Skip to content

Bin Bir Ecel

Chapter 9 · 7 min read

Bin Bir Ecel

Chapter 9

Kurnaz Operasyon

''Gökten yeryüzüne yağmurların içinden, beyaz bulutlara inat bir kara bulut indi. Bulutun üzerinde bir melek vardı, melek tek kelime tekrar ediyordu, intikam istiyordu. Ondan kanatlarını kopardıkları için.''

Ezel Zamir Sarnıç

''Ezel Bey, öğlen ki toplantınıza Atlas Bey katılamayacağını az önce bildirdi.'' Bu önemli

toplantıya nasıl katılamıyor? Anlaşmamıza nasıl olur da uymuyor, bu adamla işe girmeyecektim.

''Nasıl katılamıyor Ekin? Bu projeyi o başlattı, toplantıda olması onun payı. Katılamaması ne demek?''

''Biz Atlas Bey'e mail olarak ta bildirdik, asistanıyla da iletişimdeydik ama, giremeyeceğini bize bildirdi efendim.'' Genç kız elindeki bir tomar dosyayla koşuşturuyordu, ona gidip düzenlemesini söyleyince, odama doğru yol aldım.

Odama girip kendimi masanın koltuğuna bıraktım. Toplantıya 1 saat kalmıştı. Körkaya bu toplantıya katılamıyordu. Sunumu ben sergileyecektim, eğer işi netleştiremezsek, ikimiz de büyük bir kayıp verecektik.

Odanın kapısı iki kere tıklatıldı, içeri Aryen gelip, sandalyeye karşıma oturdu.

''Ne o Sarnıç Holding bugünlerde bir değişik.'' Laflarıyla ofladım.

Aryen benim kardeşim gibidir, küçüklüğümüzden beri birbirimizden hiç ayrılmadık. Buralara kadar da yine el ele gelmiştik.

''Sorma Aryen, herkes bir acayip, sanki şirket değil.''

''Stres yapma abicim. Yoksa daha kötü oluyor, rahat ol, rahat ol.'' Zaten başımıza ne geliyorsa bu rahatlıktan geliyordu!

''Ezel sen çiçek istemişsin, niye istedin?'' Gülmemek için yanağını ısırıyordu, dayanamayıp gülmeye başlayınca masadaki kalemi kafasına fırlattım.

''Ne çiçeği lan, sensin çiçek.'' Gülmesi daha da katlanınca sinirden gerilmiştim.

Çiçekleri Ecel için istemiştim, nasıl bir çiçeği beğeneceğini bilmediğim için normal bir çiçek istemiştim. Beğenip yollarım gibisinden, bir çiçeği bile halledememişlerdi.

Atlas gülmeyi bırakıp ciddileşince, tekrar gülmeye başladı.

''Lan sen kim? Çiçek kim? Sen aşık mı oldun yoksa?'' Gözlerimi görünce gülmeyi bıraktı, ayaklanıp kapıya doğru gidiyordu.

''Aryen, çiçeklerin hepsini getir, ben seçeceğim.''

…

''Kimler Öykü'nün ultra mükemmel tostunu ve portakal suyunu ister?'' Öykü'nün sesiyle uzun süre daldığım yerden bakışlarımı kaçırdım. Anlaşılan yine erken gününde ve modundaydı. Ardından bir ses daha bütün evi doldurdu.

''Ben açlıktan ölüyorum bebeğim, ayrıca umarım dolapta portakal kalmıştır, portakal maskesi yapacağım.''

''Ruh hastası, portakal maskesi ne? Para vereyim git düzgün maske al''

''Yüzümün C vitamini ile beslenmesi gerekiyor, ayrıca zaten geçen kağıt maskeler almıştım.''

Pijamalarımı değiştirmeden, saçımı toplayarak lavaboya girdim. Klasik rutinlerimi yapıp, Nifda'dan aldığım göz altı maskesini gözümün altına yapıştırıp odamdan ayrıldım.

Herkesi kahvaltı masasında görünce bende bir sandalye çekip oturdum. Çatalla ağzıma birkaç zeytin atıp sandalyeyi çekip oturdum.

''Bir kozmetik mağazasında işe başlayacağım.'' Evet, bir kozmetik mağazasında işe başlayacaktım. Büyük bir işletmeydi. Kafa dağıtmam için güzel bir işti. Bir yandan Gazin şerefsizinden kardeşimi alacaktım.

''Çok iyi peki nerede bu mağaza?''

''Eve yakın bir yerde, çok uzakta değil, saatlerinin de çok yoracağını düşünmüyorum.''

''Tamam, gitmeden önce haber ver, para vereyim. Nifda'ya da maske alırsın.'' Ardından küçük bir çocukmuş gibi burnunu kırıştırıp, gözlerini kıstı.

''Hayır Ecel, Öykü gidip bana portakal alacak.''

Öykü yandan sırıtıp, ağzına kadar dolu olan bardakta ki portakal suyunu içince, Dünya'nın en lezzetli şeyini içiyormuş gibi hallendi.

''Senin portakallar, benim meyve sular.'' Deyince bu sefer Nifda kitlendi. Ardından ikisi de daha fazla dayanamayıp kahkahaya boğuldular.

''Ee ilk iş günümde geç kalmayayım.'' Ağzıma bir peynir dilimi atıp sandalyemi geriye itip ayaklandım. Öykü'nün ve Nifda'nın yanaklarından bir makas aldım. Odama doğru yürüdüm, arkamdan gelen Öykü'nün boğultulu ama yüksek sesini işittim.

''Bu kızda bir şeyler var ama bakalım hayırlısı.'' Gülümsedim, bende ne olabilirdi ki? Sırıtıp gardırobumdan beyaz bir gömlek çıkardım, siyah düz bir etek de çıkardım.

Giyindikten sonra alışık olduğum 'iş makyajını' suratıma edinip, saçlarımı da şekillendirdim. Şekillendirdikten sonra sprey de sıkıp, Öykü'nün odama bıraktığı siyah topukluları elime alıp odamdan ayrıldım.

''Ateş ediyorsunuz hanımefendi.'' Nifda bana büyülenmiş gibi bakıyordu.

''Ya ateş etmeye bayılır kendisi, çok güzel ateş eder. Yandan, sağdan, omuzdan.'' Öykü'ye gülüp elimle öpücük yapıp üfledim.

Topuklularımı giyinip evden ayrıldım. Anahtarla arabayı açıp sürücü koltuğuna geçtim. Emniyet kemerini takıp, arabayı çalıştırdım. Park ettiğim yerden ayrılıp, mağazaya doğru yol aldım.

Giderken radyoda modumu yükseltecek her türlü parçalar çalmaya başladı. Öykü'nün indirdiği Beyonce'den Diva'yı da dinlemeyi ihmal etmedim, arabamızın kuralıydı.

Arabanın camını aşağı indirdiğimde soğuk rüzgar bedenimi ayırırcasına esince geri kapattım. Saçlarımın bozulmasını istemedim, sonuçta ilk iş günümdü, mağazanın önüne geldiğimde sırıtarak arabayı park ettim.

Arabadan inip, mağazanın önünde durdum.

Velouro Bloom.

Burası Gazin Aytora'nın kardeşi Luvira Aytora'nın bir işletmesiydi.

Hayır, hayır beni tanımıyorlardı. Tanısalardı bu işin peşini bırakmayacağımı bilirlerdi.

İçeri girdiğimde dikkatleri üzerime almıştım lakin saniyeler sonra herkes geri önüne döndü. VB yazan tişört giyen kadını gördüğümde çalışan olduğunu anlamıştım.

''Merhaba buyurun, hangi ürünü arzu etmiştiniz, testerlarımızdan deneyimleyebilirsiniz.'' Yeşil gözleri ve kumral saçları olan küçük bir kızdı.

''Hayır ben yeni personelim, ilk iş gün-''

''Anladım isminiz neydi?''

''İdil Tozpembe.'' Sahte bir gülüş edindim ve de sahte kimliğimle.

''İdil Hanım bende personelim sizi Luvira Hanım'ın asistanı, Selin Hanım'a yönlendireyim, beni takip edin.'' Kız yürüyünce bende onu takip ettim, merdivenlerden çıkıp 2. kata gelince bir kapının önünde durduk. Kız eliyle kapıyı işaret edip gidince kapıyı 2 kere tıklatıp içeri girdim.

Masasında oturan sarı saçlı kadın başını bilgisayardan kaldırmadan konuştu.

''Buyurun.''

''Yeni personel alımı için gelmiştim.'' Kadın suratıma bakmadan konuşuyordu, bana bakmıyorsa ben neden ona bakayım? Bende masadaki peçete kutusuna bakıyordum.

''İsminiz nedir?''

''İdil ben, İdil Tozpembe. Linkten başvuru yapmıştım zaten.''

''Sistemde adınız gözüküyor, formda gerekli bilgileri de girmişsiniz, tamamdır İdil Hanım. Dilerseniz yarın iş başı yapabilirsiniz.''

''Tamamdır Selin Hanım, iyi günler.''

''İdil Hanım, bir ihtiyacınız mı vardı?'' Peçete kutusuna dalmıştım, kadın başını bilgisayardan kaldırıp bana peçete uzatıyordu. Elinden alıp odadan koşarcasına çıktım. Merdivenlerden inip katı da geçip, kendimi dışarı attım.

Arabama binip, klimayı açtım. Park ettiğim yerden çıkıp eve doğru yol aldım. Amacıma giderek ulaşıyordum, İdil kimliğimle bu işi burada bitirecektim.

…

Eve geleli 2 saat olmuştu. İlk iş günüm yalan olmuştu, işe başlayamamıştım. Keşfetme fırsatı yakalayabilmiştim. Eve geldikten sonra Gazin'i araştırdım ama namı vardı. Yüzü hiçbir yerde yayınlanmamıştı. Devlet sırrı gibi saklanıyordu.

Kendimi koltuğa atıp derin düşüncelere dalmışken, kapının ziliyle irkildim. Öykü söylenerek geliyordu.

''Bu aralar en çok duyduğum müzik bizim evin zili olabilir.'' Öykü'den hızlı davranıp, kapının önüne geldim, kapı deliğinden bakıp, kapıyı açtım.

''Ecel Uğultu.'' Kurye'nin elindeki çiçeği alıp, kapıyı kapattım. Bu sefer yine çiçek gelmişti. Gazin'den mi gelmişti? Bana beyaz laleler yollamıştı. Benimle iletişim yöntemi çiçeklerse.

Sustum.

Üzerinde bir not vardı.

''Beyaz laleler yeni başlangıçları simgeler. Yepyeni ve temiz başlangıçlar. Sayenizde benim için güzel gözler ve beyazlarda saklanmış mavilikleri de simgeliyor. Her son bir başlangıçtır.

-Ezel Sarnıç''

''Oha, adam çiçek göndermiş Ecel. Ay kesin aşık, olum adam itiraf etmiş, siz dans ettikten sonra da görüştünüz değil mi?'' Öykü şaşkınlık ve mutluluk içindeydi. Göz kırpıp çiçekleri işaret edince güldüm.

Güzel sonlar. Güzel başlangıçlar. Ecel ve Ezel. O gün arabayla beni bırakınca evimin adresini göstermiştim. Çiçeği böyle göndermişti. Kucağımdaki beyaz lalelere gülümseyip onları odama götürecekken karşımda kaşlarını çatmış gülmemek için yanağını ısırmış Nifda dikilmişti.

''Neden en son benim haberim oluyor acaba? Bize tüm detayları anlatacak mısın?''

Gülümsemem büyürken çiçekleri odama götürüp masanın üzerine bıraktım. Onu düşününce zaten afallıyordum, ondan gelen çiçeği görünce duraksamam bir olmuştu. Garipti ama lalelerde onun yanındayken duyduğum bir koku vardı. Sanki laleleri kendisi hazırlamış gibiydi, saçmalama Ecel.

Odamdan çıkıp salona gidince herkes koltukta oturup, sırıtıp bir açıklama bekliyorlardı. Yanlarına gidecekken kapı zili yeniden çaldı. Bizim zil neden susmuyordu?

''Bizim kapı zili yılın müziği ödülünü almalı.'' Ayaktayken kapıya ilerleyip açınca, beklemediğim suratlar gördüm.

Görür görmez gözlerim doldu. Onları o kadar çok özlemişim ki. Karşımda Yakamoz ve Efsane vardı.

''Sürpriz.'' Diye bağırdıklarında, gözyaşım düşecekken kafamı çevirip fark ettirmeden elimin tersiyle sildim.

Öne doğru atılıp ikisi de bana kocaman sarıldılar. Bende onlara kucağımı açtım. Sıkıca sarmaladık birbirimizi.

Uzun süren zamandan sonra onları içeri aldım.

Yakamoz ve Efsane benim kuzenlerimdi. Küçükken yalnızca nadir görüşebiliyorduk, ama buluştuğumuzda birbirimizi bağrımıza basardık. Daha sonra teyzem ve kuzenlerim yurt dışına gitmişlerdi, gittikleri gün bende yanlarındaydım, o günden beridir senelerce birbirimizi göremedik.

Yakamoz buğday tenli, kıvırcık kahve saçları olan tatlı bir kızdı. Efsane ise kumral tenliydi, ikisini de çok seviyordum. Yakamoz ve Efsane kardeşlerdi.

Öykü ve Nifda'ya önceden Yakamoz ve Efsane'den bahsetmiştim. Şuan tanımadıkları için şaşkınca söylememi bekliyorlardı.

Daha sonra uzun zamandır sesini duymadığım Yakamoz'un sesini duydum.

''Ben Yakamoz, bu da kardeşim Efsane.'' Gülümseyerek ellerini önce Öykü'ye, sıktıktan sonra Nifda'ya uzattı.

''Ben Efsane.'' O da tokalaştıktan sonra hepimiz koltuğa oturup konuşmaya başladık. Kızlar Yakamoz ve Efsane ile çok çabuk kaynaştılar.

Gördüğüm manzara çok güzeldi. Kardeşim dediğim insanlarla gülebilmek, bu manzara eşsizdi. Bir eksiklik vardı.

Maysa'm.

Güzel kızım, kardeşim.

Bu girdiğim yolla beraber seni bulacağıma söz veriyorum kardeşim. Gerekirse kumarı en ağırıyla oynardım, ama seni bulacağım.

Bu yola tek bir amaçla çıkmıştım, iş ve hayat umurumda değildi.

Operasyonun adı Maysa'ydı.

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.