Şehir geceye gömülmüştü. Işıklar yanıyordu ama hiçbir şey gerçekten görünür değildi; sadece saklanma biçimleri değişmişti.
Yaman Aksoy masanın başında oturuyordu. Önündeki dosya açık, sayfalar düzenliydi ama içerik düzeni çoktan parçalanmıştı. Birinin bilinçli olarak bıraktığı boşluklar vardı; eksik olanlar, var olanlardan daha çok şey söylüyordu.
Kapı açıldı.
İçeri giren Vera’ydı. Bakışlarında ne panik vardı ne de rahatlık. Sadece kontrol edilen bir mesafe.
“Bunu gördün mü?” dedi.
Yaman başını kaldırmadan konuştu:
“Gördüm.”
Vera dosyaya yaklaşmadı. Yaklaşmak bazen kabul etmekti.
“Bu temizlenmiş,” dedi Vera.
Yaman sayfayı çevirdi. “Temizlenmiş değil.”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Ne o zaman?” dedi Vera.
Yaman gözünü dosyadan ayırmadan cevapladı:
“Yeniden yazılmış.”
Bu kelime odadaki havayı değiştirdi. Temizlemek geride hiçbir şey bırakmazdı. Ama yeniden yazmak… kasıtlı bir irade demekti.
Vera ilk kez direkt sordu:
“Bizi izleyen biri olduğunu biliyorsun, değil mi?”
Yaman bu soruya hemen cevap vermedi. Çünkü doğru cevap hızlı verilmezdi.
Sonra konuştu:
“İzleyen değil.”
Vera kaşlarını hafifçe çattı.
“Ne o zaman?”
Yaman dosyayı kapattı.
“Yönlendiren.”
Sessizlik çöktü.
Yaman ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Şehir dışarıda aynıydı ama artık sabit bir görüntü gibi değil, biri tarafından sürekli değiştirilen bir şey gibi görünüyordu.
“Bir şey anlamıyorsun,” dedi Vera. “Eğer yönlendiriliyorsak, kontrol bizde değil.”
Yaman başını hafifçe çevirdi.
“Kontrol hiçbir zaman bizde değildi.”
Bu cümle basitti ama ağırdı.
Vera bir adım geri çekildi.
“Peki ne yapacağız?”
Yaman kısa bir süre sustu.
“Yanlış soruyu soruyoruz.”
Vera bekledi.
Yaman devam etti:
“Kim bizi izliyor değil… neden izlenmemizi istiyor.”
O an telefon titreşti.
Tek mesaj.
“Sadece seni değil, adını da biliyorum.”
Gönderen yoktu.
Yaman ekrana baktı, sonra kapattı. Tepki vermedi. Ama sessizliği artık sakinlik değildi; hesaplanmış bir bekleyişti.
Vera fısıldar gibi sordu:
“Bu ne demek?”
Yaman’ın cevabı çok netti:
“Bizi izleyen kişi oyunu değil, kimlikleri yönetiyor.”
Ve ilk kez mesele güvenlik değil, varoluş meselesi olmuştu.