Tesisteki ikinci günümdü bugün. Dün yolculuk nedeniyle yorulmuş ve erkenden uyumuştum bu sebeple bugün erkenden uyanmıştım. Saat şuan sabahın 7'siydi. Bir saattir ayaktaydım. Herhangi bir bilgilendirme yapılmamıştı. Bu beni sinirlendiriyordu. Bizi bir tesiste toplamışlardı ama daha buraya neden geldiğimizi bile bilmiyorduk. Kafamdaki binlerce soruyla odanın içinde dönüp duruyordum.
Vakitten bol şey yoktu ve düşünceler bu anlarda boy gösterirdi. Kafanız boşken...
Ne zaman düşünceler ile boğulmaya başlasam kendimi dışarı atardım şimdiki gibi, bu benim için kısa süreleğine bir konfordu, rahatlamaktı, kurtulmaktı taki geceye kadar. Gece kaçacak bir yerim kalmıyordu. Yatağımda kıskıvrak yakalanıyordum kötü, karanlık düşüncelerime...
Odamdan yavaş adımlarla dışarı çıktım. Sabah sabah yaramaz komşumu rahatsız etmek istemezdim.Sahi o kimdi? Komik biriydi sanki ve kabul etmek istemesem de şimdiye kadar gördüğüm tüm erkeklerden daha yakışıklıydı. Kendine has bir tarzı vardı. Kendine has bir enerji yayıyordu etrafa adeta.
Yaramaz komşum yan odamda kalıyordu. Dün birkaç kez kapının arkasından bana bağırmıştı.O bana bağırırken ben de onu kapının deliğinden izlemiştim. Bağırırken bile tatlı görünüyordu. Onun kim olduğunu çok merak ediyordum. O kimdi? Ve ben onu nasıl daha önce hiç görmemiştim oysa evlerimiz birbirine çok yakındı. Peki ya okulu? Bizim okula gitmiş olabilir miydi? Merakıma yenik düşüp kapısına yanaştım. Ürkek bakışlarla adının yazdığı yere baktım. Kapının üzerinde Kuzey Atar yazıyordu. Demek adı Kuzey'di...
"Kuzey Bey neden bu kadar bilinmezsiniz?"
"İnsanlarla oynamak hoşunuza mı gidiyor?"
Kapı üzerime açıldığında bunu dıştan söylediğimi geçte olsa farketmiştim.
"Kapımın önünde ne işin var Ağlak şey?" Bu çocuğun karşısında hep rezil konumda olmaktan bıkmıştım artık. Kuzey gözlerimin içine bakıyordu.
Sanki tekrar ağlayıp ağlamadığımı anlamaya çalışıyordu. Bu ister istemez hoşuma gitmişti. Utanarak önüme döndüğümde aklıma Ada geldi.
Dünden beri Ada'yı görmemiştim. Onu nasıl unuturdum? Aklım almıyordu. İyi olduğuna emin olmalıydım. O Elif Teyze'nin bana emanetiydi.
"Ben...Benim Ada'yı bulmam gerek." Ama oda numarası bir türlü aklıma gelmiyordu. Sayılardan hep nefret ederdim zaten. Matematiğimin de iyi olduğu söylenemezdi.
"Tamam gel birlikte arayalım, arkadaşını." Şaşkınlıkla Kuzey'e bakıyordum. Bunu beklemiyordum. Şaka yapıp yapmadığını anlamaya çalıştım ama şaka söyler gibi bir hali de yoktu. Kafamı salladım.
Şimdi o önümde asker adımlarıyla yürürken bense arkasında ürkek bir kedi misali yavaşça yürüyordum. Ara sıra arkasına dönüyor ve beni kontrol ediyordu. Burası labirentten farksızdı. Profesörle gelirken bu kadar karışık görünmemişti gözüme oysa.
"Koridor numarasını hatırlıyor musun? Belki oradan bulabiliriz." Evet, yarım saattir oradan buraya koşturuyorduk. Ama henüz işe yarar ne bir bilgi bulmuştuk. Ne de Ada'yı. Ve ben Kuzey'e bir türlü yardımcı olamıyordum. Sanki düne ait ayrıntılar beynimden silinmişti. Hayır anlamında başımı salladığımda büyük bir iç çekti. Gerçekten çok sabırlı biriydi. Hiç şikayet etmemişti ve bana yardımcı olmaya çalışıyordu.
"Hey ikiniz! Burada ne işiniz var?" Yanımıza beyaz önlüklü yaşlı bir kadın gelmişti. Rahatsız edici bir şekilde bizi süzdü. Daha sonra sanki bir objeymişim gibi beni kendine çekip gömleğimin kenarını hızlı bir şekilde sıyırdı. Görmek istemediğimiz bir şeyi görmüş gibi yüzünü ekşitti.
"Siz daha aşınızı bile olmamışsınız. Çabuk odanıza geçin. Bir seferlik görmezden gelebilirim." Bu yaşlı kadın ne diyordu? Ne aşısından bahsediyordu? Kuzey de aklımı okumuş gibi soruları sıraladı.
"Ne aşısı? Ve Ada Altuğ nerede?" Ada tamamen aklımdan çıkmıştı.
"İşimi zorlaştırmayın ve odanıza gidin!"
Kuzey ani bir hareketle kadının önüne geçti, kadın refleksle cebinden çıkardığı şırıngayı Kuzey'in boynuna sapladı. Ben daha ne olduğunu anlayamadan kadın aynı şırıngadan bana da enjekte etmişti. Bu şırınganın içinde ne var ise beni uykuya teslim etmişti. En son gördüğüm şey Kuzey'i tekerli sandalyeye bindirip götürdükleriydi...
Yorum yazmayı unutmayın.
Sevgiliyorsunuz...





