Skip to content

EHVENİŞER

Chapter 3 · 9 min read

EHVENİŞER

Chapter 3

SURET

| BÖLÜM 2 : SURET. |

✴️

HER SURETİN ARDINA GÖMÜLMÜŞTÜR BİR TUTAM KARANLIK

✴️

Yokluk,

Maddi yahut manevi ... Varlığın zıddiyetini gerçekleştiren bir kavramdı sözlüklerde. Yokluğun cismiyetini tanımlayacak kelime ise boşluktu.

Boşluktaydı.

İlk adımlamaya başladığı an gamzelerinin arasında sıkışan gülüşlerinden arta kalanlardı yokluk. Ne zaman gülmenin anlamını öğrendi o gün bıraktı gülmeyi. Ruhunun olması gereken yerde bir boşluk hissettiği an gülüşlerini de pempe bulutların arasına yollamıştı. Çünkü böylesine hayat dolu bir ifade kendi yüzüne yakışmıyordu. Biraz eğrelti çokça yamuk duruyordu. Ne zaman bir tutam gülüşü yüzüne serpiştirirse ruhunun bedeninin sınırlarını zorladığını hissediyordu. Belki de bu yüzden yakıştırmıyordu gülüşleri kendine oysaki ağabeyi Hamran ne zaman Berfe gülümserse bir yerlerde bir peri doğuyor derdi. Belki izledikleri çizgi filmlerden etkilendiği içindi ama kim görse Berfe'yi küçük bir peri kızından farklı olduğunu idda edemezdi.

Düşüncelerinin bir sarmaşık gibi zihninin en ücra köşelerine dolaşmasına izin verdiği bir gündü bugün. Oturduğu pencerenin önündeyken izlediği yer yine gökyüzü değildi. Göğe her bakışında ağabeyinin şimdilerde nereye baktığını bilmediği gözleri geliyordu.

Gölgeleniyordu bakışları.

Gölgeliyordu bulutlar göğü.

Parçalanıyordu, göğün günah kutusu kara bulutlar.

Bal köpüğü saçları yanlarına cansız bir şekilde döküldüğünde nefes alışverişleri dışında hiçbir şekilde hayati belirtilerde bulunmuyordu. Nadide bir heykel gibiydi. Yüzünün her hattı kusursuzdu. Gözlerinin hafif çekikliği, dudaklarının asli pembeliği, bakışlarının ruhsuzluğu Berfe nadide bir parçaydı. Gözlerinin zaman zaman âdeta bir renk cümbüşüne dönmesi ilahi bir büyüyü andırıyordu. Öyle ki bakan herkesi büyülüyordu.

Kollarını dayadığı pervazdan uzaklaştığında kolları boşlukta süzülmüştü. İlk başta nereye koyacağını bilemedi daha sonrasında kucağında birleştirdi ama gerisin geri iki yanına doğru uzanmasına izin verdi.

Odasından çıkmak üzere kapının önüne geldiğinde kulpu isteksiz bir şekilde çevirdi. Her ne kadar odadan çıkmak istemese de aşağıda onu bekleyen bir ailesi olduğunu biliyordu. İçine ne kadar kapanmak isterse istesin bir o kadar da dışa bağımlıydı. Kendine ördüğü kara kutuda birkaç kitabı ve küçük bir el feneriyle yaşamayı ne çok isterdi oysa ki. Dışarı çıktığında yan odadan gelen gülüşme sesleri duraksamasına neden olmuştu. Ezra'nın kapısı aralık bir şekildeydi ve baktığı yerden Ezra'nın ayna karşısında attığı kahkahaların yansımaları gözüküyordu. Gülfem elindeki rimeli kılıç tutar gibi Ezra'ya doğru sallıyordu. Arada attığı kahkahalar kolidorda yankılanıyordu. Gülfem rimeli önce kendi kirpiklerine sonra Ezra'nınkine sürdükten sonra cırtlak pembe tonlarında bir ruju Ezra'ya uzattığında Ezra itiraz etti:

-Sen beni öldürttürecek misin? Abim daha kapıdan çıkmadan yapıştırır suratımı duvara."

-Rezan mı? Bizim Rezan? Sineği öldürdüğü için devriye gezen polise teslim olan Rezan?"

Gülfen hatırladığı anıyla kahkaha atmaya başladığında Ezra'da ona eşlik etmişti.

-Ta o zamandan şapşal olacağı belliymiş." Dedi Ezra kahakahlarla.

Berfe ise sakin bir şekilde onları izliyordu gözlerindeki çöl sessizliğiyle.

İçerde ise yoğun bir telaş vardı. Ezra kuzeni Gülfem'le abilerinden zorlukla kopardıkları izin sayesinde çarşıya çıkacaklardı. Ezra üzerine kolsuz, gözlerinin renginde yazlık bir elbise ve yeni aldığı sandaletlerini giymişti. Saçlarını dalgalandırıp son kez aynaya baktığında kapıdan onları izleyen Berfe'yi görmesiyle duraksamıştı. Gülfem'de rimelin kabını çantasına attıktan sonra Ezra'ya seslendi:

-Hadi, ancak ineriz zaten çarşıya acele et biraz."

Odanın kapısının önüne geldiğinde aralık kapıyı ayağıyla itekledi ama karşısında Berfe'yi görmeyi beklemiyordu:

-Aa, Berfe bir şey mi isteyecektin?"

Berfe bal rengi gözlerini Gülfem'in yüzüne diktiğinde:

- Sessizlik." Dedi ve küçümser bakışlarını odanın içersinde gezdirdi. Odanın açık tonlarındaki kahverengi halısı çikolata ambalajı doluydu.

Usulca ilerlemeye başladığında Gülfem arkasından taklitini yapıyordu ki Ezra Gülfem'i çimdikledi:

-Bulaşma şuna, hadi gidelim."

Gülfem yine de devam etti:

-Şuraya yazıyorum. Kucağında kedisiyle seksen altı yaşında terkedilmiş konakta ölecek bu. Bir insan ne kadar soğuk olabilir diyorum Berfe'yi görüyorum en son hal bu sanırım diyorum."

Ezra Gülfem'i kolundan tutup çekiştirerek alt kata indirdi. Şehnaz mutfaktan seslendi o sıra:

-Çıkıyor musunuz Ezra?

-Evet anne. Şirin halamgile de uğrayacağız."

-Selam söyleyin. Hadi dikkat edin kedinize."

- Allahaısmarladık.

- Allahaısmarladık."

Kapıyı artları sıra örten Şehnaz merdivenlerin başında güzel saçları omuzlarında salınan Berfe'yi gördüğünde içten bir tebessümü dudaklarına yerleştirdi ve seslendi:

-Kuzum, açsan omlet yapayım şimdi."

-Acıkırsam söylerim."

-Saat kaç oldu ama inmedin aşağı Huriye'ye söylerdim odana getirttirirdim. Ama odana girilmesini istemediğini bildiğim için söylemedim."

Berfe sakince annesini dinledikten sonra ardını döndü ve doğruca odasına ilerledi. Ezra'nın odasının açık kapısını gördüğünde adımları kapının önünde duraksadı. İçeride bir sürü denenip bir kenara atılmış elbise vardı. Aynanın önünde açık bırakılmış rujlar, parfüm kutuları ... Hayatta var olduğunu göstermek isteyen bir genç kızın tüm yapması gerekenler sergilenmişti oda da. Adımları kendi odasının önüne geldiğinde kapıyı usulca açtı ve gözleri az önce gördüğü görüntüye benzer bir detay aramak üzere odanın içerisinde gezindi. Bir duvarı boydan boya kaplayan kitaplık, küçük bir masa, sade bir nevresim ve tek kişilik yatak. Uzun ve ince elleri gardırobunun kapağına gittiğinde krem rengi kapağı açtı. Tişörtler ve pantolonlardan, birkaç krem kutusundan ve henüz kullanılmamış bir elbiseden başka hiçbir şey yoktu.

Bakışları tekrar taradı odayı. Boyanmış duvarların üzerine çizilmiş birkaç kalem darbesinden başka odada bir genç kızın yaşadığını gösteren herhangi bir detay bulunmuyordu.

Elleriyle saçlarını geriye attığında bal rengi gözlerinde oynaşan yeşil parıltılar pencerenin kenarına konmuş küçük güvercine takıldı. Pencereyi açtığında kuş ürküp kaçmamıştı. Demek ki evcildi. Avuçları arasına aldığında kuşun tüylerini okşadı usul usul.

Güneşin doğuşundan hemen önceki pudralı, lilalı göğün rengine bezenmişti kuş. Gerdanına ilişen gri tonlarına kayınca bakışları, kendi gözlerine benzetti kuşun bir tuvali andıran küçük bedenini. Her renkten bir tutam koparmış ve tüylerinin uçlarına değdirmişti sanki. Siyah boncuğu andıran gözlerinin göğe doğru döndüğünü görünce bırakmak için yükseltti avuçları arasında tuttuğu küçük bedeni.

Göğe savurmadan önce fısıldadı kuşa:

"Şu kısacık hayatında benim yaşadığım hüznü Allah yaşatmasın sana. Kanatlarında hep umut dağıt dağa taşa"

Ruhunu bedeninden geri bırakma asla.

⛓️

Ezra otuduğu arka koltukta bakışlarını diktiği dikiz aynasından Revenk'e bakmaktaydı ama genç adamın gözleri hiçbir şekilde aynaya kaymıyordu. Ezra oflayarak Gülfem'e döndü:

-Nerede inelim Gülfem? Halamın orada mı yoksa çarşıyı biraz gezelim mi?"

-Çarşıda inelim. Yürüyerek gideriz nasıl olsa."

Ezra boğazını temizledikten sonra Revenk'e seslendi:

-Sen bizi çarşıda bırak Revenk."

Çarşıya geldiklerinde Revenk uygun bir yerde durdurdu arabayı. Kızlar teşekkür ederek indiler arabadan ve doğruca Urfa'nın sıcağının koynuna attılar kendilerini. Ezra, Gülfem'in tüm itirazlarına rağmen tüm mağazalara girmişler; Bir sürü elbise denemişlerdi. Daha sonra da sıcağın artmaya başladığı bir vakitte Şirin Hala'nın evinin yoluna girmişlerdi. Şirin ... ilin önemli ticaret adamlarından biriyle evliydi. Çoğu zaman eşi iş nedeniyle sık sık il dışına çıkardı. Uzun boyu, düzgün fiziğiyle babasına oldukça benzerdi. Öğle vakitlerinde camın önünde limonatasını yudumlarken Ezra ve Gülfem'i gördüğünde oğlu Ceyhun'a seslendi:

-Nurhan'a söyle iki servis daha açsınlar!"

-Kim geliyor anne?

-Ezra ve Gülfem, sende kalk karşıla onları."

Uğraştığı telefonu sehpanın üzerine koyup oflayarak kalktı yerinden Ceyhun ve alt kata indi. Gülfem ve Ezra yüzlerinde kahkahalarla onları karşılayan Ceyhun'a döndüler.

- Hoşgeldiniz kızlar."

- Nasılsın Ceyhun? Halam evde mi?

-Evet evde."

- Çarşıya kadar gelmişken uğrayalım dedik. " Dedi Gülfem sevimli bir ifadeyle.

Ceyhun:

-İyi yapmışsınız. Annem sizi yukarda bekliyor."

-Ah, unutmuşum. Halama süpriz yapmak imkansızdı."

Ezra'nın kurduğu cümleyle Ceyhun omuz silkti. Sonra da kızlara içeriyi göstererek peşleri sıra ilerledi. Üst kata çıktıklarında Şirin, yeğenlerini sıcak bir tebessümle karşıladı:

-Hoşgeldiniz kızlar.

-Hoşbulduk hala.

-Hoşbulduk."

Şirin iki yeğenine de sarılıp, ellerini tutarak koltuklara doğru ilerletti.

-Hangi rüzgar attı sizi böyle? Çok sevindim beni düşünüp gelmenize."

- Merkeze gelipte sana uğramamak olur mu hala?" Dedi Ezra. Şirin ise bu ziyaretten oldukça hoşnut olmuştu.

-Annem, babam ... Evdekiler nasıllar?

-Hepsi iyiler." Diye atıldı Gülfem." Amcam çiftlikte. Dedem ve babannemi de biliyorsun işte. Dizleri ağrıyor ikisininde."

-Enişteniz alanında uzman bir doktor bulmuştu ikisininde amaliyatı için ama biliyorsunuz ikisininde inatını."

Gülfem bilmez miyiz gbisinden fısıldamıştı ki Ezra koluyla genç kızı dürtükledi.

Şirin tekrar söze girdi:

-Çarşı da yemek yediniz mi bilmiyorum ama sizin içinde servis açtırtmıştım. Ellerinizi yıkayın da eşlik edin bize."

Ceyhun koltuktan kalkmıştı ki Şirin oğluna:

-Daha sonra dışarıya çıkarsın Ceyhun. Yemeğimizi yiyelim."

-Tamam anne. Zaten öyle yapacağım."

Şirin Ceyhun'un salondan çıkmasını izledikten sonra:

-Hâlâ çıkamadı ergenlikten."

Ezra kısa bir kahkaha attıktan sonra:

-Bizim Rezan'ı görsen hala, Ceyhun'a şükredersin. Bizimki hâlâ çocukluk evresini tamamlayamadı.

-Demeyin öyle kuzuma. Bak ne güzel ruhu hep genç kalacak... Berfe nasıl?"

Ezra yüzünü buruşturarak:

-Nasıl mı hala ? Perili evin cadısı gibi. Odasından çıktığımı var."

Şirin, Ezra'nın benzetmesine güldü.

-Alemsin Ezra, nereden geliyor aklına. Yine de prenses gibi benim yeğenim. Hepiniz birbirinizden güzelsiniz maşallah."

Oda da oluşan kısa sessizliği Şirin böldü:

-Hadi ellerinizi yıkayın da sofraya geçelim."

Ezra ve Gülfem ellerini yıkadıktan sonra sofraya geçmiş ve yemeklerini yemişlerdi.

Şirin, mutfak görevlisi Nurhan'a Türk kahvesi yapmasını söylemiş ve kısa bir süre sonra Nurhan kahveleri dağıtmış ve mutfağa geri dönmüştü. Şirin, sabah duyduğu haberi kızlarla paylaşmak istiyordu ama kızların haberinin olup olmadığını bilmediği için küçük bir test yapmak istedi:

-Gülfem, abimgillerle telefonda konuşuyorsundur. Nasıllarmış? Ne zaman geliyorlarmış?"

-Naziye'nin okulunun bitmesini bekliyorlardı ama bilmiyorum hala. Annemle en son dün akşam konuşmuştuk."

-Öyle mi? Neriman bu yıl vakfın Ankara ayağını kapatmak istiyordu bu konuda bir şeyler yapmadı mı hâlâ?

-Yeni birini buldu orası için. Yani kapatmaktan vaz geçti."

-Hayırlısı olsun. Mesut Erdem'den haber var mı nasılmış, bırnumda tütüyor."

Gülfem kısa bir kahkaha attıktan sonra:

-Onu hiç sorma, sevgilisiyle ayrılmışlar. Kız hamileyim diye babasıyla holding binasını basmış."

-Ne diyorsun? Mesut'tan mı hamileymiş?"

-Olur mu hala öyle şey? Güya ağabeyimle evlenmek için yapmış. Sanki onunda diğerlerinden bir farkı var."

-Ben ona Urfa'dan alacağım. Şimdikiler gönül eğlencesi olsun bakalım. Az daha yüreğime iniyordu."

Gülfem tekrar güldüğünde Şirin:

-Ne iyi ettiniz de geldiniz. Çoktandır fırsat bulup çıkamıyordum dışarıya. İyi geldi sizinle sohbet etmek."

Sohbet biraz daha sürdükten sonra Ezra ve Gülfem halalarıyla vedalaşıp tekrar çarşının yolunu tutmuşlardı. Birkaç mağazaya girdikten sonra birlikte bir kuyumcunun önünde durdular. Bakışları vitrinde gezerken Ezra boş bileğine baktı:

-Aslında çoktandır bileklik almak istiyordum."

-Bakalım istersen Ezra, hem fiyatlarıda öğrenmiş oluruz. Babam gelince belki kendime hediye aldıttırırım."

-Canım hediye gönülden kopar,"

-Geç o işleri Ezra, artık cepten bir de arsızlıktan kopuyor. Napalım mayama arsızlık hamuru sürülmüş bir kere."

Ezra gülerek kuzenini kuyumcuya doğru itekledi:

-Hadi bakalım."

Kuyumcuya girdiklerinde onları karşılayan kuyumcunun bu kadar genç olmasını beklemiyorlardı:

-Hoşgeldiniz efendim."

-Hoşbulduk," dedi Ezra kendini süzen adama kısa bir bakış atarken.

-Ne tür bir şey bakmıştınız?"

-Bileklik tarzı."

Genç kuyumcu Ezra'nın bakması için bileklik modellerini masanın üzerine dizdi. Ezra aralarında kelebekler olan sarmaşık tarzı bilekliği aldığında genç adam:

-Kendiniz için mi?"

-Evet.

-Bileğinizi uzatın lütfen."

Ezra uzattığı bileğine takılan bilekiğe bakarken kuyumcu zarif kadife bir bir kutu çıkardı:

-Hanımefendi eğer söylediklerimi yanlış anlamazsanız size şu kutudaki ürünümüzü de göstermek isterim. Çoktandır elimizde bekletiyorduk. Sizi görünce aklıma geldi.". Kadife kutunun kapağını araladığında küçük kutunun içerisinde değerli br madenden yapılma hızma vardı. Ezra mavi renk hızmanın parıltısına takılan gözlerini zorlukla kıyumcuya dikti:

-Çok güzel."

-Özel bir üründür. Gözlerinizle aynı renk olmasından dolayı çıkardım. Gerçek kuyumcular nadir ürünlerini nadir müşterilerine verir. Eğer almak isterseniz fiyatta anlaşabiliriz."

Ezra karamsar bakışlarını Gülfem'e diktiğinde genç kızın onay veren ifadesi Ezra'yı kısa süreli bu karamsarlıktan çıkarmıştı:

-Peki o zaman."

Kuyumcu çıkardığı fiyatı Ezra'ya gösterip onay aldıktan sonra Ezra kartla ödeme yaptı ve kuyumcudan çıktılar Gülfem'le birlikte.

-Ne kadar harika, gerçekten gözlerinin renginde."

-İçime sinmese almazdım ama harika değil mi?"

-Göstersene bir kere daha?"

Ezra kadife kutudan çıkardığı hızmayı avuçları arasında tutarken hızma bir anda yere düştü.

-Ezra koş yuvarlanıyor!"

Gülfem'in çığlığıyla yuvarlanan hızmanın peşine düşen Ezra, kaderinin ayağına ilerlediğinden bir haber söylene söylene hızmayı tutmaya çalışıyordı ki hızmaya uzanacağı sıra hızmanın üzerine pahalı bir ayakkabı bastığında Ezra elini son anda geri çekebilmişti. Şaşkınlıkla yukarıya kaldırdığı bakışları meraklı bir ifadeyle yukarıya baktığında kendine delici bakışlar atan bir çift mavi gözle karşılaşmayı beklemiyordu.

⛓️

Nasılsınız arkadaşlar?

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.