı. Doktor muydu?
Bradley uzaklaşırken yatağa yanaşmakta olan kıza yol verdi. Genç kadın yanıbaşında kendini tutan genç kıza sonra ise bedenini inceleyen kısa boylu ve oldukça narin duran bedene baktı.
"Doktor olan küçük bir kız çocuğu mu? Bilinç altımda daha neler yatıyor acaba?" diye mırıldandı.
Bu sözleri duyan Bradley iç geçirdi. Kraliyet yolunda olmaları gerekiyorken nasıl bir oyuna düştüm diye sorguluyordu.
"Az önce beni tanımadığını ima ettin şimdi de kraliyet şifacısını mı tanımadığını söylüyorsun!"
Genç kadın konuşan adamı umursamıyordu nasıl olsa bu benim rüyam bedenini beğenmeyip değiştirmiş olmalıyım diye düşündü.
"Hey Ehli!" Ehli kendine seslenen doktoru zar zor duydu. İki kez seslenmişse ne olmuş yani ne diye bağırıyor,
"Kendinden büyüklere saygılı olman gerektiğini öğretmediler mi sana?"
Odadaki hiç kimse genç kadının söylediklerini anlamlandıramamıştı. Çünkü bu dünyada saygı yaşa göre insanlara bahşedilmiyordu. Karakterlere göre kazanılırdı ve ayrıca Ehli kendisine saygı duyulsun diye söylemlerde bulunan biri değildi.
"Boyum kısa ve bedenim genç olabilir ama senden yaşça büyük olduğumu biliyorsun. Boyumla senin de alay edeceğini hiç bilemezdim."
Genç kadın şaşkınca doktara baktı, nasıl benden büyük olabilirdi?. dilini ısırdı. Ah pot kırdık galiba. Pekâla dikkatli adım atalım ve duruma göre konuşalım o zaman "Şey ben hafızamı kaybettim galiba parça parça anımsıyorum ama tam olarak hatırlayamıyorum sizleri" diyerek durumu toparlayabileceğini düşündü.
"Heı" dudaklarından belli belirsiz bir nida yükselen Bradley odanın girişinde bulunan koltuğa bıraktı kendini. Başını iki yana salladı. Ehli insanlarla dalga geçen biri değildi ama bu tutumu. Neyi planlıyordu?
Genç kadın gerisin geri gidip koltuğa oturan adamla odadaki diğer kişiler arasında göz gezdirdi. Yanı başındaki kız, yatağında oturmakta olan doktor ve kapı ağzındaki yaşlı adam her biri birbirine bakıp duruyordu.
Ne yani onları tanımıyor olmamdan daha yanlış bir şey mi söyledim?
Kendini ilk toparlayan doktor oldu. "Kolundaki yara ne zaman oldu diye soracaktım." Ehli kolundaki yaraya baktı ve mırıldandı "İlk sisi gördüğümde." Olayı hatırlamıyordu ama o gün olduğunu anımsıyordu. "Sanırım bir hafta önceydi" diyerek ekledi.
"Sis mi?" Bradley Ehlide olan gözlerini genç kıza çevirdi. Ehliyi buraya getirdiğinde genç kız sisten bahsetmişti. Ve Bradley genç kızın verdiği konumu aratmıştı ama tuhaf olan herhangi bir durumla karşılaşmamıştılar. Bu ülkede tek bir hava durumu vardı güneş yakmaz ve hava bazen serin esse de genelde ılık olurdu. Sisin oluşma ihtimali sıfırdı. Şayet bir sis oluşmuşsa buna mutlaka biri sebep olmuştur. Bu yüzden genç kızın bahsettiği alanı detaylıca aratmıştı. Lakin ters bir durum yoktu.
"Bu yara yeni olmuş gibi şayet bir hafta önce ise yaranın iyileşmesini engeleyen bi enzim var demektir ama ne olduğunu bulmam için araştırma yapmam gerek"
Genç kadın doktorun dediklerini anlayamıyordu. Koluna baktı, yara derindi. İyileşmemesi normaldi. Bunu dile getirmek istedi ama temkinli davranmak istediği için tek kelime etmedi. Onun yerine durumu toparlamak için bir yalan düşünce ortaya attı,
"Bu enzim hatıralarıma zarar vermiş olabilir mi? Ya da o gün kafamı çarptıysam eğer..."
"İyi de hafızanı kaybedemezsin ki! Böyle bir sağlık sorunu yok" Ehli bakışlarını sözünü kesen genç kıza çevirdi "Nasıl yok?" Genç kız bir şey söylemedi ama gözlerinde hüzün okunuyordu. Acaba en yakın arkadaşım mı? Bu kederine bakılırsa öyle olmalıydı. Peki insan arkadaşını tanımaz mı? Gözlerimden anlamıyor mu ben olmadığımı.
"Böyle bir şey mümkün mü?"
Bradley'in sorusu üzerine gözler pür dikkat doktora yöneldi. Genç kadın durumu tuhaf karşılasa da şifacının yanıtını bekliyordu. Şifacı düşünmekten ziyade söyleyip söylememekte karasızdı. Genç kadın bunu sezmişti. Ehli diğerlerine baktığında ise diğerlerinin fark etmediklerini anlamıştı.
"Mümkün değil. Ancak kabulü bugün olduysa anlık şoktan ötürü kafası karışmış olabilir."
Şifacı buraya getirildiğinde yolda dedikoduya kulak vermiş ve şehirde süzülen evcilin bilgisini edinmişti.
"Kabul mü?" Genç kadın ağzından kaçan kelimelerden ötürü dilini ısırdı sonra "Ah" diyerek hayıflandı.
Bradley ayağa kalktı ve bir kaç volta attıktan sonra "Şimdi de Evcili tanımamazlıktan geliyor" diyerek söylendi.
"Evcil mi?" Genç kadının başındaki ağrı nüksetti. Evcili anımsadı. "A evet ejderha" diyerek mırıldandı. Bu dünyadaki adı evcildi. Odadakiler tekrar birbirine uzaylı görmüş fare gibi bakarken Ehli iç çekti. Evet evet evet az önce bu sahneyi gördük. Yine hangi potu kırdık acaba.
Bakışlarını bedenine çeviren genç kadın, çığlık attı. Üzerine yapışmış olan beyaz kıyafet bedeninden ayrılıyor ve silikleşmeye başlıyordu. "Ay noluyor be!" tamam bilinç altım çok yaratıcısın da iki adamın karşısında da soyunamazsın be kızım kabus mu bu aa! Sonra birden şunu düşündü bu beyaz kıyafet de neydi ve bağırdı tekrar "Üzerimi kim değiştirdi!" başını kaldırdı ve Bradleye baktı. Hâlâ anlamsızca odadakilerle bakışıyordu. Üzerindeki beyaz parça epey bir kısalınca Ehli ellerini gayriihtiyari göğsüne ve bacaklarına götürdü. Ama nafile bez parçası silikleşmeye devam ediyordu.
Sonunda şaşkınlığından kurtulan Bradley konuştu "Ejderha ne demek?"
Genç kadın tırnaklarını bedenine geçirdi. Ne demek ejderha ne demek! Kimse bu kıyafetin uçuştuğunu ve yok olduğunu görmüyor muydu? Tüm gözler üzerindeyken yanakları kızardı. Ah lanet olsun, görüyorlar ama normal mi karşılıyorlar!
"Çıksanıza be adam. Ne duruyorsunuz hâlâ!"
Artık kimse genç kadını anlamaya çaba sarf etmiyordu. Bradley dışarı çıktı, biraz uzaklaşmaya ihtiyaç duydu. Yaşlı adamsa zaten genç kadın söylediği anda ikiletmeden dışarı çıkmıştı.
Genç kadın tamamen açıkta kalan bedenini örtmek istiyordu ama etrafta gözüne çarpan herhangi bir örtü yoktu.
Genç kız parmaklarını birleştirdi ve oluşan üçgene fısıldadı. Ehlinin üzerinde kafetaryada değiştirdiği kıyafetlere benzer bir kıyafet oluştu. Şaşkınlıkla ayağa kalkan Ehli etrafında döndü, üzerindekilere tekrar baktı ve genç kızın ellerini tuttu "Cidden mi!" diyerek genç kıza gülümsedi. Bunu nasıl yapıyordu. Müthiş bir şey buu
"Bunu nasıl yaptın?"
"Çağrıyı yapabilmek için 4, 6 ve 7. parmağı kullanırız " Genç kadının aklında belli belirsiz el işaretleri göründü. Bir çok kez denediğini hatırladı. 4. ve 7. parmak diye adlandırdığımız iki işaret parmağını birbirine tokuşturup başparmaklarımızı da birleştirdikten sonra oluşan üçgene kurduğumuz bağı yani kabulümüzün adını söylüyorduk. Ehli ise kabulüne yaratıcı bir isim vermemişti. Evcili Evcil olarak adlandırmıştı.
Genç kız "Kabul törenine gidecektiniz değil mi" diyerek parmaklarını Ehlinin ellerinden kurtardı ve tekar bir çağrı yaptı. Ehli üzerinde oluşan yeni, sihay elbiseye baktı. Of yine bez parçası sayılabilecek parçalar!
"Bu ne? buna bola kıyafeti mi diyorsun sen!"
"Anlayamadım"
"Yine farklı bir dili konuştu galiba" diyen doktor düşünceli bir şekilde dışarı çıktı.
"Bak, sen beni her kim sanıyorsan ben o kişi değilim oyum ama değilim.. Neyse işte.. zevklerimi bildiğini sanmıyorum." diyerek kendi parmaklarını birleştirdi ve hayal ettiği elbiseyi fısıldadı Genç kız yüzündeki hüznü sildi ve Ehlinin bu haline gülümsedi. "Bu benim kabulüm. Sende işe yaramaz ki"
"Nasıl yani?"
"Şöyle ki, herkesin kabulü farklı canlılarla gerçekleştiği için o canlıların bizimle paylaştığı özellikleri sergileyebiliyoruz"
"Hm" genç kadın tam olarak anlamasa da başını sallayarak onayladı. Genç kız hanımının idrak edemediğini anladı ve anlatmaya devam etti. "Benim kabulüm bukalemun ve bana değişimi bahşetti. Ama sen daha önce hiç bir bukalemun ile iletişime geçmediğin için bu özelliğe sahip değilsin"
Genç kızın açıklamaya devam etmesi Ehliyi tatmin etti.
"Kimsin sen?"
Genç kız ani değişen konuya hakim olamadı. Biraz mahçup bir biçimde "Yardımcınım" dedi.
Ehli şaşkınlıkla "İsmini sordum ya" dedi ve sonra ekledi "A arkadaşım değil misin?" Genç kızın daha fazla mahçup olduğunu fark ettiğinde kollarını sıvazladı ve sarıldı. Genç kız rahatlamamıştı, çekingenliğini sürdürüyordu. Hanımının bir cevap beklediğini fark ettiğinde kendini toparladı ve
"Siz pek arkadaşlık edinmezsiniz" diyebildi.
"Sorduğum soruyu hâlâ cevaplamadın"
"İsmim mi? Layla"
"Memnun oldum Layla. Bana kırmızı bir elbise giydirebilir misin?"
"Kırmızı mı?"
"Sil şu şaşkınlığı yüzünden ve yap işte. Artık farklı zevklerim var diyorum anlamıyor musun" Layla kendine söyleneni yaptı ve yine Ehlinin tarzı olabileceğini düşündüğü bir elbiseyi hanımının üzerine geçirdi.
"Doktorun kraliyete geçtiğini öğrendim. Her şey yolunda m..."
Ehli sitem dolu bir nefes verdi ve "Kapı tıklatmak gibi bir adet yok mu bu dünyada?" dedi Bradley'in şaşkın bakışları altında.
Bradley Ehliyi incelerken tebessüm etti. Uzun zamandır hasret kaldığı, sevdiği, tam karşısındaydı.
"Var tabii ki ama sanırım beni duymadınız leydim," bir reveransla Ehliyi selamladı ve ekledi "Büyüleyici görünüyorsunuz,"
Sevgilisini böyle görmek Bradley'in tüm sinirini yatıştırmış ve sitresini dindirmişti.
Bedenini incelemekte olan adamın bakışlarından rahatsız olan genç kadın genç adamın yanındaki cam kapıdan yansımasına çevirdi gözlerini. Üzerine birkaç silahı alabilmesine olanak tanıyan sırt detaylı, dar bir elbiseydi. Az önceki kumaşlardan sonra bu elbiseyle karşılaşmak güzeldi. En azından bir tık daha çıplaklığı gizliyordu. Yine de Ehli'nin istediği elbise tam olarak bu değilidi ve genç kıza döndü.
"Balon kollu salaş bir elbise mi yapsan acaba?" Layla'nın anlamsız bakışları üzerine genç kadın dilini ısırdı ve ekledi "bol bir elbise olsun.. ha.. Bir de silahlı, bıçaklı, savaşa giden birini andırmasın,"
Bradley "Of!" diye bir nidayla yükseldi. Sevdiği geldi sanmıştı ama genç kadın hâlâ anlamsız konuşuyor ve pervasızca isteklerde bulunuyordu.
"Bizden habersiz kabulü gerçekleştirdiğin için -duraksadı. Ehlinin hiçbir savaştan kaçmadığını bilse de sözünü tamamladı- azar işiteceğini düşünüyorsan lütfen buna bir son ver. Bugün gerçekten yanımda olmana ihtiyacım var."
Genç kadın elini başına götürdü ve saçlarını çekiştirdi. Her ne kadar ortama ayak uydurmak istese de üzerini örtemeyen bez parçalarıyla dolaşamayacağını ve istekleri doğrultusunda etrafta gezmek yahut dilediğince davranma isteğine engel olamazdı. Baradley sessiz kalan Ehliye göz devirdi ve iç çekerek odanın dışına çıktı.
"Arabada bekliyorum. Seni!" Bu sözler, itiraz kabul etmediğini belirten bir ton ile kapıyı kapatmadan önce söylediği son sözlerdi.
Genç kadın bakışlarını yardımcısına çevirdi.
"Kim bu?"
Layla kendinde sorgulama hakkı bulmuyordu ve hanımını tekrarlamasına izin vermeden sorusunu cevapladı.
"Şey efendim.. E... Kraliyetten" Layla'nın kelimeleri havaya karışırken, genç kadının hissetmediği ağrı tekrardan günyüzüne çıktı. Ağzını ekşitti. İstemsizce kaşlarını çattı. Elinde olmadan acıya verdiği bu tepkiyi Layla'nın üzerine alınmasını istemediği için yüz ifadesini düzeltti. Ah tekrar bir hatırayı gözünde canlandırmıştı. Genç adamı hatırladı, kraliyet veliahtı Bradleydi. Ve bugün kabulünün 5.yılıydı. Yani vâris olması kesinleşecekti. Şayet krala bir şey olursa direkt tahta geçebilecekti.
Pekâlâ Bradleye ayak uyduralım.
"Hadi kıyafetimi çabuk yap da babamızı daha fazla sinirlendirmeyelim"
Layla'nın "Delirdi bizim hanım" bakışlarının altında ezilen Ehli,
"Ya babama benziyor işte. Niye öyle bakıyorsun canım? Benzetme yaptım!"
Layla'nın bakışları değişmezken Ehli omuz silkti ve "Kraliyet vârisini duydun, beni bekliyor." dedi, herkesin beklediği Ehliyi anımsatan bir ciddiyetle.
Layla burukça gülümsedi ve karışan aklını toparlayarak "Lütfen dikkatli olun efendim," diyebildi.
Ehli, yardımcısının endişeli cümlelerine cevap vermedi. Layla'nın çağrı yapmak için oluşturduğu üçgene baktı. Sanki yardımcısının ellerine gönderdiği nefesi etrafa dağılmamış, üçgenden geçerek genç kadının ağzını doldurmuştu. Ruhuna değinen bu serinti genç kadını ürpertti. Buraya ait değildi. Burada olmamalıydı. Buraya fazlaydı. Buradaki her şey onda bayağı eksikti. Ve bu eksikliği, içinde oluşan derin boşluğu, nasıl kapatacağını henüz bilmiyordu. Küçük bir çocuk gibi öğrenme arzusunu güttü, hâlâ rüyada olduğu düşüncesinden vazgeçmese de...
Genç kadın Bradley ile iki kişilik bir arabaya binerken kraliyet vârisinin sessizliğinden de istifade etrafı inceledi. Rengarenk ağaçlar onu gülümsetmiş, yere düşen şekilli yapraklar arasında dans etme isteği uyandırmıştı. Eve gidip üstünü değiştirdiğinde burayı tanıma hissinden dolayı etrafı pek incelemediğini fark etti. Kendine el uzatan genç adamın elini tuttu ve kapısı küçük olan araca bindi. Ardından genç adam da araca binmişti ve genç kadının şehri görmesine imkân sağlamayan bir hızla ilerlediler. Aracın içi durgundu. Her yeri camla kaplı olan araçtan dışarıya bakmak için neredeyse cama yapıştı. Yok. Bu hızda görebilmek mümkün değildi ve buna rağmen araç nasıl sarsılmıyordu? Bradley genç kadının belini tutmuş onu kendine yaklaştırmıştı. Ehli de dışarıyı görmek için daha fazla zorluk çıkarmadı ve aracı inceledi. İki kişinin sığabileceği bir boyuttaydı. Baştan aşağı süzdü ama lokomotife rastlamadı ve hayretler içerisinde Bradley'i inceledi. Boşta kalan elinde küçük bir alet vardı ve genç kadın kraliyet vârisinin o alet ile aracı sürdüğünü düşündü. Araç durduğunda ve inmek için kraliyet vârisi Ehliyi yönledirince genç kadın afalladı. Bir dakika bile olmamıştı yahu! Bu nedir? Arabadan indiklerinde genç adam elini Ehli'nin belinden çekerek ısıttığı tenin soğumasına izin verdi.
"Ehliyi gördünüz değil mi?"
"Masmaviydi evcili, bizi mi kandırdılar beyaz diyerek."
Genç kadın sağında bulunan bir dükkandan adını duyunca konuşulanlara kulak verdi. Ayrı ayrı gruplar oluşturulmuş ama aynı konu üzerinde konuşuyorlardı. Bir biri ardına söylenen cümlelere yetişemiyordu.
"Hani bu evciller kalabalığı görünce zapt edilemiyor ve ortalığı dağıtıyorladı. Hepsi yalanmış!"
"Yok canım ya o doğru. Mesele Ehli de, nasıl bir iletişimi var da toplumda çağrı yapabildi?"
"Nasıl da kuleden emin atladı öyle,"
"Harbiden tam ona göre bir hareket."
"Sen de gördün mü? Kesinlikle daha önce olmuş kabulü, bize söylemiyorlar. Yoksa kabulüne rağmen kızcağızı gönderecekler miydi?"
Evcil mi? Bir ejderha mı beni kurtarmıştı. Ah be bıraksaydı da düşseydim. O zaman bu tuhaf ve idrak ettiğim ama bir türlü kontrol edemediğim rüyadan uyanmış olurdum. Genç kadın derince bir nefes aldı, hüzünlendi ve asılan yüzünü gökyüzüne çevirdi. Sonra gördüğü manzara karşısında ağzını araladı.
Yeşil yapraklı ağaçlar, yanlarına yapılmış binalara gölge oluşturmuş ve köklerini sergilemekten hoşnut, havada süzülüyordu. Bu gökyüzünü süsleyen yapıtlardan epeyce vardı. Havaya rastgele serilmiş ve binaların birbirinden farklı oluşundan ötürü de büyük küçük rangarenk havai fişeklere benziyordu. Hızla bakışını yeryüzündeki ağaçlara çevirdi. Renklilerdi. Tekrar göğe baktı. Sadece oradakiler yeşildi. Yeryüzündekiler müthiş görünüyordu ama gökyüzündeki yapraklar hem iç açıcıydı hem de kendi dünyasını hatırlatıyordu.
Avuç içini sıcak bir yumuşak doku sardı. Çekiştirildiği yöne doğru ilerlerken, Bradley'in elini tutup bedenini bıkkın bir hâlde sürüklemesine izin verdi. Genç kadın garipsemedi,
Yolun ortasında durup onu takip etmediğim için sinirlenmişti. Üzerimdeki elbiseden ötürü olduğunu düşündüğüm siniri yatışmamış ve bu yüzden benimle konuşmuyordu. Ama yok, kurduğum cümleden ötürü rahatlamıştı. Sonra elbiseyi değiştireceğimi söyleyince kızmıştı. E o zaman düşündükleri kişi olmadığımı fark eden biri var demektir.
"Bradley,"
Genç adam hızlı adımlarını yavaşlatmak istedi ama beceremedi ve durdu. Adını duyduğu bu ses tonu içindeki umudu filizlendirmişti. Ehli adımlarını genç adamın adımlarına uyduramadığı için alnını istemsizce Bradley'in geniş sırtına vurdu. Genç adam yüzünü genç kadına çevirdi. Ehli'nin elini bıraktı ve alnını okşadı,
"Dinliyorum,"
Bu nazik dokunuşu ve naif sesi konuşabilmesi için genç kadını cesaretlendirdi.
"Bana kızma, olur mu?"
Genç kadının bakışı ve cümlesi Bradley'in filizlenen umudunu kirletiyordu ama aynı zamanda onu farklı bir ümide sürüklemişti. 'Şayet onun oyununa alet olursam, onu sevdiğim gibi o da beni sever mi? Yıllardır beklediğim karşılığı alacak mıyım?' düşüncesi belirdi yüreğinde. Hayır. Sevecekse şarta bağlamadan sevebilirdi. Ehli bir çıkar uğruna birine duygu besleyebilecek kişi değildi. O zaman bu üzgün yüz... Yoksa.. Bu bakış; seni terk ediyorum, bakışı. Bu söz, bitti demek sözü müydü?
"Elimde değil Ehli. Kendine vereceğin zarar; canını, canımı yakacakken kızmak elimde değil."
Genç kadın tebbessüm etti ve alnından yanağına kayan eli tuttu.
"Hayır. Seni, kendimi tam olarak hatırlayamadığım için..."
Genç adam Ehli'nin eli ve yüzü arasında kalan elini bir çırpıda çekti ve eski tavrını takındı,
"Gidelim. Geç kalacağız!" Bir yandan bitti demediği için rahatlamış öte yandan ise bu tutumunda ısrar ettiği için genç kadına kızıyordu.
Ehli bu sefer etrafına bakınmadan önünde yürüyen adamı takip etti. Ne manyak bir kızmışsın da kimse seni dinlemiyor ve sana güvenmiyor be kızım! İçten içe kendini azarlıyor, bu durumdan nasıl sıyrılacağını düşünüyordu.
Bir kitapçıya girdiler ve orada kitapların arasında sıçrayan çekirgeyi anımsatan bir canlıyı selamladılar. Mavi renkteki canlı ön bacağı ile belli bir yönü işaret etti. Bradley gösterilen alana gitti ve oradaki birkaç canlıya aynı selamı verdi. Ehli de genç adamın yaptıklarını yapıyordu. Sonra kapalı kapının önünde bir adam belirdi. Ehli, kapıdaki adam elini kaldırdığında çağrı yapacağını anlamıştı. Anlaşılan ışınlanma özelliği vardı.
Gözünü kapatıp açtığı bir süre zarfında gelmeleri gereken yere varmışlardı. Genç kadın bir dirseği korkulukta ve bir eli eteğinde hiç sarsılmadan zaten buaradaymış hissiyatıyla ışınlanmasına şaşırmış, Bradley'i kızdırmamak için hiçbir şey söylemeden nasıl duracağını düşündü.
İçinde olduğu loş ışıklı alana baktı. Açık alanda değildi ama başının üzerindeki kubbe bayağı yüksekteydi ve genç kadın bir binanın içinde olduğunu çok geçmeden anladı. Işınlanmanın etkisinden ses algılamayan kulakları açıldı ve bir uğultu eşliğinde insanların oluşturduğu sesleri duymaya başladı.
Ehli kalabalığı görünce genç adamın yol boyuncaki huysuzluğunu anladı ve ona hak verdi. Herkes yeni yeni gelmişken onların da kol kola girişten geçmeleri gerekiyordu. Doğru düzgün bir giriş yapmadan, insanları selamlayamadan resmen içeriye atılmışlardı ve genç kadın Bradley'e usulünce eşlik edemediği için üzüldü. Sonra bilinç altındaki bir karakter için surat asıyor olmasına yakındı. Yüzünü ekşitti.
Bradley, Ehliden izin alarak kalabalığa karıştığı sırada genç kadının gözü yardımcısını arıyodu. Onun yanında daha rahat konuşabileceğini düşündü. Genç kadın huzursuz hissetti. Yine de korkuluğa tutundu ve havada süzülen merdiven basamaklarından bir bir indi. İnsanların sesleri, ayak sesleri, kullandıkları aletlerin sesleri ve salondaki bazı küçük canlıların çıkarttığı sesler kubbede birleşiyor, binada yankılanan kısık bir melodiye karışıyordu. Bu ses, genç kadını tatmin etmemişti. Kulakları daha coşgulu bir melodiyi arzuluyor ve hatta parçaya eşlik eden sözler işitmek istiyordu. Sonra aniden burada düşlediği o parçaların bulunmadığını anımsadı. Ah, her hatırladığımda bu ekşimiş peynir tadını mı alıcaktım, genzimde! Başım böyle ağrımaya devam mı edecek.
Genç kadın sonunu göremediği koridorda ilerlerken, selam verenlere gayriihtiyari karşılık veriyor ama kendilerine eşlik etmesini istemelerine izin vermeden yanlarından hemen uzaklaşıyordu. Bu şekilde bir süre dolaştı ve kalabalığın seyrekleştiği bir alanda Layla'ya rastlayarak duraksadı. Genç kız, etrafta gezdirdiği gözleri Ehli'ye değince ağızdan aldığı bir nefesi ciğerlerine gönderdi ve tebbessüm etti.
"Beni yanınızda görmek isteyebileceğinizi düşündüm." dedi genç kadına yaklaşmak üzereyken.
Ehli, "Hem de nasıl istediğimi bilemezsin" diye geçirdi içinden.
Yol boyunca duyduğu söylentileri ve genişliğine alışamadığı bu salondaki insanlardan duyduğu konuları bir bir genç kıza anlatmak istiyor. Aklına gelen soruları peyder peye yığmak istiyordu. Çan sesini andıran bir ses kulakları doldurduğunda genç kadın bir süre daha düşüncelerinde alabora olacağını kavradı.
Küçük canlılardan birkaçı bir su damlası oluşturmuştu. Bu su damlası etrafı ıslatmadan kimseye değmeden genişledi, genişledi ve krala paspas oldu ve onu belli bir yüksekliğe kaldırmıştı. Ehli krala taban olan koca su damlasına baktı ve "Bu dünyada, her şeyle karşılaşabiliriz!" diyerek mırıldandı, sadece kendinin duyduğunu varsayarak.
Genç kadın, törendeki herkesin istenilen kabulü sağlayan kişilerden olduğunu biliyordu. İçini bir hüzün kapladı. Söylediklerinden pek bir şey anlamadığı yaşlı adam konuşmasını bitirdiğinde Layla'ya yaklaştı.
"Peki kabul edilmeyenler ne oluyor?" dedi ürkekçe.
"Sürgün,"
"Sürgün mü?"
"Evet, 3 yıl içinde kişi kabul görmezse becerisine ve talep edilen ülkelere göre sürgün ediliyor."
Genç kadın hayretler içerisinde duyduklarını onaylatma ihtiyacı duydu. "Nasıl yani, Evcil beni kabul etmiyor diye başka ülkeye mi gönderilecektim?"
"3 yılın dolmak üzeriydi, dolayıs..."
"Eğer sürgün edilmemek için numara yapıyorsan, faydası yok. Kraliyet ailesine dahi tolerans gösterilmez kurallarında" Genç kadın irkilerek, sinsi bir yılan gibi yanlarına yanaşıp ısırmak için dişlerini gösteren adama baktı.
Genç kız reverans yaptı ve "Ehli kabul edildi!" diyerek saldırılara kalkan oluşturmak istedi.
Genç adam saygısını koruyarak itirazda bulunan yardımcıya ters bir bakış attı, "Vicdanen rahat etmek için kurtarmıştır, belki. Bu onun kabul edildiği anlamına gelmez."
Ehli yardımcısına yanaştı ve kulağına eğildi. "Bu düşmanlarımdan biri mi?" Genç adam histerik bir kahkaha attıktan sonra,
"Gerçekten aklını yetirmiş olmalısın. İşitme becerisi olan birinin yanında fısıldamak he" bakışları ciddileşti ve genç kadının yaptığını taklit ettiğini bariz belirterek Ehlinin kulağına yanaştı,
"Her şeyde iyi olduğunu biliyordum. Ama bu kadar iyi oynadığını görmek, doğrusu bir hayli etkiledi beni!" Adamın eğlendiği, her bir mimiğinden okunuyordu. Genç adama ayak uyduran Ehli, bozuntuya vermeden fısıldadı,
"A anladım. Gerçekten düşmansın!" Genç adam başını geriye attı, gözlerini genç kadının gözlerine çevirdi ve sesinin boğuk çıkmasından haz alır gibi sesini biraz daha kısarak "Nerden baktığına bağlı,"
Dudaklarını yalayan adamın nefesinden rahatsız olan Ehli daha fazla dayanamayacağını anlayarak önce başını çevirdi sonra iki adım geriye gitti. Bu tutum genç adamın bakışlarındaki alevi körükledi. Sonra bir anda bir şey duymuş gibi geri adım attı.
Yüzüne memnuniyetini sergilemek için can atan bir müşteri gibi gülümseme yerleştirdi ve tıslamaya devam eti. "Oyuncağın da gelmek üzere," Gitmek için arkasını dönmüştü ki birden durdu ve omzu üzerinden genç kadına baktı.
"Kırmızı renk sana siyah renkten daha çok uymuş. O neydi öyle, içimi karartıyordu. Lakin bu stil -genç kadını baştan aşağı süzdü- cık cık cık hiç senlik değil." kurnazca gülümsedi, bedenini tamamen Ehliye çevirdi ve ekledi "Değiştirelim o zaman."
Ehli genç adamın oluşturduğu çağrıya baktı. Az önce işitme özelliği dememiş miydi? Kıyafetimde ne gibi değişiklik yapabilirdi ki?
Göz açıp kapayıncaya kadar kıyafeti değişmiş ve genç adam gözünün önünde kaybolmuştu. Ehli etrafına bakındı. İç güdüleri, başkasının buna şahit olmaması gerektiğini söylüyordu. Yanındaki yardımcısı dışında kimsenin görmediğine ikna olunca, sakinleşti. Sessiz bir yerde oldukları için rahatlamıştı. Genç kadın şaşkınlığını yüzünden sildi ve genç adamın ortama bıraktığı boğuk havada boğulan Laylaya döndü.
"Onu gördün değil mi? Nasıl iki tane özelliği olabilir?"
"Gerçekten hafızanızı mı kaybettiniz? Böyle bir sağlık problemi yok ama bu nasıl gerçek olabilir?"
Layla dudaklarını birbirine bastırdı ve "Özür dilerim... E.. Kraliyet ailelerinin daha doğrusu özel kişiler birden fazla kabul görebiliyor."
Genç kadın ani gelen soruya maruz kalınca duyduklarını çabuk sindiremedi ama algısını kazanmaya başlayınca yardımcısına gülümseyerek rahatlamasına vesile oldu. "Çekinmene gerek yok. Bana istediğin her şeyi gönül rahatlığıyla söyleyebilirsin." dedi ve kendini çok yalnız hissetti. Laylayı her şeyi sorabileceği ve her şeyden bahsedebileceği bir arkadaş olarak görmüştü. Tam ortama alışmaya ve olanları, olacakları anlamak için çaba sarf etmeye başlamıştı ki tekrardan başa döndüğünü hissetti. Bu rüyadan uyanmak ve o hep yakındığı, söylene söylene gittiği okuluna gitmek istedi.
"Sadece.. Ben ne yaptığınızı ya da yapacağınızı bilmediğim için.. Yani size yardım etmek de zorlanıyorum.." diye ne söyleyeceğini bilmeden birkaç cümle kurdu.
Genç kadın burada olmasalar bile özelliklerinden ötürü başkalarının da duyabileceğinden Layla'nın rahat konuşamadığını ve söylemek istediklerini anladı. Numara yapma ihtimalimi düşünüyordu. Ve başbaşa olduğumuzdan neden bu oyuna devam ettiğimi anlamıyordu. Ama yani başlarım bunların bana olan temkinlerine he!
"Doğru ya! Sizin de iki kabulünüz var,"
"Benim mi?" Genç kadın nasıl hissettiğini bilmiyordu. Duyguları her an değişiyor kendini her an farklı biri gibi hissediyordu.
"Evet sizin, Evcil dışında kurt ve kaplan kabülünüz de var,"
Genç kadın bu canlılar ile kurduğu iletişimden ne gibi bir özellik almıştı merak etmişti ama merak ettiği başka bir şey daha vardı.
"Madem kabulüm var nasıl 3.yılım doluyordu? Anlayamadım." Genç kadın üzerinde hissettiği bir çift gözden rahatsız oldu. Hissettiği yöne başını çevirdi ve az önce konuştuğu adamla göz göze geldi. Adam çarpık bir gülümseme yüzüne yerleştirdi ve içeçeğini havaya kaldırıp genç kadına selam verince Ehli göz devirdi ve bakışlarını yardımcısına çevirdi. Ah, bizi duyuyordu ve şimdi ona baktığım için onu kontrol ettiğimi ve oyuna devam ettiğim kanısını kanıtladı kendice!
"Kraliyet için basit iletişimler geçerli değil. Geleneği devam ettirmek zorundasınız. Bu yüzden Yönetici canlılardan biri ile kabul sağlama kuralı var." Genç kadın konuşmakta olan Layla'yı dinlemeye devam edemedi. Gözlerini etrafta gezdirdi. Genç adamla göz göze gelse de içindeki his gitmiyordu. Üzerimdeki gözler kimin?
Layla kendi etrafında dönen hanımının kendini dinlemediğini anladı ve "Neye bakıyorsunuz?" dedi. Genç kadını ikide bir başını çevirmesinden ötürü kendini hırpaladığını düşünerek kollarından tuttu ve "Neye bakıyorsunuz? Kimi arıyorsunuz efendim?" diyerek sorusunu tekrarladı.
Ehli'nin gözleri Layla'nınkilerle buluşunca derin bir iç çekti. Ah, bu hissi oluşturan kişiyi bulamamıştı. Kollarını yardımcısının elinden kurtardı ve kraliyeti gösteren terastan insanları seyretmeye yöneldi.
"Leydimin kollarında bir sorun mu var? İyi m..."
Genç kadın başını çevirdi ve omzu üzerinden Layla'nın "Sorun yok efendim ,"açıklamasını yönelttiği Bradley'e baktı.
Bradley dilini yutmuş gibiydi, öylece genç kadını süzüyordu.
Genç kadın az önceki adamın çağrısını düşündü ve üzerindeki iç gösteren ve bedenini saran kırmızı elbiseyi hatırladı. Bakışlarını aşağı indirip de kendini inceleme girişiminde bulunmadı. Bu bez parçasını tekrar görebilecek gücü kendinde bulmuyordu. Bu tam onların bildiği Ehli'nin tarzı değil mi!
Ah bizim Ehli de bedenini sergilemekten ne zevk alıyormuş be!
Gerçi haklı bu güzellik kendine saklanamayacak kadar insana öz güven bahşedebilir. Ama ben daha küçüğüm, içimdeki ruh bu bedenin yaşında değil ki. Utanmam ve bu bedeni taşıyamam çok normal.
Birkaç kişinin Bradley'in yanına gelip konuşması üzerine genç adam üzerindeki özlemi silkelemiş, gelenlerin kendini yönlendirmesine izin vermişti.
Genç kadın sabahtandır yapılan konuşmaların üstüne Bradley'in konuşma sırası geldiğini anladı. Bradley yanlarından uzaklaşınca Ehli daha fazla dayanamayacağını bilerek. Layla'ya döndü.
"Üzerime daha rahat bir şeyler yollar mısın?"
"Neden ki? Bir yere mi gidiyorsunuz?"
"Rahat konuşabilirsin demiştim dimi... Rica etsem, onu daha sonra yapar mısın?" diyerek sorgulamasını istemediğini ve derhâl içinde hareket edebileceği bir kıyafeti yapmasını istedi. Layla durumu anladı, tebbesüm etti ve isteneni yaptı.
Genç kadın üzerine geçirilen kıyafetlere baktı. Başını salladı. Evet bununla geçen günkü kuleye benzer bir yapıya çıkabiliriz. Terasta etrafı incelerken gözüne çarpan bir kuleyi görmüştü ve kraliyetin havası boğucu, insanların gözü üzerinde olunca içine doğan kaçma ihtiyacını orada sonlandırıp bir nefes almak istiyordu. Kendi soluklanmak isterken kuleye ulaşma isteği bu bedenin tırmanmayı gerçekten çok sevdiğini gösteriyordu..
Saray halkı Ehliye bakındı. Ama kraliyette genç kadına ait bir iz bulamadılar.
Ehli, konuşma için kraliyette bulunması gerektiğinden bihaber Layla'nın gösterdiği güzergahtan geçerek dışarı çıkmış, etrafı gözlemliyordu.
Gündüz gözü ile gördüğü şehir gece bambaşka görünüyordu. Bunun sadece kraliyet hazırlığı olmadığını Kraliyet şehrinin her zaman bu görüntüsünü koruduğu bilgisini beynindeki kitaplıktan çıkarılmış bir kitabın parlak sayfalarında görür gibi oldu. Attığı adımları inceledi, yeryüzünün çekimi yoktu sanki. Ama yine de ayakları yere basıyor kendi ağırlığını az çok hissediyordu. İçtiği içecekte kendi dünyasındaki gibi likör mü vardı sorusu belirdi bu hafifliğini fark ettiğinde. Sonra çevrenin ıssız olmasından faydalanarak bir kahkaha patlattı. Sanki daha önce alkol kullanmıştı da hissini bilecekti. Gülüşünün etrafa saçılmaması, genç kadını şaşırtan bir diğer durum oldu. Sesi yankılanmıyordu. Etrafta birileri olsa da sadece kendisinin duyacağına emindi.
Sonra kendine, bir rüyada olduğu için uyanmaya çalışmasına ve bilinç altının oluşturduğu bu mükemmel evreni inceleme fırsatı verilmişken incelememesine ve tadını çıkarmadan kaçmaya çalışmasına kızdı.
Burası sadece ona aitmiş gibi ellerini iki yana açtı, gözlerini kapattı ve belli belirsiz oluşan esintiye gardını indirerek yavaş adımlarla şehrin dar sokaklarından geçti. Her bir sokağın farklı bir kokusu ve farklı işlenmiş binaları vardı. Geçtiği yerlerde bırakın insanı herhangi bir canlıya dahi rastlamamıştı. Bu durum kendini daha rahat ve güvende hissettirdi. Gözlerini göğe kaldırıp kubbeyi aramamıştı ama ayakları genç kadını tıpkı önceki kulede olduğu gibi bu muhteşem yapıya götürmüştü. Ehli başını kaldırdı ve kuleyi yakından inceledi. Sabahkinin yarısı eder miydi acaba? Yok etmezdi.
Çok kısa bir sürede kuleyi tırmandı ve hasretle zirvedeki yerini aldı. Bedenini kraliyet binasından yana çevirdi. Yüksekten şehri izlediğinde kendini yenilmez bir savaşçı gibi hissetti. Sonra ise bu bedenin her acılı bir sancı gibi özlemle zirveye ulaştığında şuanki hissiyatının yanı sıra ilmek ilmek bedenine işlenen hüznü sezdi. İzlediği küçük yapıtların herhangi birinde sıradan biri olmak istiyordu. İçindeki yahut dışındaki bu yabancıya teselli edercesine tebessüm etti.
"Madem herhangi biri olmak istiyorssun ne diye dikkat çekiyorsun be kızım?"
İnsanların giydiği kıyafetler gözünün önünde canlandı. Pardon güzelim, burda böyle giyinmek normaldi değil mi?
Saliseler saniyelere, saniyeler dakikalara sırtındaki yükü devrederken biriken bu silinmez yükün altında genç kadın eziliyor gibi hissediyordu.
Ehli bedeninin daha fazla kendini yıpratmasını istemezken, Ah rahatla.. diyerek iç çekti. Bak müthiş binalar ayaklarının altında ve her an ezileceğinden habersiz farklı zorluklarla boğuşuyor. Nerde olursan ol, kim olursan ol, bir zorluğu atlatmadığın ve yeni bir zorluğa sahip olmadığın sürece huzurlu olamazsın. Bizi insan yapan da bu değil mi?
Sen, sensin. Sen olmanın keyfini yaşamalısın...
Ehli anlık gelen bir dürtü ile 4. ve 7. parmaklarını yanyana getirdi ve birbirine sürttü. 6.parmaklarını kullanmayı aklına hiç getirmemişti ve normalde yapılanın aksine çok farklı bir hareket içine doğdu. iki işaret parmağını üst üste getirerek artı işareti oluşturdu, ardından iki parmağı birbirine doladı. Sonra ise kanca şeklini almış ve birbirine kenetlenmiş olan iki parmağa baktı ve"Evcil" diyerek fısıldadı. Dudaklarının arasında dökülen kelime dudaklarının bile hissetmediği bir rüzgar oluşturmuştu. Ama parmakları bu kelime ile serinlemiş ve buz tutmaya başlamıştı. Genç kadın ne olduğunu anlamadı. Korkmamıştı lakin parmaklarını birbirinden ayırmaya çalıştı. Olmuyordu. İnce buz tabakası göründüğünden sağlamdı.
Genç kadın, gecenin boğuk havasında gökyüzünde süzülerek ilerleyen canlıya bakarken gözlerine inanmıyordu. Adeta karanlığa savaş açmış ışıldıyordu.
Şaşkınlıktan açılan ağzında "Evcil" ismi çıktı. Genç kadın fark etmese de parmakları birbirinde ayrılmıştı.
Kirpikleri durmadan yanaklarını selamlıyordu. İnanamayarak izlediği bu manzara, göz kapaklarını ağırlaştırıyordu. İçinde, derinlerde bir yerde hep bu anın özlemiyle yanıp tutuştuğunu sezdi. Bir müddet sonra sakinleşti ve sonunda gözlerini açık tuttu. Herkesin bahsettiği gibi beyazdı. Kar gibi bembeyaz
Genç kadın kendinden ve ejdarhasına olan güvencesinden emin bir şekilde kollarını genişçe açtı ve usulca yanına yaklaşan ejderhanın yanaklarını titreyen elleriyle yavaşça avuçladı. Sert bir deri ile karşılaşmayı bekliyordu ama sanki ellerinin altında pamuk vardı. Sanki elleri bir sisin içine girmiş yahut bulutlarda süzülüyordu. Evcil ile göz göze geldi. Bir an onun gözlerinin ta derinine baktığını hissetti. Genç kadının bedeni titriyordu. Gün boyunca üzerinde olan gözler senki miydi? diye tuhaf bir soru geçti zihninden. Saçmaladığını düşündü ve olumsuz anlamda başını salladı. Evcil'in göz bebeği genç kadının gözlerini andıran bir şeffalıktaydı ama mavi renkti.
Evcil tenini Ehli'nin elinden kurtardı ve başıyla selamlar gibi genç kadının gözlerine baktı. Genç kadın büyülenmişti ve bu muhteşem canlıyı hayranlıkla seyrediyordu. Evcil başını kaldırdı ve kanatlarını katladı. İnce bir ok halini alan kanatları sırtı ile birleşmişti. Bu şekilde havada çok süzülemeyeceğini bilen Ehli onun isteğine karşı gelmedi ve sırtına bindi.
Sırtındaki yerini aldığında nereye tutunacağını bilemediğinden önce kollarını genişçe açtı ve boynuna tutundu sonra ejderhanın boynuna sarıldı. Boynu çok geniş değildi yine de genç kadının kolları birbirine kavuşmamıştı. Heyecandan öleceğini düşündü
Ehlinin bu dokunuşundan rahatsız olan Evcil bedenini sarstı. Tüyleri Ehlinin yüzünü yalarken genç kadın bu nazikçe uyarıya hemen karşılık verdi ve Evcil'in boynunu serbest bıraktı. Parmakları ejderhanın beyaz saçlarını kavrarken bu yumuşaklığa nasıl sıkı sıkı asılacağım diyerek sorguladı. Boyundan daha narin değil midir tüyler? Evcil kanatlarını açıp gökyüzüne doğru hareketlenmeye başladığında genç kadın düşünmeyi bıraktı ve ona güvenerek beyaz ipeksi saçları sıkıca tuttu. Hâlâ inanamayarak ve farkında olmadan haykırdı,
"Bir ejderham var," ilk defa içten bir gülümseme yayıldı yüzünde. Yayıldı ve bir kahkahaya dönüştü.
"İnanamıyorum bir ejderham var..."