K. Evden hava almak için dışarı çıktığında az sonra başına nelerin geleceğini bilmeden yürümeye başladı. Ara sıra yaptığı bu yürüyüşler ruhuyla sohbet edebildiği anlardı. Çok arkadaşı yoktu. Bu onun tercihiydi. Herkesi hayatına almak istemez, kafasının uyuşmadığı kişilerle sohbet etmeyi sevmezdi.
Kendini okumaya ve araştırmaya adamıştı. Üzgün olduğu, mutlu olduğu ya da heyecanlı olduğu anlarda, sahafçılar çarşısına giderdi mutlaka. Uçuşan toz zerreleri ve eski kitap kokusu eşliğinde sohbet ederdi sayfalarını karıştırdığı kitaplarla. Ruhuna ve kalbine en iyi gelen terapiydi bu onun için.
Sabah saat 5 e yaklaşıyordu. Yürümeye başlarken hem ruhuyla sohbet etmeyi, hem de Dünyasındaki karmaşayı çözebileceğini düşünüyordu. Binadan çıkıp yürümeye başladı. Ciğerlerini temizleyen hava hakimdi dışarıda. Yağmur yağmıştı, özgür kalan her bir yağmur damlası Hanım ellerinin o narin çiçeklerine dokunmuş, ardından buluşmuştu toprakla. O büyülü kokuyu ciğerlerine doldurdu. Kafasına kapüşonlu hırkasının şapkasını kapatıp yürümeye başladı.
Sokaktaydı, Kimsesiz bir sokağın tam ortasında. Yolunun karanlığa karışan noktasında onu bekleyen hayali görecekti. Ayak seslerini işitenlere inat ardına bakmadan yürümeye başladı.
3 kişi uyanıktı o gece yarısında. Biri oydu, biri uzayan kaldırımlar diğeri ise… Necip Fazıl “Kaldırımlar ”şiirini bu gece için yazmıştı sanki...
Attığı her bir adımı avına odaklanmış bir kartal heybetiyle izleyen evler, birer yıldız gibi kayıyordu yanından. Düşünmeye başladı kendi kendine bir takım soruların cevabını ararken, saçında esen rüzgar şu soruyu fısıldadı kulağına. Hayattan ne istiyorsun?
Hayattan ne istiyordu sahi? Üst düzey yöneticilik mi lüks bir ev mi son model araba ya da bolca para mı?
Hayır hayır …! Dedi bir anda sesli bir şekilde. Dünyevi şeyler ilgisini çekmezdi oldu olası, maneviyata önem veriyordu. Bir kedinin başını okşadığında çıkardığı o mırıltıyı, bir köpeğin karnını kaşıdığında gözlerinde gördüğü o minnet dolu bakışı ya da bir çiçeğin yapraklarına dokunduğunda hissettiği, o ritmi seviyordu. Usul usul yürümeye devam etti. Düşünceler ve iç dünyasındaki karmaşalar onu evinden fazlasıyla uzaklaşmasına biraz sonra karşılaşacağı olayın içine girmesine sebep olacaktı.
Hasgül Sokağı’na döndü. Karanlığın yavaş yavaş aydınlığa karıştığı sokaklarda yürümeye devam etti. Sokaktaki inci gibi dizilmiş binalar arasından dikkatini çeken ise terası ahşap olandı. Sokağın ortasında ki ahşap çatılı terastan gelen melodi ile tüyleri ürperdi, çünkü ahşap çatılı terastan çok tanıdık bir melodi yükseliyordu Eski bir dostla karşılaştığını düşündü, gözlerini kapattı, merhaba dedi melodi ’ye. O eski dost, Farid Farjad’tı, o eşsiz melodi ise “Kelebeklerde Ağlardı.” Keman ağlıyordu sanki, her bir melodiyle binlerce kelebek gökyüzüne yükseliyordu. Kemanı çalan kişi çok yürekten çalıyordu. Yaşanmışlığı hissetti genç adam tüm bedeninde..
K.Kendini bir süre kemanın eşsiz melodisine bıraktı. Yanından geçen köpeklerin koşturmasıyla gözlerini açtı. Kemanın gözyaşları eşliğinde sokağın sonuna doğru yürümeye başladı. Sokağın sonuna baktığında karanlığa meydan okurcasına yanan sokak lambasını gördü. Işığı cılız olsa da ben de buradayım diyordu. Lambaya yaklaştıkça altındaki büyük hasır çuvalı fark etti.
Çuval oldukça eskiydi. Çuvalın ağzı kırmızı kurdele ile bağlanmış, bulan kişiye ben sana gönderilmiş bir armağanım diyordu adeta. Üzerine saman kağıdına yazılmış bir not iliştirilmişti.
“İhtiyacı olan biri alsın!”
Bu kadar eski bir çuvala kimin ihtiyacı olabilirdi ki? Diye düşündük K. Notu katlayıp cebine koydu. Tedirgin bir halde kırmızı kurdele ile bağlanmış çuvalı açmaya başladı yavaşça. Kurdelenin düğümlerini açması tahmin ettiğinden kolay oldu, pek beceremezdi oysa ki.. Çuvalın içinde bir sürü eski kitap vardı. Çuvalın içinde ki kitapların çoğu kalın kapaklıydı. Kitapların bazıları koyu lacivert renkli bazıları koyu yeşil renk bazıları ise kahverengiydi.
Ama özellikle bir tanesi en çok dikkatini çeken oldu. Kapak rengi kırmızı kenarlarında yaldızlı şeritler bulunan resimli ince bir kitaptı. Diğerlerine göre biraz daha büyük üzerinde koca harflerle Vilayet-i Hüdavendigar yazıyordu. Kitapları incelemeye devam ettikçe çuvalın içindeki diğer kitapları da fark etti resimli kitaplara, sayfaları sararmış üzeri tozlu kitaplara göz gezdirdi. Hatta çuvalın dibinde bez gibi bir şey fark etti, ama daha fazla bu güzel kitapları inceleyeceğim zamanı burada harcamamalıyım dedi kendi kendine genç adam Çuvala göz gezdirdikçe zamanda yolculuk yapıyor gibiydi.
K. Kitapları evinde incelemeye karar verdi. Kitapları ve çuvalı yanıma almalıyım dedi. Sırt çantasını omuzundan çıkardı Vilayet-i Hüdavendigar isimli kitabı ve kitapların birkaçını sırt çantasına koymaya başladı. O hasır ve eski çuvalın derinlerine inmeye başladıkça aslında açılmayı bekleyen bir kapı olduğunu da fark etti. Sırt çantasının fermuarını kapattı sağ omzuna çantasını sol eline ise ağzından tuttuğu çuvalı alıp evine doğru yürümeye başladı.