Skip to content

...

Chapter 10 · 3 min read

...

Chapter 10

sarıldın bana jayla..

Yanıma oturdu.

-şaşırmış olmalısın.

Kafamı salladım. Tabi şaşırdım. Bir anda karşıma çıktı. Ayrıca onu kız sanıyordum!

+Nereden buldun beni?

-aslında hep yanındaydım jayla. Sadece bir yabancıydı senin için.

Ne demek hep yanımdaydı? Takip falan mı etti beni!?

+anlamadım?

-mesela aynı okuldayız. Evlerimiz de yakın. Ama sen bunları bilmiyorsun tabi.

+H..hayır. bilmiyordum.

Konuyu değiştirmeye çalıştım.

+Sen bana bu kadar yakınken, ben adını bile bilmiyorum. Biraz tuhaf.

Hafifçe güldü.

-Luke. Adım.

+güzelmiş..

Onunla aylarca konuştum. O benim en yakın arkadaşım. Ama bir anda yüz yüze gelmek çok tuhaf. Bir anda samimi olamamam çok normal.

-neden buradasın diye sormuştum aslında..

+doğru. Sana yazmıştım aslında. William öldü. Bende buraya geldim.

Yarama tuz basmak istemiyormuş gibi, konuyu değiştirdi.

-okulda da epey yalnızsın bu arada. Senin yerine ben sıkılıyorum.

Güldüm.

+Evet. Yalnızım biraz. Peki.. sen? Neden daha önce yanıma gelmedin.

-her zaman benden daha önemli sorunların oldu.

Ne demek istedi şimdi?

-şuan da benden daha önemli bir sorunun var.. ama geldim işte. Beni kovmazsın, değil mi?

+Seni de önemsiyorum. Neden öyle dedin ki?

-yine de ailenin benden önce geldiğini biliyorum.

Bir süre ikimiz de konuşmadık. Sonra hızlı ayak sesleriyle birlikte, nefes nefese kalmış birinin sesini duydum. Birkaç saniye sonra yanımızdaydı zaten. Bu Lee'ydi.

Biraz soluklandıktan sonra konuştu.

-kafayı mı yedin sen!?

Cevap vermedim. Luke de ne olduğunu anlamaya çalışır gibiydi.

-annen seni çok merak etmiş. Hemen abimi aradı. Aptal! Öldüğünü falan bile düşündüm.

Ben konuşamadan Luke konuştu.

-bu kim? Ve sana neden aptal diyor?

Lee, onu yeni fark etmiş gibiydi. Gözlerini devirdi.

-asıl sen kimsin?

Luke ayağa kalktı. Noluyor ya bir dakika.

Bende hızla ayağa kalktım.

+Of bi durun. Lee, kavga çıkarma.

Tek kaşını kaldırdı.

-kavga mı çıkarıyorum?

Onu duymamış gibi yaptım. Bakışlarına bakılırsa dövecekti beni.

+İkiniz de arkadaşımsınız işte. Uzatmayın. Eve gidiyorum ben.

Dedim. Çantamı aldım ve yürümeye başladım. En üzücü günlerimin birindeyim şuan. Onların kavgasıyla ilgilenemem.

Eve gittiğimde güneş batıyordu. Odama girmedim. Giremezdim. William orada mı, değil mi bilmiyorum. Ama yinede oraya gitmek istemedim.

Salondaki koltuğa uzandım. Büyük pencereden az çok görünen gün batımını izledim. Ah be William. Kim yaptı sana bunu minik oğlum.

Yüzümde hissettiğim soğuklukla sarsıldım. Annem yüzüme buz gibi su dökmüştü. Koltukta uyudum mu ya ben..

-ölü gibi yatıyorsun! Korktum.

+Neyse serinledim.

Gözleri dolmuş gibiydi.

-William.. ne zaman..?

Konuşmaya devam edemedi. Annem belki de William'ı benden daha çok seviyordu. Onunla aralarında çok güçlü bir bağ vardı. Annem benden çok William'ı görüyordu.

Her ne kadar temas sevmesem de, sarıldım ona. Ben bu kadar kötü hissettiysem, kim bilir o ne hissediyordur. 2. Defa en sevdiği kişiyi kaybediyor. Her ne kadar belli etmese de kolay bir şey değil.

-sarıldın bana jayla..

Dedi göz yaşlarını silerken.

+abartma anne.

Güldü.

-eğer ağladığımda sarılacaksan, her zaman ağlarım.

Sonra telefonuma mesaj geldi. Bu Luke'dendi.

(ucakkazasi357)"aşağı inmek ister misin? Seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum."

ne yazmalıyım ki şimdi.. annem yalnız kalırsa daha çok üzülebilir. Ama uzun süredir konuştuğum, ve hakkında hiçbir şey bilmediğim biri beni aşağı çağırıyor.. göz ucuyla anneme baktım. Karşı koltuka telefonuna bakıyordu. Bir süre William'ın katilinin o olabileceğini bile düşünmüştüm.. her ne kadar bundan haberi olmasa da, vicdan azabı çekiyorum.

(Luke)

End of chapter

0 comments

No comments on this chapter yet. Write the first one.