Aslında her şey normaldi, kimse bir duyguya kapılmamıştı. Ama bir gariplik vardı; gözle görünmeyen, iliklerine kadar hissettiğin… Fakat ortada bir şey yoktu ki, neyi hissediyordum? Karşılıklı bir his mi vardı, yoksa tek taraflı mıydı? Ortama arada girip ortalığı kolaçan eden, düzenleyen görevli abla bile her seferinde ikimize bakıp tüyleri ürpermiş bir şekilde şaşırıyorsa, bu görmezden gelinecek bir şey değildi. Bu tek taraflı olamazdı, değil mi? Olmamalıydı. Belki de umutlarını erken kaybetmiş, sevilmeyi bilmeyen ama en ufak toz zerresine bile haddinden fazla değer yükleyen, yalnızlıklarına edebi bir anlam uydurmadığı için böylesi kalabalık bir kimsesizliğin ortasında ayakta kalmak için kendinden bir şeyler feda eden insanlar… İşte onlar, bu denli hadsizliklerin, birilerinin içten içe onu sevdiğine dair, tabiri caizse aptalca düşüncelere kapılmayı herkesin yapabileceği basit hatalar, ufak duygular olduğunu düşünüyorlardır. Oysa “ufak” diye nitelendirdiği bu duygu, onun kalan son hayat enerjisini, son umudunu elinden alıp yapayalnız bir şekilde ortada dimdik bırakmaya yeterdi. Gerçekten bu kadar ufak mıydı? Yalnızlık… Evet, keskin ve acı verici bir duygu. Ama karşılığını almadan bir kişiye karşı hissettiğin o duygu, bazen yalnızlık duygusundan daha da acı verici olabiliyor. Bazen…
Chapter 1
Giriş
End of chapter
0 comments
No comments on this chapter yet. Write the first one.