Skip to content

Eflin

Chapter 3 · 7 min read

Eflin

Chapter 3

2.Bölüm

"Gözlerin görmüyorsa, aydınlığa yabancıysan eğer sabahı beklemek boşuna.

Işık fayda etmez ki görmeye yaban olan göze."

Eflin elinde tuttuğu telefonun ekranına hipnotize olmuş gibi bakıyordu. Surat ifadesi öylesine huzursuz ve büyük bir hayal kırıklığına ev sahipliği yapıyordu ki Aytun onun ne yaptığını uzak mesafede olsa dahi anlıyordu. Sabah ki yaşadıkları gerilimden sonra bir an yanına gidip gitmemekte kararsız kaldı. Kuzeninin uyanık halde kabus görmesine daha fazla içi el vermediği için soluğu onun yanında aldı.

"Ne o kuzen geceki kabuslar bitmedi şimdi de telefonda Maruf'un sosyal medya hesaplarına mı ulaşmaya çalışıyorsun?" diyerek onun karşısındaki sandalyeye oturdu.

Eflin duyduğu sesin varlığına hazırlıksız yakalandığı için korku ile sarsıldı. Gözlerini karşısında kendisine bakışlarını kısmış kuzeni ile karşılaştığında gizli saklı yaptığı iş üzerinde yakalanmış küçük bir çocuk gibi telefonu panikle sert bir şekilde masaya bıraktı.

"Ne saçmalıyorsun sen?Maruf ne alaka? Yok öyle bir şey." diyerek ellerini göğsünün altında birleştirdi. Kızaran yüzünü göstermemek adına suratını yana çevirip bakışlarını kaçırdı.

"Bana olsun yapma kuzen, herkesi kandır ama beni asla." dedi öne doğru eğilmiş ses tonuyla dikkatini çekmeye çalışıyordu.

"Aytun." diyerek uyaran ses tonunun altında onlarca cümle yapma dercesine sıralanıyordu.

"Tamam o zaman madem konu Maruf değil, alayım şu telefonu bir bakalım seni bu kadar hayal kırıklığına uğratan da neymiş?" Eli masanın üzerine az önce sertçe bırakılan telefona gittiğinde Eflin korku ve dehşetle "Telefonumu bırak, ne yapıyorsun sen ya? Çocuk musun?" diyerek masanın üzerinden telefonunu hırsla aldı.

"Ne bu panik Eflin? Ya bana ne olduğunu anlat ya da elinden zorla alıp bakacağım ne olduğuna? Şu suratının haline bak, ne gördün de şu haldesin?"

Eflin çaresizce boynunu büktü, sesi titremeye başladı.

"Hiçbir şey..." dedi pes edercesine elinde tuttuğu telefonu kırarcasına sıkmaya tüm hıncını günahsız elektronik aletten çıkarmak ister gibiydi.

"Eflin." diye sertçe ismini bastırarak söylediğinde kuzeni elinde tuttuğu telefonu hırsla Aytun'a uzattı.

"Bak," diye haykırdı. "Bak, hiçbir şey yok. Allah kahretmesin ki Maruf ile ilgili hiçbir şey şey yok, ne bir fotoğraf ne bir mesaj ne bir yorum ona dair hiçbir şey yok. Üç yıl önce o günden sonra her yerden yok oldu adam. Sanki hiç var olmamış gibi onunla ilgili üç yıldır hiçbir şey yok. Nasıl oluyor bilmiyorum ama yok oldu işte." dedi gözünden bir damla yaş yanağından aşağıya süzülüp gitti.

"Eflin bunu kendine neden yapıyorsun?"

"Ne yapayım Aytun? Tamam ayrıldık, tamam birlikte olamayız, bir daha bırak el ele göz göze diz dize olmayı, yan yana olup gözümün ucuyla ona bakmam haram ama bunların hiçbiri onu sevmeme engel değil ki. Ben sadece onu görmek, iyi olduğunu bilmek, belki de ne bileyim birileri ile mutlu olduğunu, bensiz mutlu olacağını..." dedi ama cümlesinin sonunu getiremedi boğazından bir hıçkırık firar etti. Aytun onun bu halini gördüğünde daha fazla dayanamadı ayağa kalkarak kuzenini kollarının arasına alıp sımsıkı sarıldı ona "Ah be Eflin zamanında sesli söyleyemediğin her şey her gün yeniden acı çekmene sebep oluyor."

"Gerçekleşmesi mümkün olmayan büyük ümitlerim var ona dair,ne kadar ona karşı yetkisizliğimi örtmeye çabalasamda olmuyor Aytun, yakamı bırakmayan bir aşka sahibim ona karşı,kaybetme korkusuyla yaptığım yaşam kalitemi alt üst eden ağır pişmanlıklarım var benim.Kendimi çok güçsüz ve çaresiz hissediyorum. Bu yaşadıklarım geçen üç yılın ardından yıprandığımı ve çok yorulduğumu hissediyorum. Artık bu yükün altında eziliyorum, zorlukların üstesinden gelemiyorum. Öyle bir çöküntü içindeyim ki yalnızlığa çekilmeye bile cesaretim yok Aytun." dedi kuzeninin kolları arasında göğsünde boğazından firar eden son hıçkırığa da engel olamadı.

"Dün gece kötü bir kabus gördün ve hala onun tesiri altındasın Eflin, yapma böyle ne olur? Anlıyorum bu yaşadıkların sana kendini çok yalnız hissettiriyor, Maruf'a olan özleminin esiri oldun, belki uzun zamandan sonra onu rüyanda görmen yeniden büyük bir stres ve kaygıya sebep oldu, bir nevi duygusal bir zorlama girdabına sürükledin kendini, hüzne esir edip melankoli içinde yitip gitmek yerine silkelenip kendine gelmen lazım Eflin. Tamam anlıyorum baş etmekte ve üstesinden gelmekte çok zorlanıyorsun, içsel olarak büyük kötü bir boşluk içinde hissediyorsun kendini ama ayağa kalkman ve toparlanman lazım, kendini iyileştirmen,kendine olan öz güvenini hatırlaman ve zihinsel olarak sakinliğe ulaşman gerekiyor. Ruhsal dengeni sağlamalısın ancak iç huzura bu şekilde ulaşacaksın."

"Keşke bu kadar kolay cümlelere dökebildiğin kadar hayata geçirmem de kolay olabilse kuzen. Yapabilsem üç senedir söylediklerini başarırdım. Ama bak olmuyor, ben onsuz yapamıyorum."

"Denemedin ki Eflin, sen Maruf'tan vazgeçmeyi hiçbir zaman denemedin ki."

"Denemedim mi? Bunu nasıl söylersin? Ben ondan vazgeçmesem şu an yanında olurdum."

"Vazgeçmek bu değil ki Eflin, sen mecbur kaldın, onu bırakıp gitmeye mecbur bıraktın kendini."

"Yeter Aytun." diyerek kuzeninin kolları arasından kendisini kurtardı. "Ben aynı cümleleri duymak istemiyorum artık."

"Sen Eflin Atahanoğlusun kendini iyi tanı, sen üç yıl önce tüm gerçekleri öğrendiğinde önceliklerini zaten belirledin ve gitmeyi seçtin. Ondan gerçek anlamda sen asla vazgeçmedin. Dilin söylese de kalbinin bu gerçekliğe kulaklarını tıkamasına müsade ettin. Madem seçimin o yönde oldu artık gerçekçi beklentiler içine gir, kendine göre bir yol seç ve artık gerçek anlamda o yolu deneyimle. Sınırların olsun ama keskin değil sağlıklı sınırlara sahip ol. Ve şu sosyal medya kullanımında Maruf'un peşinde iz sürmekten de vazgeç, sanal gezintilerini sınırla ve yararlı şeyler dışında zamanını hiç etme."

"Bana bunları gece gündüz Layla'yı takip eden Aytun mu söylüyor?"

"Mevzu ben değilim sen ve Maruf'sunuz. Ben ne yaşarsam yaşayayım sana bu yönde hiçbir şey hissettirmiyorum çünkü ben netim Eflin. Evet ve Hayır dışında bir cevabım yoktur hiçbir soruya."

Eflin tam ağzını açmış ona okkalı bir cevap verecek iken "Aytun Bey, Eflin Hanım saat 14.00'da randevusu olan çiftimiz geldiler. Toplantı salonuna aldım." Diyerek odaya giren sekreter Ayşim ile ikiside bir an yaşadıkları dünyaya geri döndüler. Ayşim'e verecek cevap bulamayan kuzenler boş bakışlar ile ona bakıyorlardı. Ayşim tedirgin ve huzursuz bir şekilde yerinde kıpırdanırken gözlüklerini gayrihtiyari işaret parmağı ile burnunun kemerinden ileriye doğru ittirdi.

"Görüşmeniz vardı ya hani, saat 14.00'da..." diyerek onlara hatırlatmaya çalıştı. Aytun ve Eflin bir anda günlük planlamalarını hatırladılar.

Aytun ve Eflin üç yıl önce öğrendikleri gerçeklerin ardından aileleri ile bağlarını kopartıp Sakarya'ya da yeni bir hayat kurmuşlardı. Herkesten ve her şeyden uzakta mezun oldukları okullar ile alakasız bir şekilde düğün organizasyon işine girmişlerdi. Mutlu olamadık bari mutlu edelim herkesi diyerek girişmişlerdi bu işe. Üç yıldır çok düğün, nişan, kına gecesi düzenlemişlerdi. Şimdi yine istemesi,sözü,nişanı,kına gecesi, düğünü hepsi bir arada bir paket için bir çift gelmişti. Ayşim sabah mesaj atmış durum aciliyeti olduğu için hemen görüşmek isteyen bir çift olduğunu söylemişti. Güne kötü başlayan Eflin ayrıntıları dahi sekretere sormamıştı, Aytun ise kuzeninin peşinde onu normale döndürmek için çabaladığından onun da ayrıntılar hakkında pek bilgisi yoktu. Aytun ve Eflin, Aysim'in anlattıklarını duymaz halde toplantı salonuna doğru ilerlerken iki kuzenin birbirine bakmaktan kaçındıkları bakışlarına huzursuz ifadeleri eşlik ediyordu. Ayşim onların önünden hızla ilerleyerek toplantı odasının kapısını açtı.

"Aytun Bey Ve Eflin Hanım misafirlerimiz Turna Hanım ve Maruf Bey." dediği an ilk adımlarının ardından ikinci adımlarını atamadılar. Aytun buz kesti, kaşları çatıldı ve bakışları yanı başında soluğu kesilmiş halde kaskatı olan kuzenini buldu. Eflin canı ruhundan çekilmiş, paramparça olmuş, gözleri akmaya hazır birer kristal gibi parlarken ayakta durmakta güçlük çekiyordu. Karşılarında onlara öyle boş bakışlar ile bakan bir adam vardı ki, öyle umursamaz, öyle yabancı bakışlardı ki Eflin oracıkta yok olmak istedi. Maruf yanı başında oturan kıza elini uzatıp "Gel hayatım seni Sakarya'nın en ünlü organizasyon şirketi ile tanıştIrayım. En özel günümüzü unutulmaz yapacak kuzenlerle tanış. Senin için çok araştırdım ve bu işte en iyilerini buldum." dedi. Turna hanım heyecanla ayağa kalktığında genç kadının elini dudaklarına götürdü adam, Eflin bu manzara karşısında başının döndüğünü hissediyordu. Kalbi bu kadarını kaldırır mıydı? Bu kadar güçlü müydü? Adamın dudakları Turna'nın parmaklarına değdiği an dünya Eflin için karanlığa bürünmüştü. Zihninde dün geceki rüya akıp giderken kulaklarında Aytun'un korku ile adını seslendiğini çok uzaklardan duyar gibiydi. Dün geceki rüyasında Maruf ona "Bugün her şey gerçek anlamda bitti." demişti. Üç yıl sonra karşısına çıkan adamın dün geceki rüyada ne demek istediğini Aytun'un kolları arasına yığılıp kaldığında son anlarda anlamıştı. Maruf'un rüyasında bahsettiği gün bugündü. Ve her şey sonsuza kadar artık bitmişti.

Sineye çekemeyeceğin şeyler yaşarsın bazen, ağır geir bu yük taşıyamazsın. Hazmedilemez bir öfke ele geçirir ruhunu, savaşacak mücadele edecek gücünde takatinde yoktur. Hiçbir zaman talip olmamıştı ki esiri olacağını bile bile gerçeklere...Kulak asmamak tercih meselesiyken rahatsız edici bilinç düzeyine ulaşmak neden?

End of chapter

1 comments