ROWAN
Olan biteni düşünmek için odama çekildim. Ellerimi saçlarımın arasına daldırıp derin bir nefes aldım. Gerçek dünyaya dönmek istiyordum. Gördüklerimi ve duyduklarımı sindirmek benim için zordu. Bunca zaman her şeye mantıklı bir açıklama bulmuş biri olarak ilk kez yalpalıyordum.
Aklım bana itaat etmiyordu. Gördüklerim, yaşadıklarım gerçek miydi? Gerçekten başka bir dünyadan gelmiş bir elf olabilir miydi? Nefesim daralmaya başladı. Ön düğmemi açtım; hava yetmiyordu. Bu kadarı benim için bile fazlaydı. İdrak edemiyordum. Söyledikleri gerçek miydi, yoksa bunun da mantıklı bir açıklaması var mıydı? Bir yanım gerçeğin peşine düşmek istiyordu. Diğer yanım ise her şeyi unutmayı.
Kendimi zihinsel karmaşanın içinde sürüklemek yerine raporu yazmayı tercih ettim. İlk birkaç dakika düşüncelerim dağınıktı, fakat kısa sürede odağımı toparladım. Duyguların kontrolü ele almasına izin veren biri değildim. Hiçbir zaman olmadım. Yaklaşık yarım saat içinde raporu sistematik bir düzene oturttum. Küçük tutarsızlıkları da giderdiğimde, günün kaosu artık kayıt altındaydı. Yazıya dökülmüş her detay, kontrolün yeniden bana geçtiğini hissettirdi.
Asistandan bir Americano istedim ve masadan kalktım. Kahve gelene kadar pencerenin önünde durup dışarıyı izledim. Kendimi düşüncelere kaptırmamaya bilinçli olarak direndim. Sadece baktım. Şehir olağan akışında devam ediyordu; sanki bugün hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Kahvem geldiğinde tekrar yerime oturdum. Kısa bir iç hesaplaşmadan sonra arşive inmeye karar verdim. Eski dosyaların tamamı oradaydı. Benzer bir olayın daha önce kaydedilip kaydedilmediğini tek tek kontrol ettim. Saatler süren taramanın sonunda elimde kayda değer hiçbir bulgu yoktu. Bu sessizlik, ihtimallerden daha rahatsız ediciydi.
Saat iyice ilerlemişti. Takvim çoktan yeni güne geçmişti. Eve gidip dinlenmek en mantıklı seçenekti. Arşivden çıkıp odama uğradım, gerekli eşyalarımı aldım. Koridorda yürürken zihnim yine kitaba ve kadına takıldı. Aralarında nasıl bir bağ vardı? Bunun cevabını yakında bulacaktım. Ama şu an ihtiyacım olan şey uykuydu.
Binadan çıkıp eve doğru yürüdüm. Soğuk hava zihnimi bir nebze berraklaştırdı, fakat düşüncelerim hâlâ dağılmamıştı. Ne zaman kapımın önüne vardığımı fark etmedim.
Parmağımı okutup içeri girdim. Ceketimi ve çantamı bir kenara bıraktım. Üzerimi değiştirecek enerjim bile yoktu. Yatağa uzandığım anda bedenim ağırlığını bıraktı. Düşünmeye fırsat bulamadan uykuya teslim oldum.
İKİ GÜN SONRA
Kadına iki gün boyunca yemek ve su dışında hiçbir şey verilmedi. Kimseyle görüştürülmedi. Sonuçlar bugün çıkacaktı. Detaylı bir rapor istemiştim. Bugün her şeyin netleşmesini bekliyordum. Mantıklı cevaplara ulaşacak olmak zihnimi kısa süreliğine de olsa susturmuştu. Kahvemi yudumlarken sessizce sonuçların gelmesini bekledim.
Bir süre sonra kapım çaldı.
“İçeri gir.”
Helena elinde birkaç dosyayla içeri girdi. Yüzündeki ifade huzursuz görünüyordu.
“Sonuçlar nasıl?”
Bir şey söylemeden önce dosyaları masama bıraktı.
“Neredeyse hiçbir kesin veri elde edemedik. DNA örnekleri elimizdeki hiçbir veri tabanıyla eşleşmiyor. Kanının doğal rengi mor. Genel biyolojik belirtiler açısından bize oldukça benziyor, ancak farklar göz ardı edilemeyecek kadar fazla.”
Dosyaya bakarken söylediklerini aynı anda zihnimde anlamlandırmaya çalışıyordum. Helena devam etti.
“Bizim kanımıza kırmızı rengini veren yapı hemoglobindir. Onun kanında ise buna benzeyen ama tamamen farklı bir hücresel yapı var. Yapısı da atomik düzeyde farklı.”
Söyledikleri kulağa mantıksız geliyordu, fakat rapor aynı şeyi söylüyordu.
“Kanındaki hücre yoğunluğu normal bir insana göre çok daha yüksek. Bu durumun tam sebebini açıklayabilecek yeterli veriye sahip değilim. Eğer ilerleyen süreçte kas dokusundan örnek alabilirsem farkları daha net ortaya koyabilirim. Şimdilik elimizdeki veriler bunlar.”
Kafamı salladım.
“Devam et. Sadece bu mu? İki günde ulaştığınız sonuçlar bunlardan mı ibaret?”
Sesim sert çıkmıştı. Helena hafifçe irkildi.
“Elimde yeterli kaynak yoktu. Yapabildiklerim bunlar—”
Sözünü kestim.
“Kadın iki gündür tesiste kilit altında. Tamamen sizin incelemenize bırakılmıştı. Yeterli kaynağa erişim varken sadece bir kan örneğiyle mi yetindin?”
Helena’nın yüzündeki ifade sertleşti.
“Kadının iki gündür bizimle olduğunu biliyorum. Bizden ne beklediğinin de farkındayım. Ama onun rızası olmadan daha ileri bir müdahalede bulunamazdım. Sonuçta yaşayan bir insan. İzni olmadan onu kesemezdim. Ayrıca senin de onayın gerekiyordu.”
Derin bir nefes aldım. Söylediklerinde haksız değildi. Kadının iznini almamız gerekiyordu. Bir kez kuralları zorlayıp kanını almıştık zaten. Daha fazlası hepimiz için sorun yaratabilirdi.
“Anlıyorum. Eğer rapor bu kadarsa çıkabilirsin.”
Helena kapıya yönelmedi.
“Bir şey daha var.”
Ses tonunda garip bir tını vardı.
“Evet?”
“Kan örneğini aldıktan sonra Elenor’la birlikte laboratuvara gidiyorduk. Yaşananlar hakkında konuştuğumuz için çok dikkat etmedim.”
Sabırsızlanmaya başlamıştım.
“Uzatma Helena.”
“Elimizde kan tüpü varken kitabın bulunduğu odanın önünden geçtik.”
“Ve?”
Merakım artmıştı.
“Kan kitaba doğru yöneldi.”
Kaşlarımı çattım ama bir şey söylemeden devam etmesini bekledim.
“Gerekli analiz için kanın büyük kısmını ayırdım. Sonra küçük bir miktarı kitap üzerinde denemek için sakladım. Odaya gidip kanı kitabın üzerine döktüm.”
Artık bütün dikkatimi Helena’ya vermiştim.
“Ve?”
“Kan kitabın yüzeyine değdiği anda emildi. Aynı anda kitap havada asılı durmayı bıraktı ve kürsünün üzerine düştü. Sayfaları kendiliğinden açıldı ve belirli bir sayfada durdu. Ne kadar uğraşsam da kapatamadım ya da sayfayı çeviremedim.”
Helena kısa bir an durdu.
“Ayrıca odadaki atmosfer de değişti. Daha önce hissettiğimiz o garip baskı tamamen kayboldu.”
Vücudum gerilmişti. Bu bir ilerlemeydi. Artık elimizde kesin bir şey vardı. Kitap ve kadın arasında bir bağlantı bulunuyordu. Kadının buraya gelmesini sağlayan şey kitap mıydı? Bunu öğrenmenin tek bir yolu vardı.