Skip to content

Alaca

Chapter 1 · 5 min read

Alaca

Chapter 1

Alacanın doğuşu…

Bir şeyleri anlamaya başladıktan sonra ailesi tarafından sevilen çocuklara hep özendim çünkü benim ailem doğmamı hiç istememişlerdi. Bir hata sonucu olmuş olarak görüyorlardı beni sırf bu yüzden zorla evlenmişlerdi ancak benim ne suçum vardı ki. Her şey de gözlerine girmek için uğraştım. Ama naparsam yapayım beni sevmediler. Birbirlerini sevmiyorlardı ki beni nasıl sevsinler. Yemek yapmayı kendim öğrendim annem Lisa hiç yemek yapmazdı işten çıkınca dışardan yemek yiyip gelirdi günlerce aç kaldığım olurdu. En son bayılacak gibi olduğumda dolapların birinden tarif kitabı buldum ve ilk yemeğimi o zaman yaptım. Akşam annem ve babam geldiklerinde çok şaşırmıştılar onlar bana asla yemek yapmadığı halde benim yaptığım ilk yemeğimi bana bir lokma bile bırakmadan yemişlerdi o günde aç kalmıştım yemek olduğu halde. O günden sonra onların gelmesine yakın saatlerde değilde daha erken yemek yapmaya başlamıştım böylece yaptığım yemeklerden ben de yiyebiliyordum. Onlar da gelince sanki hiç yemek görmemiş gibi benim yaptığım yemekleri yiyorlardı. Bana o zamanlar da tek acıyan kişi anneannemdi. Bir gün evimize geldi ve ben o sırada sandalyenin üzerinde yemek yapmaya çalışıyordum. Kapı çalınca koşarak kapıya gittim anneannemin sesini duyunca kapıyı açtım ve sevinçle “Anneanne” diye bağırdım onu gördüğüme o kadar çok seviniyordum ki. Bize her geldiğinde beni dizlerine yatırır saçlarımı okşardı. Kollarımı açtım ve sarıldım bana “ Bu güzel koku nerden geliyor annen evde değil kim yemek yapıyor?” Dedi. Kendimle gurur duyarak ben yapıyorum demiştim. O an yüzü düşmüştü tek torunun ailesi tarafından sevilmemesini anlamıyordu. “Hera” diyebildi sadece gözleri dolmuştu. İçeri geçip kapıyı kapattı. Mutfağa gidip her zaman üzerine çıkıp yemek yaptığım sandalyeye, ocakta pişen yemeğime, tezgahın üzerine dizdiğim malzemelere baktı. Sonra bana döndü o boncuk mavi gözlerinden yaşlar akıyordu beni kucağına alıp bana birkaç saniye sarıldı bana ağızının ucuyla “özür dilerim” dedi duymadığımı sandı ama duymuştum. Göz yaşlarını silip yanağından öptüm o an gözlerindeki hüznü ve bana karşı olan acıma duygusunu gördüm. O beni bu dünya da seven tek kişiydi. Beni gıdıklayarak üzerine çıktığım sandalyemi kenara çekti ve beni oraya oturttu. “ Biraz da sen otur ve anneannenin mağrifetlerini gör “ diyerek ocağın başına geçti saatlerce şarkılar söyleyip benimle sohbet edip aynı zamanda yemek yapmıştı. Oturup beraber yedik o kadar güzeldi ki tadı o gün benim anneannemle geçirdiğim ve yemeklerini yediğim son gün olacağını bilseydim daha yavaş yer anneannemle daha fazla zaman geçirirdim. Beni her zaman yaptığı gibi dizlerine yatırıp saçlarımı okşamaya başladı. “Heram ilerde bugünleri unut ve çok güzel bir hayat kur kendine. Gözlerinin ışığını kimsenin söndürmesine izin verme, saçlarının arasındaki renkler gibi renkli bir hayat kur kendine.” Kahverengi saçlarımın arasında parlayan kızıllıklar vardı bu yüzden anneannem bana karma derdi. “Söz mü?” Dedi. “Söz hem de serçe parmak sözü.” Diyerek serçe parmağımı uzattım o da serçe parmağını uzatıp sıktı parmağımı. Ne zaman uyudum bilmiyorum ama beni uyandıran şey anneannem ve annemin birbirine bağırışıydı. Ancak evde sadece onlar yoktu tanımadığım üniformalı adamlar vardı. Adamlar benim yanıma doğru gelmeye başlayınca anneannem önüme geçti. Çok korkmuştum. Adamlar üzerimize yürüdükçe biz geriliyorduk. Aralarından biri “ Hanımefendi zorluk çıkarmayın lütfen bu devletin emriyle yaptığımız bir şey verin çocuğu gidelim.” Dedi anneannem daha da sinirledi ve beni korumak için daha çok geriliyip vücudunu vücuduma siper etti. “ Devlet benim torunumu istesin” annemin gözlerindeki siniri de görüyordum. Anneannem beni kolları altına aldıkça siniri daha çok artıyordu. “Bakın işimize engel oluyorsunuz şuan Devletimiz Hera Shaw´ın parasını ödedi özel iznimiz var çocuğu alıp götürmek için onu eğitip devletimiz için önemli biri haline getireceğiz” Anneannem adamın söyledikleriyle şoka girmişti. Bir anda anneme doğru dönüp yüzüne tükürdü. “Çocuğunu para karşılığı devlete mi sattın sen hem de duyuru da bir daha çocuğunuzu görmeyeceksiniz dedikleri halde nasıl bir annesin sen?” Annem daha çok sinirlenip üzerime siper olan anneannemi üzerimden zorla çekip yere attı bunu fırsat bilen üniformalılar beni kucaklayıp koşarak evden çıktılar. Anneannemin duyduğum son sözleri: “ yavrumu götürmeyin adi herifler”oldu. Gözlerimi siyah bir kumaşla bağlayıp bir arabaya bindirdiler. Ne kadar çırpınsam da ağlasam da bırakmadılar. En sonunda yorulup durdum ve sadece bu iş nereye varacak diye beklerken düşünmeye başladım. Hangi anne çocuğunu devlete satardı para karşılığı ben bu kadar değersiz miydim onlar için bir eşyadan farksızdım, obje gibi satmışlardı beni. Demek televizyondaki duyuruyu dinlememi bu yüzden istememişlerdi. Kafamda bugün anneme verdiğim söz geldi nasıl yerine getirecektim şimdi hani güzel bir hayat kuracaktım kendime ,hani kimse gülüşümü kimse solduramayacaktı. Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Sadece 8 yaşında bir kız çocuğu nasılsa öyle olmak istemiştim. Ama ailemi ben seçmemiştim bu dünyaya gelmeyi kendimde istememiştim o zaman neden bunu yaşıyordum. Diğer kız çocuklarından ne farkım vardı. Sessizağlayışlarım birden hıçkırıklara dönüştü. Üniformalılardan biri sesim çok yükselince bana yüksek sesle “sus”diyerek bağırdı. Al işte şimden çok korkuyordum. Bana böyle bağırıyorlarsa kim bilir gittiğimizde yerde neler yaşayacaktım. Sesimi alçaltıp korkuyla ağlamaya devam ettim. Bindiğimiz araç bir anda durdu beni yaka paça aşağı indirdiler. Metal bir kapının açılma sesini duydum ağır ağır açıldı hala gözlerim kapalıydı. İçeri beni itekleyerek soktular pis kokuyordu bazen köşelerden dönüyor bazen dümdüz ilerliyorduk. Sonunda bir yerde durduk ve bu sefer bir anahtar sesi duydum kapıyı biri açtı ve beni içeri sokup gözlerimi açtılar. Karşımda kırmızıyla donatılmış bir oda vardı. Arkası dönük sandalye bana döndü bir anda sol kaşının üstünden başlayıp gözünün altına kadar inen bir çizik vardı adamın yüzünde yaşı en fazla 40 falandı siyah gözleri beni süzüyordu. Üniformalılardan biri beni yere itti ve dizlerimin üstüne düştüm. Adam sandalyeden kalkıp yanıma geldi. Adamlarına dışarı çıkmalarını emretti yanıma yaklaştı net ve sert bir sesle: “ İsmin?” Dedi. Soğukkanlılığımı korumaya çalıştım. Derin bir nefes aldım. “ Hera” dedim. Adam sesimin titremediğini anlamış olacak ki dudağı sağa doğru kıvrıldı. “ Yaşın?” “ Sekiz” Sesimi elimden geldiğinde titrememeye çalışıyordum. Bu da adamın çok hoşuna gidiyordu belki beni öldürmezlerdi böyle davranmaya devam edersem. “Devlet için kendini adamaya, feda etmeye, emirleri sorgulamadan yerine getirmeye, bağlarını koparmaya, kimseyle bağ kurmamaya en önemlisi bu devletin kurmuş olduğu ölüm makinesi projesinin bir parçası bir birimi olmaya yemin ediyor musun?” Adam bunları o kadar hızlı söylemişti ki. Bacaklarım titrese de gücümü toplayıp ayağa kalktım adam ayağa kalkacak cesaretim olmasına şaşırmış olacak ki kahkaha atmıştı elimi alnıma koyup “Yemin ederim Efendim” diyerek bağırdım. Adam bir kere daha kahkaha attı. Elini omzuma koyup: “ Aramıza hoşgeldin Alaca “ Dedi. O gün Hera öldü Alaca doğdu

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.